12 Eylül 2026 Cumartesi

Zamanlama

Üsküdar Belediye başkanının tutuklanmasının ardından, Üsküdar belediyesinde yapılan başkan vekili seçimi, öyle zannediyorum, siyasetimizde epey gündem olmaya devam edecek. Belki de Güneş Motel olayı gibi siyasetin milatlarından biri olarak hafızalardaki yerini alacak.

Burada belediye başkan vekilliğini kazanan haklı, diğerleri haksız, biri hak yedi, diğeri mağdur oldu gibi bir değerlendirmede bulunmayacağım. Az buçuk siyaseti takip edenler bunun değerlendirmesini yapacak.

Yine başkan vekili seçimi öncesi belediye meclisi üyelerinin tutuklanması, istifalar ve geçişler, partisinin adayı dururken rakip parti adayına oy vermeler üzerinde de durmayacağım. Suçluysa tutuklanır, partisinde huzur bulamadıysa veya hesap kitap yapıp başka partiye transfer olduysa ya da kendi adayı dışındaki rakip parti adayına oy vermişse kendi bilecekleri iş.

Belediye başkan vekilliğinin kimde kaldığında, kime geçtiğinde, belediyeyi kimin kazandığında da değilim. 

Üzerinde duracağım, zamanlamadır. Başkan vekili seçimi öncesi tutuklamalar ve parti değiştirmelerin zamanlaması ister istemez dikkat çekiyor ve manidar bulunuyor.

Benim siyaset etiğim; vekilin, belediye başkanının ve belediye meclis üyesinin yeni bir seçime kadar seçildiği partide görev yapması. Özel veya herhangi bir sebeple istifa edenin de bağımsız kalması ve bir başka partiye geçmemesi yönündedir. Bu, kişinin kendine ve özellikle seçmenine olan bir saygısıdır.

Belki Üsküdar seçimlerinde her şey normal seyrinde olmuştur. Fakat görüntü ve iddialar bu işin normal seyrinde olmadığı yönünde. İsnat ve iddialar konuşulsa da hepsi isnat ve iddia olarak kalacak. Çünkü bu ülkede gerçeklerin er veya geç ortaya çıkmama ya da çıkarılmama gibi bir yönü var.

Ben olsam, her türlü istifa ve geçiş, gözaltı ve tutuklamada hem adliye hem de kişiler zamanlamaya dikkat etmeli. Yapılan şeyler "Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü" şeklinde yorumlanmamalı. Yani bir seçim arifesinde bunlar olmamalı. Seçim bittikten sonra istifa edilip bir başka partiye geçilirmiş, gözaltı ve tutuklama olurmuş... Bu başka bir şey. Yanlış anlaşılmaya sebebiyet verecek tasarruflardan kaçınmak lazım. Çünkü ağzı olanın konuştuğu bu ülkede insanların ağzını büzemezsiniz.

Tüm bu olup bitenlerden benim anladığım, siyasetimizde omurga yok, ilke yok, prensip yok, ahlak yok, etik değerler yok, şeffaflık yok, utanma yok, farz yok, vacip yok, müstehap yok. Sadece mübahlık var, hesap kitap yapma var, ikbal var. Öyle bir siyaset izleniyor ki kazanmak için her yol mübah görülüyor ve herkesin bir zaafı var. O zaaf yönler ilmek ilmek işleniyor ve herkesin satın alınır bir yönü var. Ne diyeyim, alana da satana da hayırlı olsun. 

Eğer bizdeki siyaset böyleyse böyle siyaset benden uzak olsun. İlkesiz ve etik değersiz siyaset yapacaklar, ben tencere, sen kapak diyerek kendileri çalıp kendileri oynasınlar. Ben onlardan beriyim. Onlar da benden ırak olsunlar. 

Güneş Motel Olayı

Güneş Motel Olayını eskiler bilir:

1977 seçimlerinden Ecevit 1.parti çıkar. Yalnız bu birincilik hükümeti kurmaya yetmez. Kurduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamaz. Yerine, Süleyman Demirel başkanlığında AP-MSP ve MHP partileri bir araya gelerek II. Milliyetçi Cephe hükümeti kurulur. 

Seçimlerde I. parti çıkan Ecevit, hükümeti düşürüp yeni hükümet kurmak için İstanbul Florya'daki Güneş Motel'de 11 AP milletvekiliyle gizli bir görüşme yapar. Bu görüşme 11'ler olayı olarak da bilinir. Bu görüşmenin ardından 11 vekil istifa ederek CHP'ye katılır. II. MC hükümeti gensoruyla düşürülür. 

Ecevit tarafından kurulan 42. hükümette AP'den istifa edip CHP'ye katılan ve '11'ler olayı' olarak tarihe geçen 11 vekile hükümette bakanlık verilir. 

AP'den istifa edip CHP'ye geçen vekil isimleri ve aldıkları bakanlıklar:

Tuncay Mataracı: Gümrük ve Tekel Bakanı

Şerafettin Elçi: Bayındırlık Bakanı

Hilmi İşgüzar: Sosyal Güvenlik Bakanı

Mete Tan: Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı

Orhan Alp: Sanayi ve Teknoloji Bakanı

Ali Rıza Septioğlu: Devlet Bakanı

Enver Akova: Devlet Bakanı

Ahmet Karaaslan: İmar ve İskan Bakanı

Güneş Öngüt: Ulaştırma Bakanı

Hasan Korkut: Devlet Bakanı

Cemalettin İnkaya: Mahalli İdareler Bakanı

“Büyük umut ve pazarlıklar sonucu kurulan bu hükümet, toplumsal kutuplaşmanın, ekonomik darboğazın ve anarşinin önüne geçememiş”, 1979 yılında yapılan ara seçimlerde CHP'nin ağır bir yenilgi alması sonucunda Ecevit'in istifa etmesiyle son bulmuştur. 

Yapılan transferlerle kurulan bu hükümetin ömrü 1 yıl 10 ay 7 gün sürmüş. Transfer edilerek bakanlık verilenlerden üç tanesi Yüce Divan'da yargılanıp mahkum olmuş. Bunlardan Tuncay Mataracı, "rüşvet almak ve görevi kötüye kullanmaktan" 36 yıl, Hilmi İşgüzar, "kayırma, yolsuzluk ve nüfuz ticareti ile SSK/BAĞ-KUR'u zarara uğratmaktan 9 yıl 8 ay, Şerafettin Elçi ise" rüşvet almak ve görevi kötüye kullanmaktan" 2 yıl 4 ay mahkumiyet almıştır. 

Bakanlık garantisiyle partisinden istifa eden vekillere göz atıyorum. 2 yıldan daha az bir bakanlık için değer miydi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Tuncay Mataracı, Şerafettin Elçi ve Alirıza Septioğlu dışında adı, sanı duyulan yok. Mataracı da öyle zannediyorum, bugüne kadar Yüce Divan'ın verdiği en büyük mahkumiyet almasından dolayı unutulmuyor olsa gerek. Mahkumiyet almasına rağmen Şerafettin ELÇİ isminin havalimanına verilmesi de manidar. 

İyi şeylerin dönmediği ve siyasi etiğin ayaklar altına alındığı Güneş Motel Olayının ardından neredeyse yarım asır geçti. Yani tarih olmuş. Yalnız bu transferler siyaset tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Bu konuyu ele alarak istedim ki geçmiş bu kara leke günümüze ışık tutsun ve bu yolun yolcularına ibret olsun. Fakat ibret alınmadığı görülüyor. Tarih tekerrürdür dedikleri bu olsa gerek. Keşke ibret alınsaydı da tarih tekerrür etmeseydi. 

10 Eylül 2026 Perşembe

Esnafın Raconu

Sitenin ufak tefek bir tamir işi var. Kimi çağırayım derken bir tanıdığıma, bana şu işi yapan biri lazım dedim. "Şurada falan var. O yapıversin. Dur arayayım" dedi. Aradı. "Bir arkadaşımın işi var, telefonunu vereceğim. Fazla alma. Yapıver" dedi ve meslek sahibinin numarasını gönderdi.

Ertesi günü arayıp kendimi tanıttım. Müsait olduğun zaman bir bakar mısın, falan verdi numaranı dedim.

Kavilleştiğimiz saatte gelemedi. Aradım. "İşim bitmedi" dedi. İyi, bitince gel, ben evdeyim dedim.

Tamir edilecek yerleri gösterdim. 

"Buraları şöyle böyle yaparım. Şuralara da bunu yaparım. Yalnız elimde iş var. Ancak bir hafta sonra yapabilirim" dedi.

Ne tutar bu dediklerimin fiyatı dedim. "Ne diyeyim. Sizi mesleğiniz itibariyle severim. Para almadan da yaparım. Çünkü 'Bana bir harf öğretmenin kırk yıl kölesi olurum' demiş Hz Ali miydi diyen? Yalnız yanımda bir çocukla ben burada 1-1,5 gün uğraşacağım" dedi. Teşekkür ederim. Parasız yapacağım desen zaten kabul etmem. Siz ederini söyleyin. İşçilik için pazarlık da yapmam dedim.

"O zaman kaç alayım? Buna daha malzeme de kullanacağım. Sizin siteniz kaç daire" dedi. Böyle bir soruyu garipsedim doğrusu. Ne yapacaktı sitede oturan sayısını. Sorana söyleyeceksin elbet. Şu kadar kişi dedim. "Her daireden 1000 lira alsak, şu kadar yapar" dedi. Bakışımdan, istediği meblağı fazla bulduğumu anlayınca, "Sadece şu kısımları yaparsam 10 bin, bu kısımları da yaparsam 12 bin alayım. İnan çok değil, benzin olmuş şu kadar, yanımda çocuk getireceğim, bu kadar, ustanın yevmiyesi şu kadar" dedi. Beyefendi, az aldığını, çok aldığını bilmem. Kendi işim olsa üçü, beşi aramam. İş senin derim. Ama burası sitenin işi. Komşularla bir istişare yapayım. Yarın haber veririm dedim. Vedalaştık. Giderken de "Kendi işin olursa gelir yapayım. Haberin olsun" dedi.

Ertesi günü aracı olan sordu. Ne yaptınız, kaç istedi diye. Söylediğim miktarı kafasından hesapladı. "Normal" dedi. 

Bir gün gecikmeli olarak arayıp iş senin, yapıver dedim.

Geleyim bu esnafın yapacağı tamir ve tadilat için kestiği racona. Yukarıda dediğim gibi garip karşıladım. Ne demek "Site kaç kişilik". Mübarek nüfus memuru ya da eskilerde yapılan nüfus sayımı memurlarının hanede oturan sayısını sorduğu gibi sitedeki daire sayısını soruyor. Halbuki işi gösterdim. Hesap kitap yapacak, kullanacağı malzemeyi, üzerine de işçiliğini ekleyip bir fiyat söyleyecek. Bu sorudan benim anladığım, esnaflığın, işçiliğin, tamir ve tadilatın bir kriterinin olmadığı, tutturabildiğini söylediği. Güya site sakini sayısını öğrenip her sakinden ne kadar alırım hesabı yapıyor. Esnafın böyle racon kesenini de ilk gördüm. Acaba, site tek kişiden ibaret deseydinm, 1000 liraya yapar mıydı? O zaman da başka racon devreye girerdi sanırım.