20 Eylül 2024 Cuma

Tahta Kılıçla Cihat *

Fakültede öğrenci iken Yusuf Işıcık’ın tefsir dersindeyiz. Konu nereden açıldı hatırlamıyorum. Bir arkadaş, "Biz Müslümanlar şöyle yapalım, böyle yapalım. Birlik olalım. Cihat yapalım. Niye cihat yapmıyoruz" türünden hamasi bir konuşma yapmıştı. Işıcık da "Tahta kılıçlarla cihat devri geçti arkadaşım" demişti.

Geçmişte de belki tahta kılıçla cihat ya da savaş yapılmadı ama Işıcık, zamanın silah teçhizatına sahip olmanın gerekliliğine dikkat çekmişti.

Evet, geçmişin savaşları at sırtında kılıç sallamakla, ok atmakla, mızrak kullanmakla olurdu. Göğüs göğse mücadele edilirdi ve geçmiş savaşlar insan gücüne dayanıyordu.  Sonra ateşli silahlar, tank, füze, uçak, bomba vs. aletler savaşlarda kullanılır oldu.

İsrail'in, Lübnan'da bulunan Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazı ve telsizler üzerinden düzenlediği siber saldırıyı duyunca rahmetli Yusuf Işık'ı hatırladım.

Düşmanın silahıyla silahlanmadıkça, onlar gibi üretmedikçe, onların üretip satışa sunduğu ürünü aldıkça, her alanda onların pazarı oldukça, onlarla yapacağımız her türlü mücadele tahta kılıçla cihada benzer.

İsrail telsiz ve çağrı cihazlarını patlatarak bu yaptığıyla, kendisiyle mücadeleye girişenlere ve girişecek olanlara meydan okudu. Bakın, benim sadece askerim, topum, tüfeğim yok. Kullandığınız, yanı başınızdan ayırmadığınız haberleşme aracı diye bildiğiniz aletleri bile silah olarak kullanır, sizi öldürürüm. Aklınızı başınıza almazsanız, uslu durmazsanız, cep telefonları aracılığıyla da sizi yok ederim. Bu yaptığım, gücümü göstermek için yeter de artar bile mesajı vermiştir cümle aleme.

İsrail'in yaptığı bu siber saldırı karşısında, İsrail ile boy ölçüşmenin yolu, kendi çağrı cihazımızı, telsizimizi, cep telefonumuzu, uçağımızı, tankımızı vs. her şeyi yerli ve milli, öz sermaye ile yapmamız gerektiğini gösterdi diyeceğimiz yerde, bu siber saldırının ardından, sosyal medyada, "Telefona patlayıcı yerleştiren insanlık düşmanı siyonist, yediğin içtiğin ürünlere neler karar hiç düşündün mü? Boykota katıl, boykotun önemini anladınız mı?" türünden paylaşımlar yapılarak mücadele boykota indirgeniyor.

İyi ki elimizde bir boykot silahımız var. Bu da olmasaydı ne yapacaktık ki? Bilelim ki siber saldırıya karşı boykot silahını devreye sokarak boykota devam demek, bu asırda tahta kılıçla cihada devam demektir. İlla bu siber saldırıya karşı bir paylaşım yapılacaksa, bu ülke niçin kendi cep telefonunu yapmıyor paylaşımı yapmak gerekmez mi? Lütfen acizliğimizi boykota sarılarak örtmeye çalışmayalım. Unutmayalım ki İsrail aylardır ürünlerine boykot yapıldığı bir zaman diliminde, gücünden bir şey kaybetmediği gibi üzerine siber saldırı yapıyor.

Lütfen hamaset, sloganı, efelenmeyi, kuru sıkı meydan okumayı bir tarafa bırakalım. İsrail'in ve MOSSAD’ın müdahale edemediği telsiz, çağrı cihazı, cep telefonu vesairemizi üretelim.

*23.09.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Suda İncir Dikimi

Gelen su faturam. Bir önceki ay 410,5 gelmiş. Bu faturayı görünce siz, sen daha iyiymişsin, biz ne yapalım. Bize şu kadar geldi diyeceksiniz. Zaten böyle diyeceğiniz için paylaştım bu gelen faturayı. Siz de benim gibi sudan tasarruf ederseniz, size de böyle düşük gelir. Gördüğümüz gibi bir önceki aya göre yüze elli tasarruf sağlamışım. Söyle de bilelim dediğinizi duyar gibiyim.

Aslında bu ay ki su kullanma hedefim, birinci kademede kalmaktı. Gel gör ki elimde, yağmur yağdığı zaman şu kadar metreküp yağmur yağdı şeklinde  yağmuru ölçen bir alet olmadığı için iki metreküp aşarak 2.kademeye girmişim. Şayet böyle bir alet olsaydı, ilk kademe kullanım biter bitmez vanayı kapatırdım. Oğlan yıkanıyormuş, yarı sabunlu kalırmış, hiç umurumda olmazdı.

Şimdi geleyim, niye bu kadar düşük fatura geliyor bana. Meslek sırrı olsa da insaniyet namına bilgilendirme yapayım ki önümüzdeki aydan itibaren siz de düşük faturalı su kullanın.

1.Wc ihtiyaçlarınızı belediyenin açtığı ücretsiz wc'leri kullanın.

2.Abdest ihtiyacınızı cami şadırvanından giderin.

3.Çay ve içme suyunuzu mahallenizdeki ücretsiz tatlı su çeşmesinden temin edin.

4.Vırt zırt banyo yapmayın. Banyo ihtiyacını doğuracak sebeplerden uzak durunuz. Terlemeyiniz.  Farz edin ki terlediniz. Bir banyo yapayım da rahatlayayım deme lüksünüz yok. Zaten bu rahatlık yüzünden faturalarınız katmerli geliyor. İstemeden terledi iseniz çok amaçlı ıslak mendil kullanınız. Kullandığınız bu ıslak mendili kullanıp atmıyorsunuz. Çok amaçlı kullanacaksınız. Baktınız bu ıslak mendil kurudu. Adı üzerinde ıslak mendil. Bir cami önünden geçerken şadırvandan yıkayacaksınız. Alın size ıslak mendil. Yani tek kullanımlı kullanmayacaksınız. O kadar çok kullanacaksınız ki sonunda eskimeye ve pörsümeye yüz tutunca atmadan önce lütfen ayakkabılarınızı bir güzel siliniz.

5.Çamaşır makinesini akşam sabah, kah renkli kah renksiz çamaşır diye çalıştırmayacaksınız. Elbiseniz koksa bile makineyi çalıştırmayın. Pis kokudan kurtulmak için pekala deodorant kullanabilirsiniz. Böylece etraf mis gibi kokar.

6.Yemek öncesi ve sonrası el yıkama işini Allah rızası için bırakın. Böyle derken eliniz pis durun demiyorum. Bunun için de çok amaçlı ıslak mendil kullanabilirsiniz. Yemekten önce elinizi sildiğiniz ıslak mendili pekala yemekten sonra da kullanarak elinizi temizleyebilirsiniz.

7.Ayrı ayrı kaptan yemek yemeyi, ardından bulaşık makinesini çalıştırmayı lütfen aklınızdan bile geçirmeyin. Ortak kaptan, tek kaptan yiyin. Sonrasında bir güzel sünnetleyin. Bu temizlik hala içinize sinmiyorsa çok amaçlı ıslak mendil ile bir güzel temizleyin. Kaplarınız pırıl pırıl olacaktır.

8.Islak mendil ucuz mu sanki diyen gafiller çıkacaktır içinizden. Böyle diyen iticiler ve felaket tellalları bilsin ki akşam akşam çekemem sizin bu muhalif halinizi. Unutmayın ki bundan çok öncesine kadar bu ıslak mendil de yoktu.

9. Eşimiz ve çocuğunuz sizin uygulamakta olduğunuz tasarruf tedbirlerini dinlemeyip musluğu olur olmaz açıyor mu, gerekirse vanaya kilit takacaksınız.

10.Genç çocuğunuz var. Yıkanmak zorunda mı kalıyor. Söyleyin ona. Teyemmüm alsın.

11.İçinizde, ben bu tasarruf tedbirlerini uygulamam. Su kullanmak bir itibardır. İtibardan da tasarruf etmem diyeniniz varsa, benim ona sözüm, beter ol demek olur.

12.Yine de susuz yapamam diyeniniz olursa, şebeke suyunu kullanmaktansa, üç harflilerden hazır su alın.

13.Evinize gelecek misafirden, içeceği suyu evinden getirmesini ısrarla ve utanmadan söyleyiniz. Getirmeyip lıkır lıkır su içene Salih peygamberin devesi senden insaflıydı deyiniz. Suyu içip içip ardından wc’ye gitmeye kalkarsa onu mahalle Camii tuvaletine götürünüz.

14.Zaman zaman hatta mümkünse, çocuğunuzu ve annesini sık sık anneannesine gönderin.

15.Günlük, haftalık, aylık ve yıllık ev temizliğini öteleyin. Hatta hiç yapmayın. Cam silmeye kalkmayın. Duvarı kendi haline bırakın. Etraf kokuşmuşken sizin eviniz kirli kalmış, çok mu? 

16.Hasılı, uygulayın bu dediklerimi, benim geçen aya göre yüzde elli indirimli geldiği gibi faturanız öbür ay yüzde elli indirimli olacaktır.

Yapacağınız tek şey, gittiğim yoldan değil, dediğim yolu takip etmek olacaktır. Değilse, sizi ben bile kurtaramam. Zira yakındır ocağınıza incir dikilmesi. 

Demedi demeyin. 

Unutmayın ki zaman sudan ucuz zamanı değil. 

19 Eylül 2024 Perşembe

Bir Günün Hikayesi

İstasyondan çıktım. Tek yaptığım, ayaklara yürü demek oldu. Biraz paslanmış ama eski günler kadar olmasa da hiç teklemeden yürümeye başladı ayaklarım. 

Rotayı çevirdim Meram Yeniyol'a. Baktım Lastik Durağındayım. Geçince, gözüme sağdaki petrolün fiyat listesi ilişti. Bir ara bu fiyatlar durmayacak, şuradan biraz benzin alayım deyip 44'e aldığım benzinin 42 dolaylarına indiğini gördüm. İnişine sevindim ama zamlı tarifeden aldığım benzini telafi için ayakları biraz kullanmam gerek dedim. 

Evliya Çelebi Parkını sağladım. Meram Devlet Hastanesinin önüne gelince, çıkmadan aradığım, müsaitsen yürüyelim dediğim yol arkadaşım da yürüyüşüme eşlik etti. 

Yürürken yol arkadaşıma gıpta ettim. Gram yağ ve kilo yok vücudunda. Yavaş yürür gibi görünmesine rağmen hep önümde yürüdü.  Yormadan yürümenin pratiğini de öğrenmiş.

Yürüyüşe tek engel, Meram Yeniyol'un yürüyüşe elverişli olmaması. İkişer şeritli yolun kaldırımı ha var ha yok. Olan kaldırıma da kaldırım demeye bin şahit lazım. Yürümek için yola insen araç geliyor. İki kişinin zor yürüdüğü kaldırıma çıksan, önüne ya direk ya ağaç ya da bahçeden dalları sarkmış ağaçların dalları yürüyüşünü engelliyor. Kaldırım taşları da tek düze değil. Yolun ve kaldırımın bugünkü hali sanırım Veysel Candan'ın belediye başkanlığından kalma. Sağlı sollu, önünde bahçe olan tek katlı evlerin önünden birer metre alınsa, kaldırım yenilense, yürüyüş için çok elverişli bir güzergah olur. Yetkililere ve arsasından bir metre yer vermek için can atan muhitin sakinlerine duyurulur. 

Biz gelelim yürüyüşe. İnişli, çıkışlı yol aldık. Dere tepe düz gittik. Bir baktık. Dere'deyiz. Öğle ezanı da okunmaya başladı. Değirmenönü Camisine girelim dedik. Camiye o kadar giriş var. Hangi kapıya dolandı isek kilitli bulduk. Sağ, sol derken galiba kimse yok deyip çıkıp giderken müezzinin sesini duyduk. Ses yukarıdan geliyor dedik. İçeride varlar deyip az önce kilitli dediğimiz kapının yanında bir başka kapıya yönelerek şansımızı denedik. Kapı açıktı. Farza durmuşlar. Üç beş cemaat vardı içeride. 

Namaz çıkışı hoş geldin dedi cemaatten önümüzden yürüyen. Hüseyin'e mi geldiniz dedi. Hayır sana geldik dedim. Buyurun dedi gönlü zengin insanımız. Bu arada bu Hüseyin kim, meşhur biri mi dedik. Yok. Buradan bir yer satın aldı. Onun tanıdıkları geliyor bazen dedi. Dere Kur'an Kursuna nasıl gideriz dedik. Beni takip edin. Sonrasında da Kızlar Kaya'sının oradan yola devam edin. Nasıl gideceksiniz dedi. Yürüyerek dedik. Yalnız Kurs buraya uzak dedi. Problem değil. Yürürüz dedik. O önde biz arkadan yürüdük. Sularımız akmıyor dedi. Şebeke suyu mu dedik. Hayır, musluklar akıyor. Derenin suları kesik dedi. Niye dedik. Belediye kesti. Çünkü suyu satıyor dedi. 

Kızlar Kaya'sını solumuza alarak yürüdük. Kursu bulmak için yol bilgisini açtım. Mezarlığın oradan biraz rampa çıktık.

Kursta görev yapan sınıf arkadaşımızı ziyaret edeceğiz bu vesileyle. Yerinde ve iş başında imiş aradığımız. Hemen bizi sınıfına aldı. Ortaokul seviyesinde öğrencilerdi öğrencileri. Dere İHO öğrencilerinin çoğu burada yatılı kalıyormuş. Hepsinin önünde de Kur'an vardı. Ayağa kalktı mimi minnacıklar. Selam verdik. Hal hatır sorduk. İçinizde en iyi okuyan hanginiz dedik. Abdullah isimli öğrenci imiş. Ondan bir ayet dinledik. Tebrik edip çıktık.

Müdür odasına aldı arkadaşımız. Ardından müdür geldi. Muhitteki imamlar ve kursta göre yapanlar selam verip hoş geldin dediler.

Etkinlik pek eksik olmazmış kursta. Bugün de ilköğretim haftası etkinlikleri çerçevesinde, yapılan program dolayısıyla çocuklara çi köfte yoğurmuş kurs müdürü. Bize de nasip oldu bu vesileyle. Kurs müdürünün on parmağında yirmi marifet varmış bizim arkadaşın anlattığına göre. Sanırım her cum,  yemeklere ilaveten izzet ikram yapılıyormuş burada kalan öğrencilere. Çoğu da müdürün elinden geçiyormuş. 

Çok derli toplu ve düzenli gördüm Kursu. Sessiz sakin ve tepeye nazır bir yere yapılmış Kurs. Giden Meram Kaymakam'ının uğrak yeriymiş burası. Kendi cebinden öğrencilere epey bir destek çıkmış.

Çay eşliğinde hasbihalimizi yaptıktan sonra ilgi, alaka ve ikramlarına teşekkür ederek ayrıldık. Hep böyleyseniz yürüyüş rotamız hep bu taraf olur dedik. Gülüştük. Her zaman bekleriz dediler. Bırakalım sizi tekliflerine, biz yine yürüyeceğiz dedik. Tekrar yola revan olduk.

Dere'yi bitirip Meram Yeniyol'u takip etmedik bu sefer. Aşkan Mahallesinin sokaklarına girdik. NEÜ rektörlüğünü sağımıza alıp yürüdük. Bu rektörlüğün yanından geçerken hep dillendirdiğimi bir kez daha dillendirdim. Bu üniversitenin kampüsü varken bu rektörlük niye kampüste değil diye. Öyle ya rektörlüğün yeri üniversite yerleşkesinin içi olur. Öğrenci ve öğretim görevlilerinin arası olur. Devlet yerleşkeye o kadar bina yaptı, bir rektörlük binası mı yapamadı ya da taşınacak yer var da rektörlük taşınmak mı istemiyor? Doğrusunu isterseniz ben de olsam makamımın üniversite içinde olmasını istemem. Mesela okullarda öğrenci olmasa okul idarecileri için çok iyi olur. Çünkü ne sorun olur ne suyunu bulandıran. Ayrı bir yerde keyif sürersin. Öyle ya kim uğraşacak öğrenciyle, öğretim görevlisiyle. Sadede gelirsem, bugün NEÜ rektörlüğü olarak kullanılan yer kıymetli bir yer. Pekala başka bir amaçla kullanılabilir. Hiçbir şey yapılamazsa, burası halka açık bir kafe niye olmasın. Aman neyse ne.

Yürümeye devam ettik. Yol üzerinde iki üniversite öğrenci yurdunu ziyaret ettik. Çaylarını içtik. Aşgan Camisinde ikindiyi kıldık. Tankın önünden evlere gitmek üzere ayrıldık. Bu maratonun tekrarı için tekrar kavilleştik. Ayrılmadan önce yol arkadaşım eve boş göndermedi. Sorunsuz geçen günü tatlı bağlayalım dercesine, bir tatlıcıya girerek tatlı alıp koltuğumun altına sıkıştırıverdi. Kesesine bereket. 

Eve geldiğim zaman baktım ki epey bir adım atmışız, km kat etmişiz, kalori yakmışız. Yürürken konuşmaktan, ziyaret ettiğimiz yerlerin muhabbetinden, akşamın ne zaman olduğunu bilemedik. O kadar yol tepmemize rağmen bir yorgunluk da hissetmedim.