9 Mayıs 2025 Cuma

Bir Zamanlar Ben de Zehirlenmiştim

Yılını unuttum.

İshal, istifra derken yatağa düşmüştüm.

Ölümüne öksüreği söylemeye gerek yok.

Zehirlendim galiba dedim.

Ama kim, ne diye beni zehirlesindi. Önemli biri değildim zira. Köylü Ahmet ağanın oğluydum.

Düşüne düşüne sonunda nasıl zehirlendiğimi buldum.

Nasıl bulduğuma gelince,

Zehirlenme hanım ile bende vardı. Oğlanda yoktu.

Önce oğlan evde yokken, oğlandan farklı ne yedik diye düşündük.

Yemeği tespit ettik.

Yemeğin pişirildiği teflon tavaya baktık.

Tavanın sırrı atmış da biz o haliyle kullanmaya devam etmişiz.

O tavayı attık. Zehirlenmeyi atlattık. Sağlığımıza yeniden kavuştuk.

Oymuş bir daha zehirlenmedik.

Bu sırrı bugüne kadar kimseye anlatmadım. Devlet sırrı gibi sakladım.

Bugün nedense bu sırrı açıklamak geldi içimden.

İstedim ki kayda geçsin.

7 Mayıs 2025 Çarşamba

Başarıda Düşmanın Payı

Düşmez kalkmaz bir Allah ise de düşmeyen, kalkmayan insanlar da vardır.

İşini düzgün yapan, çağı okuyabilen, çağa uygun kendini geliştiren insanlar ayakta kalır ve başarılı olurlar.

Bir de tüm işini, fikrini, zikrini düşman üzere kuranlar vardır. Bunlar bir başına bir anlam ifade etmezler. Bunları anlamlı kılan ve başarıyı ayaklarının altına seren ise düşman bulmaktır.

Ne alaka düşman demeyin. Bu tipler tüm eforlarını düşman bulmaya harcarlar. Düşmanla yatıp düşmanla kalkarlar. İnsanları etkilemek için hep düşmanıyla korkuturlar. Düşman gösterilenden korkan da şemsiyesinin altında toplanır.

Bulunan bu düşmanlar alt edebileceği kişi ve zihniyetten olmalı. Değilse bir varlık gösteremezler.

Bulunan bu düşmanlar ezeli olabileceği gibi dönemsel ve konjonktürel de olabilir.

Ezeli düşman şeytan gibidir. Onunla hiç kavgası bitmez. Kimse de şeytanla birlikte hareket etmediği gibi şeytanı da savunamaz. Şeytandan korkan bir bakmışsın yanı başında kenetleniverir.

Ezeli düşmanı alt etmek için çok bir çaba göstermesine gerek yok. Çünkü şeytana dair malzeme çoktur. Şeytan da buna teşnedir zaten. Sureti haktan görünmek, hamaset yapmak, milli ve manevi değerleri dile getirmek ve algılar oluşturmak fazlasıyla yeter.

Bu ezeli düşman çantada keklik.

Bir de konjaktürel düşman edinmeler vardır. Bunun için önce düşmanı belirlemek, onların yaptığı kötülükleri bir bir sıralamak. Bunlar var ya bunlar şöyle kötüdür, bunları yapmıştır deyip insanları korkutmak ve bu yeni düşmanla mücadele etmek ya da mücadele eder görünmek var.

Zaman ve zemine göre böyle düşmanlar üretmek, başarıyı getiren ve hep ayakta tutan en kolay yoldur. Çünkü bunlardan ekmek yer. Değilse açlıktan ağzı kokar.

Başarı için sürekli aynı kişi ve zihniyetleri düşman bellemek gerekmez bunlar için. Bugün düşman seçtiğini bir bakmışsın bir başka zaman yanına çekmek suretiyle can ciğer kardeş oluverirler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez. Dün düşmanlık yaparken söylenen sözlerin yerini daha güzel sözler alır.

Hasılı bazı kişiler düşmansız yaşayamaz. Düşmanla ayağa kalkar, düşmanla ayakta tutunur, düşmanla başarıdan başarıya koşarlar. Dşman ve düşmanları sayesinde ekmek yerler. Hiç düşmanı kalmasa yok olur giderler. O yüzden sürekli düşman üretmek zorundadırlar.

Bu yolda etkili olmanın yolu da düşman bellediğini düşman belleyecek çoğunluğu ikna etmektir. Bu da bu tipler için çocuk oyuncağı gibidir. Çünkü ikna olmaya kani o kadar çok insan var ki. Yeter ki ikna edecek korku salınsın. Korkunun ecele faydası olmasa da insanları hizaya getirmede üstüne yoktur.

Siz siz olun, başarılı olmak ve başarmak için her yolu mubah görüyorsanız, insanlara korku salacak ve insanları kutuplaştıracak düşman belleyin, düşman üretin. Bir de tüm bunları yaparken dini elden bırakmayın. Hamaseti söylemeye gerek yok. Zaten hep sureti haktan görüneceksiniz. Göreceksiniz, hiç sırtınız yere gelmez. Demedi demeyin.

6 Mayıs 2025 Salı

MESEM'linin Dünyasından

Eski çıraklık eğitimin yeni adı Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM)'dir.

Sanayi ve iş yerinde kalfa ve usta olmak için çalışan bu çocuklar haftada bir okula gelerek hem mesleğe dair hem de bazı kültür derslerini işlerler.

Lise çağındaki bu çocuklar iş yerlerinde nasıldır bilmiyorum ama haftada bir okullu olmaları evlere şenlik.

Kalem, silgi, kitap ara ki bulasın.

Sınavdan bile haberi yok.

Sınava girip girmediğini bilmeyenler de azımsanmayacak sayıda.

Sınav esnasında kalem arayan arayana.

Öğretmenden kalemini isteyen de eksik olmuyor.
Sınavda yazdıkları yazıyı okumak ne mümkün. Doktor yazısına rahmet okutur.

Derste gözlerinin olmadığını söylememe gerek yok.

Kahir ekseriyeti pahalı sigara içer.

Haftada bir okula gelmek zorlarına gidiyor. Çoğunun devam sorunu var. İçlerinde yoklama fişini karalayan da eksik değil.

İçlerinde ahlakı oturmuş olanları pek az. Büyük bir kısmında kişilik ve ahlaki problem var.

Konuşma diyorsun. Konuşmuyorum diyor. Peki, şu anda ne yapıyorsun diyorsun. Bir şey diyorum diyor. Bu yaptığın konuşma değil mi dediğinde, hayır konuşma değil diye cevap veriyor.

Çoğunun ağzında sakız. Sakızları çıkaralım diyorsun. Kimse üzerine almıyor. Birine çıkar şu sakızı diyorsun. Çıkardım diyor ama sakız ağzında. Ağzımda tutuyorum. Çiğnemiyorum diyor. Diğerlerini de tek tek uyarıyorsun.

Ders esnasında tuvalete giden eksik olmaz. Çoğunluğu gidip geri geliyor. Bir tanesi, gitti geri gelmedi. Arkadaşlarına arattım. Telefona cevap vermedi. Ertesi hafta niye tuvaletten sonra gelmedin dediğimde, geldim diye yemin billahi etti.

Müdürle görüşeceğim diye izin alanın ardından öğrenci gönderdim. “Kimse yok müdürün yanında” dedi. Teneffüste müdüre sordum, falan öğrenci sizinle görüşmek için geldi mi diye hayır cevabı aldım. Diğer derse geldiğinde, müdürle görüştün mü dedim. Evet dedi. Haydi bir de birlikte görüşüp gelelim dedim. Tamam deyip benimle birlikte koridora çıktı. Koridorda, "Arkadaşların yanında mahcup etmezsen sevinirim. Müdürle görüşmedim. Beni yok yazabilirsiniz" dedi. Bu duruma şaşırsam da en azından yaptığının yanlış olduğunu kabul etmesi, arkadaşları duyarsa mahcup olacağını bilmesi, en azından içinde ahlaki kırıntılar var diye kendi kendimi teselli ettim.

İşlerinde nasıllar bilmiyorum ama çoğunda anlama problemi var. Grand tuvalet giyinmiş diyorsun. Grand neyse de tuvaletin ne işi var diyor. Sanki grandın ne anlama geldiğini biliyormuş gibi. Bu örnek bile kavrayış kapasitelerini ortaya koymaya yeter.

İçlerinde çok temiz, efendi ve sorumluluk sahibi olanları olmakla birlikte büyük çoğunluğunda ne kapasite var ne de etik değerler. Geleceğin esnafı, imalatçısı bunlar olacak.