14 Nisan 2024 Pazar

Merkez Sağ Partilerinin Akıbeti

Ne kadar çok partimiz olsa da Türkiye'de dört eğilim vardır. Bunlar merkez sağ, merkez sol, İslamcı ve milliyetçi eğilimlerdir. Bu dört eğilimin içinde sağ en fazla seçmen kitlesine sahip. Solun ise belli bir oy potansiyeli var. Ne artar ne de eksilir. Milli Görüş hareketiyle başlayan İslamcılık ise milliyetçi oylardan daha fazla kitlenin oyunu alıyor.

Dört eğilimin aldığı oy oranları 80'den önce böyleydi. 80'li, 90'lı yıllarda ise merkez sağ, ANAP ve DYP ile merkez sol ise CHP ve DSP ile temsil edildi. Merkez sağda aynı tabana hitap eden iki parti olunca, 80 öncesi üçüncü parti durumundaki Milli Görüş çizgisindeki RP, oy yönünden merkez sağ partileri geçti.

2001 ekonomik kriziyle birlikte kurulan AK Parti, merkez sağın ve İslamcıların oyunu alarak merkeze oturdu. ANAP ve DYP silindi. CHP'nin de ana muhalefet olmasıyla DSP bitti.

2000'li yıllardan 2023'e kadar AK Partili hükümetler dönemi. AK Parti adeta tüm partileri sildi süpürdü. CHP oy artıramasa da belli bir kesimin oyunu hep aldı. 

İyi Partinin kurulmasıyla birlikte milliyetçi oylar MHP ve İyi Parti tarafından temsil edilir oldu. Merkez sağa hitap edeceği iddiasıyla siyaset sahnesinde yer alan İyi Parti, dağılma sürecine girince milliyetçilik yeniden MHP tarafından temsil edileceğe benziyor.

Bir diğer milliyetçi oylar daha var ki bunlar CHP içinden çıkan Kürt oyları. DEM belli bir bölge ve ırka hitap etmesi yönüyle milliyetçi parti kategorisine konabilir. 

İslamcılık ise AK Partinin içinde ağırlığını koruyor. Yeni kurulan YRP ise İslamcı oylara hitap ediyor. Şimdiden yüzde yedi oranında bir oya ulaştı. AK Partiden bu partiye oy akışı olacak mı, bunu da zaman gösterecek.

Kürt ve Türk milliyetçiliği ise zaman zaman oylarını artırıp düşürse de bazen iktidarı belirlemede etkin rol oynasa da ne uzar ne kısalır ne iktidar olur ne de yok olur. 

AK Partinin iyice yıpranmasıyla birlikte CHP 2024 mahalli seçimlerinde birinci parti olsa da 2028'de iktidar olup olmayacağını yereldeki iktidar icraatı belirleyecek. Ya iktidar olacak ya da kemikleşmiş oy oranı olan yüzde 25'e gerileyecek.

2028 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kadar hangi parti ne kadar kendini toparlar hangi parti yıpranır hangi parti yok olur, başka hangi partiler kurulur, kurulan partiler ne kadar varlık gösterir, seçime hangi ittifaklar ve hangi liderler ortaya çıkar bilinmez. Ama şu var ki 22 yıllık AK Parti iktidarının erime sürecine girdiği muhakkak. Erimeyi durdurup tekrar iktidar olur mu? Bunu da göreceğiz. Yalnız erime sürecine giren sağ partilerin bir daha kendini toparlaması ve parti olarak kalması zordur. Türkiye'nin geçmiş sağ partileri buna en güzel örnektir. Çünkü merkez sağ seçmen tabanı hep olsa da merkez sağ partiler bir CHP gibi değil. CHP Cumhuriyet ile yaşıt ve merkez sağ partilere göre daha kurumsal. Merkez sağ partiler ise lider partisidir. Bu partileri lider kurar, lider iktidar yapar, lider yok eder gider. ANAP ve DYP buna örnektir. 

Her ne kadar dört eğilimi birleştirme iddiasıyla kurulsa da ÖzaL'ın ANAP, bir merkez sağ partisi idi. Özal kurdu, Özal iktidar yaptı. Parti yıpranma ve erime sürecine girince, Özal Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Mesut Yılmaz ise koalisyon hükümetlerinde yer alsa da 2002'den itibaren tabela partisi oldu. 

Demirel'in kurduğu DYP ise 91 yılında Erdal İnönü'nün SHP'si ile koalisyon kurdu. Özal'ın vefatıyla Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Çiller ise tıpkı Mesut Yılmaz gibi 2002'de partisini baraj altında bıraktı ve siyaseti bıraktı. Partinin başına geçen Ağar, Cindoruk, Soylu partiyi erimekten kurtaramadı. Bugün DYP de tıpkı ANAP gibi tabela partisi. 

AK Parti kurulup iktidar olunca da bu parti konjektör parti. Bu da ANAP ve DYP gibi yok olur dendi. AK Parti yetkilileri ise biz o partiler gibi değiliz dedi. Başında Erdoğan'ın olduğu parti kuruluşundan bu zamana geldi. Bugün hala iktidar. Bu partinin de lider partisi olup olmadığını 2028 seçimlerinde alacağı oy belirleyecek. 

AK Partililer biz konjektör partisi değiliz, Türkiye partisiyiz dese de merkez sağ partilerin lider partisi olması, kurumsallaşmaması gibi yönleriyle bu tehlikeyi içinde barındırıyor. 

AK Parti önce eriyip sonra yok olursa merkez sağ kaybolacak mı? Kaybolmaz. Yerine yeni kurulan sağ parti bu kitleyi temsil etmeye devam eder ama iktidar olarak ama muhalefet olarak. 

Acizane, başında kurucu lider olmasına rağmen erime sürecine giren AK Partinin, Erdoğan'dan sonra tıpkı ANAP ve DYP gibi tabela partisi olacağını düşünüyorum. Çünkü sağ partiler liderle kurulur, liderle büyür, liderle geriler, ardından yok olur. Bu da merkez sağ partilerin konjektör parti olduğu anlamına gelir. 

13 Nisan 2024 Cumartesi

Sübyan Kursları da Varmış!

Bursa'da halk eğitim sübyan kursları varmış. Bu kurslar kapatılmış, Kur'an öğreticilerinin işine de son verilmiş. Bir ders verelim diyenler verdiğimiz dersi görün türünden bugünlerde paylaşımların ardı arkası kesilmiyor.

Bu paylaşımın aslı astarı var mı diye düşünmeden edemedim. Çünkü paylaşım yapanlar öyle böyle değil, okumuş kelli felli insanlar. Öyle her gördüklerimi paylaşmazlar diye düşünüyorum. Hele algı oluşturmak istemezler. Çünkü her algıda zan, iftira, töhmet ve çamur atma vardır. O yüzden böyle paylaşım yapmazlar.

Yalnız bu paylaşımda bir gariplik var. Bildiğim kadarıyla;

1.Sübyan kursları diye bir okul ve kurs türü yok. Selçuklu ve Osmanlılarda küçük çocukların okuduğu sıbyan mektepleri vardı. 5-6 yaş çocukları okurdu. Eğitim süresi de dört yıl idi. Bu okul türü Tanzimat'a kadar sürdü. Yerine idadi adı verilen zorunlu ilkokul kondu. Yani bu tür okul, mektep ve kurs türü tarihte kaldı.

3. Bir diğer husus, Osmanlıdaki 5-6 yaş grubunun okuduğu okullara sübyan değil, sıbyan mektebi denirdi. TDK çocuklar anlamında sübyan kelimesini kabul etse de okul türleri arasında sübyan diye bir okul türü ve ismi yok. Bunun adı sıbyan mektebidir.

3.Günümüzde milli eğitim ve Diyanet'e bağlı okul, kurs adı altında eğitim ve öğretim var. Mektep diye bir kavram yok. Bu kelime "Mektep, medrese okumuş" anlamında birine iltifat için kullanılır.

3.Halk eğitim merkezleri ilçe milli eğitimler bünyesinde yaygın eğitim faaliyetinde bulunan merkezlerdir. Milli eğitime bağlıdırlar. Milli eğitim ve kaymakamlıktan onay almak şartıyla Hayat Boyu Genel Müdürlüğünün kabul ettiği her türlü kursu açabilirler. Burada görev yapan usta öğreticilerin maaş ve ücretini de Milli Eğitim Bakanlığı karşılar.

4.Belediyeler halk eğitim bünyesinde açılan herhangi bir kursun açılışına, kapanışına onay da veremez, kapatamaz da. Buraların işleyişine de karışamaz. Buraların açılış, kapanış ve işleyişine milli eğitim müdürlükleri bakar. Belediyeler okul, kurs türünden açılacak yerler için yer ve bina tahsis yapmış olabilir. Bunu da belediye ile milli eğitim veya kaymakamlık, valilik arasında bir protokol ile yapar. Belediye böyle bir sübyan kurslarını kapatmışsa, yer veya binanın tahsis süresi sona erdiği için belli süre ile kullanıma verilen yerin boşaltılmasını istemiş olabilir. Belki kendisi o yeri veya binayı başka bir amaç için kullanacaktır. Ya da protokolü yenileyelim demektir. Bunun adı da kapatma olmaz.

5.Paylaşımcıların sübyan kursları diye bahsettiği Diyanet’in 4-6 yaş çocuklar için başlattığı kurslar ise 4-6 yaş Kur’an Kursları da Diyanet’e bağlıdır. Yani belediye bu kurslara da karışamaz.

Durum bu iken önünü ve arkasını düşünmeden, doğru-yanlış demeden bu paylaşımın ve bu paylaşımı yapanların murat ve maksadı ne olabilir? Paylaşımlarının altına bunu da yazsalar da öğrensek...

Bursalılar! Ne oluyor Bursa'da? Bu meselenin iç yüzünü en iyi sizler bilirsiniz. Yazın da bilelim. 

Kamu-Özel Uçurumu

Ramazan bayramı münasebetiyle özel sektörde çalışan bir akrabam bayramın üçüncü günü ziyaretime geldi. 

Hoşbeşten sonra biz de cumartesi sizin o taraflara geleceğiz. Evde misin? Belki uğrayabiliriz dedim. Akşam 16.00'dan sonra evdeyim dedi. Hayırdır dedim. Yarın bizim işbaşı dedi. Size tatil yok mu dedim. Yok dedi. Olur mu öyle şey dedim. Bayram öncesi kamu çalışanları bir buçuk gün idari izinli sayıldı. O gün de çalışaydınız dedim. Arife günü saat 13.00'e kadar çalıştık dedi. Ne olurdu, size de tatil verselerdi dedim. Biz özel sektörüz. Vermezler dedi. 

Vardiya usulü çalışan akrabam, kamu çalışanları dokuz gün tatil yaparken cumartesi işbaşı yapacağı gibi pazar günü de çalışacak. Çünkü burası özel sektör. Belki her özel sektör böyle olmayabilir. Belki bazıları tıpkı kamu çalışanlarına verildiği gibi çalışanlarına dokuz gün tatil vermiş olabilir. Bu şekil olan firmaların sayısının az olduğunu düşünüyorum. Bilinen bir gerçek var ki bu ülkede özel sektörün büyük çoğunluğu üç buçuk gün tatilin ardından yeniden işbaşı yaptı.

Tamam, kamu ile özel sektörün şartları aynı olmasın. Özel sektörün iş ve işleyişi farklı olsun ama bu kadar da uçurum olmasın. Özel sektör sahipleri, çalışanlarına tıpkı kamu çalışanlarına verildiği gibi dokuz gün tatil verseler herhalde ölmezler ve kıyamet de kopmazdı. Hatta çalışanlarına büyük moral olurdu. Patronlar, sağ olsun bize de aynı tatil hakkını verdiler. Var olsunlar deyip bayramlarını herkes gibi bir güzel yaptıktan sonra tatil dönüşü mesailerine dört elle sarılırlardı. Moralle işe başlandığı için işyerinin üretim yönünden verimi de artardı. İşçi, çalıştığı yeri kendi işyeri bilirdi. 

Niçin özel sektör çalışanlarına da dokuz gün izin verilmeliydi? Çünkü bu ülkede elleri öpülecek bir kesim var ise asgari ücretle çalışan özel sektör çalışanlarıdır. Onlar bu ülkenin yüz akıdır. Alın terleterek, sabah akşam emek sarf ederek üretim yapan kesimdir onlar. Kaç ayın ardından gelen büyük bayram onlar için iyi bir dinlenme fırsatı olmalıydı.

Diyelim ki özel sektörde izin patronun iki dudağının arasında. Kolay kolay vermez. Devlet ne güne duruyor. Pekala tatil kararı alırken kamu-özel çalışanları dokuz gün tatil yapacak diyebilirdi. Özel sektör de bu karara uyacaktı.

Bildiğim kadarıyla bazı siyasi partiler kamu ve özel sektör çalışanları arasında çalışma ve özlük haklarını düzeltmek, aradaki uçurumu kaldırmak için eskiden her seçim öncesi seçmene vaatte bulunurdu. Son yıllarda duymaz olduk.

Son yıllarda kamu ve özel sektör arasındaki uçurumu kaldırma vaatleri duyulmaz olsa da ne yapılıp edilip bu konunun masaya yatırılmasında fayda var. Ya kamu çalışanlarının şartları özel sektöre ya da özel sektör çalışanları kamu çalışanlarına özlük hakları ve çalışma şartları yönünden yaklaştırılmalı ve bu iki sektör orta bir noktada buluşturulmalıdır.