22 Ekim 2025 Çarşamba

Ekmeği Bırakma Zamanı *

Konya’da daha önce 200 gramı 11 liradan satılan ekmek 21.10.2025 tarihi itibariyle zamlandı. Ekmeğin yeni fiyatı 13 lira oldu. Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen Fenni Fırın’da ise ekmek yine 9 liradan satılmaya devam edecek.

Bu demektir ki Belediyenin ürettiği ekmekle fırıncıların ürettiği ekmek arasında iki liralık fiyat farkı varken özellikle merkezi yerlerde belediye satış noktalarında ekmeği iki lira daha ucuza almak için oluşan uzun kuyruklar, fiyat farkının dört liraya çıkmasıyla daha da uzun kuyruklara yerini bırakacak. Bu uzun kuyruklar yetmişlerin tüp kuyruğunu andırıyor.

Maliyet artışları gerekçe gösterilerek iğneden ipliğe her şeye gelen zamlar haliyle ekmekte de kendini gösterecek.

Yaşadığımız hayat pahalılığının bir sonucu olarak zamlar ve vergi artışları rutin artış hale gelse de ekmeğe gelen zam can sıkıcı ve üzücü. Çünkü günde 5-6 ekmeğin girdiği evler bu zamla birlikte kara kara düşünmeye başlayacak.

Aslında bu zamla birlikte ekmeğe veda etme zamanı. Gel gör ki bizim için ekmek temel besin kaynağı. Sofrada bin bir çeşit yemek olsa bile bu seferlik ekmek yemeyeyim. Çünkü yemek çeşidi fazla demeyiz. “Ben ekmek yemezsem doymam. Ekmeksiz yapamam” sözleri çoğumuzun belleğine yerleşmiş. Bulgur ya da pirinç pilavını bile ekmekle yeriz. Bir kaşık pilava, bir lokma ekmek her Konya pilav düğününde çoğumuz için vazgeçilmez. Düğün sofralarında sayısız tabak tabak pilav gelmesine rağmen ekmek Allah’ın farzlarından biriymiş gibi yenmeye devam edilir.

Adeta her öğünde ekmek bizim için sigara bağımlılığı gibi bir şey. Sigara içenlerin çoğu, “Sigarayı bırakmak lazım. Ama bırakacağım” demesine rağmen kolay kolay sigarayı bırakamadığı gibi ekmeği bırakmak lazım diyenler de ekmeği bırakamıyor. Sigarayı bırakanlar kendilerinde bir eksiklik hissediyor. Aylar ve yıllarca içmese bile daha dün bırakmış gibiyim. Bir içersem arkası gelir diyenler de eksik değil.

Yine ekmeğe bağımlılığımız o kadar aşırı ki herkesin ekmeğini evde yaptığı zamanlarda, şehirden bakkala gelen ekmeği yufkanın içine koyup katık olarak yendiği zamanları görmüştür bu ülke. O zamanlar şehirden gelen ekmeğe çarşı ekmeği, şehir ekmeği denirdi.

Geçmişte her işin bedenen yapıldığı zamanlarda vücudu dinç tutsun, daha iyi çalışılsın diye ekmeğin fazlaca tüketilmesini anlıyorum. Bir de yemek adına besin kaynağımız çok çeşitli değildi.

Günümüzde ise eskisi gibi doğal beslenemiyor olsak da yemeklerimiz çeşitlendi. Dün görmediğimiz ve ihtiyaç hissetmediğimiz şeyler zaruri ihtiyaçtan sayılmaya başlandı. Bugün dünkü gibi yüzde yüz bedenen çalışmıyor çoğumuz. Eskisi gibi vücudun efor sarf etmediği günümüzde hala ekmekten vazgeçmeyişimiz düşündürücü. Bundandır ki dünyada ekmek tüketiminde birinciliği kimseye vermiyoruz. Yıllık ekmek tüketimimiz 200 kilo. Bizi takip eden en yakın ikinci ülke olan Sırbistan’a 65 kg fark atıyoruz.

Her sigara zammının ardından ajanslar “Tiryakilere kötü haber. Sigara ve tütün mamullerine şu kadar zam geldi. Sigarayı bırakmanın tam zamanı” dediği gibi bu ekmek zammıyla birlikte özellikle yediğini eritemeyen ve masabaşı iş yapanların, emekli olup iş yapmayanların, ev kadınlarının, kısaca çalışırken vücudu terlemeyenlerin ekmeği bırakmasının tam zamanı.

Böyle diyorum ama ekmeği kafada bitirmeden bırakmak zor. Yine de ekmeği bırakmayı denemek lazım. İnanın, bugün yediğimiz ekmeğin kilo aldırmaktan, göbeği çıkarmaktan, hazmı zorlaştırmaktan, mideyi büyütmekten, bizi daha çabuk acıktırmaktan başka bir işlevi yok. Yani külliyen zarar. Belki de geçmişte iki öğün yediğimiz yemeği üç öğüne çıkarmamız bu ekmek yüzünden.

Ekmeksiz beslenmede hayat var diyorum. Daha çabuk acıktırmaz. Mideyi küçültür. Yediğimiz, içtiğimiz kolay kolay kilo ve göbeğe dönüşmez.

Ekmeği bırakırsak, kolay kolay kilo ve göbek sorunumuz olmaz. Kolay kolay acıkmayız.

Fırsat bu fırsat. Gelin hep birlikte ekmeğe veda edelim.

*22.10.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

21 Ekim 2025 Salı

Bazı Kadınların Dünyası

Ne zaman yürüyüşe gitsem, parklarda bulunan kamelyalarda oturup kahvaltı yapan kadınlar görürüm. Oturacak kamelya kalmadığı için evinden masa ve sandalye getirerek çimlerin üzerine kahvaltı sofrası kuranlar bile oluyor.

Gördüklerim, çoluk çocuk, baba ve koca değil. Tüm masalar kadınlarla dolu. Hafta içi olduğuna göre parkta bu saatte olan kadınlar ya emekli ya da ev hanımı olmalı.

Gördüklerimden hareketle izniniz olursa bir senaryo çizmek istiyorum.

Sabah 10 gibi uyandı. İyi de uyumuştu ama hala esniyordu nedense.

Kocası gitmişti işe. Kalkıp çocuğunun odasına baktı. O da gitmişti. Yatağını düzeltmiş mi diye baktı. Oh be! Düzeltmişti. Demek ki o kadar söylediği dikkate alınmıştı. Düzeltmesin de bir göreyim.

Çocuğunu da kocasını da takdir etti. Giderken sessizce giyinip gitmişler. Rahatsız da etmemişlerdi. Kahvaltıyı çocuk okuldan aldığıyla teneffüs arasında, kocası da işe giderken yolda simitçiden aldığıyla iş yerinde yapardı nasılsa.

Evde bir başınaydı. Tek başına evde kahvaltı da yapmak olmazdı. Kahvaltı dediğin şöyle açık havada çok güzel giderdi.

Hava da güzel üstelik. Kardeşlerine haber verip parkta buluşup kahvaltı eşliğinde bir güzel muhabbet iyi giderdi. Bunu da kaç gün önceden planlamıştı.

Aradı kardeşlerini. Haydi yavaş yavaş toplanalım. Ben çıkıyorum dedi.

Kısa zamanda yapacaklarını hazır etti. Zaten bir kısmını akşamdan hazır etmişti. Geriye bir çay kalmıştı. Nevaleyi arabasına koydu. Giderken bir de börekçiye uğradı. Biraz börek aldı. Parkın yolunu tuttu.

Aradıkları gelmişti hemen. Getirilen şeyler masanın üzerine kondu.

Keşke masa biraz daha büyük olsaydı. Çünkü o kadar şeyi masaya sığdırmak zordu. Bir kuş sütü eksikti. Olsa da zaten konacak yer yoktu.

Şimdi sıra yemedeydi. Hem lafladılar hem de yemeye koyuldular. Aceleleri yoktu nasılsa. Akşama kadar yolu vardı. Şöyle sindire sindire yemeliydiler.

Bir de güzel gidiyor. Hem sağı solu seyrediyorlar hem öteden beriden konuşuyorlar hem de getirdiklerinden, “Akşam sizin için yaptım. Bak bakalım tadı nasıl olmuş” diyerek birbirlerine ikram etmekten de geri kalmadılar.

Diğerleri, “aldık canım. Zaten yemeden mis gibi kokusu geldi. Eline sağlık. Ama fazla almayayım. Çünkü kilo yapıyor. Bugünlerde dikkat ediyorum. Haydi, sen de şundan alsana” dedi.

Mide dediğin nedir ki. Birden doydu. Yine de perhizi bir tarafa bırakıp yavaş yavaş götürmeye devam ettiler. Çünkü gün bugün. Perhiz zamanı değildi. Öyle ya her gün parka kahvaltı için geliyor değillerdi. Diğer günler dikkat ederlerdi biraz.

Karnım şişti dedi biri. Öbürü, “Hiç dert edinme. Ben maden suyu getirdim. Al canım iç, şifa olsun” dedi.

Saat 11.00 gibi başlayan kahvaltı bu şekil birbirini ağırlaya ağırlaya iki saat sürdü.

“Üzerine kavun da yiyeceğiz dedi öbürü. Dedim ya kuş sütü dışında her şey vardı. (O kadar da değil demeyin. Kavun da gözüme ilişti bir masada)

Saat üçü bulmuştu muhabbet.

“Yavaş yavaş kalksak mı, akşama yemeğim yok” dedi beriki”. “Şekerim, akşamdan yapsaydın ya daha yeni oturmaya başlayacağız. Benim dünden kalan yemeğim var. Onu yesinler. Her gün yemek mi yapılır” dedi öbürü. Bir diğeri, “Benim de yemeğim yok ama bugün yemek yapasım yok. Telefon edeyim de lokantaya geçeriz” dedi fazla konuşmayanı. Beriki de “Buradan artanları koyacağım önlerine. Bu yaptıklarım boşa mı gitsin. Bundan iyisini mi bulacaklar sonra. Hatta artar bile. Sabah giderken de götürsünler” dedi içlerinde en akıllı geçineni.

Sonrasında lafladılar da lafladılar. “Kimse kadir kıymetimizi bilmiyor ama ev kadınının mesaisi yok. Meccanen çalışıyoruz. Ah bir de görünse. Bizimki pek huysuz” şeklinde oybirliğiyle dertleştiler.

Sonra “Eşin ve çocuğun kahvaltı yapıyorlar mı giderken dedi biri.” İlahi kardeşim, ne kahvaltısı? Bu devirde evde kahvaltı mı kaldı? Gittikleri yerde bir şeyler yiyorlar. Sonra kim kalkıp o saatte sabahın köründe kahvaltı hazırlayacak? Bizden geçti artık. Hem herkes öyle yapıyor. Biz hamal mıyız? Zamanında yaptık, kıymet bilen mi oldu? Artık bundan sonra kendimize vakit ayırma zamanı” dediler yine konsensüsle.

Haydin bu ânı ebedileştirelim. Kalkmadan bir de fotoğraf çekinelim dediler.

“Ah şimdi zamanı mı? O kadar da yedik. Göbek çıktı. Çekinmesek olmaz mı dedi birkaçı birden.

Bu işlerde tecrübeli olan akıl verdi. “Yan durursunuz, olur biter. Tüm kadınlar öyle poz veriyor” dedi.

Geldiklerinde sarıldıkları gibi giderken de sarıldılar. “Ay ne güzel oldu. Bunu fazla uzatmadan bir daha yapalım. Hatta sıcağı sıcağına haftaya perşembe günü yapalım mı? Bu sefer ben getireyim. Siz hiçbir şey getirmeyin” dedi biri. “İyi olurdu ama temizlikçi gelecek perşembeye. Ben müsait değilim” dedi öbürü. Bir diğeri, “Ben de müsait değilim. Çünkü haftaya oturmam var” dedi. Beriki de “Benim de o gün günüm var. Gelemem” dedi.

O zaman hepimize uygun bir zaman ayarlarız. Haberleşiriz. Görüşmek üzere deyip vedalaştılar.
Açık havada bir kahvaltı daha sonra tekrar buluşmak üzere bu şekilde sona erdi. Kahvaltı bittiğine göre benim senaryo da burada sona erdi.

20 Ekim 2025 Pazartesi

Pazarlık Sünnet Değildir

Çanta, valiz türü eşya satan bir esnafa uğradım. Soluklanmak için oturmuştum ki cümbür cemaat bir aile gelince dışarı çıktım.

Karı koca ve çocuklardan mürekkep müşterinin dükkana girmesiyle çıkması bir oldu.

Dükkanın önünde çaylarımızı yudumlarken bir müşteri daha geldi. Hiç oyalanmadan arkadaş satışını yapıp yanıma geldi.

Maşallah, jet gibisin. Ne ara sattın çantayı dedim. Hafifçe gülümsedi. Bu mu? Az önce sen gelince giren bu müşterimin üçüncü gelişi bu. İlk önce geldiler. Beğendikleri çantaya 2000 lira dedim. 1800 lira olsun diye ısrar etti. Olmaz dedim. Almadan çekip gitti. Diğer esnafları dolaştıktan sonra tekrar geldi. 1900 lira olsun dedi. Yine olmaz. Kurtarır yanı bu dedim. Yine almadan çekip gitti. Üçüncü kez çocuğunu göndermiş. Kendisi daha köşede bekliyor. Çocuğu 2000 lirayı verdi. Çantayı aldı gitti dedi. Kendisi niye gelmiyor dedim. Belli ki indirim yapmadım diye bana kızdı. Çocuğunu gönderdi. Alışmışlar pazarlığa dedi.

Bugünlerde esnafın durumuna dair birkaç yazı kaleme aldım. Yazdığım yazılardan biri de arkadaşının 1250 liraya aldığı aynı ürünü aynı dükkandan birkaç gün sonra bir başka arkadaş 500 liraya aldığını ifade etmişti. Bu yazıyı, "https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2025/10/esnaflk-bu-olmasa-gerek.html" adresimde konu edinmiştim. Bu yazımın altına okuyucularımdan biri şu yorumu yazmış: “Bu farklı fiyat curcunasına bir de “Pazarlık sünnet” yapıştırmışlar. Kazıklayan kazıklayana. Geçmiş zamanlarda Konyalı bir pazarcının sözü: “Ramazanda bir MAN kamyonu almazsam bu işi yapmaya gerek” demiş.

Pazarcı belki biraz abartmıyor ama pazarcının Man özlemi bana yine bu yörede söylenen bir sözü hatırlattı: Dünyada Man, ahirette iman”.

Pazarcı bu sözü ne zaman söyledi bilmiyorum. Eğer çok eskiden söylediyse, günümüz enflasyonlu hayatta farklı fiyattan tutturabildiğine mal satıldığını göz önüne alırsak, herhalde pazarcı, Man marka kamyondan, Mercedes marka kamyona çıtayı yükselmiştir.

Çantacı arkadaşın müşterinin pazarlık ısrarını garipse de başka şehirler nasıl bilmem ama Konya’da alışverişlerde pazarlık olmazsa olmaz. Buna esnaf da hazır, müşteri de. Esnaf, dükkanına gelen müşterinin pazarlık yapacağını bildiği için fiyatı yüksek tutar, müşteri de esnafın bu yönünü bildiği için alacağı ürüne aşağıdan teklif verir. Esnaf biraz iner, müşteri de biraz çıkar. Esnafıyla, müşterisiyle bizim bu durumumuz tabir yerindeyse tencere kapak gibidir.

Hatta çoğu müşteri bir yere girip de gözü kapalı alışveriş yapmaz. En son alacağı yere gelmeden birkaç yere sorarak o malın piyasasını öğrenmeye çalışır.

Bu anlattığım her esnaf her işletme için geçerli değil. Çoğu esnaf yani mağaza sattığı ürünün üzerine fiyatını yazıp pazarlık faslını kapatmış durumda. Pazarlıklar fiyatı pek yazılı olmayan küçük esnaflarda kaldı.

Şu var ki pazarlık olur da makul indirim yapılır. Öyle esnafımız var ki fiyatı önce uçuruyor sonra yarı fiyatına indiriyor. Aslında böyle makul olanın üzerinde indirim yapan esnaftan alavere yapmamak gerek. Çünkü esnaflık bu olmasa gerek.

Pazarlıkla ilgili benim de bir anekdotum var. 90’lı yıllardı. Öğrenciyim o zaman. Ayakkabıcılık yapan bir yakınım Çumra pazarına gidecek. Arife günü olduğu için dükkandaki oğlunu ve çalışanlarını da pazara götürmeye karar vermiş ama dükkanda duracak kimse olmadığı için dükkan kapalı kalacak. Bu da olmaz deyip kara kara düşünürken beni gözüne kestirdi. “Yeğenim, dükkanı açık tut. Satış olmasa da olur” demişti. Olmaz, ben anlamam. Fiyatları da bilmem dedim. “Biz sana fiyatları yazarız. Bakar ona göre satarsın” demişti.

Ayakkabılar şimdiki gibi kutuların içinde değildi. Duvara çivi çakarak çoğu ayakkabıyı duvara asmışlardı. Bana fiyatları yazıp verdi. Paradan altı sıfır atılınca bir de paramızın değeri enflasyondan dolayı alım gücü hep düştüğünden fiyatlar aklımda kalmadı. O yüzden öylesine fiyat yazacağım. “Şuradaki ayakkabılara 200 deyip 120’ye, buradakilere 130 deyip 70’e verebilirsin” türünden bir şeyler söylemişti. Aklımda kalan ise istenen rakamla, indiğim rakam arasındaki uçurum idi.

“Pek kimse gelmez, sadece dükkanı açık tut” dense de dükkan sabahtan akşama doldu taştı. Almak için müşteri sıra bekledi. “Şu kaç lira diyene, önce o ayakkabıyı nereden aldın diye soruyordum. Sonrasında elimdeki listeye bakıp bir fiyat veriyordum. Fiyat verirken kurt esnaf yakınımın dediği en yüksek rakamı hiçbir müşteriye söylemedim. Her birine yakınımın indireceğim sınır olarak yazdığı rakamı söyledim. Müşteri pazarlığa alışkın olunca, hiçbiri o rakamda kalmadı. Hasılı, indireceğim en son sınırın altına ayakkabı sattım akşama kadar. Akşamında bir milyon lirayı uzatınca, “Yeğenim, iyi satış yapmışsın. Bu kadar beklemiyordum” deyip yüzü gülmüştü. Sattığım rakamları yakınım bilse beni çiğ çiğ yerdi. Bu da ayrı bir konu.

Sen esnaflığı bilmezsin, bu işlere girme dediğinizi duyar gibiyim. Kırıldım bak. Gördüğünüz gibi bir gün de olsa esnaflık yaptım. Haberiniz olsun.

Yazım uzadı ama birkaç cümleyle de “Pazarlık sünnettir” anlayışına değinmek isterim. Hz Muhammed’in pazarlık yaptığı bilinse de bunu sürekli yapmadığı, bu yüzden pazarlığın sünnet değil, olsa olsa mubah olabileceğini söylüyor Din İşleri Yüksek Kurulu. (Pazarlık yapmak öteden beri alışverişte uygulanagelmiştir. Ancak bu uygulamanın dürüstlük, karşılıklı rıza, hakkaniyet, güvenilir olma gibi ilkeler gözetilerek yapılması gerekir. Rasulullah (s.a.s.)’in (Ebû Dâvûd, Buyû’, 7) ve ashabının (Buhârî, Buyû’, 67, Hiyel, 14; Ebû Dâvûd, Akdiye, 20) alışverişlerde pazarlık yaptığı bilinmekle birlikte bu husus bağlayıcı bir kural haline getirilmemiştir. Bu itibarla alışverişlerde pazarlık yapmak mubahtır. Öte yandan nasıl olsa pazarlık yapılacak diye malın fiyatını fahiş olarak yüksek tutmak dinen uygun bir davranış olmadığı gibi pazarlık sünnet diyerek malın değerini çok aşağıya düşürmek için uğraşmak da uygun değildir.)