13 Aralık 2024 Cuma

Her Şey İsrail'in Güvenliği İçin *

Görünen o ki Osmanlının tarihten silindiği I. Dünya Savaşının ardından, Ortadoğu bu yüzyılda yeniden şekillendiriliyor.

Bu yeni şekillendirmede atılan her adım ve alınan her sonuç, İsrail'in güvenliğine yönelik adımlardır.

Bunu anlamak için İsrail'e potansiyel tehlike olan devletlerin istikrarsızlaştırılması dikkatlerden kaçmıyor.

Saddamlı Irak, Mursili Mısır, Kaddafili Libya, İran ve Suriye destekli Lübnan Hizbullah'ı İsrail için potansiyel bir tehlike idi.

Bu potansiyeli bertaraf etmek için sadece Saddam'ın gitmesi yeterli görülmedi. Bölünmesi de gerekiyordu. Çünkü yeniden güç toplayabilirdi. Nitekim Irak bölündü.

Kaddafi'nin de gitmesi yeterli görülmedi. Libya da bölündü.

Hamas'ın belinin kırılması için Lübnan Hizbullah'ının ne kadar lider ve potansiyel lideri varsa hepsinin öldürülmesi gerekiyordu. Bu da yapıldı. Böylece bir daha toparlanamayacak şekilde Hizbullah'ın beli kırıldı.

Zaman zaman füze saldırıları ile ve başkenti Tahran'da Hamas liderini öldürerek İran'a ayar verildi.

Ardından bak sıra sana geliyor denerek İran'ın Beşşar Esed'e verdiği desteğin çekilmesi sağlandı.

Esed'e destek veren Rusya'ya ne vaadi verildi ya da ne tehdidi yapıldı bilmem. Belki de Ukrayna Savaşını uzatır da uzatırız. Aklını başına al, gel şu Esed'e desteği bırak dendi. Belki de İsrail için yaşamıyor muyuz? Çekil ki şu Suriye’de de burayı da bölüp parçalayalım dendi. O da kabuğuna çekildi.

2011'den beri en kolay gitmesi gereken Esed sonrası, Suriye'yi ne şekilde bölüp nasıl şekillendireceklerinin kararını veremedikleri için Esed'i ayakta tuttular. Sonunda bir planda anlaştılar ki Esed'e yol verildi.

Esed Saddam ve Kaddafi'ye göre torpilli idi. Çünkü Saddam ve Kaddafi'ye görülen reva Esed'den esirgendi. Belki de Rusya, desteği çekerim çekmeye ama Esed'e dokunmamak şartıyla dedi. Nitekim Rusya'nın himayesinde şimdi Esed.

Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesi için verilen ayarlarda Mısır'a torpil geçildi. Mısır, Irak, Libya ve Suriye gibi bölünmedi. Sanırım güçlü figür, darbeci Sisi'ye güvenleri tam. Bir de Lübnan bölünmedi. Zaten bölmeye gerek yok. Çünkü Hizbullah yoksa Lübnan'ın esemesi okunmaz.

Şimdi hızlı bir şekilde Esed sonrası Suriye'nin yeni aktörlerle şekillendirilmesi var. Bölünme ve yeni yönetim gelmeden önce Suriye, askerî yönden toparlanamasın diye İsrail tarafından Suriye’de kadar stratejik öneme sahip yerler ve cephanelikler varsa imha edildi.

Yine bu yeni şekillendirme yapılırken Saddam'ın ve Libya'nın güçlü ordusunun ülkelerini savunmaması, zayıf da olsa Esed’in ordusunun direnç göstermemesi, bu bölgedeki orduların kimin elinde ve kimin emriyle görev yaptıkları da düşündürücü. Çünkü ne Irak ne Libya ne de Suriye ordusu adeta tek kurşun atmadı ve ülkelerini savunmadı. Bu da İslam ülkelerinin sahip oldukları ordularının ne derece milli oldukları hakkında bize bir bilgi vermekte.

Bölge bir başta öbür başa bu şekil dizayn edilirken, Suriye sonrası sıranın İran'da olduğunu bilmeyen yok. İran da bunu biliyor. Herhalde pek yakında İran'ın içi de karıştırılır. Sonrası bölünür mü, rejim mi yıkılır, bunu da görmemiz yakın.

Gazze'yi söylemeye gerek yok. Zaten oraya ayar verildi. Gazze tamamen işgal edildi. Filistinliler Gazze'den arındırılacak. Gazzeliler mülteci olarak Mısır ile Türkiye arasında pay edilebilir. Temenni etmem ama böyle bir planın olabileceğini düşünüyorum. Hazır Suriyelilerin memleketlerine dönerken boşalan yerler niye doldurulmasın.

İçeride ve sınırlarında güvenliği sağlayıp bir tehdit kalmayınca İsrail'i kim tutar ondan sonra.
Hasılı Ortadoğu’da olup bitenler, yapılan dizaynlar ve yeniden karılan kartlar hepsi ve daha fazlası İsrail’in güvenliği ve daha fazla genişlemesi içindir.

*20.12.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

12 Aralık 2024 Perşembe

Son Gülen Olabilecek miyiz? *

Ömrüm hep ilk gülen olmakla geçti. Nedense bir türlü son sevinen olamadım. Bahtımdan mıdır, olayların perde gerisini görememekten midir, aynı deliğe defalarca girmeye çalıştığımızdan mıdır bilmiyorum. Hep önce seviniyorum. Sonrası mı? Üzülüyorum.

Örnek mi istersiniz?

Daha neyin ne olduğunu bilmediğim, -hoş şimdi de bilmiyorum- yaşlarda, büyüklerimden duymuştum. Mısır'da bir zalim vardı: Enver Sedat. Firavundu gözümüzde. Nihayet Halid İslanbuli adında bir yüzbaşı tarafından öldürüldü. Yerine kimin geçeceğini düşünmeden dünya bir zalimden kurtuldu diye sevinmiştim.

Ardından Enver Sedat'ı aratmayan Hüsnü Mübarek geldi Mısır'ın başına. Haliyle sevincimiz kursağımızda kaldı.

Gün geldi Hüsnü Mübarek istifa etmek zorunda kaldı. Söylemeye gerek yok. Yine bir sevinç. Yerine de seçimle Mursi gelince, sevincimiz katlandı. Çünkü Mısır makus talihini yenmiş ve Müslüman Kardeşler ilk defa iktidar olmuştu.

Mursi'nin ömrü uzun sürmedi. Kendi atadığı genel kurmay başkanı eliyle darbeyle indirildi. Yerine, darbeci general Sisi başkan oldu. Bizim sevinç boğazımızda düğümlendi. Rabia Rabia demeyi bıraktık artık.

İran devrimi olmuştu. Ülkenin adını da İran İslam Cumhuriyeti koymuşlardı. İslam adını görünce hah dedik. İslam dünyası uyanıyor. İran iyi bir model olacak. Sonra arkası gelecekti ve dünyada zulüm bitecekti. Öyle ya biz sevinmeyelim de kim sevinsin.

Derken efendim, İran'ın bir mezhep devleti olduğu, mezhebine yaymaya çalıştığı, Müslümanlar içerisinde bir çıbanbaşı olduğu ortaya çıkınca sevincimiz hüsrana dönüştü.

Pakistan'da iyi gelişmeler oldu. Başta Ziya ül Hak vardı. İslam İslam, İslam anayasası deyip duruyordu. Haliyle sevindik. Bir de kardeş ülkeydi bizim için.

İran'ın ardından Pakistan'da da iyi şeyler olmaya başlayınca heyecanımız arttı. Meydanları doldurduk. "İran, Pakistan, sıra sende Müslüman" sloganlarıyla meydanları inlettik. Öyle ya İslam gelince, "Hak gelip batıl zail olacak", zulüm bitecekti.

Ardından Afganistan mücahitleri Sovyetler tarafından işgal edilen ülkelerini Ruslardan temizleyip birlikte bir koalisyon hükümeti kurdular. Meydan sloganlarımıza Afganistan'ı da ekledik. Şöyle ki: "İran, Pakistan, Afganistan, sıra sende Müslüman".

Çok geçmedi ki Rusları ülkelerinden def eden mücahitler kurdukları koalisyonu yürütemediler. Epey bir iç savaş yaşadılar. Ardından Taliban geldi. Onların arkasından ABD işgali geldi. Uzun bir işgalin ardından tekrar Taliban yönetimi geldi. Ülkelerinde huzur bulamayan Afganlılar Türkiye, İran başta olmak üzere başka ülkelere sığındı. 1979 yılında başlayan işgal, iç savaş durumları dolayısıyla Afganistan’ın yüzü hiç gülmedi. Haliyle Sovyet işgaline son veren Afganistan'ın ilk hali bizi sevince boğarken sonrası gelişmeler bizi hüzne gark etti.

Uzatmayayım, Saddam devrildi. Sevindik. Sonu hüsran. Çünkü Irak huzur bulmadı. Bugün etkisiz eleman bir devlet.

Kaddafi devrildi. Sevindik. Bugün burada da huzur yok. Burası da kolay kolay iflah olacağa benzemiyor.

Bu hengamede Libya ile denizcilik anlaşması yaptık. Sevindik. Günbegün gündemde tuttuk. Sonrasında Libya mahkemesi bu anlaşmayı iptal etti. Üzülemedik bile. Çünkü bu iptal hiç gündeme gelmedi. Yalnız işler istediğimiz gibi gitmedi ki Libya bugün gündemimizde değil.

Gazze'de Hamas, 7 Ekim 2023'de İsrail'in savunma sistemi Demir Kubbeyi delip geçince sevindik. Sonrası felaket. Çünkü Gazze diye bir yer kalmadı.

İsrail Gazze ile de kalmadı. Lübnan, Suriye, İran bombaladı durdu.

Son sevincimiz, HTŞ önderliğindeki Suriyeli muhalifler 12 gün içinde İdlip, Halep, Hama, Humus derken Şam'ı ele geçirerek zalim Esed rejimini sonlandırdı. Esed gibi bir zalimin devrilmesine kim sevinmez. Haliyle sevindik.

Şimdi beni bir düşüncedir aldı. Esed sonrası Suriye Esed'i aratacak mıydı? Esed de aranır mı demeyin. Çünkü Saddam sonrası yeni Irak Saddam'ı, Kaddafi sonrası yeni Libya Kaddafi'yi arattı. İsrail'in akbabalar gibi Golan Tepelerine girmesi, Şam'a doğru ilerlemesi ister istemez düşündürüyor.

Önceki ilk sevinçlerimin hüsrana dönüştüğü gibi Suriye'deki yeni durum da hüsran olur mu? Daha buradaki filmin sonunu görmesek de acaba hep ilk gülen olduktan sonra son gülen olmadığımız gibi burada da ilk gülen olduktan sonra son gülen olmayacak mıyız? İnşallah Suriye'de hem ilk gülen hem de son gülen oluruz. Suriye'de de ilk gülen olarak kalırsak bilin ki yine hüsran olur bizim için. O zaman vay halimize...

*18.12.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

11 Aralık 2024 Çarşamba

Sonu Böyle mi Olmalıydı? *

Esed'in zorba, baskıcı, dikta ve Baas rejiminin sona ermesinin ardından, Suriye'yi nasıl bir yönetim ve bölünme beklediği, belirsizliğini korurken, Esed elini kolunu sallayarak Rusya'ya sığındı. Daha doğrusu kaçtı.

Giderken bombalanacak yerleri İsrail'e verdiği, yanında 135 milyar dolar götürdüğü, daha doğrusu kaçırdığı, Rusya'ya varınca, 30 milyon sterline en az 20 daire satın aldığı yazılıp çiziliyor.

Öyle görünüyor ki dolar milyarderi ve gayrimenkul zengini olarak güvenli bir şekilde geri kalan ömrünü güvenli bir şekilde Rusya'da geçirecek.

Kimsenin parasında, pulunda ve daire zengini olmasında gözüm yok. Yalnız baba ve oğul olarak, ömürlerini Suriye insanına baskı uygulayarak geçiren; şiddet, işkence ve ölümden başka bir sermayeleri olmayan, Suriye'nin bugünkü bu halinin mimarı olan bu ailenin, yaptıkları yanlarına kâr kalmamalıydı.

Böyle elini, kolunu sallayarak güvenli bir şekilde ülkesini terk edememeliydi.

Kaçsa bile güvende olmamalıydı.

Giderken bir kuruş bile alamamalıydı.

Hep ölüm korkusu yaşamalıydı.

Ölüm korkusundan yer altı barınaklarda saklanmalıydı.

Temiz havaya, güneşe ve nefes almaya hasret kalmalıydı.

Yaptıkları yanına kâr kalmamalıydı.

Ölümü, zulmettiği bir Suriyeli eliyle feci bir şekilde olmalıydı. Tıpkı Saddam'a yaptıkları gibi.
Ne kadar zalim de olsa hiçbir insan için temenni etmesem de zalim ve dikta yolunda giden ve gitmek isteyenlere ibret olsun diye cesedi yerlerde sürünmeliydi.

Ki Saddam bile buna göre onurluymuş. En azından Saddam kaybettikten sonra ülkesini terk etmedi. Kaddafi de hakeza. Ekmeğini yedikleri ve keyfini sürdükleri ülkelerinde canlarını verdiler ve bir bedel ödediler. Pekala, Saddam da Kaddafi de kaybedince başka bir ülkeye sığınabilirlerdi. Ama yapmadılar ya da yaptırmadılar. Belki de biz hak ettik. Bari giderayak bedelini ödeyelim dediler.

Hiç aklıma gelmezdi ama Esed'i görünce Saddam ve Kaddafi'yi takdir ettim doğrusu.

Esed bildiğimiz korkakmış.

Eğer stratejik öneme sahip yerlerin koordinat listesini İsrail’e verdiyse, aynı zamanda ülkesinin haini imiş.

İnsan kaybetse bile bunu ülkesine yapar mı hiç?
Hasılı bundan sonra Rusya’da keyif sürecek bu kibir budalası Esed’in sonu böyle olmamalıydı. Burnundan fitil fitil gelmeliydi.

Görüyorum ki eden bulmuyormuş. İnşallah bundan sonraki hayatında varlık içerisinde yokluk çeker. Ben böyle mi olacaktım tasası onu içten içe bitirir. Ölmez sürünür.

*16.12.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.