Bir cumartesi 75 km uzaklıkta bir ilçeye cenazeye gitmek için evden çıktım. Giderken de bir arkadaşa telefon açtım. Cenazeye katılacaksan beraber gidelim diye. Olur, beni al dedi. Eski Garaj'dan alayım. Şu saatte oraya çık dedim.
Saat 15 sularında Yeni Larende Caddesini takip ederek dur kalk yoğun trafikten güç bela Eski Garaj'a vardım.
Arkadaşı aldım. İkindiye cenazeye yetiştik. Cenaze namazı, defin, taziye derken saat 17.00'I geçti. İftara yetişelim diye arabaya binip yola çıktık.
Hem giderken hem de dönerken çarşı trafiğinden dert yandım. Gündüz vakti böyle ise iftar vakti çarşı trafiğine girmek, bu trafikten çıkmak mesele. Akşama başka bir yere iftara yetişmem lazım. Seni Karaman çevre yolunda bıraksam, dolmuşla gitsen olmaz mı dedim. Hiç oralı olmalı. "Nereden aldıysan oraya bırak. Dolmuş olmaz o saatte" dedi. Dolmuş yoksa belediye otobüsüne binersin dedim. "Bende el kart yok" dedi. Otobüslerde kredi kartı da geçerli. Kart tutarsın dedim. "Kart yok bende" dedi. O zaman birinin el kartına tutturursun dedim. Sessiz kaldı. "Bu saatte dolmuş olmaz" dedi durdu. Ben o trafikten çıkıp iftara yetişemem. Evim olsa geç varsam da olur. Başka bir yere davetliyim. Onları iftar vakti bekletmem olmaz. Ailemi almak için bile eve geçmeyeceğim. Çevre yolundan basıp davetli olduğum yere geçeceğim dedim ise de Nuh dedi peygamber demedi.
Tam çevre yoluna geldiğimizde, "Tamam ineyim. Dolmuş olmaz ama bu yaptığın olmadı. Bunu herkese söyleyeceğim" dedi. İyi, söyle dedim. İsteksiz arabadan indi.
Arkadaşı indirdikten sonra eve geçmeden çevre yoldan misafirliğe geçtim.
Bir hafta sonra yanımda bir arkadaşla beraber bu yol arkadaşımın yanına uğradım. Yanında bir başka arkadaş vardı. Selam verip içeri girerken küsmüsün dedim. Küs değilim dedi ama eski havası ve güler yüzü yoktu. Belli ki baba kırgındı. "O gün dolmuş gelmedi. İftar öncesi dolmuşlar çarşı tarafına geçmez. Ben dedim sana. Başkasına yük oldum" dedi. Kime yük oldun dedim. "Oğlanı çağırdım" dedi.
Yanında oturan arkadaş da bu süreçten haberdar idi. Çünkü az önce anlatmış ona. O arkadaş aldı eline sazı. "Böyle yapacağına götürmeseydin" türünden epey bir laf saydı. Belli ki ben gelmeden önce bu arkadaşa benden dert yanmış, onu doldurmuş. Ağzımı açıp şöyle böyle demedim. Az oturduktan sonra müsaade alıp ayrıldım. Bu yaptığına ben de alındım.
Anladığım kadarıyla arkadaşı çevre yolda bırakarak ayıp etmişim. Arkadaş buna alınmış. Ne diyecekse yanımda söylese gam yemezdim. Güler geçerdik. Yük oldum dediği de oğluymuş. Bir evlat için babası niye yük olsun anlamadım gitti.
Hoş, oğlunu çağırmasına da gerek yoktu. 8-10 duraklık mesafe gideceği yer. Bıraktığım güzergahta otobüsler vızır vızır arka arkaya işler. Dolmuş hakeza.
El kartım yok, kredi kartı kullanmam diye sadece özel arabaya ya da dolmuşa mahkum olmak neyin nesi? İnsan yola çıkarken alternatif düşünmeli. Dolmuş gelmese otobüse, otobüs gelmese dolmuşa binmeyi tercih etmeli. 90'lı yıllarda fakültede öğrenci iken Dinler tarihi dersimize giren rahmetli Osman Cilacı, "Dışarıya çıkarken ayaklı büfe gibi olacaksınız. Cebinizde jeton, otobüs bileti, para, mendil, peçete, bozuk para vb. her şey olmalı. Ben hepsini cebimde taşırım. Size de tavsiye ederim" derdi. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu vesileyle hocamızı bir kez daha hatırlamış oldum. Hocamız çok haklı imiş.
Hele dolmuşlar beklediğin zaman geçmez. İşin acele diye binsen dolmuş dolu değilse kağnı gibi gider. Yeri gelir bazı duraklarda beklemeye koyulur. Çok acelem yok. Yavaş yavaş gideyim diye dolmuşa binersin, jet hızıyla gider. Yolcu yoksa sefere çıkmazlar.
Şehirde yaşıyorsan araban olsa bile yeri geldiği zaman yolda kalırsın, dolmuş güzergahı olmayan bir yerde bulunmak durumunda kalırsın. İnsanın cebinde el kart olmalı. Hele kredi kartı bu devirde niye olmaz. Haydi ikisi de yok diyelim. Kişi otobüse binse, içerideki yolculardan birine el kartım yok. Biriniz benim yerime basabilir mi dese en azından bir yolcu çıkar, parasını verirsin. Kimse çıkmasa, şoförler, bir dahakine iki kez tutarsın deyip otobüse alır. Gördüğünüz gibi insan isterse pekala alternatif bulur ve işini çıkarır. Ama illa dolmuş illa taksi illa biri bırakacak illa aldığı yere bırakacak derse birini aramak durumunda kalır. Çünkü aklına başka bir şey gelmez. Ben onun yerine olsaydım, oğlanı çağırmazdım. Oğlan gelinceye kadar zaten çarşıya bir şekilde varırdım.
Bir şekilde evine varmış. Bunu mesele edinip başkasına anlatması da hiç hoş olmamış. Böyle yapacağını, surat asacağını bilseydim, sırtımda taşır, yolda bırakmazdım. Zaten indirdiğim yerde vasıta olmasa iftara gitmez, yine onu bırakırdım.
Güya, yalnız gitmeyeyim. Bu arkadaş da giderse iki araba gitmesin, ben onu götüreyim diye iyilik yapmıştım. Ne yakıtı beraber çekelim diye para istedim ne de böyle bir beklentim vardı. Evimden çıkıp Gazze Caddesi üzerinden çevre yola çıkıp ilçeye gitmek varken onu almak için trafiğin yoğun olacağını bile bile Eski Garaj'a geçtim. İftar ve iftara davetli olmasam, yine Eski Garaj'a bırakırdım. Ama zaman daraldı. Üstelik ben ona seni şurada indireyim deyinceye kadar onun bana, "Sen şuradan geç git. Ben başımın çaresine bakarım. Bu saatte kırmızı ışık ve araç yoğunluğu çok olur" diye teklif etmesini beklerdim. Böyle demediği gibi gündüz vakti trafik bu derece yoğunsa iftar öncesi trafik daha yoğun olur demesi gerekirken, "Gündüz yoğun olur. İftar öncesi o kadar yoğun olmaz" dedi.
Hasılı bu olayı anlamadım gitti. Anlaşılan o ki kimseyi aramadan basıp kendi başına gitmek varmış. O kadar yolu tep, toplamda 150 km taşı. Menzile ramak kala indirince buna gönül koy. Tekrar söylüyorum, işin bu raddeye geleceğini bilseydim, gerekirse sırtımda taşırdım.
Hülasa hata ve kusurlar hiçten doğar ama hatalar hiç değildir dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Yaşayıp göreceğim varmış. Bu da benim kulağıma küpe olsun.
Şunu da belirteyim. Çok arabaya binen biri değilim. Eşin, dostun yanına binecek olsam, onların geçeceği güzergaha çıkarım. Oraya kadar yürürüm, vaktinde çıkarım. Evden alırım demelerine de izin vermem. Hatam, herkesi kendim gibi görmemde sanırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder