21 Eylül 2025 Pazar

İnsanlık ve Vefa Ölmemeli!

“Adı Yosef Hobe. Musevi bir vatandaşımız. 78 yaşında.

İzmir Konak’ta 50 yıldır esnaf. Basmacı Yusuf diye tanınır. Dükkanı Hisar Caminin yanında.

Sevilir, sayılır, hürmet edilir.

Sabah erkenden dükkanını açar. ‘Selamünaleyküm’ diyenlere, ‘Aleykümselam’ der.

Bu ülke için 36 ay askerlik yapmış.

Devlete vergisini kuruşuna kadar ödemiş.

Kendisi Müslüman olmamasına rağmen, her Cuma günü dükkanının önüne kartonlar koyar, camiye sığmayan cemaat orada namaz kılsın diye.

Müslümanlar gelir, o kartonların üzerinde ibadetini yerine getirirdi. Herkes ‘Allah razı olsun’, o da herkese, ‘Allah kabul etsin’ derdi.

İleri yaşına rağmen namazdan sonra kartonları tek tek toplar, bir sonraki Cuma kullanılması için dükkanına geri taşırdı.

Önceki gün (14 Nisan 2016) vefat etti.

Yıllarını geçirdiği çevre esnafı çok üzüldü.

Ölüm haberi duyulsun, sevenleri son görevini yapsın diye Hisar Cami’den bir anons yapılmasını rica ettiler.

Minareden sadece şu metin okunacaktı: ‘Çarşımızın esnaflarından Yosef Hoba vefat etmiştir. Cenazesi saat 16.00’da Altındağ Musevi mezarlığında defnedilecektir’.

Cami imamı Konak İlçe Müftülüğüne sordu. Hayır dediler. İzmir İl Müftülüğüne başvuruldu. Yine hayır dediler. Son çare Diyanet İşleri Başkanlığı oldu. Ankara’dan gelen haber de ‘Hayır’dı’.”

Yukarıda bir kısmına yer verdiğim yazı bir alıntı. Alıntıdan anladığıma göre olay 2016 yılında olmuş. Bundan da sosyal medya aracılığıyla yeni haberim oldu. Olayın aslı var mı, yok mu bilmiyorum. Birileri algı oluşturmak için yazıp servis etmiş olabilir. Temenni ederim ki bu yazının aslı ve astarı olmasın.

Alıntıda; ilçe, il müftülüğünün ve Diyanet İşleri Başkanlığının da adı geçiyor. Acaba ilgili kurumlar bu yazıya cevap vermiş, yazıyı tekzip etmiş mi diye Google üzerinde arama yaptım. Herhangi bir tekzibe rastlamadım. Yalnız anons izni için ilçe ve il müftülüğünün aranması anlaşılır da DİB’e de sorulması ilginç görünüyor. Çünkü Diyanet’ten haydi deyince birden cevap gelmez. Cevap gelinceye kadar da cenaze beklemez. Çünkü cenazelerin makul bekletilme süresi var.

Yazının aslı var diyelim. Ölen Müslüman olsun veya olmasın, mahalle camiinden duyuru yapmada bir sakınca olmaz. Dinî yönden cevazından ziyade insani bir şeydir. Çünkü ezan ve salanın dışında cami hoparlörleri çoğu muhitlerde önemli duyurular için de kullanılır:

“Falanın düğün yemeğine tüm mahalleli davetlidir”,

“Bir miktar para bulunmuştur”,

“Bir miktar para kaybolmuştur. Bulanların insaniyet namına getirmesi rica olunur”,

“Falan mevkide yangın çıkmıştır. Traktörü olan vatandaşların yardıma gelmesi” gibi.

O hesap, İzmir’i mesken edinmiş, Musevi vatandaş için de cami görevlisinin inisiyatif alıp “Mahallemiz sakinlerinden Basmacı Yusuf lakaplı Musevi vatandaşımız vefat etmiştir. Cenazesi şuradan kalkacaktır. Sevenlerine duyurulur” anonsunu yapabilirdi. Böyle bir anons çok da güzel olurdu.

Nedense bazen bağnazlığımız tutar ya da dinen caiz olur mu diyerek her şeye dini yönden bakmaya kalkar ve çoğu zaman da caizdi, değildi demek suretiyle işin içinden çıkamayız. Şu var ki insanlık dinden ve inançtan önce gelir. İnsanlığımız olmadan din ve inanç toplumsal barışa hizmet etmez. Bu tür anonslar aynı zamanda bir jest olur. Sevgi, saygı ve ülfete katkı sunar.

Hasılı, işin içine ölüm ve cenaze girince akan sular durmalı. Din ve inançtan önce insanlık ve vefa ön plana çıkmalı.

Sizi bu konuya benzer başka bir anekdota götürmek istiyorum. Yalnız sayfam doldu. Buna da bir başka yazımda değineyim.

20 Eylül 2025 Cumartesi

Anlama ve Anlaşılma Sorunumuz

Pek az istisna hariç toplum olarak çok konuşan bir toplumuz.

Pek muhatabı dinlemeyiz. Hemen araya girerek sözü keseriz.

Kazara dinlesek de dinler gibi görünürüz. Dinler gibi görünürken cümle biter bitmez söyleyeceklerimizi hazırlarız. Muhatap daha cümlesini bitirmeden lafı ağzına tıkıyoruz.

Haliyle konuşulan şeyin mesajını ve özünü kaçırırız.

Bir muhatap bir sen. Konuş Allah’ım konuş.

Hatta öyle zaman oluyor ki o konuda muhatapla aynı şeyleri söylediğin bile güme gidiyor. Ama doğru dürüst dinlenilmediği için farklı düşünülüyormuş gibi tartışmalar ortaya çıkıyor.

Kendi konuşmamızda mantık buluyoruz. Muhatabınkinde mantık bulamıyoruz. Acaba mantık olabilir mi diye düşünme gereksinimi bile duymayız. Çünkü kendimizden çok eminiz.
Bir bizim dediğimiz doğru ve önemli diye düşünüyoruz.

Bundandır ki körler ve sağırlara oynar gideriz. Ne anlıyoruz ne anlamaya çalışırız.

Anlamak kadar anlaşılmak da bir sorun. Muhatap sana karşı ön yargılı olunca, didin dur kendini anlatmak için.

Evet, günümüzün en önemli problemi anlamak ve anlaşılmak sorunu. Kişi anlamadığını bilse yine problem olmaz. Çünkü tekrar anlatırsın. Anlamasa dahi anladım der. Böylesine deveyi hendekten atlatsan dahi fayda etmez.

Anlaşılmak da anlamak ile yakın ilişkili. Ne sen onu anlarsın ne de o seni.

Kimse anlamak için çaba sarf etmiyor. Anlaşılmak için kendini paralayan da beyhude bir çabanın içinde.

Aynı dil konuşulmasına rağmen durum bu.

Kısaca aynı havayı teneffüs ederiz aynı yerde yan yana ve karşılıklı otururuz aynı şeyleri yer içeriz aynı şeyleri okuruz. Anlamadan ve anlaşılmadan birlikte yaşayıp gidiyoruz.

Anlamak için çaba sarf etmiyoruz. Çünkü çok konuşuyoruz. Sadece konuşmayı düşünen ise kimseden bir şey alamaz.

Tek Partinin Faydaları

İnsanımız oturduğu yerden ahkam keser, mangalda kül bırakmaz, bir kendisinin doğru düşündüğünü sanır. Kendi düşüncesinden başka doğru olabileceğine kat’a inanmaz. Buna kendi aklına hayran hatta aşık demek lazım.

Mesela bu tipler tek partiye karşı çıkar. Demokrasinin gereği olarak çok parti olmalı. Partiler arasında rekabet olmalı ve eşit şartlarda yarışmalı, biri diğerinin alternatifi olmalı türünden şeyler söyler durur.

Bu tiplerin demokrasiden anladıkları, içki şişesinin şişede durduğu gibi durduğunu sanmaları. Halbuki göze, kulağa ve gönle hoş gelir demokrasi. Hele bu topraklarda demokrasi bir numara büyük gelir.

Durum bu iken bilmiyorlar ki en tehlikeli yönetim şeklinin demokrasi olduğunu. Kısaca demokrasi demek problem demektir. Çünkü, demokrasi çok sesliliktir. Her kafadan bir ses çıkar. Çıkan her ses ise kafa ağrıtmada ve ütülemede birebir. Önüne gelen ülkeyi ben yöneteceğim diye parti kurmaya kalkar. Eğer bir ülkede birden fazla parti varsa o ülkede o kadar ayrışma var demektir. Her ayrışma bölünmeye ve gruplaşmayı beraberinde getirir. Zira parti demek hizip demektir. Hizipçilikte ise huzur ve barış olmaz. Çünkü o bu partili, bu şu partili olur. Hepsi de benim partim daha iyi diye yarışır durur. Seçimlere girer. Sandıkta önüne bir metre uzunluğunda bir oy pusulası gelir. Oy verme yerinin loş ışığında vereceğin partiyi ara dur artık.

Halbuki tek partide ayrışma, bölünme ve gruplaşma olmaz. Herkesin tek partisi olur. Kimse kimseye sen şucusun, bucusun demez. Kimse dışlanmaz. Sandıkta uzun oy pusulası olmaz. Böylece en büyük kamu tasarrufu sağlanmış olur. Oy verme yerine giden epey oyalanmaz. Oy pusulasını zarfa koymak için uğraşmaz. Girdiğiyle çıktığı bir olur. Çünkü tek kişi oylanacaktır. Oy verme işlemi erkenden biteceği için sonuçlar aynı gün öğle vakti açıklanır. Böylece zaman tasarrufu sağlanmış olur.

Kazanan aday baştan belli olduğu için kimse seçim sonuçlarını merak etmez. Siyasete bel bağlamaz. Şu bizi kurtaracak demez. Herkes koşa koşa sandığa gitmez. Katılım düşer ama demokrasi daima kazanır.

Tek parti olduğu için 7/24, 365 gün siyaset konuşulmaz. Konuşacak konusu olmayan vatandaş işine kendini verecek. Böylece ülke ekonomisi çağ atlayacak. Cari açık cari fazlaya dönecek. Ülkenin enflasyon diye bir derdi olmayacak.

Kısaca tek partinin faydası say say bitmez.

Yine de demokrasinin gereği olarak her şeye rağmen birileri alternatif olacağım, ben de ülkeyi yönetmeye talibim diye parti kurmaya kalkar. Bunun önüne geçmek için tek partinin dışında kurulan diğer partileri kapatmak çözüm değil. Çünkü kapatırsın, bir başka adla yeniden kurulur. Öyle bir şey yapacaksın ki diğer partileri anasından doğduğuna pişman edeceksin. Kapatmaktan beter edeceksin. Eski askerlikte askeri oyalamak için mantık dışı yollara başvurulduğu gibi onları içişleriyle oyalayacaksın. Birbirine düşüreceksin. Sakın, ne yapabilirim deme. Zira sen bir şey yapmayacaksın. Maşa varken elini ateşe sokmayacaksın. Yeter ki iste. Değişik yollara tevessül edeceksin. Birinden sonuç alamazsan diğerini devreye sokacaksın. Onlar birbiriyle uğraşırken sen keyif çatacaksın. Böylece her seçimi kazanacaksın ve bu demokrasiden hiç ümidini kesmeyeceksin. İyi ki demokrasi var diyeceksin.