22 Nisan 2024 Pazartesi

Sen misin Canı Künefe Çeken? (1)

Aile efradım ekonomik kriz dinlemedi. Tutturdular ille de künefe diye. Ne de olsa arkalarında anaları var. Bir böyle... beş böyle. Baktım olmayacak. Künefesiz giderlerse kendimi affedemezdim. Geri kalan ömrümü de vara onlara bir künefe yedirseydim diye nedametle geçiremezdim.

O zaman yapacağım tek şey, sonu pişmanlık olacak bir aile faciasına yol açmadan bu künefe meselesini halletmeliydim. Bunun için akrep beni sokmadan elim cebime gidip gelmeliydi.

İyi de nasıl ve nerede yiyecektik? O değilden sordum nerede var bu künefeci diye. Neredeyse hep bir ağızdan evimize beş dakika mesafede cadde üzerindeki künefeciyi söylediler. Bilmem ne zade imiş adı da. Meşhurmuş üstelik. 

Bir zaman sonra caddeye çıktım. Gör gör, buradayız dercesine künefeci gözümün önünde belirdi. Burnumun ucundaymış meğer. 

Künefecinin yerini öğrenmiştim. Geriye gelmek kaldı buraya. Bir de künefe fiyatlarını öğrenmek. Benim için de en önemlisi bu idi. İçeri girip sormak olmazdı. Bunu da öğrenmek zor olmadı. Google amcaya sordum. Üç aşağı beş yukarı fiyatlar hakkında bilgi sahibi oldum. 

Gir artık içeriye dediğinizi duyar gibiyim. Bu işler gir demekle olmuyor. Bu aşamadan sonra bu fiyatlara kendimi alıştırmam gerekir. Değilse hazım sorunu baş gösterir bende. Mezar taşıma künefeden gitti yazılsın istemem.

Fiyatı hazmetmek kolay olmadı. Epey bir zamanımı aldı desem abartıdan öte bir şey olur. Tam kendimi bu işe hazır edince harekete geçeyim artık dedim. Ama bir sorunum daha belirdi kafamda. Acaba künefeyi künefecide mi yemeliydik, eve mi götürmeliydim?

Cep-akrep, fiyat ve künefeci yerini hallettikten sonra son sorun kolaydı. Yaptırıp eve götürmeliydim. Böylece sürpriz olmalıydı. Nasılsa yakındı künefeci. Sıcak yendiğine göre beş dakikada soğumazdı. 

Bir akşam yemeğinden sonra kimseye haber vermeden sessizce çıktım evden.

Girdim künefeciye. İçerisi, künefeci severlerle dopdolu idi. Güya bir de açlıktan bahseder birileri. Karşıladı beni gençten biri. Künefe siparişi vereceğim dedim. Uzattı önüme harita metot ebadında menü kitapçığını. Bir künefe siparişi verecektim ama künefenin de envaiçeşidi varmış. Hangisini seçeyim demedim. Gözüm, künefe çeşitlerinin altında yazan fiyatlara gitti. En uygunu da klasik çeşitmiş. 2-3 kişilik olanı 330 lira imiş. 100 lira da depozite alıyorlarmış. Bakır tabağı geri getirince iade ediyorlarmış. Siparişi verdim. Künefe hazırlanırken kasaya gidip kartı uzattım. Ödemeyi kartla yapınca bedava gibi geldi bana. Üstelik tabağı geri getirince üzerine de yüz lira vereceklerdi.

Az bekledikten sonra künefe hazır hale getirildi. Üzerinde firmanın ismi yazılı özel kartonun içine kondu künefe tepsisi ve eğmeden götürün dedi ambalaja koyan. Hiç eğer miydim? 

Sol elime alıp çıktım dükkandan. Eğmeden bükmeden, özene bezene götürüyorum. Eğer miyim hiç. Ne de olsa servet ödedim. Yine de korkuyorum eğmekten. Ne edersin ki korkunun ecele faydası yok.

Ben yürüdüm. Künefe de bana eşlik etti. Bir de rüzgarla beraber atıştıran yağmur ve soğuk. Tam ben bu işi kıvırıyorum. Ev halkı da bu sürprize çok sevinecek dedim. Üzerine zevkten gider deyip sol elimi hafifçe göğsüme dayadım. Sağ elimi cebime attım. Sonra gömleğin cebinden adını söylemeyeceğim şeyi çıkardım. Güç bela işimi hallettikten sonra yola koyuldum. Bir hızla eve geldim. (Devam edecek) 

20 Nisan 2024 Cumartesi

Okulların Yeni Rengi

Üzerime ne giysem, bana ne yakışır demem. Daha doğrusu neyin yakıştığından anlamam. Bulduğumu giyerim. Yeni bir şeyler alayım da demem. Modası da geçse eskimediği ve daralmadığı müddetçe rengi ağarsa bile üzerime yeni bir şey almam. Evim şunları yıllardır giyersin. İle karşı üzerine yeni bir şeyler al ısrarlarına, son raddeye gelinceye kadar direnirim. Baktım ısrar bezdirir noktaya gelince, olmayacak böyle deyip mağazaların yolunu tutarım. Giderken ya yanımda biri olur. Hangisi bana yakışır, söyle, onu alayım deyim ya da tezgahtardan yardım isterim. Hangisini dersen onu alacağım derim. Yanımda götürdüğümün ya da tezgahtarın göz zevki var mı yok mu bilmem. Belki de benden kurtulmak istedikleri için olsa gerek. Şu sana yakışır derler. Beğendiklerini gözüm kapalı alırım. Eve gelince şu beğendiğin renge bak derler ama olsun. En azından aldım. Al al faslı bitmiş olur. 
Kimsenin giydiğine, giydiğinin kendisine yakışıp yakışmadığına da bakmam. Üzerinde elbise var o kadar benim için. 
Bakma zevkim var ama seyir ve seyrettiğimden zevk alma duygum da yok. 
Estetikten zaten hiç anlamam. 
Yeme ve tat zevkim de yok. Sadece aç olayım ve sevdiğim yemek olsun. Bu göz ve bu mide bende olduğu müddetçe yemeye hayır demem. Siler süpürürüm. Midem doysa yeter artık dese daha da yiyeceğim yemek kalsa ya Rabbi keşke midemi büyük yaratsaydın deme noktasına gelirim. 
Renk körü olmasam da bazı ana renkler dışında renkleri de bilmem. Bazısını da karıştırdığım olur. 
Her kula nasip olmaz bunca özelliğim say say bitmez anlayacağınız. 
Bu demek değildir ki gördüğüm her renk ve görüntü benim için aynı. Zira renk renktir. Her renk güzeldir. Yeter ki yerinde ve kıvamında yapılsın. 
Zevklerle, renkler tartışılmasa da bu demek değildir ki zevk ve renk hiç dikkatimi çekmez ve haklarında hiç değerlendirmede bulunmam. Zira bu benim işim. 
Mesela son bir yıldır boyanmış ne kadar eski okul varsa, tercih edilen renk dikkatimi çekmiştir. Fark etti iseniz, yeni boyanan okullar hep yeşile boyanmış. 

Siz yeşile boyanmış bu okulların rengini nasıl buldunuz bilmiyorum. Belki çok beğendiniz belki de renk renktir. Tüm renkler güzeldir. Önemli olan renkten ziyade okulların boyalı olması bile dediniz. Belki de okulların bu rengi hiç dikkatinizi çekmedi belki de evimi boyatsam ben de bu renkten boyatırım dediniz. 

Bana gelince ne zaman bu renge boyanmış bir okul binası görsem, bu renk bana çok itici geldi. Hep niye böyle bir renk tercih edilmiş. Daha önceki rengi daha güzeldi diyorum.

Gerçekten yeni boyanan okul binaları için niçin bu renk tercih edilmiş olabilir? Daha doğrusu tercih mi yoksa zorunluluk mu? Bu renk konusunda benim bilmediğim bir emir veya genelge mi var? 

Sebebini bilmesem de aman bana ne demeyeceğim. İçimdeki merak duygusunu yenmek için bu renk tercihinin sebebini irdeleyeceğim. 

Milli Eğitim Bakanlığı bir okullar yeşil renge boyanacak diye bir mevzuat değişikliği mi yaptı? Mevzuat çıkarmasa da toplantılarda il müdürlerine bu rengi tercih edin ricasında bulunmuş olabilir mi? 

İl müdürlerinin bir tasarrufu olabilir mi bu renk? 

Okul müdürleri, toplantılarda okulları hepten yeşile boyayalım demiş olabilir mi? 

Okulların bu renge boyanmasını isteyen sponsor olabilir mi? İlle de yeşil olsun demiş olabilir mi? 

Bu renk, fiyat yönünden en uygun ve ucuz olanı olabilir mi? 

Okulların boyanması için ihaleye girildi de ihaleyi kazanan firma elimde bol miktarda sadece yeşil renk var. Bu renkle boyayacağım demiş olabilir mi? 

Bu renk elde kaldı da bari okullara harcayalım demiş olabilirler mi? 

İslam'daki haki renk yeşil deyip okullar bu yüzden bu renge boyanmış olabilir mi? (Her ne kadar yeşil dense de mavi renk İslam'da ki haki renktir) 

Sebep her ne ise okullara giydirilen bu yeşil renk hiç hoş durmuyor. Çok itici vesselam. 

19 Nisan 2024 Cuma

Çeyreğimizi Getirin!

Zamanın behrinde iki çocuğumun düğününe bir arkadaş, teşrif etmiş. Hediye olarak da her birine birer çeyrek getirmişti. Gel zaman git zaman düğün yapma sırası o arkadaştaydı. Davet etti gideceğim. Giderken de bir çeyrek değil, iki çeyrek götüreceğim. Çünkü garibimin tek çocuğu var. Piyasanın durumu malum. Çeyreğin de.

Uzatmayacağım. Çünkü bu durumu “Yandığımın Resmidir” başlıklı yazımla mizahi bir tarzda yazı konusu edindim.

https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2024/04/yandgmn-resmidir.html 

Bu yazımın altına, yazılarımın çoğunun altına yazdığı yorumlarla yazıma katkıda bulunan ve yorumlarıyla ufkumu açan Ra55 rumuzlu takipçim, başından geçen bir anekdotunu yorum olarak yazmış. İbretlik olduğu için bu yorumunu aynen alıyorum:

Maalesef çeyrek altın ile ilgili durumlar böyle. Sayın hocam çocuğunuza yaptığınız düğün davetiyesinin altına, NOT: Takı getirilmemesi rica olunur!" yazdırsaydınız, düğününüze takı getirmezlerdi ve siz de şimdi rahat ederdiniz.

Ancak, düğünlere götürülen her şey (altın, para, döviz, eşya, alet, edevat vs.) hediye babından olup, asla karşılığı beklenmez.

Ama gelin görün ki iş öyle değil. Biri sizin düğününüze çok ucuz olduğu için o zaman bir iki çeyrek alıp gelmiş, ama şimdi çeyrek öyle ucuz değil, ne yapacağız?

Eğer, siz o düğüne gitmeyin ve getirenin getirdiği çeyreği de götürmezseniz; fazla sürmüyor, bir hafta sonra telefon ile aranıyorsunuz ve "sende altınım vardı, getir" diyorlar.

Oğlumun düğününe davet etmediğim halde, bir arkadaşım, lüzumsuzluk yapmış, düğüne gelmiş, bir de gelirken ucuz olduğu için çeyrek getirmiş.

Aradan yıllar geçti, arkadaşım da beni düğüne davet etti. O ara ağabeyimin oğlunun düğünü ile aynı güne çakıştı ve düğüne gidemedim.

Bir hafta sonra telefon ederek düğüne getirdiği hediye çeyreği istediler.

O zaman daha çeyrek bu kadar pahalı değildi. Hemen bir çeyrek aldık ve eşim götürdü evlerine teslim etti geldi.

Son birkaç yıldır, artırdığımız para ile her ay bir çeyrek aldık. Çünkü, düğünlerine çeyrek götüreceğimiz sırada bekleyenler var.

Götürmezsek, hemen telefona sarılıp istiyorlar.
Ben en son çeyreği 4.125,00 TL’den almıştım. Demek 4.600,00 TL. oldu bile.

Sayın hocam Allah yar ve yardımcın olsun. Keşke çeyrekler ucuz iken, her ay bir tane alıp bir köşeye atsaydın. Şimdi rahat ederdin.

Selam ve saygılarımla.”

Mesele anlaşıldı sanırım. Bu yüzden hiç yorum yazmayacağım. Selam ve muhabbet bizden kardeşim.