12 Nisan 2024 Cuma

Var'a Yabancı Hakem

Ali Koç şov yapsa da istekleri yerine getirilmeye devam ediyor. Çünkü etkili bir aktör. Nasılsa dur, sen ne yapıyorsun diye yok. O da kaşıdıkça kaşıyor.

Ali Koç sesini çıkarmadılar birlikte Futbol Federasyonu seçimli kongre kararı aldı.

Federasyon ikinci karar daha aldı. Bazı kritik maçlarda yabancı hakem görevlendirmesi yapılacak. 

Gelecek yabancı hakemler de 'var'da görev yapacakmış.

İstekleri bir bir yerine getirilen Ali Koç bu kararlardan memnun kalacak mı? Sanmıyorum memnun kalacağını. Suudi Arabistan' da Süper Kupa maçını oynamamak için istek üzerine istek öne sürdüğüne göre istekleri yine bitmeyecek. Şimdiden Federasyonun aldığı seçim tarihini öne çektirmek için bir uğraşın içine girdi. 

Öyle zannediyorum Ali Koç'un bu istekleri bu sezonun lig kupasını FB kulübüne götürünceye kadar devam edecek. Çünkü başkanlığını yaptığı kulübün altıncı yılında bu kupayı FB müzesine götürmeyi izzeti nefis meselesi yaptı. İşin garibi Ali Koç bu isteklerinde yalnız değil, FB'li sporseverlerin çoğu Sayın Koç'u bu mücadelesinde haklı buluyor. Zaten Koç da desteği bu taraftar kitlesinden alıyor. 

Bu sezonun sonunda FB şayet şampiyon olamazsa işte o zaman Ali Koç ve FB taraftarını tutmak mümkün değil. Endişem bu sezon sonunun iyi bitmeyeceği yönünde. Çünkü kalabalıklarla oynamak kadar tehlikeli bir şey yok. Kalabalıkların ise aklı olmaz. 

Yeniden 'var'a yabancı hakem görevlendirmesine dönersek, bu karar ve tavır kendi hakemlerimize güvensizliğin bir göstergesidir. Bizim hakemlerle olmuyor, gelin bu işi siz yapın demektir. Bizim hakemler beceriksiz veya taraflı demektir. Biz kendi hakemlerimize güvenmiyoruz demektir. Elbette hakemlerimizde sorun var. Ama bunun yolu yabancı hakem olmamalıydı. Ayrıca hangi bir kurum ne kadar iyi de merkezi hakem komitesi kötü. Al birimizi, vur ötekimizi. Yok aslında birbirimizden farkımız. Çünkü bir yerde aksama varsa benzer aksaklık diğer taraflarda da var. 

Yabancı var hakemini tasvip etmesem de bu ülkede olup bitenleri garipsemiyorum artık. Adeta tüm kurum, kuruluş, camia hep birlikte deveyiz deve. Tek eksiğimiz, kendimizde eksikliğin olduğunu görmemek. Hep suçu karşı tarafta görmek. 

Yabancı var hakem atamasını garipsiyorum dedim. Çünkü tüm takımlarımızda o kadar yabancı futbolcu var ki Türk futbolcusundan daha fazla. Bu kadar yabancı futbolcuya varsın yabancı hakem de olsun. Yakışır da üstelik. 

Bu ekonomik krizde yabancı futbolculara giden paradan ve yeni görevlendirilecek yabancı var hakemleri ekonomiye ayrı yük getirecek falan demiyorum. Varsın gitsin paramız dışarıya. Birileri düşünmüyorsa ben mi düşüneceğim?

Yabancı var hakemi derdimize derman olacak mı? Daha doğrusu Ali Koç ve peşinden gidenleri memnun edecek mi? Her şey FB'nin şampiyonluğa uzanmasına bağlı. Şayet FB şampiyon olamazsa yabancı var hakemleri de topun ağzında olacak. Ötesi kurtarmaz. Bunca vaveylanın başka izahı da olamaz.

Yazımı bitirirken şunu da söyleyeyim. Yabancı hakemler gördüğünü çalar, maçı ve pozisyonları kurallara göre oynatır ve adalet uygulamaya kalkarsa işte bu, yandığımızın resmidir. Çünkü şampiyonluğa oynayan iki takım olan FB ve GS’nin en nefret ettiği şey maçlarda adaletin uygulanmasıdır.

Unutmayalım ki var'da görevlendireceğimiz yabancı hakemleri kendimize benzetmezsek, var'da yabancı hakem ancak bugüne kadar hep mağdur olan Anadolu takımlarına yarar. 

Oh Be Dediğim An

Sizi bilmem ama bana dünyanın en büyük nimeti nedir diye sorsanız, hiç düşünmeden tereddütsüz banyo yapmak daha doğru banyodan sonraki hayat derim.

Ne alaka? Onca nimet arasında bunu mu buldun demeyin. Elbette nimetler say say bitmez. Ama banyo yapmanın ve banyodan sonra rahatlamanın keyfi ve zevki başka. Anlatılmaz ancak yaşanır. 

Banyo ihtiyacımız olduğu zaman of daha banyo yapacağım dediğimiz ve banyo için üşendiğimiz olur.

Banyoya girdikten sonra su dökünmek, sabunlanmak, sürtünmek ayrı bir meşakkat. Hele bir de kilonuz varsa sırtın her bir tarafını elimizle ovalamak ayrı bir sıkıntı ve zorluk. 

Ne kadar üşensek de banyo bir ihtiyaç. Üşene üşene banyoya girdikten sonra iyi ki banyo yapmışım diyorsun. 

Tepeden tırnağa bir güzel suyunu dökünüyorsun. Lifin arasına sabunu koyarak baştan başlayarak vücudunun her bir tarafını defalarca sabunluyorsun. Ardından lifi bırakıp ellerinle vücudunu ovuyorsun. 

Ardından tekrar su dökünüp vücuttaki sabun köpüklerini giderip de her bir damlası para olan atık suya gönderiyorsun. Ne kadar atığa su gönderdin o kadar su ve atık parası. Kullandığın bir de 15 tonu geçiyorsa su parası katmerli gelir. Çünkü belediyeye göre zengin statüsüne geçiyorsun. 

Neyse gelelim banyoya tekrar. Sabunla iyice yumuşayan vücut gel beni ellerinle ov diyor. Tırnaklarınla vücudunu bir güzel tırmalıyorsun. Tırnaklarınla derini kaşıdıkça vücuttaki yağın yerini duruma göre kalıp kalıp kire bırakıyor. Tırnaklarını kullandıkça derinin üzerini kaplamış, vücuttan bir parça olmuş kirler çıkıyor. Teninden kir çıktıkça oh be, dünya varmış, iyi ki banyo yapmışım diyorsun. Daha da çıksın diye tırnaklarınla tüm vücudunu kazıyorsun. Vücudun kırmızı beyaz bir hal alıyor.

Duruma göre iki üç defa sabunlanıp sürtündükten sonra yeter belediyeye para kazandırdığım ve vücuduma yaptığım eziyet deyip üzerine bir su daha dökünüyorsun. Ayaklarını yıkayıp banyodan çıkıyorsun.

İşte bu an kuş gibi hafiflediğin, derinin yenilendiği andır. Artık vücudunda bir gram yağ ve kir kalmamıştır. Koku dersen zaten kalmaz. Üstelik mis gibi kokarsın. Kaşıntıdan eser de kalmaz.

Kir ve yağla beraber ağırlaşan vücut tüm kirini banyoya bıraktıktan sonra bir güzel kurulanıp üzerini giyiniyorsun. Artık senin için sevinç ve mutluluğun sınırı yoktur. Adeta yeniden doğmuş gibi oluyorsun. Vücudundaki kırgınlık ve üşengeçlik de banyoda kalmıştır. İçin içine sığmayan sevinç seni adeta uçuracak noktaya getirir. Adeta dinçleşirsin.

Hasılı banyo  böyle bir şey. Rutinden de öte bir şey bu. İnsanı dünyaya yeniden doğmuş gibi yapan şeydir. O yüzden dünyanın en büyük nimeti dense yeridir.

Bu yazıyı cuma öncesi yıkanıp bir güzel rahatladıktan sonra cumaya kadar ne yapayım derken kaleme aldım. Ezan da okunmaya başladığına göre haydi bana müsaade.

11 Nisan 2024 Perşembe

Camileri Niçin Kur'an Kurslarıyla Birleştirmiyoruz Yazıma Gelen Tepkiler (2)

Bu yazımda da “Camileri Niçin Kur’an Kurslarıyla Birleştirmiyoruz” başlıklı yazıma gelen okuyucu yorumlarına ve verdiğim cevaba yer vermeye devam ediyorum.

Bir başka okurun yazıma getirdiği eleştirisi:

“Bir sorun var doğru. Ama sorunun çözümü noktasında yapılan tespitler öznellik içeriyor. 

Camilerimiz, pandemiden sonra ciddi anlamda cemaat sıkıntısı çekiyor. Evvela camilerin doldurulması noktasında neler yapılabilir bunun tespiti yapılmalı.

Saniyen, her imam hatiplik yapabilen kuran öğretecek, din öğretimi noktasında öğretmenlik yapacak dersek, pedagojik açıdan hata ederiz. Bu işin sabrı ve yetkinliği ayrı bir uzmanlık istiyor.

Nice meslek dersi öğretmeninin vaaz vermekten uzak durması, hutbe irat etmekten hatta namaz kıldırmaktan çekinmesi gibi diyeyim siz anlayın.

Bir de bir imam nasıl olur da bayanlara, 4-6 yaş gibi ayrı bir alan olan çocuklara kuran öğretebilsin?

Camiiler ve Kuran kursları farklı görevleri olan ayrı ayrı yapılardır. Aynı kurum içinde olmuş olmaları aynı vazifeyi yaptıkları anlamına gelmez. Emniyet ve Jandarma kurumları gibi…” (Ramazan Uyar)

Bu eleştirel yoruma verdiğim cevap:

Ramazan Uyar kardeş, eğitim ve öğretim sosyal bir ihtiyaç. Sosyal olaylarda tek doğru olmaz. Birden fazla doğru vardır. Önerim bir projeye dönüştürülebilir. Motamot aynı olacak diye bir şey yok. Bu yazı bir sorunu ele alıyor.

Getirilen öneriler ufuk açıcı olarak görülebilir. Özellikle cami ve Kur'an kursunun ortak mekan olmasını savunuyorum. Allah'ın evinde Kur'an öğretilmesi kadar doğal bir şey olmaz. Mekan birliği Ashabı suffeyi günümüzde diriltmek demektir.

Bahsettiğin sorunlar aşılabilir. Öğrencisi çok olan kurslar müstakil binada eğitim görebilir. 4-6 yaş öğrencileri için de ayrı bina düşünülebilir. Bu proje özellikle öğrencisi az olan kurslar için uygulanabilir.

Cami görevlileri de İHL ve ilahiyat mezunu. Pekala birbirlerinin görevini yerine getirebilir. Meslek dersleri öğretmenleri tıpkı ders verme gibi vaaz da verebilir. İlk başta acemilik elbette olur. Ama zamanla atlatılır. Büyük kurslarda son yıllara gelinceye kadar cami imamları çocuk okutuyordu. Bence her cami imam ve müezzini aynı zamanda kurs hocalığı yapabilir.

4-6 yaş öğrencilerine öğretici olanlar için istisnalar kaideyi bozmamakla beraber İHL ve ilahiyat mezunu olmayı yeterli görmüyorum. Buralar için anaokulu veya ilkokul sınıf öğretmeni seviyesinde ilahiyata benzer fakülteler açılmalı. Bu okullardan mezun olanlar bu çocuklara öğreticilik yapmalı. Ki ilkokul, ortaokul ve lise din kültürü öğretmenleri de her kademe seviyesinde ayrı ayrı branşlaşmalı. Çünkü çocuğun seviyesine inmek önemli.

İmamların kurs hocalığı yapması konusuna tekrar dönersek, verim olmaz derseniz pekala ayrı kurs hocaları çocukları camilerde okutabilir. Böylece mekan birliği sağlanmış olur. Bayanlara bayan hoca, erkeklere erkek hoca ayarlanabilir.

Bu konu proje haline gelirse camilerin cemaati de artacaktır. Çünkü küçük ve büyükler öğle ve ikindi namazlarında yan yana saf tutacaktır.

Pandemiyle birlikte cemaatin azaldığı, tek başına sebep olmasa gerek. Keşke dediğiniz gibi olsa. Bu konu araştırılmaya değer. Zira toplum hiç olmadığı kadar dine mesafeli.