26 Mayıs 2026 Salı

Fırsat Tepmişim

Fî tarihinde bir ilçede iki seneye yakın şube müdürü olarak görev yaptım.

Yaptığım bu görev pek içime sinmese de başlamış bulundum. 

İmdadıma, müstear isimle yazdığım yazılar yetişti. 

Mülki amirin ilgi göstererek şikayet ettiği altı yazım üzerine soruşturma ve inceleme başlatıldı.

Soruşturmaya görevli iki muhakkik, üç yazımda siyasi içerik bulduğundan kademe ilerlemeyi durdurma tecziyesi ve şube müdürlüğünden alınmam yönünde dosya hazırladılar. 

Dönemin bakanının onayı ile şube müdürlüğünden aslî görevim olan öğretmenliğe döndürüldüm. 

Kademe ilerlemeyi durdurma cezasını da il disiplin kurulu onayladı. Onaylanan bu ceza yüksek disiplin kurulu tarafından tescillendi. 

Tanıdıklarımın ısrarı üzerine bölge idare mahkemesine atamanın durdurulması ve cezanın iptali için dava açtım. İlk mahkemede davayı kaybettim. Avukatın istinafa götürelim teklifine, gerek yok, kapatalım gitsin deyip mahkeme boyutunu da kapattım.

Göreve geri iade ve cezanın iptali için yaptığım savunmalarda avukatın dahli yoktu. Hepsi el emeği göz nuru kendi mahsulüm idi. 

Şimdiki aklım olsaydı göreve iade ve cezanın iptali davasından ziyade mutlak butlan davası açardım. Mutlak butlan talebimi gören yerel mahkeme hakimi, neydi bu mutlak butlan diye araştırır dururdu. Mahkeme, mutlak butlanın ne olduğunu öğrenmek için uğraşıp didinirken ben de keyif çatardım. Biraz uzun sürerdi ama koltuğumun geri gelmesi işten bile değildi. 

Ülkemde mahkemenin verdiği ilk mutlak butlan kararı benim olurdu. Mutlak butlan kararını hatırlayamayan "Ramazan Yüce davası" derdi, herkese emsal olurdum. 

Mahkeme kararıyla koltuğa yeniden oturmanın havası da bir başka olurdu. 

Niye böyle dava açmadın diyebilirsiniz. Haklı bir soru. Yalnız bilmiyordum. Bu hukuki terimi ilk defa duydum. Avukatım da "Ramazan Abi, mutlak butlan davası açalım" demedi. Alacağı olsun. Yalnız ona da kızamıyorum. Çünkü hukukçu olmasına rağmen onun da bu terimi ilk defa duyduğunu düşünüyorum. 

Şimdi kendi kendime kızıyorum. Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp, bu ayıp da bana yeter diyorum. 

Kendime yine kızıyorum. Keşke zamanında çevremi geniş tutsaymışım. Her kesimden insanla teşriki mesaim olsaydı diyorum. Mesela iki partiden Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Lütfi Savaş beyefendi ile hukukum olsaydı diyorum. Mübareği ben hekim belediye başkanı sanırdım. Halbuki hukuku da çok iyi biliyormuş. Zamanında kapısını çalıp kendisinden destek istesem çok iyi olacakmış. 

Kendime kızıyorum ama Lütfi Bey'e de kırgınlık ve kızgınlığımı ifade etmek isterim. Hiç belli etmedi ne cevher olduğunu. Meğer Savaş soyadı kendisine öylesine verilmemiş. Savaşarak sonuç almada da üstüne yokmuş. Bilseydim, atlar gider Hatay'a. Lütfi Bey, bilgi, birikim ve tecrübene ihtiyacım var derdim. 

Hasılı, fırsatı teptim bir kere. Maalesef son pişmanlık fayda vermez. 

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Aç Kapa Aç Sezonu

Bugün biriyle beraber oturuyordum. Hal hatır, sağdan soldan derken "Aç kapa aç sezonu da açıldı" dedi. O ne dedim. "Dediğim gibi" dedi.

Sanırım bir şeyler kastediyorsun. Anlamadım dedim. "Olup biten haberlerden haberin yok galiba" dedi. Dedim yok.

Dedi ki "Bir vakıf üniversitesi 30 yıl önce açılmış. Zamanla büyüye büyüye 20 bin mevcudu olmuş. Her ne olduysa altı ay önce kayyım atanmış. 21 Mayıs 2026 tarihli yazıyla kapatılmasına karar verilmiş. Dört gün sonra da tekrar açılmasına karar verilmiş. Mesele bundan ibaret. Bundan dolayı nereden estiyse aç kapa aç sezonu dedim. Dediğimle kalmadım. Dünden beri tekerleme gibi tekrarlayıp duruyorum. Bunu sana açıyorum ki tam senlik bir yazı" dedi.

Dedim kendisine. Niye benlik bir yazı olsun. Üniversitenin açılıp kapanması, hele kapatılır kapatılmaz yeniden açılması, eğer dediğin gibi olduysa aç kapa aç sezonu söyleminiz tam oturmuş. Yalnız devleti biz yönetmiyoruz. Devlet yönetimi bizim düşündüğümüz gibi değil. Önce aç, sonra kapat, ardından tekrar aç olmasında mutlaka önemli gerekçeler vardır. Devlet yetkilileri ölçüp biçip bu şekilde karar vermişler. Bize de uymak düşer.

"Olur mu öyle şey? Bakkal dükkanı açıp kapatmıyorsun. Oyun oynamıyorsun. Tarihçesi çeyrek asrı doldurmuş koskoca üniversite bu. Öyle açtım, kapattım. Yok tekrar açtım demek olmaz" dedi.

Farz et ki kapatmakla yanlış karar verdikleri ortaya çıktı. Tekrar açmakla bir yanlıştan dönülmüş. 'Biz kapattık. Doğru ya da yanlış. Artık bir daha açmayız' deseler daha mı iyiydi? Unutma ki yanlıştan dönmek de bir erdemliliktir.

"Keşke tüm yanlışlardan bu şekil hızlı dönülse en azından mağduriyetler oluşmaz. Mesela aç kapa aç sezonunun Şehir Üniversitesinde de işletilmesi daha iyi olurdu. Nedense Şehir Üniversitesinin kapatılmasından geri dönüş olmadı. 'Aç kapa' şeklinde kaldı" dedi.

Baktım bu tartışma devam edecek. Konuyu kapattım. Çaylarımızı bitirdikten sonra ayrıldım.

Görünen o ki tartışma devam etse de o birini ikna edemeyeceğim. Bu yüzden tartışmayı devam ettirmemin de bir anlamı yok. Sonra üniversiteyi açan açmış, kapatan kapatmış, sonra tekrar açmış. Yetkisi vardır, kapatır, yetkisi vardır, açar. Bundan bize ne öyle değil mi?

Gerçi bize ne desem de “Aç kapa, aç sezonu” hoşuma gitti. Tuttum bunu.

24 Mayıs 2026 Pazar

Bizde Olduk Bir Karadeniz

Konya ve Türkiye bu sene hiç olmadığı kadar yağış aldı. Neredeyse Allah'ın her günü yağıyor. Hem de öyle böyle değil, baya yağıyor. Ülkede birçok barajlar dolduğu gibi taştı da. Yetkililer ister istemez baraj kapaklarını açtı. Şehrinden ırmak geçen bazı şehirler sular altında kaldı. Sel baskınlarına karşın yetkililer her yağış öncesi dikkatli olunması hususunda vatandaşları uyarıyor.

Diğer şehirleri bilmem ama Konya, karasal iklimi iliklerine kadar yaşayan bir şehir. Kışımız da kurak, yazımız da dense abartı olmaz.

Konya bu kuraklıktan son yıllarda fazlasıyla nasibini aldı. Barajlar boşaldığı gibi kuyu suları da sos vermeye başlamıştı.

Susuzluk kapıda endişesi çekerken bu sene bol miktarda yağan, hâlâ yağmaya devam eden yağmur tüm Türkiye'nin ve Konya'nın can simidi oldu. Bereket, Hızır gibi yetişti. Haliyle yüzler gülüyor.

Bol yağmuru görünce Rize veya Artvinliler, şehirlerine sürekli yağmur yağdığını ifade etmek için mizahi bir dille şöyle derler: "Bizde haftada iki gün yağmur yağar. Biri üç gün, diğeri dört gün sürer". Bu mizahı tüm Karadenizliler yapar. Konya'ya bu sene aşağı yukarı her gün yağan yağmuru görünce Karadenizlilerin bu mizahı aklıma geldi ve bizde olduk bir Karadeniz dedim.

Bu mizah bir başka mizahı aklıma getirdi. İşçi olarak Almanya’ya giden bir hemşerimiz çok para kazandığı için kendisine, "Milyoner Ali" demişler. Hemşerimizin lakabı da milyoner Ali olarak kaldı. Rabbim, selamet versin. Aynı zamanda çok sahavet ehli biri.

Avrupa'ya gitmeyen bir başka hemşerimiz de çoluk çocuk didinerek biraz para biriktirmiş. Paranın miktarı bir milyonu bulmuş olmalı ki bu hemşerimizin çocuklarına, "Bizde olduk bir milyoner" dediği söylenir. Sonradan milyoner olan hemşerimize de bol kazançlar dilerim. İnşallah milyoner oldum derken paramızın enflasyon ve devalüasyon karşısında pul olduğunu hesaba katmıştır.

Mizah mizahı, fıkra da fıkrayı hatırlatır. Şehrin gördüğü bol yağmur, geçen sene bir bayram sonrası cuma hutbesinde hatibin konu dışı açıklamasını hatırlattı. Hatip, hutbe bitimi işi yağmurun yağmadığına getirmiş. Şu hadisi okumuştu. “Bir toplum mallarının zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar olmasa, onlara asla yağmur yağmaz.”

Hadisin sıhhat derecesini bilmiyorum. O hatibi o zaman yazı konusu edinmiş, Karadenizliler zekatı veriyor da ondan dolayı mı Karadeniz'e sürekli yağar demiştim. Bu sene bol yağmuru görünce bu hatip kardeşimiz ne düşünüyor acaba? Ya Konyalılar zekât vermeye başladı. Ondan dolayı yağıyor ya da hayvanların yüzü suyu hürmetine yağmur görüyoruz. Bu durumda kurak giden geçen senelerde hayvanlar yok muydu sorusu da aklıma geliyor.

Sadede gelirsem, yıllar yılı kurak geçen ülkemiz bu sene yağan bol yağmurla yağmura doydu. Şu endişemi de dile getirmek isterim. Eskiden yağmurun azlığı bizi düşündürüyordu. Bu sene bolca yağmaya devam eden yağmur da düşündürüyor. Çünkü azı da zarar, fazlası da. İsteriz ki tam karar olsun.