17 Kasım 2025 Pazartesi

Tespih Piyasası *

Sık sık çay içmek için uğradığım Tarihi Buğday Pazarı çarşısındaki çay ocaklarına, özellikle iki tanesine tespihçiler dadandı. Tespihin nabzı adeta burada atıyor. Sabahtan akşama, soğuk sıcak dinlemeden masanın üzerine seyyar tezgah açan açana.

Masaların çoğu tespih satanlarla dolu. Aralarda gezip tespih satmaya çalışanlar da eksik değil.

Tespihçiler daha önce başka yerde imiş. Sanırım birkaç yeri mesken edinmişler. Şimdi ise burada karar kılmışlar.

Satılan tespihler de otuz üçlük tespih.

Benim dışımda çay içmek için gelenlerin çoğu da tespihten anlıyor. Tespih alışverişlerine şahitlik yapıyorlar. Pazarlıklarda arayı bulmaya çalışanlar da eksik değil.

Tespih alıp satmayanların çoğunun elinde de yine 33'lik tespih var. Kimi çekiyor kimi sallıyor kimi de görünür şekilde elinde tutuyor.

Bir ara tespih işlerini bırakmış bir hemşerimle oturdum. "Bir ara ben de yaptım. İki tane dışında elimdekilerin hepsini çıkardım. Şimdiki aklım olsaydı, satmazdım" dedi.

Otuz üçlük tespih değil mi, tespih tespihtir demeyin. Değme adam alamaz bu tespihleri. İyi de para dönüyor bu sektörde. Üstelik nakit çalışıyorlar. Benim için bir anlam ifade etmese de meraklıları için tespih hobiciliği de tartışılmaz. Tıpkı zevklerle renklerin tartışılmadığı gibi.

Gördükleri tespihin neden yapıldığını, kimin yaptığını ve kaç para ettiğini de iyi biliyorlar.

Başka masa bulamadıkları için masama oturan üç kişinin tespih pazarlıklarına şahit oldum. 12 bin istedi tespih sahibi. Diğeri 11 bin beş yüz verdi. Üçüncü kişi arayı bulmaya çalıştı. 12 binden aşağı inmedi satıcı. "Bu fiyata alsan bile bin lira zarar ediyorum" dedi. Alıcı 200'lükten oluşan bir tomar parayı da çıkarmıştı eline. "Benim için zarar etme kalsın" dedi. Alavere gerçekleşmedi. Satıcı içeri geçince, diğer ikisine, ilk defa bir tespih alışverişine şahit olacaktım. Alavere yapamadınız. Arada da bir şey kalmamıştı. Bu tespihlerin özelliği nedir ki fiyatlar bu kadar yüksek dedim. "Bu tespih Kamil tespih. Yeni olduğu için fiyatlar bu aralıkta dedi. Kamil, ustanın adı mı dedim. "Evet" dediler. Muhammed Barış tespihleri de var. Bir de Osmanlı tespihlerin var ki onların fiyatları 150-200 bin civarında" dediler. Osmanlı tespihin özelliği ne ki bu kadar pahalı dedim. "150-200 yıllık tespih olması. Yani eski olması" dediler.

Sonra biri geldi masamıza. Bunlara bir tespih uzattı. "Al 9 bin" dedi. Eline alan 8.800 verdi. İki yüz lira ne alıcı çıktı ne de satıcı indi. Bu alavere de olmadı.

Görünen o ki adı kehribar mı imiş, bu tespihler; ustasına, özelliğine, tespih başlığına eklenen toka ile birlikte 9 binden 200 bine kadar değişen bir fiyat aralığına sahip.

Alır mıyım böyle bir tespihi. Asla. Benim için en düşüğü 9 bin olan bile fazla. Evin yolunu bulamam. Bulsam da şuna 9 bin saydım diye yemeden ve içmeden kesilirim. Hele bir de benim neyim eksik. Şu iki yüz bin tespihi alsam, yaşarken mezara girerim.

Bu tespih piyasası yeni değil. 10-15 yaşlarında bir çocuk iken evde babamın arkadaşlarına su, çay için arada dolaşırken içlerinden bir tanesi, "Şu tokaya şu kadar para verdim" deyince, şaşırmıştım. Bir toka bu kadar eder miydi, bunlar ne biçim adammış, kandırmışlar diye yanımdaki arkadaşla epey bir gülmüştük. Bizi susturamamışlardı. Birkaç defa siz ne gülersiniz, deli misiniz bile demişlerdi.

Anlatmak istediğim, tespih deyip de geçmeyin. Bu tespihlerin alıcısı baya var. Alamayıp da özlemini çekenler de eksik değil. İki tespih sever bir araya gelince, konu sıkıntısı da çekmezler. Konuş Allah’ım konuş.

Alım, satım piyasasının dışında tespih koleksiyonu yapanlar bile var. Sanayici bir arkadaşın işyerine uğradım. Otururken duvarda cam içinde çok sayıda tespih görünce, bu tespih merakı nereden diye sordum. "Yeni başladım abi. Bende de bir tespih merakı başladı. Benimki daha ne? Öyle koleksiyon yapan gördüm ki odasının her bir duvarını tespihle sergilemiş. Çalmaya karşın kilit ve alarm da kurmuş. Fiyatları da çok yüksek. Bir ara il dışından birinden bir araba satın aldım. Ödemeyi yaptım. Çaylarımızı yudumlarken duvardaki tespihler dikkatimi çekti. Bize bir de tespih hediye edersin dedim. Adam hangisini istersin dedi. Ben de mesela şu olabilir dedim. Adam, o mu? Onun fiyatı senin arabanın değerinden daha pahalı dedi".

Hasılı tespih deyip de geçip gitmeyin. Tespih tespihtir. At ile deve mi sanki demeyin. Anladığım kadarıyla çoğu tespihler bir hazine değerinde. Bakmayın, sizin ve benim bu tespihlere Fransız olduğumuza. Bir de masama oturan iki tespihçiye göre tespihte çok hile ve hurda varmış. Çoğu tespihçi güvenilmez dediler. Tespihe merakınız olur da bir de ben alayım derseniz, bu uyarı da aklınızın bir köşesinde bulunsun. Gördüğünüz her tespihi ve tespih satanı amcanız bilmeyin. İşin sevindirici yanı tespih alaveresinde de hile ve hurdanın olması sevindirici. Çünkü her alanda dalavere varken bu sektörde olmaması sırıtır kalırdı.

Yazıma son verirken vatandaşlık görevimi de yapayım. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek bir ara kuaförlerin ve lokantacıların bahşişlerine de göz dikmişti. Vergi vermeleri gerekir demişti. Ne yapsın garibim. Açığı nasıl kapatırım diye böyle kafa yoruyor. Sayın Şimşek’in, bu dediği sektörleri bırakıp peşin alaverenin döndüğü bu kayıt dışı sektörüne de bir el atmasında fayda var. Bilsin ki bu sektörde çok para dönüyor. Bu sektöre de el atsın ki tespihler de vergiye tabi tutulunca tespihler daha da kutsallık kazanmış olur. Sayın Şimşek bu kıyağımı umarım unutmaz. Hay aklınla bin yaşa deyip görür gözetirse, belki bir tespih de ben alırım.

*18.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

16 Kasım 2025 Pazar

Para Alıp Verenlerin İşi Zor Olmalı *

Yeğen para göndermiş hesabıma. Dayı, vaktin olursa altın alıver diye.

Altının uygun vaktini bekledim. Haliyle emanet para hesabımda biraz durdu.

Altın biraz düşünce, bankanın farklı şubesi tenhadır deyip parayı çekmek için evime yakın bankaya girdim.

Sıra alır almaz, beklemeden sıram geldi. Nüfus cüzdanımı uzatarak hesabımdaki parayı çekeceğim dedim.

Görevli, “Şubeniz farklı. Buradan çekerseniz, şu kadar ücret alırız” demedi. Farklı şubeden çekince ücret almıyor diyebilirsiniz. Alan bankalar var.

Görevli, para sayma makinesinden saydırarak 55 bin lira deyip uzattı. Uzatılan parayı, saymadan evden çıkarken yanıma aldığım poşetin içine koydum. Doğru kuyumcuya gittim.

Poşetten çıkarıp deste deste parayı kuyumcuya uzattım. Elli beş bin lira olması lazım dedim. O da para sayma makinesiyle parayı saydı. Altınımı alıp çıktım.

Çarşıda biraz oyalanıp evin yolunu tuttum.

Uzun otururken 17.30 sularında telefonum çaldı. Kendisini tanıttı. Para çektiğim banka şubesi idi arayan. “Beyefendi, gündüz şubemizden para çekmiştiniz. Size fazla ödeme yapılmış olabilir mi, fark ettiniz mi” dedi. Parayı saymadan kuyumcuya uzattım. 55 bin olması lazım dedim. Kuyumcu, makineden saydı. Yüzüme baktı. 55 bin tamam dedi. Hesabınızda eksiklik mi var dedim. “Evet efendim” dedi. İnşallah bulursunuz, size kolay gelsin dedim.

Mesai dolmuş. Saat 17.30’u geçmiş. Görevli hesabı denkleştirmeye çalışıyor.

Hesaptaki eksik parayı bulabildi mi bilmiyorum. Öyle zannediyorum, o gün bankadan para çeken kaç kişi varsa hepsini tek tek arayacaktır. Bulamadıysa banka o görevliden bu parayı büyük ihtimalle tahsil eder.

Kolay değil, para alma ve para verme olanların işi. Sabahtan akşama ekrandan işlem yapmak kişinin zihnini ve gözlerini yorar, kişiyi sersemletir. Gözünden ve dikkatinden kaçıp bir de fazla ödeme yaptıysa yandı demektir. Kuruşu kuruşuna kasayı denkleştirmesi gerekir.

Bir de para bizim para olunca, işi para olanların işi daha bir zor. Biraz yüksek meblağlı parayı elle saymak mümkün değil zaten. İmdadımıza para sayma makineleri yetişiyor. Bu makineler de olmasa işi para olanlar sabahtan akşama dönüp dönüp para saymaları gerekir. Tam sayarken sayma işinin sonuna yaklaşınca biri gelip bir şey sormaya kalkarsa, sil baştan yeniden sayması gerek.

Bu sayma işi de en büyük paramız 200 lirayla. Bir de deste 10, 20, 50, 100 lira olsa yandın demektir.

Elimizde para sayma makinesi yoksa deste deste parayı kimse saymıyor. Sayarsa da desteyle sayıyor. Bir desteyi uzatıyor. 10 bin, 20 bin şeklinde sayıyor.

Ev aldığımda poşetin içinde adama parayı uzattım. Sayın dedim. Nasıl sayalım bu kadar parayı. Say say baş olmaz dedi. Ben bu parayı bankadan çektim. Bankaya yatırırken banka görevlisi nasılsa makineyle sayıyor. Eksik çıkarsa öderim dedim. Tamam dedi. Saymadan eline alıp bankanın yolunu tuttu.

Bizim parayı cebe koymak da mesele. Ya poşette ya da çantada taşımak zorundasın.

Gönül ister ki bizim paramız da yabancı para gibi olsun. O zaman cepte de taşınır, makineye ihtiyaç duymadan sayarsın da. Bir gün o günleri görürüz inşallah.

*20.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

15 Kasım 2025 Cumartesi

Piyasadaki Pekmez ve Ballar *

Pekmez bir zamanlar tahinle aynı fiyattı. Sonra susama gelen zamlarla birlikte tahin pekmezi sollayıp geçti.

Tahin nicedir 200 lira gibi bir rakamda soluklanırken iki senedir pekmez fiyatları tahini geçti. Hele bu sene belki de üzüm azlığından, pekmezin yanına varılmıyor. 400-500 lira aralığında satılıyor.

Piyasada daha uygun fiyatları olsa da pekmez mi, şeker mi diye tereddüt ediyorsun.

Aynı üründeki fiyat aralığı da düşündürücü. Çünkü arada uçurumlar var. Hayat pahalılığından ve aradaki uçurumdan geçtim. Ucuz, pahalı ne yediğimizi bilsek bari.

Gıdanın her türünde olduğu gibi pekmezde de hile yapıldığı konuşuluyor.

Geçen bir akrabam geldi. Konu dönüp dolaşıp bal ve pekmeze geldi. "Üzümüyle meşhur falan bölgeden gelen pekmezi alma sakın. Çünkü pekmez kaynatma sezonunda o bölgeye tırlar dolusu toz şeker gider. Şeker karıştırıp pekmez diye satıyorlar. Yine falan bölgeden gelen ballara da itibar etme. O yöre insanı da arısız bal üretmede meşhur. Tabanca ile peteği dolduruyorlar" dedi.

Akrabamın bu anlattığını ağzım açık dinlesem de şaşırmadım. Çünkü bizim işimiz, hile ve hurda. Gün bugün. Fırsat bu fırsat. Hile yaparak ucuza mal ettiğim ürünü kaç kişiye satarsam kâr mantığı güdülüyor.

Nedense her türlü hile ve hurdanın döndüğü gıda sektöründeki gıda terörüne ne devlet çözüm bulabiliyor ne de vatandaş. Her ne kadar devlet, üründe hile yapanı denetimlerle tespit edip, "Bu firmanın şu ürününde tağşiş tespit edilmiştir" şeklinde kamuoyunu bilgilendirse de ne taklidin önüne geçiliyor ne de tağşişin. Uygulanan cezayı müeyyide caydırıcı olmuyor olmalı ki taklit, tağşiş ve hile tam gaz devam ediyor.

İzin, onay ve ruhsatlı ürünlerdeki hilenin önüne geçilemese de en azından tereklerden aldığın ürünün markası, üretim yeri ve firma adı belli. İzinle üretilen bal ve pekmez denetlense de pekmez ve bal üretiminde merdiven altı üretim daha çok. Önüne gelen balcılık yapıyor. Bağından üç beş kilo üzüm alan üzüm kaynatmaya kalkıyor. Kendi yiyeceğini ayırdıktan sonra ihtiyaç fazlasını "Kendim kaynattım" diyerek eşine dostuna satıyor ya da "Ben her sene şundan alırım. Kaynattığı yenir. Aile temiz" referansıyla kaynatılan pekmezler bir şekilde piyasada satılıyor. Toplumun büyük çoğunluğu, bir tanıdığının ya da referansla iyi dediği bu şekil pekmez ve balı tüketiyor.

Piyasada satılan bu pekmez ve ballar denetlenmiyor. Ne markası var ne üretim yeri ne de vergiye tabi. Kayıt dışı olmasına rağmen esnafta satılanlarla aynı fiyat. Hatta fiyatı daha yüksek. Çünkü satana göre bal yüzde yüz doğal, pekmezde ise zaten şeker yoktur.

Kışın yemek için mutfağına bal ve pekmez alan şeker mi yer, bal ya da pekmez mi yer bilinmez.

Anlaşılan o ki şekerli, şekersiz ya da doğal veya değil, her türlü bal ve pekmez iç piyasada tüketiliyor. Bu alanda bir ihtiyaç var. Yalnız insanımızın ne yediğinin belli olmasında fayda var. Amatörce üretilen ve önüne gelenin bu işi yaptığı bal ve pekmez üretimi denetlenmeli. Denetlenmeyen hiçbir ürün piyasaya sürülmemeli. Bal ve pekmez işine kalkışana belge alma zorunluluğu mu getirilir, ne yapılır bilmem. Bildiğim, ben anlarım deyip her önüne gelenin kayıtsız, küreksiz ve denetimsiz bal ve pekmez üretim işine kalkıştığı.

Burada antrparantez bir hakkı teslim edeyim. Bal ve pekmezi amatörce kendi ürettiği halde hile ve hurda olmadan çok güzel üretenler de yok değil. Ama bunların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Ha kişi ürettiği balı ve kaynattığı pekmezi sadece kendisi tüketecekse no problem. Ama başkasına da satıyorsa, satılan her ürün denetimden geçmeli.

Kısaca bal ve pekmez üretiminde büyük bir boşluk var. Bu boşluk bir şekilde devlet tarafından doldurulmalı. Vatandaş da denetimden geçti diye afiyetle yiyebilmeli. Hoş, izinli, onaylı ve ruhsatlı ürünlerdeki hile ve tağşiş bile önlenemiyor bu ülkede. Bense ne istiyorum.

Bu arada toplum olarak bir çelişkimize işaret edip yazımı nihayete erdirmek istiyorum. İstisnalar hariç, ürettiğimiz her üründe hile ve hurda işine girerken, bunu hiç vicdan azabı çekmeden yapıyorken, kendimiz iyi ve doğal ürün aradığımız da bir gerçek. Çok ararız çok. Unutmayalım ki tencere kapak birbirimizi bulmuşuz.

*16.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.