5 Ekim 2025 Pazar

Kaliteyi Düşürmenin Garanti Yolu

29.09.2014 tarihinde sosyal medyada yazıp paylaşmışım. Anılar bölümünde yeniden karşıma çıktı: "BİR ŞEYİN SAYISINI NE KADAR ARTIRIRSANIZ KALİTEYİ O KADAR DÜŞÜRÜRSÜNÜŹ.

ASIL OLAN NİCELİK DEĞİL NİTELİK  OLMALIDIR.

DUYGULAR AKLIN ÖNÜNE GEÇMEMELİDİR.

UNUTULMAMALI Kİ CEHENNEMİN YOLU İYİ NİYET TAŞLARIYLA DOLUDUR.

NEFRET ETTİĞİNİZ İNSANLARIN YAPTIKLARININ TERSİNİ YAPMAK HER ZAMAN DOĞRU YOLA GÖTÜRMEZ İNSANI.

İFRAT VE TEFRİTTEN UZAK DURMAK GEREKİR.

YAPTIKLARINIZIN ACI SEMERESİNİ 20 YIL SONRA GÖRÜRSÜNÜZ.

BİZDEN SÖYLEMESİ..." demişim.

Büyük harfle yazmak hiç prensibim değil. Nedense büyük harfle yazmışım. Belki dikkat çeksin diye belki kızgınlığımı ifade etmek için belki de telefonumun tuşlarının marifeti. Çünkü bazen yazmaya başlıyorsun. Geriye dönüp bir baktığın zaman klavyenin büyük harfle yazmak üzere ayarlandığını öğrendiğin zaman yazmada epey mesafe kat ettiğini anlıyorsun. Telefon üzerinden bir de büyük harfi küçük harfe dönüştürme maharetin yoksa silip yeniden yazmak üşengeçliğime gelmiş olabilir. Bir de çalakalem yazarken silip aynı yazdığımı yazmam her zaman mümkün olmayabiliyor.

Büyük harflerle yazıp paylaştığım bu yazı her durum için genel geçer bir kural ise de ben bu paylaşımı İHO ve İHL'ler için yapmıştım.

Biraz geriye dönüp olup bitene bakarsak bu okullarla ilgili ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. 

Malumunuz 2012-2013 öğretim yılından itibaren zorunlu eğitim 4+4+4 şeklinde 12 yıla çıkarılmıştı.

12 yıl mecburi eğitim yanlıştı. Bir çırpıda oldu bittiye getirildi. Özellikle lisenin zorunlu tutulması her yönüyle hataydı. Eleştirilere kulak tıkandı. Üstelik kademeli geçişten ziyade aynı anda okuyan tüm öğrenciler 12 yıl zorunlu eğitim kapsamına alındı.  4+4+4 denince sanıldı ki dört dörtlük bir eğitim olacak. Olmadı. Aradan 13 yıl geçti. Şimdi lise kaç yıl olsun anketleri yapılarak lise eğitim kademesinin aşağıya çekilmesi düşünülüyor.

8 yıl zorunlu eğitimle birlikte had safhaya ulaşan ara eleman ihtiyacı 12 yıl ile birlikte iyice belirginleşti. Devlet kaç yıldır sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılamak için Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla teşvik veriyor. Teşvik denilen rakam da az değil. 15 yaşından gün almış, liseyi MESEM'de okumak isteyen her öğrenci için 2025 rakamıyla 6630 lira aylık teşvik veriyor. Bu miktar 12.sınıfta yarı asgari ücrete çıkıyor. Bu rakamlar her yıl ocak ayında yeniden güncellenmekte. Kısaca dün bedava denecek bir maaşa yani harçlığa kalfa ve usta yetiştirilirken şimdi üste para vererek kalfa ve usta yetiştiriyoruz. Bu konu ayrı bir konu. Ben esas sadede geleyim.

2012-2013 öğretim yılıyla birlikte imam hatiplerin orta kısmının da açılmasına imkan verildi. Diğer okul türlerinin önünde ortaokul açmalarının önünde bir engel yoktu ama ticaret ve endüstri mesleklerin bile orta kısmı açılmadı.

İmam hatip ortaokulları (İHO) ve imam hatip liseleri çok sayıda ve bol miktarda açıldı. İşte bu uyarıyı büyük harflerle yapma gereğini de o zaman duydum. Sadece yazmakla kalmadım. Eş, dost ve bulunduğum ortamlarda dile getirdim. Yapmayın. Bu kadar bu okulları açmayın. Hazır katsayı engeli de kalktığına göre bir yere makul sayıda bu okullardan açın. Kaliteyi yakalayın. Yerine yenisini açın. Her yere mantar biter gibi bu okullardan açarsanız, yarın bu okullar genel lise işlevi görür, her tip öğrenci buralarda okur, bu okullara leke getirecek öğrenciler mezun olur. Böyle olunca halkın gözünde bir yeri olan bu okulları ayağa düşürürsünüz. Çünkü bir şeyin sayısının çok olması, kaliteyi düşürür. Yapmayın dedim.

Hak verenler sessiz kaldı. Sesi gür çıkanlar ise "Bu adam ne diyor? Üstelik hafız, imam hatip mezunu. Bir de ilahiyatçı. İmam hatip sayısından şikayetçi. İmam hatip düşmanı bu" dediler.

Kısaca, bunların gözünde imam hatip düşmanı oldum. 

Geldiğimiz noktada daha aradan 20 yıl geçmedi. 13 yıl olmuş. Sayılı pek az imam hatip dışında çoğu imam hatiplerde istenen kalite yakalanmadı. Bazı İHL'ler öğrenci kaydı olmadığı için başka okul türüne dönüştürülmek zorunda kalındı. Kapatılmayan bazı İHL'lerde ise öğrenci sayısı her geçen yıl daha da düşmektedir. Proje ve sınavla öğrenci alan İHL'lerde mevcut sayısında bir sıkıntı yaşanmazken sınavsız öğrenci alan bazı İHL'lerde mevcut sorunu var.

Olacağı belliydi. O zamanlar sakalım yoktu ki onları ikna edebileyim. Hoş, şimdi de yok sakalım. 

Ne edelim ki biz buyuz. Yarını ve geleceği düşünmeden, bir şeyin önünü ve arkasını hesaba katmadan karar veriyoruz. Uygulamaya geçiyoruz. Sonuç ise malum.

Ah şu imam hatip düşmanları yok mu? 

Kendilerini Karalar Bağlamış Tipler

Hayata ve olaylara ön yargısız ve objektif bakan, kafasını kumdan çıkaran, bir grubun fanatik ve trolü olmayan herkesin malumudur ki bu ülkede çoğu işler doğru gitmiyor.

Olumsuz giden her şeyi ele almam mümkün değil. Zaten hepsinden de haberim yok. Haber izlemeyen ve gündemi takip etmeyen biriyim.

Bu demek değildir ki olup biten her şeyden haberdar değilim. Az da olsa kulağıma çalınır. Dikkatimi çekerse olayın aslı astarını küçük bir araştırma yapmak suretiyle yazı konusu edinirim.

Bunu yaparken de kırmadan dökmeden yapmaya çalışırım.

Konu haliyle olumsuz olunca ister istemez eleştirel yaklaşırım.

Benim bu eleştirel yaklaşımıma bir davanın ya da bir zihniyetin yılmaz savunucuları, trolleri veya fanatikleri kolay kolay tahammül etmez. Yaptığın eleştiri doğru olsa bile o konuda söyleyecek sözü olmayan bazıları, senin bu yaptığını zil takıp oynamak olarak görür. Böyle derken kendisini karaların bağladığından haberdar değil tabi. Haberdar ise de tecahülüarif sanatının mimarları oldukları için kendilerini gizlemeyi marifet sanırlar. İnanmadıkları halde olayın aslı astarının öyle olmadığını sana bir güzel anlatırlar. Yutturabilirlerse kendilerinin mutluluğuna diyecek olmaz.

Çünkü sosyal medyada köşe başlarını tutmuş bu kimseler kendilerine bu işi misyon edinmişler. Bu alemde gezindikleri müddetçe kendilerine bir zihniyetin temsilcisi rolünü biçmişler. Kim, sevdiklerine halel getirecek bir hadsizlik yaparsa ona haddini bildirecekler. Kendilerine böyle bir görev veren var mı? Hayır. Savundukları zihniyetin böyle bir beklentisi var mı? Hayır. Savundukları zihniyet, futbol takımı tutar gibi kendilerini tutan, bunun için eşini dostunu kıran, savunurken üslubunu bozan bu trollere maaş ya da maddi destek sağlıyor mu? Hayır. Yaptıkları bu avukatlıktan dolayı CMUK kendilerine iş başı bir ödeme yapıyor mu? Hayır.

Ölümüne her yanlışı savunan sesleri gür çıkan bu zihniyet, yaptıkları bu trollükten dolayı bir menfaat sağlasalar, kendilerini mazur göreceğim. Ne de olsa ekmek teknesi. Oradan besleniyorlar diyeceğim.

Bu trollerin sevdiklerini amasız, fakatsız desteklemelerine bir şey demiyorum. Kendi sayfalarında çalıp oynasınlar. Körler ve sağırlar olarak birbirlerini ağırlayıp dursunlar.

Fakat gel gör ki eski efendiliklerini bozdular gördüğüm kadarıyla. Hırçınlaştılar. İşte bu hırçınlıklarını anlamaya çalışıyorum.

Sanırım hırçınlıklarının temelinde işlerin eskisi gibi iyi gitmediğinin farkındalar. Güç kaybettiklerini biliyorlar. Eskisi gibi her şeyi göğüslerini kabarta kabarta savunamıyorlar. Sanki hata yapıyoruz, düzelmezsek gerisin geri gidiyoruz demeyi bile kendilerine yediremiyorlar. Kolay değil hep kazanmak. Kaybetme endişesi bile onları yiyip bitiriyor. Ne olacak halimiz diye kendi kendilerine karalar bağlamış dururken birilerinin olup bitene eleştiri getirmesi zorlarına gidiyor. Yapacak bir şeyleri de olmayınca en azından zil takıp oynuyorsunuz demek suretiyle konuyu kapatma yoluna gidiyorlar. Sanıyorlar ki güneşi balçıkla sıvayacaklar. Böyle bir şey de mümkün değil. En azından aykırı sesleri susturalım ki moralimiz bozulmasın istiyorlar.

Hasılı işleri zor. Düştükleri durum vahim. Ama bilsinler ki işleri rast gitmeyenler eleştiriye gelmezler. Kendi savunduklarına ve yapıp ettiklerine güvenmeyenler de eleştiriye gelmezler. Değilse niye niyet okuyup dursunlar. Halbuki eleştiriye kulak veren kendine çekidüzen verdiği gibi ömrünü de uzatır. Değilse kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gören çokları gibi yok olup giderler.

4 Ekim 2025 Cumartesi

Neredesin Güzel Üslup!

Tüm meslek hayatını belediyede geçirmiş ve üst düzey görev almış emekli bir belediyeci ile geçen gün bir çay ocağında iki arkadaşla birlikte çay eşliğinde sohbet ettik.

Söz döndü dolaştı. Geçmişte devlette üst düzey görev yapmış kişilere. Arkadaş dedi ki "Bir video izledim. (ya da yüz yüze dinledim de demiş olabilir).

Konuşmacılar arasında Mehmet Görmez ve Ali Bardakoğlu vardı. Önce Görmez konuştu. Arkasından Bardakoğlu’na söz verildi.

Hoca söze, ‘Görmez Hocamın anlattıklarının çoğuna katılıyorum. Sadece bazı izahlarına katkı babından ilavede bulunacağım’ dedi. Ardından sunumunu yaptı. İlaveden ziyade Görmez Hocanın bazı görüşlerinden farklı ve zıt bir görüş ortaya koydu. Konuşmasını bitirdi.

Görmez, Bardakoğlu’nu ayakta tebrik etti. “Üstadım, benim görüşlerime ilaveden ziyade bu konulara farklı bir açılım getirdin. Bu açılımlarına aynen katılıyorum. Çok müstefit oldum” demiş.

Arkadaşın bu anlattığını biz dinleyenler ağzımız açık dinledik. Özellikle farklı görüş serdedilmesine rağmen birbirlerini taltif etmeleri, saygı göstermeleri, bunu kırıp dökmeden yapmaları...

Hem Görmez hem de Bardakoğlu, donanımlı, birikimi, oturaklı, faydalı kişiler. Gittikleri her yerde topluluklar bunları can kulağıyla dinlerler. Çünkü hem dinletirler hem yeni şeyler söylerler.

Geçmişte her ikisi de DİB başkanlığı yaptı. Başkanlıklarını çok iyi yaptılar. Bugünkü hükümet geçmişte bu tip ağır insanlarla çalıştı.

Bugün her ikisi de emekliliklerinin ardından faydalı olmaya devam ediyorlar.

Görmez ve Bardakoğlu denince benim aklıma güzel üslupları gelir. Anlattığım anekdot da bunun en güzel örneği.

Bu tür bir üsluba toplum olarak ne de çok hasretiz. Çünkü hiçbir konuyu ön yargısız ve sözü kesmeden konuşamıyoruz. Konuşurken birbirimizi doğru dürüst dinlemiyoruz. Sesimizi yükselterek hatta belden aşağı vurarak muhatabımızı susturmaya çalışıyoruz.

Çok önem vermediğimiz üslup bence her işin başı. Üslup olmadan hiçbir şey olmaz. Hatta üslup asıldan önce gelir.

Üslup olmadan söylediğimiz her şey boştur ve güme gider. Küsmece, darılmaca arkasından gelir. Çünkü kötü üslubumuzla kırar geçiririz muhatabımızı.

Üslup her adamın harcı değil. Söyleyecek sözü olan, bu konuda birikimi olan, kendisini tekrarlamayan, muhatabına saygıyı esas alan, güç zehirlenmesi yaşamayanlar güzel üsluplarıyla tebarüz ederler. Söylediklerinin altı dolu olmayan, tüm bildikleri yüzeysel olan kişiler ise güzel üsluptan bihaber olurlar. Nasıl bir punduna getirip de bu konuşmayı sabote edeyim düşüncesine sahip olurlar. Allah var, bunu da becerirler. Çünkü kötü üslubu hayat felsefesi edinmişler.

İnanın, güzel üslup gibisi yoktur. Bizler güzel üslubu temel felsefe edinsek, aramızdaki farklılıkları zenginlik kabul eder, birbirimizin görüşüne katılmasak bile iletişimi kesmeden gül gibi geçiniriz. Birbirimizi ön yargısız dinlesek, savunma psikolojisini çalıştırmadan konuşsak, birilerine şirin gözükmeye çalışmasak, birilerinin adamı olmasak, inanın görüşümüz ne kadar farklı olursa olsun, aramızda hiç niza çıkmaz. Böylece birbirimizin görüşlerinden faydalanmaya çalışırız. Bu da bizi geliştirir.

Ah neredesin güzel üslup. Özledik seni. Gel de adam et bizi. En azından birbirimizin yüzüne bakacak yüzümüz olsun.