14 Nisan 2024 Pazar

Trollerin Dünyasında Kıyas

Sosyal medyada sıkça karşılaştırma yapılan paylaşımları görmek mümkün. Bu tür paylaşımlarda Türkiye'nin 2002 yılındaki durumu ile 2022 yılındaki durumu kıyaslanıyor.

2002 ile 2022'yi karşılaştıran iki sayfalık bir metinde neler yoktu ki... 2002'de şu kadar fabrika vardı, şimdi bu kadar. Ağaç sayısı bu kadardı, şimdi şu kadar gibi. Oranları vermeye gerek yok. Kıyas 2022 yılındaki durumun çok iyi olduğunu göstermek olunca, haliyle 2002'ye göre 2022 yılına kadar her alanda çok şeyler yapıldı denmek isteniyor. Türkiye 2022 itibariyle adeta uçtu, nereden nereye geldi, bunu görün. Görmüyorsanız körsünüz. Gördüğünüz halde takdir etmiyorsanız nankörsünüz deniyor.

Bir ara asgari ücret 2002'de ne kadardı? Bu parayla ne kadar çeyrek altın alınıyordu? Şimdi asgari ücret ne kadar ve bu asgari ücretle ne kadar çeyrek altın alınıyor kıyası yapılıyordu. Simit alımı da eksik değildi. Görüyorum ki simit ve çeyrek altın gerilerde kalmış. Belli ki şimdiki asgari ücretle 2002'nin asgari ücretiyle alınan çeyrek altın alınamıyor. 

İki sayfalık kıyas metnine şöyle üstünkörü bir kez daha baktım. Acaba olumsuzluklara da yer verilmiş mi diye. Nedense 2002'den bu yana hep olumlu gelişmelere yer verilmiş. Olumsuzluklara hiç yer verilmemiş. Mesela faiz oranlarında ne durumdayız? Enflasyon oranlarında nasılız? TL'nin döviz karşısındaki alım gücü ne durumdaydı? Hayat pahalılığında neredeyiz gibi kıyaslara hiç yer verilmemiş. 

Ayrıca niçin 2002 ile 2022 kıyaslanıyor? Eğer illa bu yıllar arasında Türkiye'nin geldiği nokta ile emsal ülkeler kıyaslanmalı. Yine bir ülkenin bir yıl öncesine göre bazı şeylerde artışın olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü nüfus artıyor. Nüfus artışına göre diğer şeyler de artmak zorundadır. Bir diğer husus olumlu yöndeki artışlar nüfusa göre ne derece yeterli konusu ise ayrı bir konu. 

Belli ki bu tür kıyas paylaşımlarını yapanlar bir partiye gönül vermiş, o partiyi destekleyen kişiler. Gönül verme ve destekten de öte o partinin trolleridir.

Trol diyorum. Çünkü trollerin dünyasında övmek istediklerinin eksikliklerine yer vermek yoktur. Aksi, raconlarına terstir. Halbuki ikna edici olmanın yolu hem olumlu hem de olumsuz yönlerine değinmektir. Hatta şunlarda başarılı olunmuş ama bunlarda başarısız olunmuştur denmelidir. Böyle dense bu kişiler hakkında doğruya doğru, yanlışa yanlış diyor. Amma objektif adammış dersin. O zaman da bu kimselerin yaptığı trollük olmaz. Trollükte hep iyi, güzel ve olumlu şeylere yer vermek vardır. Diğer olumsuzluklara ise asla yer vermezler. Bu durumda asıl trollerin gözleri kördür dense yeridir.

Troller hiç olumsuza yer vermezler mi? Verirler vermeye. Ama bu olumsuzluklar sevdiklerinin rakiplerine ait olumsuzluklardır.

Neyse trollerin yer vermediği bazı olumsuzluklara da burada ben yer vereyim. Yüksek enflasyonda dünyanın dördüncü ülkesiyiz. Aynı şekilde faiz oranları yönünden de dünyada dördüncü sıradayız. Paramızın değeri ise 193 ülke içerisinde 38.sırada.

Bu üçü yani enflasyon, faiz ve paranın değeri yönünden bugünkü görünümümüz içler acısı ve bir ülke için utanılacak bir durumdur.

Merkez Sağ Partilerinin Akıbeti

Ne kadar çok partimiz olsa da Türkiye'de dört eğilim vardır. Bunlar merkez sağ, merkez sol, İslamcı ve milliyetçi eğilimlerdir. Bu dört eğilimin içinde sağ en fazla seçmen kitlesine sahip. Solun ise belli bir oy potansiyeli var. Ne artar ne de eksilir. Milli Görüş hareketiyle başlayan İslamcılık ise milliyetçi oylardan daha fazla kitlenin oyunu alıyor.

Dört eğilimin aldığı oy oranları 80'den önce böyleydi. 80'li, 90'lı yıllarda ise merkez sağ, ANAP ve DYP ile merkez sol ise CHP ve DSP ile temsil edildi. Merkez sağda aynı tabana hitap eden iki parti olunca, 80 öncesi üçüncü parti durumundaki Milli Görüş çizgisindeki RP, oy yönünden merkez sağ partileri geçti.

2001 ekonomik kriziyle birlikte kurulan AK Parti, merkez sağın ve İslamcıların oyunu alarak merkeze oturdu. ANAP ve DYP silindi. CHP'nin de ana muhalefet olmasıyla DSP bitti.

2000'li yıllardan 2023'e kadar AK Partili hükümetler dönemi. AK Parti adeta tüm partileri sildi süpürdü. CHP oy artıramasa da belli bir kesimin oyunu hep aldı. 

İyi Partinin kurulmasıyla birlikte milliyetçi oylar MHP ve İyi Parti tarafından temsil edilir oldu. Merkez sağa hitap edeceği iddiasıyla siyaset sahnesinde yer alan İyi Parti, dağılma sürecine girince milliyetçilik yeniden MHP tarafından temsil edileceğe benziyor.

Bir diğer milliyetçi oylar daha var ki bunlar CHP içinden çıkan Kürt oyları. DEM belli bir bölge ve ırka hitap etmesi yönüyle milliyetçi parti kategorisine konabilir. 

İslamcılık ise AK Partinin içinde ağırlığını koruyor. Yeni kurulan YRP ise İslamcı oylara hitap ediyor. Şimdiden yüzde yedi oranında bir oya ulaştı. AK Partiden bu partiye oy akışı olacak mı, bunu da zaman gösterecek.

Kürt ve Türk milliyetçiliği ise zaman zaman oylarını artırıp düşürse de bazen iktidarı belirlemede etkin rol oynasa da ne uzar ne kısalır ne iktidar olur ne de yok olur. 

AK Partinin iyice yıpranmasıyla birlikte CHP 2024 mahalli seçimlerinde birinci parti olsa da 2028'de iktidar olup olmayacağını yereldeki iktidar icraatı belirleyecek. Ya iktidar olacak ya da kemikleşmiş oy oranı olan yüzde 25'e gerileyecek.

2028 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kadar hangi parti ne kadar kendini toparlar hangi parti yıpranır hangi parti yok olur, başka hangi partiler kurulur, kurulan partiler ne kadar varlık gösterir, seçime hangi ittifaklar ve hangi liderler ortaya çıkar bilinmez. Ama şu var ki 22 yıllık AK Parti iktidarının erime sürecine girdiği muhakkak. Erimeyi durdurup tekrar iktidar olur mu? Bunu da göreceğiz. Yalnız erime sürecine giren sağ partilerin bir daha kendini toparlaması ve parti olarak kalması zordur. Türkiye'nin geçmiş sağ partileri buna en güzel örnektir. Çünkü merkez sağ seçmen tabanı hep olsa da merkez sağ partiler bir CHP gibi değil. CHP Cumhuriyet ile yaşıt ve merkez sağ partilere göre daha kurumsal. Merkez sağ partiler ise lider partisidir. Bu partileri lider kurar, lider iktidar yapar, lider yok eder gider. ANAP ve DYP buna örnektir. 

Her ne kadar dört eğilimi birleştirme iddiasıyla kurulsa da ÖzaL'ın ANAP, bir merkez sağ partisi idi. Özal kurdu, Özal iktidar yaptı. Parti yıpranma ve erime sürecine girince, Özal Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Mesut Yılmaz ise koalisyon hükümetlerinde yer alsa da 2002'den itibaren tabela partisi oldu. 

Demirel'in kurduğu DYP ise 91 yılında Erdal İnönü'nün SHP'si ile koalisyon kurdu. Özal'ın vefatıyla Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Çiller ise tıpkı Mesut Yılmaz gibi 2002'de partisini baraj altında bıraktı ve siyaseti bıraktı. Partinin başına geçen Ağar, Cindoruk, Soylu partiyi erimekten kurtaramadı. Bugün DYP de tıpkı ANAP gibi tabela partisi. 

AK Parti kurulup iktidar olunca da bu parti konjektör parti. Bu da ANAP ve DYP gibi yok olur dendi. AK Parti yetkilileri ise biz o partiler gibi değiliz dedi. Başında Erdoğan'ın olduğu parti kuruluşundan bu zamana geldi. Bugün hala iktidar. Bu partinin de lider partisi olup olmadığını 2028 seçimlerinde alacağı oy belirleyecek. 

AK Partililer biz konjektör partisi değiliz, Türkiye partisiyiz dese de merkez sağ partilerin lider partisi olması, kurumsallaşmaması gibi yönleriyle bu tehlikeyi içinde barındırıyor. 

AK Parti önce eriyip sonra yok olursa merkez sağ kaybolacak mı? Kaybolmaz. Yerine yeni kurulan sağ parti bu kitleyi temsil etmeye devam eder ama iktidar olarak ama muhalefet olarak. 

Acizane, başında kurucu lider olmasına rağmen erime sürecine giren AK Partinin, Erdoğan'dan sonra tıpkı ANAP ve DYP gibi tabela partisi olacağını düşünüyorum. Çünkü sağ partiler liderle kurulur, liderle büyür, liderle geriler, ardından yok olur. Bu da merkez sağ partilerin konjektör parti olduğu anlamına gelir. 

13 Nisan 2024 Cumartesi

Sübyan Kursları da Varmış!

Bursa'da halk eğitim sübyan kursları varmış. Bu kurslar kapatılmış, Kur'an öğreticilerinin işine de son verilmiş. Bir ders verelim diyenler verdiğimiz dersi görün türünden bugünlerde paylaşımların ardı arkası kesilmiyor.

Bu paylaşımın aslı astarı var mı diye düşünmeden edemedim. Çünkü paylaşım yapanlar öyle böyle değil, okumuş kelli felli insanlar. Öyle her gördüklerimi paylaşmazlar diye düşünüyorum. Hele algı oluşturmak istemezler. Çünkü her algıda zan, iftira, töhmet ve çamur atma vardır. O yüzden böyle paylaşım yapmazlar.

Yalnız bu paylaşımda bir gariplik var. Bildiğim kadarıyla;

1.Sübyan kursları diye bir okul ve kurs türü yok. Selçuklu ve Osmanlılarda küçük çocukların okuduğu sıbyan mektepleri vardı. 5-6 yaş çocukları okurdu. Eğitim süresi de dört yıl idi. Bu okul türü Tanzimat'a kadar sürdü. Yerine idadi adı verilen zorunlu ilkokul kondu. Yani bu tür okul, mektep ve kurs türü tarihte kaldı.

3. Bir diğer husus, Osmanlıdaki 5-6 yaş grubunun okuduğu okullara sübyan değil, sıbyan mektebi denirdi. TDK çocuklar anlamında sübyan kelimesini kabul etse de okul türleri arasında sübyan diye bir okul türü ve ismi yok. Bunun adı sıbyan mektebidir.

3.Günümüzde milli eğitim ve Diyanet'e bağlı okul, kurs adı altında eğitim ve öğretim var. Mektep diye bir kavram yok. Bu kelime "Mektep, medrese okumuş" anlamında birine iltifat için kullanılır.

3.Halk eğitim merkezleri ilçe milli eğitimler bünyesinde yaygın eğitim faaliyetinde bulunan merkezlerdir. Milli eğitime bağlıdırlar. Milli eğitim ve kaymakamlıktan onay almak şartıyla Hayat Boyu Genel Müdürlüğünün kabul ettiği her türlü kursu açabilirler. Burada görev yapan usta öğreticilerin maaş ve ücretini de Milli Eğitim Bakanlığı karşılar.

4.Belediyeler halk eğitim bünyesinde açılan herhangi bir kursun açılışına, kapanışına onay da veremez, kapatamaz da. Buraların işleyişine de karışamaz. Buraların açılış, kapanış ve işleyişine milli eğitim müdürlükleri bakar. Belediyeler okul, kurs türünden açılacak yerler için yer ve bina tahsis yapmış olabilir. Bunu da belediye ile milli eğitim veya kaymakamlık, valilik arasında bir protokol ile yapar. Belediye böyle bir sübyan kurslarını kapatmışsa, yer veya binanın tahsis süresi sona erdiği için belli süre ile kullanıma verilen yerin boşaltılmasını istemiş olabilir. Belki kendisi o yeri veya binayı başka bir amaç için kullanacaktır. Ya da protokolü yenileyelim demektir. Bunun adı da kapatma olmaz.

5.Paylaşımcıların sübyan kursları diye bahsettiği Diyanet’in 4-6 yaş çocuklar için başlattığı kurslar ise 4-6 yaş Kur’an Kursları da Diyanet’e bağlıdır. Yani belediye bu kurslara da karışamaz.

Durum bu iken önünü ve arkasını düşünmeden, doğru-yanlış demeden bu paylaşımın ve bu paylaşımı yapanların murat ve maksadı ne olabilir? Paylaşımlarının altına bunu da yazsalar da öğrensek...

Bursalılar! Ne oluyor Bursa'da? Bu meselenin iç yüzünü en iyi sizler bilirsiniz. Yazın da bilelim.