Öğretmenliğimin ilk yıllarından yönetici oluncaya kadar 13-14 yıl boyunca şimdilerde performans adı verilen sözlü notunu verirken ince eler, sık dokurdum. Şimdiki gibi bol kepçe ve aynı kepçe vermezdim.
Kalacak öğrenciler var, kritik öğrenciler var, nasıl bir sözlü kriteri belirleyelim diye notların teslim gününe gelinceye kadar kendimce makul, anlaşılabilir ve vicdanımı rahatlatacak bir kriter belirlemeye çalışırdım. Öyle sözlü notu vermeliyim ki hak eden hakkını alsın, kimse haksızlığa uğramasın, hiçbir öğrenci mağdur olup gönül koymasın.
Koyduğum kriteri de sınıfta tüm öğrencilerin huzurunda açıklamışımdır. Bazen verdiğim sözlü notunu okuduğum da oldu.
Bu zaman zarfında "Hocam, sözlüme yüksek vermişsin. Hiç beklemiyordum. Çok teşekkür ederim" diyenleri gördüm. Onlara yanlışlık olmuş, düzeltirim dediğim oldu. Ben vermedim. Sen hak ettin dediğim de. Ama bugüne kadar "Beni bırakmışsın, bana herkesten düşük vermişsin. Haksızlık yaptın" diyene rastlamadım. Her öğrenci durumuna razı olur, memnuniyet duyar, durumuna razı olurdu.
Aklımda kaldığı kadarıyla Kur'an-ı Kerim dersine girdiğim bir öğrenciye hangi notu vermişsen beğendirememiştim. Bu dersin yazılısı yok. Tamamen birebir okumaya bağlı bir ders. Öğrenci iyi okuduğunu sanırdı ama okuması, mahreçleri berbattı. Yanlışı doğrusunda fazla idi. Anlaması ve anlayışı kıt bu öğrenci dışında verdiğim notlardan hoşnut olmayan yoktu. Sınıf arkadaşları da bu öğrencinin kapasite ve çapını bilirdi. Sınıf nasılsa biliyor, bu çocuğa hendek atlatmaya gerek yok deyip fazla izah yaparak çenemi yormazdım. Çünkü zamanında o kadar dil döktüm. İkna etmeye çalıştım. Nuh dedi, peygamber demedi.
İlk başlarda yazılı kağıtlarını derste okur, yanlışlık var mı diye tüm öğrencilere dağıtırdım. İsteyen cevap anahtarıyla karşılaştırabilir derdim. Çoğu gerek görmezken cevap anahtarındaki puanlamaya göre yazdıklarına bakan olurdu.
Çoğu zaman ben notunu söylemeden kaç beklediğini sorardım. Notu beklediğinden düşük gelirse, al kağıdına vak. Bu da cevap anahtarı deyip kağıdı önüne bırakırdım. Beklediği nottan yüksek not alan öğrenci kağıdıma bakabilir miyim dediğinde, zaten yüksek gelmiş. Daha neyine bakacaksın deyip vermezdim.
Bazen kağıtları vermeden yazılı notlarını okurdum. "Beklediğimden düşük geldi. Kağıdıma bakabilir miyim" diyene, al bak deyip kağıdı önüne koyardım. Kağıdına bakıp "Hocam, yanlışın içindeki tek doğru harfe bile puan vermişsin. Yanlışlık yok. Fazlasıyla vermişsin" deyip kağıdını geri veren de olurdu.
Sınavlarda belli sayfa arası soru sorardım. Sınavda en az iki gruba ayırırdım. Sınav öncesi öğrencilere, şu anda iki sınav oluyorsunuz. Biri bu dersin sınavı. Diğeri de dürüstlük sınavı. Çalışmamış olabilirsiniz. Bunun telafisi var. Lütfen dürüstlükten ödün vermeyin. Sağa, sola bakmayın. Kopyaya yeltenmeyin. Size güveniyorum. İki puan fazla alacağım diye hakkınız olmayan şeyi yapmayın. Sınavda aklınızı kiraya vermeyin. Arkadaşınız sizden iyi yapar diye düşünmeyin. Kendi aklınıza güvenin. Telafisi olan ve dünyanın sonu olmayan basit not için hırsızlık yapan yarın hayatında daha büyük hırsızlıklar yapar türünden açıklama yapardım.
Sınav esnasında çok hassas olur, hiç tolerans göstermezdim. Yine de kopya çeken belki olurdu. Çünkü iki gözüm ancak iki kişiyi görür, diğerlerini göremeyebilirdim.
Sınavı okurken yazılan garip cevapları not eder, sınıfta okurdum. Okuduğum bir kağıtta gördüğüm bir yanlışı başka kağıtta da görünce bunlar birbirine bakmış diyerek iki kağıdı birlikte okur, yanlışa verdiğim puanı iptal eder. Puanları okurken kimin kime baktığını, şu cümleyi falan falandan çekmiş. Bir daha olmasın. Şakam yok derdim.
"Aynı yanlışı düşünmüş olamaz mıyız" diyene, doğruda isabet olur ama yanlışta isabet olmaz. Lütfen savunmaya geçmeyin. Nazarımda küçülürsünüz derdim.
Yazılılar bitip iş sözlü vermeye gelince, o zamanlar şimdilerde performans denilen sözlü puanını gramla veriyorum. Sözlü vermek için son haftaya kadar bekliyorum. Gelip giderken, oturup kalkarken vereceğim sözlülere bir kriter belirlemeye çalışıyordum. Öyle kriter belirlemeliyim ki hiçbir öğrenciye haksızlık olmasın. Hiçbir öğrenci bana haksızlık yaptın demesin. Verdiğim sözlü notu makul ve açıklanabilir olsun. Kısaca vicdanımın sesini dinliyorum.
Yıllara ve derse göre değişse de sözlü notu vermek için şu kriterleri göz önüne aldığım olmuştur:
İki sınavından biri 50 ve yukarısı olanı dersten geçireyim.
Ortalaması 40 ve yukarı olanlara geçer not vereyim.
Derse katılan öğrencilerin yazılı notları ne olursa olsun sözlüsüne 100 vereyim.
Derste nötr ve problemli olanlara yazılı ortalamasını değiştirmeyecek, sonu sıfır veya 5 olacak şekilde sözlü vereyim.
Yazılı notu, dersteki uyum ve uyumsuzluğu ne olursa olsun, hiçbir öğrenciye yazılılarının ortalamasının altında sözlü notu vermeyeyim.
Sözlü notu verirken dikkat ettiğim bir husus da kendisine karşı tavırlı olduğumu sanan problemli öğrencilere, bana takmıştı zaten diye düşünmesin diye yazılı ortalamasının beş, on puan yukarısını sözlü olarak verdim.
Yazım uzadı. Burada keseyim. Bir sonraki yazımda belirlediğim bir sözlü kriterinden bahsedeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder