14 Aralık 2024 Cumartesi

Liseli Genç Aşıklar (2)

Birkaç gün sonra odama saçı yeşil boyalı bir hanımefendi girdi. Zevklerle renkler tartışılmaz dense de bir insan orijinal saç rengini niye değiştirir? Haydi heves etti diyelim. Sarı, kırmızı, siyah, beyaz gibi renkler varken niye yeşili seçer? Dikkat çekmek, farklı olduğunu göstermek için midir bilmiyorum. Ben olsam orijinal rengim ne ise o saç renginde devam ederim. Neyse bu rengi kabul eden etmiş. Siz bana sana ne demeden, ben bana ne diyeyim.

Misafire, hoş geldiniz, buyurun, şöyle oturun lütfen dedim. "Falan 10.sınıftaki öğrencinin annesiyim. Kızımın sınıfının değiştirilmesini istiyorum" dedi. Ne hayır dedim. "Sınıfında şu isimli bir öğrenci var. Onunla aynı sınıfta olmasını istemiyorum. Ben oğlanla kaç defa görüşüp konuştum. Laf dinlemediler dedi. İyi de sınıf değiştirmek çözüm mü? Çünkü gördüğüm kadarıyla kızınızla bu oğlan her teneffüs bir aradalar. Liseli genç aşıklar gibi sırılsıklam aşıklar. Bir on dakikada koca bahçeyi kaç defa turluyorlar" dedim. "Beraber dolaşmalarından rahatsız değilim" dedi. Ara ara öğle arası top da oynuyorlar dedim. Top oynamalarından da rahatsız değilim" dedi. Kızınızı sınıfta rahatsız ediyor mu dedim. "Hayır" dedi. Bize de bir şikayet gelmedi dedim. Siz nelerden rahatsız olursunuz dedim. Aynı sınıfta olmalarından ve bir de aynı sırada oturmalarından" dedi. Sınıf öğretmenlerine söyleriz. Yeni bir oturma planıyla yerleri değiştirilir. Bir arada oturmazlar dedim. "Bu yeterli değil. Sınıfı değişsin kızımın" dedi. Ben bu okulda kaç ay geçse de yeni sayılırım. Sınıf değiştirme konusunda okulun bir teamülü olup olmadığını müdür yardımcılarına sormam lazım dedim. Telefonla arayıp bilgi aldım. Yardımcılarım, "Hocam, şu ana kadar hiç sınıf değiştirmedik. Bir kişinin sınıfını değiştirirsek, arkası alınmaz" dediler.

Hanımefendiye, bu durumu izah ettim. Yarın arkadaşı ile bozuşan sınıf değiştirmeye kalkar. Gittiği sınıfta tutunamayan tekrar eski sınıfına dönmeye kalkar. O yüzden biz okul olarak sınıf değişikliğine sıcak bakmıyoruz. Ki emsal olmasın. Kızınızın oğlanla görüşmesinden rahatsız iseniz, sınıf değiştirmek çözüm değil. Çünkü her teneffüs bir ve beraberler. Bu durumda sınıf değişikliğinden ziyade okul değişikliği sizin için daha uygun olur. Kızınızın puanı falan Anadolu lisesini tutuyor. Bizim okulun ayarı bir okul. Sistemden gördüğüm kadarıyla o okulun boş kontenjanı da var. Üstelik o okul çarşının içinde. Ulaşım yönünden bizim okuldan daha avantajlı. O okula nakil gider. Tekrar bizim okula dönmek isterse, zaten puanı tutuyor, boş kontenjanımız da eksik olmaz. Tekrar naklini alırız. Bu sefer aynı sınıfa değil, başka bir sınıfa veririz. Böylece isteğiniz de yerine gelmiş olur dedim. "Biz okul değiştirmeyi düşünmüyoruz" dedi. O zaman kusura bakmayın. Bu talebinizi yerine getiremeyiz dedim. Veli müsaade alıp gitti.

Velinin ardından sınıfın sınıf öğretmeniyle görüştüm. Bu iki öğrencinin yerlerini değiştirelim dedim.

Ardından erkek öğrenciyi çağırdım. Kızın annesi seninle kaç defa görüşmüş. Bu ilişkinizden memnun değil. Biraz mesafe koymanda fayda var. Sınıf ortamında yan yana oturmayacağız dedim.

Sonra kızı çağırdım. Annenin hassasiyetini biliyorsun. Sınıfını değiştirmeyeceğiz. Oğlanla teneffüs arası dahil aynı sırada oturmayacaksın. Oğlan seni rahatsız ederse haberim olsun dedim.

Birkaç gün sonra nasıl gidiyor diye aşıkların sınıfına yöneldim teneffüste. Güya kızı görüp nasıl gidiyor, var mı bir sıkıntı diyeceğim. Sınıfın kapısında belirdim. Teneffüse çıkmayanlar kendi hallerinde oturup duruyorlar. Hafif de gürültü var. Gözüm oğlanı aradı. Gördüm ki kızla yan yana oturuyor. Oturmakla da kalmamış. Benden habersiz kızı yanağından öpüverdi.

Kimse görmeden gerisin geri döndüm. (Devam edecek) 

Liseli Genç Aşıklar (1)

Bir lisede teşehhüt miktarı kadar çalışmıştım. Okulu pek tanımasam da teneffüslerde bazen penceren bazen bahçeye inerek öğrencileri gözlemlerdim.

Bir erkek bir kız öğrenciyi diğerlerinden farklı olarak her teneffüs kenardan köşeden yan yana yürüdükleri dikkatimi çekti. Müdür yardımcısına, bu iki öğrenci arasında bir gönül ilişkisi olabilir mi dedim. Onlar sırılsıklam aşık hocam dedi.

Bu birbirine sırılsıklam aşık olan öğrencileri daha yakından tanımak için odama çağırdım. Oturun gençler şöyle dedim. Hal hatırın ardından kaça gittiklerini, hangi şubede okuduklarını sordum. 10. ve C sınıfında okuyorlarmış.

Sizi teneffüste de yanınızda üçüncü bir kişi olmadan dolaştığınızı görünce, tanışmak istedim dedim. Ardından lise sonrası hedeflerini sorup öğrendim. Güzel hedefler. İnşallah hedefinizi gerçekleştirirsiniz. Bu arada dersleriniz nasıl dedim. "İyi. Çok iyi" dediler.

Birkaç dersten aldıkları notları sordum. 60, 70, 75 gibi puanlar söylediler. Tebrikler dedim. Yalnız gördüğüm kadarıyla zekanız yüzünüzden okunuyor. Siz daha fazla puan alabilecek kapasiteye sahipsiniz. Pekala bu 60 aldığınız dersten 90 almanız hiçten bile değil, öyle değil mi dedim. "Evet, alırız" dediler. Bu durumda kapasitenizi tam kullanmıyorsunuz. Çünkü aldığınız, 60, 70 de çok yüksek puan değil. Biraz daha derslere odaklanmanız lazım. Değilse hedefinizden uzaklaşırsınız ve pişmanlık duyarsınız. Haberiniz olsun dedim. "Hocam, çok haklısınız" dediler.

Bu arada gördüğüm kadarıyla hep birlikte görüyorum. Sanırım kafa yapınız iyi tutuyor. Üzerime vazife değil ama arkadaşlığın ötesinde aranızda bir şeyler seziyorum dedim. "Hocam, doğru sezmişsiniz. Biz ciddi ciddi birbirimizi seviyoruz. Biz birbirimizden ayrılamayız" dediler. Birbirinize ilgi duymanız kadar doğal bir şey olamaz. Birbirinizi bu şekilde tanımanız da güzel. Yalnız daha erken. Çünkü önünüzde daha uzun bir maraton var. Bu tür gönül ilişkisi geçici bir heves olabilir. İleride birbirinizden bıkkınlık yaşayabilirsiniz. Kendinizi büyümüş görseniz de daha çocuk sayılırsınız. Duygularınızı aklın önüne geçirmemeniz lazım dedim. "Hocam, bizim bu ilişkimiz ciddi. Geçici bir heves değil" dediler. İleride evlenecek kadar mı ciddisiniz dedim. Evet dediler. Güzel. Sevenlerin sevgilerini birleştirmek istemesi kadar güzel bir şey olamaz.

Yalnız ailenizin bu ilişkiden haberi var mı dedim. Oğlan "yok" dedi. Kız, "Babamın haberi yok ama annemin haberi var" dedi. Annen ne diyor buna dedim. "Razı değil" dedi. Peki, ileride aileleriniz bu evliliğe sıcak bakmazsa ne olacak dedim. "Bilmeyiz" dediler.

Tüm bu konuşmaların ardından, çocuklar! Sevenlerin evlenmesini, evliliğin sevgi üzerine bina edilmesini ben de isterim. Üniversiteyi bitirdikten sonra evlenmek istediğiniz de aileniz karşı çıkarsa, benden yardım isterseniz, dünürcü başı bile olabilirim. Yalnız bu gönül ilişkinizi derslerin önüne geçmeyecek şekilde bir seviyede tutmanız ve okulda dikkat çekmeyecek şekilde dikkatli olmanızı öneririm. Sevginizi içinizde tutun. Sevecekseniz uzaktan sevin. Halihazırda çok dikkat çekiyorsunuz. Bu konuda size güveniyorum. Teneffüsünüzü aldım. Şimdi haydin derse dedim. Tamam hocam teşekkür ederiz deyip sınıflarına gittiler.

Sair günlerde bu iki aşığı yine hep birlikte gördüm. Tekrar odama çağırdım. Gençler, ne konuşmuştuk. Gördüğüm kadarıyla siz tam gaz yolunuza devam ediyorsunuz. Sanırım benim geçen günkü vermek istediğim mesajım anlaşılmadı. Lütfen gereğini yapın dedim. Başlarını öne eğip gittiler. (Devam edecek) 

13 Aralık 2024 Cuma

Şam'ın Fethi ile Mekke'nin Fethi

Diyanet'in bu haftaki (13.12.2024) hutbesi Mekke'nin fethi üzerine idi. Şaşırdım mı hayır. Çünkü Diyanet belirli gün ve haftaları takip ediyor.

Hutbeyi dinlerken belirli gün ve haftalardan ve günlerden de epey uzak kalmışım. Diyanet konu edinmese Mekke'nin Fethinden de haberim yok diye hayıflandım.

İçimden Mekke'nin Fethi ne zamandı diye sordum. Bildiğim kadarıyla 10-11 Ocak olmalı dedim.

Sonra kolumdaki saatten takvime baktım. Bugün 13 Aralık idi. Neredeyse bu Fethe bir ay vardı.

Acaba hicri takvime göre Diyanet Mekke'nin Fethini kutluyor olmasın dedim.

Çarşı pazar dolaşıp geldikten sonra Mekke'nin Fethinin hangi ayda olduğuna baktım. Hicri 630'un 8 Ramazanı fethedilmiş Mekke.

Bir an için Ramazan ayında mıyız diye düşündüm. Daha üç aylar bile başlamadı. Ramazana daha var dedim.

O zaman bayram değil, seyran değil, bu Fetih hutbesi neyin nesi şimdi dedim. Acaba Diyanet, alternatif gün olsun diye Mekke'nin Fethini her yıl miladi takvime göre on gün öncesinde yani yılbaşı gecesinde kutlayan AGD'lilere (Anadolu Gençlik Derneği) özenmiş olabilir mi dedim. İyi de daha yılbaşı gecesine bir on beş gün daha vardı.

Acaba Diyanet konu sıkıntısı mı çekti de Fethi öne aldı dedim.

Böyle kendi kendime sorular soruyor, her soruya cevap veriyorum. Ama verdiğim cevaplar içime sinmedi. O zaman bu neyin nesi dedim.

Belki gündeme dair bir hutbedir bu dedim. Ülkenin gündemi sık değişse de son günlerde olup biten, hala sıcaklığı devam eden ne gündem var dedim. Ana len, tabii ya dedim. Gündemde Suriye var, Esed rejiminin düşmesi var, HTŞ önderliğindeki muhalif grubun 12 gün içerisinde Şam'ı ele geçirmesi var dedim. İşte şimdi kafam dank etti. İnşallah amma da geri zekalı imişsin demezsiniz. Zira alınırım.

Belli ki Diyanet muhalefet tarafından Şam'ın alınmasını fetih olarak görüyor. Bu fethi de Mekke'nin fethi ile irtibatlandırıyor. Mekke'nin Fethi de böyle zordu. Nasıl ki Mekke'nin Fethinde kimsenin burnu kanamadıysa, Şam'ın fethi de böyle oldu demeye getiriyor. Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır ayetinin mealini de veriyor bu arada. Hutbeyi de Nasr süresinin mealini vererek sonlandırıyor.

Bu hutbe, basbayağı Şam'ın fethini Mekke'nin Fethine benzetiyor. Akif'in, Çanakkale mücadelesini Bedr'in aslanlarına benzettiği gibi hutbede de "Zulümden dolayı Şam'dan, Hama'dan, Humus'tan ve Halep'ten çıkarılan Suriyelilerin yeniden memleketlerine dönmesi, Şam'daki zalim iktidarın saltanatına son vermesi de tıpkı Mekke'nin Fethine benziyor" dense, adı üzerinde teşbih yapılmış, teşbihte de hata olmaz diyeceğim. Ama böyle demiyor. Şam'ın adını vermeden zımnen Mekke'nin Fethi ne ise Şam'ın zaferi de budur demeye getiriyor.

Siz bu hutbeyi ve benzetmeyi nasıl buldunuz bilmem ama yanlış bir benzetme bana göre. Mekke'nin Fethinde, o şehrin asli unsurlarının memleketlerine dönmesi vardır. Üstelik Medine'de kurdukları devlet eliyle Mekke'yi fethetmişlerdir. Fetheden bellidir. HTŞ önderliğindeki muhalif gruplar devlet değildir. İçinde onlarca muhalif grubu barındıran bu yapının aralarında anlaşıp anlaşamayacakları belli değildir. Arkalarında yani bunlara hangi devletler destek vermiştir sorusu net değildir. Hareketin arkasında ABD, İsrail, İngiltere ve Türkiye olduğu söyleniyor. Nasıl bir zafer ise bu devletlerden hiçbiri arkasında biz varız şeklinde açıkça bir izharda bulunmuyor. Sahi biz var mıyız, yok muyuz? Varsak, cephedeki bu kazanım yarın masada aleyhimize döndürülemez mi? Çünkü savaş sadece cephede değil, masa başında da kaybedilebiliyor. Bizi Suriye'nin geleceği konusunda masaya alacaklar mı ayrıca? Bu konuda İsrail, ABD ve İngiltere'ye ne derece güvenebiliriz? Onlarla ortak veya asgari müştereklerde anlaşabilir miyiz?

Hülasa, bu Şam zaferinin Mekke'nin Fethi ile yakından uzaktan bir alakası yoktur. Üstelik Şam rejiminin yıkılması tek başına zafer olamaz. Esas zafer Suriye'nin geleceği konusunda söz sahibi olmaktır. Ki söz sahibi olup olmayacağımız için vakit çok erken. Zira neyin ne olduğu belli değil, flu bir alan var. Sorular sorular ve endişeler var.

Sonuç olarak Şam'ın fethini Mekke'nin Fethi ile aynı görmesem de okunan bu hutbeyi yanlış bulsam da Suriye'nin yeniden yapılandırılmasında ülkemin baş rol oynamasını, halihazırda yaşadığımız sevinç halinin hüsrana dönüşmemesini temenni ediyorum. Unutmayalım ki bir mevzi kazanmak bir zafer elde etmek, bir yeri fethetmek önemlidir. Ama daha önemlisi o mevzide kalıcı olmaktır. Yani ilk gülen değil, son gülen olmaktır. Bilmem anlatabildim mi cemaati Müslimin?