21 Şubat 2026 Cumartesi

İşin Cılkını Çıkarmak

Sivas Belediyesi açıklamış. Sivas'a 65 yaş üstü Mehmet isminde bir vatandaş, bir yılda 3.365 kez toplu taşıma araçlarına binmiş. Bu sayıyı 365 güne böldüğümüzde, Mehmet amca günde ortalama 9,219 kere otobüse binmiş. 

Bazı günlerde bir günde 25 kez bindiği de yine haberde yer alıyor.

65 yaş üstüne, bir seçim öncesi verilen bir hak idi bu. Otobüslerden ücretsiz yararlanma hakkı diyebileceğimiz bu hak 2014 yılından beri devam ediyor. Hükümetin aldığı bu karar sonucunda bu şekil ücretsiz faydalanmadan dolayı belediyeler baya muzdarip. Çünkü otobüsten ücretsiz faydalanmadan dolayı belediyeler artı külfete maruz kalıyor. Belediyeler verdikleri hizmetin bedelini alamadığı için belki de başka kaynaktan ulaşıma sürekli para aktarmak zorunda kalıyorlar. 

Sivas Belediyesi bu sorunu öne çıkardı. Bu demek değildir ki bu mesele sadece Sivas Belediyesinin bireysel bir sorunu. Daha önce ön koltukta giderken Konya otobüs şöförünün, bir kişinin sürekli bindiğinden hareketle, üşenmeyip hareket merkezine gittiğini, o kişinin bir günde 43 defa bindiğini öğrendiğini söylemişti. (https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2025/06/otobuste-65lik-muhabbeti.html)

Sivas'taki vatandaşın bir günde 25 defa bindiğini öğrenen vatandaşlar bu sayıya rekor diye dursunlar. Belki de rekor Konya'da 43 kez binen vatandaşta.

Millet bedava otobüse binenlere kızadursun. Bu sorun bu kanunun çıkarıldığı 2014 yılından beri sorun. Güya bir hak olarak verildi. Örneklerde görüleceği üzere verilen bu hak tepe tepe kullanılıyor. Adeta bu hakkın cılkı çıkarılıyor. 

Bu sorun biline biline nedense tedbir alınıp bir sınırlama bile getirilmiyor. Pekala ücretsiz binişler günde en fazla dört binişle sınırlandırılabilir. Günün belli saatlerinde biniş ücretsiz olabilir. 

Ama gel gör ki hem belediyelere artı külfet getiriyoruz hem de halkı bedavaya alıştırıyoruz. İşin garibi ücretsiz binenlere ne halkın saygısı var ne de şoförlerin. 

Tamam, verilen hak kullanılsın ama hak diye diye bu hakkın cılkı çıkarılmasın. 

Verdik bir kere bu hakkı deyip bu sorunu görmezden gelmek olmaz. 

Bir hak kötüye kullanılıyorsa pekala bu hak sınırlandırılabilir. Zira zararın neresinden dönülürse kârdır.

Yaşlı dediğin de ağırlığını bilecek. Ağır azam yerinde oturmayı bilecek. Öyle akşam sabah biteviye o otobüs, bu otobüs dolaşıp durmayacak. Her bir otobüse binerek boş mezar aramayacak. Hak dediğin yerinde ve zamanında ihtiyaç oldukça kullanılırsa bu hak bir anlam ifade eder. Değilse külliyen zarardır, kötüye kullanımdır. İtibar kaybıdır. 

Kabe'de Hacılar İlahisi

Celal Karatüre imiş adı. Türkiye onu kısa videolarda arkadaşlarıyla çatkapı ilahi okurken tanıdı. 

Kısa zamanda tüm Türkiye'de meşhur oldu.

Farklı format farklı ortamda ilahi okumalar. 

Ses güzel. İlahiler de güzel okunuyor.

Kısa zamanda Türkiye'nin tanınan ve sevilen kişileri oldular.

TV'ci Özlem Gürses'in "Mezdeke Grubu gibiler" benzetmesiyle gündeme tekrar oturdu bu grup.

Bulundukları ortam ve okudukları ilahilere eyvallah demekle birlikte bu gruba dair görüşümü söylemeden geçemeyeceğim. 

Celal Karatüre'nin bir grup arkadaşıyla birlikte icra ettiği ilahiyi iki bölümde ele almak isterim. Çünkü ilk çıktığı anki verdiği mesajla sonraki mesajını farklı anladım.

Şöyle ki: Evli erkek arkadaşlarıyla buluşacağım diye hanımından izin ister. Hanımı arkadaşlarıyla buluşmasına izin vermek istemez. Devreye, bir grup arkadaşıyla ilahi okuyarak Sayın Celal Karatüre giriyor. Gelen sese kapı açılınca, gördüğü manzara, hanımının çok hoşuna gider ve kocasının arkadaşlarının yanına gitmesine izin verir. Çünkü arkadaşları olarak eve kadar gelenler ilahi okuyor. Hanımında oluşan kanaat; kocası, içkili ve kumarlı yere gitmeyecek. İlahi okuyan kişilerin yanına gidecek. Bunlardan da zarar gelmez diye düşünüyor hanımı. Hatta bu durum hoşuna gidiyor. Öyle ya kocası namaza gidecek. 

Hatta bazıları ilahi sesiyle birlikte başına namaz takkesi geçiriyor.

Aynı şekilde anne ve babasının evden çıkmasına izin verilmeyen gençler de aynı yolu izliyor. İlahi sesini duyan her evden izin çıkıyor.

Bu tür video sayısı bir değil, beş değil. İlk zamanlarda izin koparma amaçlı olarak ilahi ve ilahi okuyanlar alet ediliyor.

Son videolarda ise Celal Karatüre her türlü esnafın yanına ve etkinliklere ilahi okuyarak eşlik ediyor. 

Hasılı ilk videolar, evden çıkmasına izin verilmeyenlere evden izin çıkması için bir aparat görevi görürken son videolar çatkapı tamamen ilahi söylemeye yönelik. 

Gollük Pas

Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyetinin ayakta kalması, ülkede taşların oturması veya oturmaması hepten kutuplaşmaya bağlı. Yok yere suni gündemlerin ortaya çıkması ya da çıkarılması hep bu kutuplaşmanın bir göstergesi.

Öyle görünüyor ki kutuplaşma olmadan bu ülke yönetilemez, bu ülke ayakta kalamaz. Kutuplaşıp ikiye bölüneceğiz ki esas gündemden uzak kalalım. Herkes safını belirlesin, bundan kendimize pay çıkaralım ve kolay yönetilelim.

Aslında her kutuplaşma, birilerinin ekmeğine yağ sürmek ve birilerinin mevzi kazanmasına zemin hazırlamaktır.

Bu genel ve kısa girişten sonra sadede geleyim. Malumunuz ramazan ayı ile birlikte MEB, gönderdiği genelge ile okullarda bir dizi ramazan etkinliklerinin yapılmasını istedi. Bir kesim vaveylayı kopardı. Vay efendim, bu genelgenin Anayasada dayanağı yok. Laikliğe aykırı. Ortada bir dayatma var” türünden açıklamalara yer verdiler. Bu kesim laik ve seküler kesim. Bunların işaret fişeğine cevap verilmezse olur mu? Hemen dindar mütedeyyin ve İslamcı kesim, “İşte bunlar din düşmanı. Ramazan etkinliğinden rahatsızlıklarını dile getirdiler. İçlerinde biriktirdiklerini dışa vurdular. Bunların eline fırsat geçse neler yapar neler” diyerek karşı cevap verdiler.

İşte size bir kutuplaşma. Bu kutuplaşmanın kazananı ve mevzi edineni dindar ve mütedeyyin kesim olacaktır. Çünkü bu toplumun dokusunda din her daim önemli bir yere sahip. Din ve dini değerler üzerinden yapılan tartışmalar sonucu, ortaya çıkan kutuplaşmadan dolayı dindar kesim ve bu kesimin oylarına talip olanlar, rekabete daima 1-0 önde başlarlar ve hep kazanan kesim olurlar.

Burada sorgulanması gereken laik ve seküler kesimin bayraktarlığını yapanlar. Gerçekten bunların amacı ne? Bu toplumun değerlerine yabancı bir çizgi izleyerek ellerine ne geçiyor. Hep kaybeden taraf olacaklarını bile bile bu topa niçin giriyorlar. Burası düşündürücü. Bu laik ve seküler kesimin, yaptıkları ve açıklamalarıyla, hanelerine bir eksi daha yazılacağını bilmemeleri mümkün değil. Acaba laik ve seküler kesim kutuplaşma uğruna özellikle mi böyle topa giriyorlar ve dindar kesime al da at diye gollük pas veriyorlar. Gerçekten laik ve seküler kesimi anlamak zor. Acaba danışıklı döğüş mü yapılıyor bu toplumda. Biz din adına yapılan her şeye karşı çıkalım. Siz safları biraz daha sıkılaştırın diye bile bile mi yapılıyor diye düşünmeden edemiyor insan.

Akıllı insan bir işe kalkışırken bu işe kalkışmanın sonuçlarını da düşünmesi gerekir. Görünen o ki ya düşünmüyorlar ya da özellikle yapıyorlar.

Eğer laik ve seküler kesim bu toplumda söz sahibi olmak istiyorsa bu toplumun önem atfettiği değerlerle yüzleşmesi gerekir. Topluma ve o toplumun değerlerine rağmen başarıya ulaşmaları mümkün değil. Geçmişten günümüze her boks maçında nakavt olan boksör gibi dayak yemelerine rağmen laik ve seküler kesim, bu toplumun değerlerini kaşımaya devam ettiğine göre belli ki kendilerine verilen rolü oynuyorlar. Biz kaşıyacağız. Bu sayede siz mevzi edineceksiniz demektir bunun Türkçesi.

Bu durum sadece laik seküler kesim ile dindar ve mütedeyyin insanın kutuplaşmasından ibaret değil. Diplomaside, siyasette ve mazlumların yanında olmak gibi. Eğer söz ve eylemlerimizle sonuçta hep birilerine zarar veriyorsak ve bu zarardan ibret almayıp aynı hata ve yanlışlara devam ediyorsak, bunun ceremesini hep bir kesim çekiyorsa ve hep karşı çıktığımız kazanıyorsa burada bu tip kimseler kime çalışıyor diye düşünülmeli. Düşündüğünü ortaya koyup hep sureti haktan görünmeyi meslek edinenlerin gizli bir ajandası olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Öyle ya söz ve eylemlerimizle mangalda kül bırakmayıp sürekli kükrersek bu kükremenin ceremesini hep birileri çekiyorsa böylelerine ne ayaksın denmeli belki de.