15 Eylül 2026 Salı

Zılgıt Yemek

Bir ilçede görev yaparken yapılacak bir toplantıya katılmak için öğle arası okuldan çıktım.

Giderken öğle arasını yapıp okula doğru gelen okulun bazı kız öğrencileri denk geldi. Hepsi de okulun hırkasını bellerine bağlamış vaziyette idi. Bu görüntü hoşuma gitmedi. Selam verdim. Kızlar, bu görüntünüz olmadı. Lütfen hırkanızı ya elinizde taşıyın ya da giyin dedim. Yoluma devam ettim.

Toplantı dönüşü, yolda gördüğüm öğrencilerden biri odama girdi. İsmi A. S. D. idi. "Bir şey söylemek istiyorum" dedi. Buyur kızım dedim. "İlkokul, ortaokul boyunca kılık kıyafetimden dolayı hiçbir müdürüm beni uyarmadı. İlk siz uyardınız. Bundan sonra beni böyle görmeyeceksiniz. Özür dilerim" dedi. İnşallah kızım. Duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum. Niyetim uyarmak değil. Öyle giyimi yakıştıramadığım için size rehberlik yaptım. İnşallah üzmemişimdir dedim. 

Okulda görev yaptığım müddetçe bu öğrenciyi herhangi bir konuda hiç uyarmadım. Aradan yıllar geçse de hem bu anekdotu hem de bu sorumlu ve duyarlı öğrenciyi hiç unutmadım. 
*
Okulun müdürü yeni değişti. Nazik, kibar ve işini bilen biri. Aynı zamanda çok zeki. Tanıştığı kişiye ismiyle hitap ediyor. 

Toplantıda, "öğretmen girişinin sağında ve solunda sigara içmeyelim. İçen arkadaşlar kendilerine ayrılan bölümde içerlerse memnun olurum. Çünkü kapım açık duruyor. Dış kapının önünde içilen sigara dumanı rahatsız ediyor" dedi. 

Belli ki burnu hassas biri, sigaradan da rahatsız oluyor. Buna eyvallah. Böyle hassasiyete kim ne diyebilir ki. 

Tüm öğretmenler hassasiyete hassasiyet deyip gerekli özeni gösterdi. Ben de bu kervanın içindeyim. 

Bir gün dersten çıkıp menzilime doğru giderken öğretmenlere ait kapının önünün anam babam yeri olduğunu gördüm. Veliler, misafirler ve seminer almak için dışarıdan gelen öğrencilerin kapının sağında ve solunda sigara içtiklerini gördüm. Açık hava olmasına rağmen ortam tilki çıkarmaya hazır hale gelmiş. 

Dışarının öğrencisi de olsa öğretmenlerin gözünün önünde sigara içmelerini garipsedim. Onlara, gençler bu bölge öğretmenlerin bölgesi. Burada sigara içmeyin. Arka tarafa geçin dedim. Hemen geçenler olduğu gibi umursamayanlar da oldu. Umursamayanları umursadım. Tekrar seslenerek hepsini dağıttım. 

Seminer veren öğretmen de oradaydı. O da sigara yakmış. Latife olsun diye hocanın talebeleri de böyle olur, öyle değil mi hocam dedim. O da latifeye latifeye karşılık vererek öyle dedi. Ardından sigarayı yakıp kendi bölümümüze geçmek için hareket ettim. Baktım arkadan bir seslenen var. Dönüp baktım. Orada kalan öğretmene, "Toplantıda söyledim. Burada içmiyoruz" dedi. Ardından ismimle bana seslendi. Eyvallah hocam deyip yerime gittim. 

Eyvallah desem de böyle bir duruma düşmekten dolayı mahcubiyet duydum. Çünkü bugüne kadar kuralları ve hassasiyetleri çiğnemeden yaşadım. Kimseden de uyarı almadım. Karizmayı ilk çizdirişim desem yanlış olmaz. 

Yalnız yasaklanan yerde içsem hiç gam yemeyeceğim. Müdüre de bir şey demem. Çünkü hakem gibi gördüğüne düdük çaldı. Ne bilsin az önce onca sigara içeni dağıtanın ben olduğumu ve dışarıyı düzene koyduğumu. Neyse, balık bilmezse Halık bilsin.

Hasılı, bu yaşta zılgıt (zılgıç*) yemek de varmış.

*Anadolu'nun bazı yörelerinde zılgıt, zılgıç şeklinde ifade edilir. 

14 Eylül 2026 Pazartesi

Hakikat Arayışı Üzerine Düşünür Sözleri *

"Hakikati arayan kişi yalnız kalmayı da göze almalıdır." (Søren Kierkegaard)

"Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez". (Sokrates)

"Hakikati aramak insanın önce kendine söylediği yalanları fark etmesiyle başlar". (Carl Jung) 

"Hakikati arayan kişi önce kendi nefsinin yalanları ile yüzleşmelidir". (İmamı Gazali) 

"Hakikat çoğu zaman çoğunluğun alkışladığı yerde değil, yalnız kalan vicdanda saklıdır". (Søren Kierkegaard) 

"Gerçeği araştırmayan insan, başkalarının kanaatlarıyla yaşamaya mahkum olur". ( ibni Rüşd) 

"Hakikati bulmak isteyen kalabalığın gürültüsünden değil, iç sesinin dürüstlüğünden yardım almalıdır". (Lao Tzu) 

"Hakikat çoğu zaman hoşumuza giden şey değil, yüzleşmekten kaçtığımız şeydir". (Friedrich Nietzsche) 

"Hakikat çoğunluğun inandığı şey değil, sorgulamaya dayanan şeydir". (john Stuart Mill) 

"Gerçek onu görmezden gelenlerden bir gün mutlaka intikamını alır". (Albert Camus)

*Akın Gözükan'a ait videosundan yazıya geçirilmiştir. 

Atatürk Irkı

Yeni tanıştığım birinin konuşmasına şahit oldum: Önce “ekonomiden, toplumun yüzde 57'sinin asgari ücretle geçindiğinden, daha doğrusu geçinemediğinden yakındı. Buna rağmen giyim, kuşam ve pahalı cep telefonundan geri kalmadığını, bu parayı nereden bulduklarına şaşırdığını, çalıştığım okulda ihtiyaç sahibi 110 öğrenci tespit ettiklerini, bunlara çorba verdiklerini” anlattı. Araya girip bak şu arkadaş hükümetin içimizdeki temsilcisi, dikkatli ol, böyle sessiz durduğuna bakma dedim. "Olsun, ben siyaset yapmıyorum" dedi. 

Ardından "Türkiye'de şu ırk, bu ırk yok. Başka ırk tanımam. Herkes Türk de demem. Tek ırk var. O da Atatürk ırkıdır. Çanakkale geçilseydi görürdük günümüzü" dedi. Sonuçta Çanakkale geçildi ama dedim. "Geçilmedi" dedi. Geçildi dedim ısrarla. "Geçildi ama tutunamayıp gittiler" dedi. Sonra konuşmaya devam etti mi, dinleyeni oldu mu bilmiyorum. Çünkü işime gitmek üzere müsaade alıp ayrıldım. O ise konuşmasına devam ediyordu. 

Aslında, ilginç bulduğum bu kişiliği biraz deşeleyip kendine özgü, ilginç fikirlerini dinlemek isterdim.

İlginç buldum. Şundan: "Atamız Atatürk" diyeni gördüm de ırkımız Atatürk kabul edene ilk defa rastladım.

Bu topraklarda Türk, Kürt, Çerkez, Abaza vb. ırklar duydum da Atatürk ırkını ilk defa duydum. 

Toplumsal bütünleşme adına "Türkiye halkı" diyenleri duydum da Atatürk ırkını ilk duydum. 

Dünyada İngiliz, Ermeni, Fransız, Arap vb. ırklar duydum da Atatürk ırkını ilk defa duydum. 

Sami, Âri, Kafkas, siyahi vb. ırklar duydum da Atatürk ırkını ilk duydum. 

Bilirim ki bu ülkede Anayasaya göre "Kendisini Türk kabul eden herkes Türk’tür". 

Belli ki arkadaşımız Atatürk'ü çok seviyor, sevgisinden böyle diyor. Fakat sevginin yolu, onu ırkın menşei görmek olmasa gerek. Yaptıklarını anlatabilir. Çok güzel şeylere imza atmış bir deha idi diyebilir. Ama bu topraklarda yaşayanları Atatürk ırkı olarak görmesini doğru bulmam. Sevelim sevmeye de severken ölçüyü ve izanı kaçırmayalım. 

Bir diğer husus, "Çanakkale Geçilmedi" denmesi. Bu da hamaset ve bize ezberletilenlerden başka bir şey değil. Doğrudur. Çanakkale Geçilmedi. Ama Osmanlının 2.Dünya Savaşında mağlup olmasıyla birlikte muharebede geçirmediğimiz düşman ordusu, sonrasında Çanakkale'yi geçip İstanbul'a kadar gelmiştir. 

Tamam, Çanakkale Muharebesi destansı bir muharebedir. Düşman geçmesin diye az şehit verilmemiştir. Bu muharebe ile gurur duyalım ama sonucu da kabul edelim. Çünkü savaş 90 dakikalık maç gibidir. Maçın içinde gol atılabilir, atılan gol çok güzel olabilir. Çanakkale cephesinde gol attık ama diğer cephelerde sayısız goller yedik. Maçın skoru, 90 dakikanın bittiği zamanki skordur. 

"İstanbul'da tutunamadılar" demesi de iddialı. İstanbul'u işgal eden İngilizler tutunamayıp da mı gittiler, başka bir hesap yaparak mı gittiler? Üzerinde düşünmeye değer. İngilizler İstanbul'da kalmak istese, o günkü şartlarda onları ülkeden atacak gücümüz mü var? Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla birlikte Doğu Cephesi hariç ordumuz bile terhis edilmiş. Şu bir realite ki İngiliz siyasetine bizim aklımız ermez.

Nr diyeyim? Yeni ırkımız hayırlı olsun.