16 Mart 2026 Pazartesi

Maden Suyu Şişesine Maden Suyu İçirmenin Yolu

Arabanın yıllık bakımını yaptırdım. Karşılığında 4.600 lira bayıldım.

Parayı aldıktan sonra tamir ustası, "Vaktin varsa bir de motorunu yıkayıvereyim" dedi. Olur, beklerim dedim. Bu vesileyle yıllardır yıkanmaya motorum da yıkanmış oldu.

Eve uğramadan, altımda araba varken markete uğradım. Sıradaki market arabasını alarak birkaç kalem ihtiyacımı aldım. Bir de 24'lük maden suyu aldım. Ödemeyi yapıp çıktım.

Kaldırım üzerinden arabanın olduğu yere kadar aldıklarımı götürürken bir gürültüyle irkildim. Önüme bir şeyler düştü. Bulunduğum yer karanlık bir yer olduğu için ne olduğunu anlayamadım. 

Telefonun ışığını yakarak market arabasıyla önüme düşene baktım. Düşen, aldığım 24'lük maden suyu idi. Bulunduğum yer de ıslanmış idi. Belli ki maden sodaları kırılmış, akan su da maden suyu idi.

Koca 24'lük maden suyu her bir yeri kapalı market arabasından nasıl düşerdi? Yine telefonun ışığıyla baktığımda gördüm ki market arabasının arka tarafı açılmış. Kaldırım üzerinden öne doğru market arabasını sürerken maden suyunun ağırlığı arka tarafa basınca, kapalı görünen market arabasının arkasının açılmasıyla, maden suyu kendini yerde bulmuş. 

O kadar market arabasının içinden arkası açık olanı almışım meğer.

Görünmez kaza dedikleri böyle bir şey olsa gerek. İnsan uğraşıp didinse bunu beceremez. Bu beceri de bana ait. Bir de bende beceri yok dersiniz. 

İlk işim, maden suyu kolisinin naylonunu cebimdeki anahtar marifetiyle yırtmak oldu. İçinde kırılmayan kaldı ise onları seçip alacağım. Kırılanları ise yakınımdaki çöp konteynerine atacağım. 

Karanlıkta el yordamıyla maden suyu şişelerini yokluyorum. Sağlam olanları boşalttığım poşetlerden birinin içine koyuyorum. 5-6 tanesi kırılmış. Yalnız kırılmakla kalmamış. Suyu aşağıya kaldırıma boşalan şişelerden fırlayan cam kırıkları sağlam şişelere sıvanmış. Elimi cam kırıklarına kestirmesem de zaman zaman cam kırıklarının elime batmasına mani olamadım. 

Poşete koyduğum maden suyu şişelerini ve diğer aldıklarımı arabanın bagajına koydum. Kırılan maden suyu camlarını da maden suyu naylonunun içine doldurdum. En yakın çöp kovasına attım. Market arabasını da marketin önüne koyduktan sonra evin yolunu tuttum. 

Eve vardıktan sonra mutfak lavabosunun önüne maden suyu poşetini koydum. Hanım sordu ne yapıyorsun diye. Aldığım maden suyu şişelerini yıkayacağım. Sadece temiz olan siz misiniz dedim. Musluğu açarak şişelerin her birini teker teker yıkadım. Çünkü maden suyu şişelerinin her biri kırılıp dökülen maden suyundan nasibini aldığı için ıslaktı. Islakla beraber hepsine de un ufak olan cam kırıkları belenmiş. Bu vesileyle maden suyu şişeleri sayemde maden suyu içmiş oldular. Üstelik beleşe kondular. Amma da sakarsın demeyin. Maden suyu şişelerine maden suyu içirmek de bir yetenek. Bu da bende fazlasıyla var. 

Şişeleri tek tek yıkarken elime cam kırıkları yine battı ama o kadar da olsun. Sağ işaret parmağımın içine cam gitmiş gibi birkaç gün parmağımı sürttüm durdum. Çünkü sanki cam kırığı girmiş gibiydi. Sonrasında kaybolup gitti. 

Maden suyu aldınız. Nasıl taşınacağını bilmiyorsanız. Taşımaya kalktınız. Bir sanat örneği göstererek yere düşürdünüz. Ne yapacağınızı şaşırdınız. Hiç endişe etmeyin. Bir telefon kadar yakınım. Çünkü karşınızda tecrübe konuşuyor. 

Bir Market Arabası

İki aydır daha önce hiç yapmadığım bir şeyi inat ve israrla yapıyorum. Evden elime beş litrelik dört tane pet şişe alıp tatlı su çeşmesine gidiyorum. Şebeke suyu ile pek farkı yok dense de içmede ve çay demlemede kullandığım tatlı suyun tadına vardım. İçmesi de güzel, çayı da. Aynı tadı marketlerden aldığım hazır suda bulamadım. 

Bu vesileyle suyla pek arası olmayan ben su içer oldu.

Bu işe başlarken yüksek gelen su faturasına çözüm niyetim de vardı. Ocak ayında gelen yüksek su faturasının şubat ve martta düştüğüne de şahit oldum. 

Sudan tasarruf etmem beni daha da kamçıladı. Pet şişeler bittikçe akşam ve gece su doldurmaya gidiyorum.

15 Mart 2026 Pazar akşamı yine su doldurmaya gittim. Tatlı su çeşmesinde bir kadın yanında iki çocuğuyla beraber su doldurdular için kenarda beklemeye koyuldum. 10 kadar beşlik pet şişe vardı getirdikleri.

Bu kadar pet şişeyi nasıl getirmişler diye bir soru sorsam ne cevap verirsiniz bilmem. Belki aklınıza pazar arabası gelebilir, taksiyle diyebilirsiniz. İkisi de değil. Market arabasıydı yanlarındaki.

Hepsini doldurup market arabasının üzerine üstüste istif etti kadın. Market arabası hangi markete ait diye okumaya çalıştım. Elle tutulan yerde bir yazı vardı ama hem mesafeli olduğum için hem de hava karanlık olduğu için okuyamadım.

Bu market arabası bunların satın aldığı öz mülkü olabilir mi? Olabilir. Bu market arabalarını marketler dışında kullanmak için alanı pek görmedim. Kişilere özel sayılır mı, satılırsa nerede satılır bunu da bilmiyorum.

Günahlarını almayayım ama bu market arabası bir markete alt olmalı. Belki bir zaman marketten alışveriş yaptılar, aldıklarını taşımak için bu market arabasıyla evlerine kadar bu arabayı götürdüler, sonra da geri vermemiş olabilirler. Bu şekilde su doldurmak için kullanıyorlar diye aklıma geldi.

Bilmeden konuşma, günaha girme diyebilirsiniz. Yalnız marketlerdeki market arabalarını iç etmek çok kolay. Çünkü market arabaları marketlerin dışında oluyor çoğu zaman. Müşteriler alavere yaptıktan sonra yerine koymadan gelişigüzel kaldırımın bir kenarına bırakıp gidiyor. Alıp götürmek isteyenleri market çalışanlarının her zaman takip edebilmesi mümkün değil.

Belki de market arabalarını getireceğim diye evine kadar götürenlerden dönüş olmayınca marketler bir dizi tedbir almış. Bir iki defa fazla eşya aldığımdan marketten eve kadar götürüp getireyim diye araba istedim. Karşılığında kimlik istediler. Kimlik bıraktım. Hoş, kimlik bırakmadan verdikleri de oldu. Geri götürüp verdim. 

Görünen o ki bazıları market arabasını kendi malı edinmiş. Ben güç bela her elimde ikişer beşlik pet şişeyle su doldurup gelirken bu kardeşimiz kolayca on kadar pet şişeyi market arabasıyla taşıyor.

15 Mart 2026 Pazar

Ayaklı Büfe

Bir cumartesi 75 km uzaklıkta bir ilçeye cenazeye gitmek için evden çıktım. Giderken de bir arkadaşa telefon açtım. Cenazeye katılacaksan beraber gidelim diye. Olur, beni al dedi. Eski Garaj'dan alayım. Şu saatte oraya çık dedim.

Saat 15 sularında Yeni Larende Caddesini takip ederek dur kalk yoğun trafikten güç bela Eski Garaj'a vardım. 

Arkadaşı aldım. İkindiye cenazeye yetiştik. Cenaze namazı, defin, taziye derken saat 17.00'I geçti. İftara yetişelim diye arabaya binip yola çıktık. 

Hem giderken hem de dönerken çarşı trafiğinden dert yandım. Gündüz vakti böyle ise iftar vakti çarşı trafiğine girmek, bu trafikten çıkmak mesele. Akşama başka bir yere iftara yetişmem lazım. Seni Karaman çevre yolunda bıraksam, dolmuşla gitsen olmaz mı dedim. Hiç oralı olmalı. "Nereden aldıysan oraya bırak. Dolmuş olmaz o saatte" dedi. Dolmuş yoksa belediye otobüsüne binersin dedim. "Bende el kart yok" dedi. Otobüslerde kredi kartı da geçerli. Kart tutarsın dedim. "Kart yok bende" dedi. O zaman birinin el kartına tutturursun dedim. Sessiz kaldı. "Bu saatte dolmuş olmaz" dedi durdu. Ben o trafikten çıkıp iftara yetişemem. Evim olsa geç varsam da olur. Başka bir yere davetliyim. Onları iftar vakti bekletmem olmaz. Ailemi almak için bile eve geçmeyeceğim. Çevre yolundan basıp davetli olduğum yere geçeceğim dedim ise de Nuh dedi peygamber demedi.

Tam çevre yoluna geldiğimizde, "Tamam ineyim. Dolmuş olmaz ama bu yaptığın olmadı. Bunu herkese söyleyeceğim" dedi. İyi, söyle dedim. İsteksiz arabadan indi. 

Arkadaşı indirdikten sonra eve geçmeden çevre yoldan misafirliğe geçtim. 

Bir hafta sonra yanımda bir arkadaşla beraber bu yol arkadaşımın yanına uğradım. Yanında bir başka arkadaş vardı. Selam verip içeri girerken küsmüsün dedim. Küs değilim dedi ama eski havası ve güler yüzü yoktu. Belli ki baba kırgındı. "O gün dolmuş gelmedi. İftar öncesi dolmuşlar çarşı tarafına geçmez. Ben dedim sana. Başkasına yük oldum" dedi. Kime yük oldun dedim. "Oğlanı çağırdım" dedi. 

Yanında oturan arkadaş da bu süreçten haberdar idi. Çünkü az önce anlatmış ona. O arkadaş aldı eline sazı. "Böyle yapacağına götürmeseydin" türünden epey bir laf saydı. Belli ki ben gelmeden önce bu arkadaşa benden dert yanmış, onu doldurmuş. Ağzımı açıp şöyle böyle demedim. Az oturduktan sonra müsaade alıp ayrıldım. Bu yaptığına ben de alındım. 

Anladığım kadarıyla arkadaşı çevre yolda bırakarak ayıp etmişim. Arkadaş buna alınmış. Ne diyecekse yanımda söylese gam yemezdim. Güler geçerdik. Yük oldum dediği de oğluymuş. Bir evlat için babası niye yük olsun anlamadım gitti. 

Hoş, oğlunu çağırmasına da gerek yoktu. 8-10 duraklık mesafe gideceği yer. Bıraktığım güzergahta otobüsler vızır vızır arka arkaya işler. Dolmuş hakeza. 

El kartım yok, kredi kartı kullanmam diye sadece özel arabaya ya da dolmuşa mahkum olmak neyin nesi? İnsan yola çıkarken alternatif düşünmeli. Dolmuş gelmese otobüse, otobüs gelmese dolmuşa binmeyi tercih etmeli. 90'lı yıllarda fakültede öğrenci iken Dinler tarihi dersimize giren rahmetli Osman Cilacı, "Dışarıya çıkarken ayaklı büfe gibi olacaksınız. Cebinizde jeton, otobüs bileti, para, mendil, peçete, bozuk para vb. her şey olmalı. Ben hepsini cebimde taşırım. Size de tavsiye ederim" derdi. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu vesileyle hocamızı bir kez daha hatırlamış oldum. Hocamız çok haklı imiş.

Hele dolmuşlar beklediğin zaman geçmez. İşin acele diye binsen dolmuş dolu değilse kağnı gibi gider. Yeri gelir bazı duraklarda beklemeye koyulur. Çok acelem yok. Yavaş yavaş gideyim diye dolmuşa binersin, jet hızıyla gider. Yolcu yoksa sefere çıkmazlar. 

Şehirde yaşıyorsan araban olsa bile yeri geldiği zaman yolda kalırsın, dolmuş güzergahı olmayan bir yerde bulunmak durumunda kalırsın. İnsanın cebinde el kart olmalı. Hele kredi kartı bu devirde niye olmaz. Haydi ikisi de yok diyelim. Kişi otobüse binse, içerideki yolculardan birine el kartım yok. Biriniz benim yerime basabilir mi dese en azından bir yolcu çıkar, parasını verirsin. Kimse çıkmasa, şoförler, bir dahakine iki kez tutarsın deyip otobüse alır. Gördüğünüz gibi insan isterse pekala alternatif bulur ve işini çıkarır. Ama illa dolmuş illa taksi illa biri bırakacak illa aldığı yere bırakacak derse birini aramak durumunda kalır. Çünkü aklına başka bir şey gelmez. Ben onun yerine olsaydım, oğlanı çağırmazdım. Oğlan gelinceye kadar zaten çarşıya bir şekilde varırdım.

Bir şekilde evine varmış. Bunu mesele edinip başkasına anlatması da hiç hoş olmamış. Böyle yapacağını, surat asacağını bilseydim, sırtımda taşır, yolda bırakmazdım. Zaten indirdiğim yerde vasıta olmasa iftara gitmez, yine onu bırakırdım.

Güya, yalnız gitmeyeyim. Bu arkadaş da giderse iki araba gitmesin, ben onu götüreyim diye iyilik yapmıştım. Ne yakıtı beraber çekelim diye para istedim ne de böyle bir beklentim vardı. Evimden çıkıp Gazze Caddesi üzerinden çevre yola çıkıp ilçeye gitmek varken onu almak için trafiğin yoğun olacağını bile bile Eski Garaj'a geçtim. İftar ve iftara davetli olmasam, yine Eski Garaj'a bırakırdım. Ama zaman daraldı. Üstelik ben ona seni şurada indireyim deyinceye kadar onun bana, "Sen şuradan geç git. Ben başımın çaresine bakarım. Bu saatte kırmızı ışık ve araç yoğunluğu çok olur" diye teklif etmesini beklerdim. Böyle demediği gibi gündüz vakti trafik bu derece yoğunsa iftar öncesi trafik daha yoğun olur demesi gerekirken, "Gündüz yoğun olur. İftar öncesi o kadar yoğun olmaz" dedi.

Hasılı bu olayı anlamadım gitti. Anlaşılan o ki kimseyi aramadan basıp kendi başına gitmek varmış. O kadar yolu tep, toplamda 150 km taşı. Menzile ramak kala indirince buna gönül koy. Tekrar söylüyorum, işin bu raddeye geleceğini bilseydim, gerekirse sırtımda taşırdım.

Hülasa hata ve kusurlar hiçten doğar ama hatalar hiç değildir dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Yaşayıp göreceğim varmış. Bu da benim kulağıma küpe olsun.

Şunu da belirteyim. Çok arabaya binen biri değilim. Eşin, dostun yanına binecek olsam, onların geçeceği güzergaha çıkarım. Oraya kadar yürürüm, vaktinde çıkarım. Evden alırım demelerine de izin vermem. Hatam, herkesi kendim gibi görmemde sanırım.