Öğretmenliğimin ilk iki buçuk yılının ardından zorunlu hizmeti tamamlayayım diye bir başka ile tayin istedim. Bir ilçeye atandım.
Okulda yeniyim. Kredili sistemin uygulandığı yıllar.
Onuncu sınıflardan bir sınıfın siyer dersine giriyorum. İki saatlik bir ders. Ders yıllık değil, dönemlik.
Öğretmenliğimin ilk birkaç yılından sonra prensibimdir. Soruları hazırlamadan önce sorumlu tuttuğum alanla ilgili ne kadar sayfa varsa tekrar okur. Her cümle ve paragraftan soru çıkarırdım. Çıkardığım bu soruları çalışma sorusu olarak öğrencilere dağıtırdım.
Siyer dersinde de böyle yaptım. Yanlış hatırlamıyorsam kısa cevaplı 100'ün üzerinde soru vardı. Bunlardan soracağım. Lütfen çalışın dedim.
Bu yöntemle iki gruplu iki sınav yaptım. 100 alan olduğu gibi zayıf alan da oldu.
Dönem sonuna doğru sözlü notlarının verileceği aşamada sınıf başkanının da notları zayıfmış. Efendi, sevdiğim bir öğrenci idi. "Hocam, bir şey yapabilir misin" demişti. Ben de şu anda bir şey diyemem. En iyisi kalacağını hesaba kat dedim.
Bir gün okulun müdür yardımcısı, "Falan çocuk iyi çocuktur. Sizin dersten kalıyormuş. Bir şeyler yapamaz mısın" dedi. Hocam, ortalaması 40'ın altında ise bir şey diyemem. Henüz karar vermedim dedim.
Ardından öğrenciyi çağırdım. Sınıf geçmek için araya birini koyarsan geçecek durumda olsan bile geçirmem. Arkasında kimsesi olmayan çocukların suçu ne deyip kızdım.
Birkaç gün geçti. Sözlüleri vereceğim. Düşünüp taşındım. Oturup kalktım. Tüm öğrencilerin yazılı ortalamasını hesap makinesiyle çıkardım. Araya müdür yardımcısını koyan çocuğun ortalamasına baktım. Ortalaması 31 idi.
Düşünüp taşındım. Bu efendi ve saygılı çocuğu geçirmeye karar verdim. Ama velisi gelmeyen, kendisine referans olunmayan diğer çocukların suçu ne idi? O çocukların da hakkını korumalıydım.
Sonunda, bu çocuğu baz alarak ortalaması 31 ve yukarı olanların ortalamasını sözlü notuyla 45'e tamamlamaya karar verdim. 31 ve yukarısı dersimden geçti. Aşağısı yazın ders tekrarına kaldı.
Evet, bu çocuğa torpil yapmıştım ama aynı torpili, çocukla aynı seviyede olup referansı olmayan diğer çocuklara da uyguladım ki haksızlık olmasın.
1994-1995 öğretim yılının ilk döneminde başımdan geçen bu anekdot, 9 bin PKK'liyi kapsayan ve hatırı sayılır bir vekilin kabul oyuyla Meclisten geçen Çerçeve Yasa dolayısıyla aklıma geldi. Yasanın içeriğini tam bilmemekle beraber kanundan "Suça karışmamış örgüt üyeliği olanlar" yararlanacakmış.
Ülkemizde bu şekil suça karışmadığı halde terör örgütü üyesi ve iltisaklısı olduğu için mahkumiyet alan ve görevinden ihraç olan insanlar var. Çoğu cezasını çekip çıkmış, kimisi yargılanıyor kimisi de halen cezasını çekiyor. Çoğu bu toplumun içinde yaşıyor.
Çerçeve yasayla mademki "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" murat ediliyor. Bu Kanun'dan diğer terör örgütü üyeleri de faydalandırılsaydı daha adil ve hakkaniyete uygun olmaz mıydı? Kanun'u terör örgütü kapsamına giren belli bir kesime uygulayıp aynı kapsama giren diğer terör örgütü mensuplarına uygulamamakla, toplumsal bütünleşme sağlanabilir mi? Madem devlet böyle bir Kanun'a ihtiyaç duydu. Bundan, darbe tetikçiliği yapmamış; polis, asker ve sivil öldürmemiş, eline silah almamış ama devlet nezdinde terör üyesi muamelesi görmüş kişiler de yararlandırılmalıydı.
Şimdi sırası değil denebilir. Bence tam sırasıydı. Mecliste farklı partilere mensup 468 vekil bu Kanun'a evet oyu verdiğine göre bir, iki parti hariç bu konuda Mecliste bir konsensüs sağlanmış demektir. Aynı vekiller pekala diğer terör örgütü mensuplarına da evet diyebilirdi.
Bu terör örgütü mensuplarının da bu Kanun kapsamına alınması için illa Öcalan gibi bir aktör mü olmalıydı? Diğer terör örgütü mensuplarının arkasında kimse olmadığı için mi onlar bu Kanun'dan yararlandırılmadı? Bunun için illa bir süreç mi gerekiyor? Bence şık ve adil olan, arkası olsun veya olmasın suça bulaşmamış tüm terör örgütü mensupları bu Kanun'dan yararlandırılmalıydı. Derdimiz adalet olmasa bile en azından eşitlik sağlanmış olurdu.
Devlet dediğin ülke insanını suçlu kabul edilsin veya edilmesin, herkese eşit, adil ve kucaklayıcı olmak zorundadır. Birine öz, diğerlerine üvey evlat muamelesi yapmaması lazım.
Hülasa, benim bir öğrenciyi geçirmek için koyduğum kriteri, Meclisimiz pekala diğerlerine de uygulayacak şekilde kapsamı genişletebilirdi. İşte o zaman -şayet fayda sağlayacaksa- toplumsal bütünleşme murat edilmiş olurdu. Heyhat ki heyhat...