23 Temmuz 2023 Pazar

Sen misin Ayağımı Yerden Kessin Diyen? (2)

2005 yılında ilk göz ağrım olan 88 model 131 Şahin yok pahasına sattıktan sonra bir arkadaşım, pazarlamacı değilsen, zamanla yarışmıyorsan, araba alma. Gideceğin yere taksi çağır, daha ucuza gelir demesine rağmen 2011 yılında 2000 model Nissan Primera markalı ikinci bir araç aldım.

O günden bugüne 12 yıl geçmiş. Bu araba eskidi, yeni model al denmesine rağmen aynı arabaya binmeye devam ediyorum. Zaten fazla arabaya binen biri değilim. Bu zaman zarfında bu arabaya üç oğlan bindi. Ben de ara ara. Toplamda 15-20 bin km yapmışızdır.

Arabaya fazla binmesem de bunun yerine toplu taşıma ve yürümeyi tercih etmeme rağmen araba evin önünde hep hazır durdu. Yıllık bakımlarını yaptırdım. Yağını, suyunu değiştirdim. Her sanayiye gidişimde bir çuval para verdim. İlk aldığımda yazlık ve kışlık lastiklerini yenilemiştim. Her sene yazlık ve kışlık değiştirip yaz ve kış şartlarına hazır hale getirdim. İki sene önce dört mevsim lastik aldım.

Yıllık MTV’yi hiç sektirmeden ödedim.

İki yılda bir vizeye götürdüm. Egzoz muayenesini yaptırdım. İki, üç seferdir genel muayeneden ağır kusur dolayısıyla geçemedi. Her ağır kusur için muayene istasyonunun ortaklarına yani sanayiye gittim. Cebime sıkışanları verip geldim.

Yıllık zorunlu trafik sigortasını yaptırmaya devam ediyorum. Bu kadar sigorta yaptırmama rağmen bu sigortadan bir defa faydalansam, tutanak tutsam, gidip yaptırsam, hiç gam yemeyeceğim. Ne zaman arabama vurmuşlarsa, işi resmiyete bindirmeden kaportacıya para bayıldım. Sağ olsunlar, duran park halindeki aracıma vurup kaçmada insanımız baya mahir. Bir defa oğlan tutanak tutturmuş. Suçlu karşı taraf. Kaportacım, boş ver hocam resmiyeti. Bir el emeği ver, yapıvereyim dedi. Tamam iyi bildin deyip yaptırdım.

Arabanın yıllık bakımı, ustanın şu şu değişecek önerileriyle tamirini yaptırdığım bu arabaya, kaç yıllardır peşi sıra gelen zamlara rağmen yakıt alıp ara ara biniyorum. Vergi, sigorta, muayene deyip hayatıma böyle devam ederken bu sene MTV’ye ek vergi çıktı. Bir zamanlar LPG’li olduğu için dört katı MTV ödediğim gibi 2023 yılının ekini de ödeyeceğim. Ek vergiyle kalsa yine iyi. Bu sefer de yüzde 18 olan yakıt KDV’si yüzde yirmiye çıkarıldı. Yetsin gayri, bir araba aldık diye bu kadar binilmez. Güya ayağımızı yerden kessin diye bizim arabaya bineceğimiz yerde araba üzerinden bizim üzerimize biniliyor. Şimdi de ÖTV’ye dört lira zam yapıldı.

Velhasıl, rahatlık ve ayağımı yerden kessin diye aldığım bu araca ben mi bindim, bu araç mı, bilemedim gitti. Zira binmeden birileri bu araç üzerinden üzerime binmeye pardon bindirmeye devam ediyor. Hele bindirmek için şubatta depremin gerekçe gösterilmesi yok mu? İnsanın zoruna giden de bu. Sanki deprem olmasa, bu vergiler gelmeyecek. Gelin onu benim külahıma anlatın. Vergiyi katmerli almaya devam edin de dini ad ettiğiniz gibi depremi de ad etmeyin. Tamam büyük bir deprem. Yardımsız, vergisiz devlet bunun altından kalkamaz. Vergi konsun konmaya ama bu konuda samimi olmak lazım. Bu vergiler şubat depreminin üzerinden bir hafta, on gün geçtikten, depremin maliyeti ortaya çıkarıldıktan sonra bu vergiler ve daha fazlası konsa kim, ne diyebilirdi. Ama depremin üzerinden seçim geçmiş, beş ay geçmiş, beyefendilerin aklına deprem gelmiş. Yesinler sizin aklınızı. Tamam, ne alacaksanız alın da aklımızla oynamayın, dalga geçmeyin.

İşin özü, bu araba bana lüks ve çok masraflı. Herkesin aklına, şu ya da bu şekilde kah yakıta zam kah ÖTV’ye zam kah KDV’ye zam kah ek MTV demek suretiyle bu arabadan para almak geliyor. Tilki misiniz mübarekler. Aklınıza başka bir şey gelmiyor mu? Biliyorsunuz tilki de tüm planını tavuğu/horozu haklamak üzere yaparmış. Sizinki de o hesap.

Hasılı, zamanında bir mutfak masrafı kadar masrafı çıkar. Aman araba alma. Bunun lastiği, tamiri, arızası, bakımı, vergisi, sigortası var. Sakın sadece yakıtına aldanma. Çağır taksiyi. Gideceğin yere ticari taksiyle git diyen dostlar haklı çıktı. Tüm uyarılarına rağmen onları dinlemememin ceremesini çekiyorum şimdi. Yeter ki ayağımı yerden kessin diye benim ve söz dinlemeyen benim. Bu durumda bana kendi düşen ağlamaz demek düşer. Oh olsun, zira çok istedim bunu.

Rahatsız Olan Öteye Gitsin

Yanlış anlamazsan bir şey soracağım.

Lütfen. 

Yıkanmaz mısın hiç?

Zamanı gelince yıkanırım. 

Zaman derken? 

Duruma göre bazen günde bazen günaşırı.

İyi de kokuyorsun. Rahatsız edecek şekilde hem de

Ne yapabilirim ki?

Daha fazla yıkanmalısın. 

Yıkan demek kolay. 

Niye ki ben çok severim yıkanmayı. 

Ben de severim ama şu aşamadan sonra yıkanmak bedel ister. Zira lüks oldu artık. 

Anlamadım. 

Şu faturaya bak. Ne demek istediğimi anlarsın. Tamıtamına 461,5 lira. Bu da üç kişilik bir aileye gelen. Kalabalık aile ne yapacak bu durumda?

Çok gelmiş. Ne düşünüyorsun bundan sonra?

Daha az yıkanmayı. Süresi gelmeden yıkanmamayı.

Mesela? 

Haftada bir yıkanmak gibi. 

Bu sıcaklarda kokarsın. Kokundan yanına varılmaz. Kokmakla kalmaz, kaşınır durursun. 

Seni kokudan rahatsız oluyor diye ocağıma kendi ellerimle incir diktiremem.

İyi de nasıl bir araya gelip çay içebileceğiz?

Kolayı var. Çayları karşı masalarda içeriz. Yani mesafeli otururuz, olur biter. Böylece kokumdan rahatsız olmazsın. Hem uzak mesafe iyidir. Daha olmadı, burnunu tıkarsın. Daha olmadı aylık fatura bedelimi sen ödersin, yan yana otururuz.

Olur mu öyle?

Hep olur mu diyeceğine, bir öneri de sen söyle. 

Kendimden geçtim. Kokundan başkası da rahatsız olur. Hem kendin de rahatsız olursun. 

O benim meselem değil. Hoş ben zaten koku almıyorum. Rahatsız olan öteye gitsin. 

Ama bu çok bencilce değil mi? Kendine Müslüman olmak gibi bir şey.

Bu konuda şu zatı örnek almaya karar verdim.

Kimmiş o?

Şehirlerarası otobüs yolculuklarında sigaranın serbest olduğu fi tarihinde biri ara ara sigara içiyormuş. Her sigara içişinde de dumanından rahatsız olan küçük çocuklar öksürmeye başlayınca, annelerden biri, beyefendi, sadece siz sigara içiyorsunuz. Bundan çocuklar rahatsız. Bak, öksürüyorlar. İçmeseniz de çocuklarımız rahatsız olmasa demişler. Adam ne dese beğenirsiniz. Rahatsız olan aşağıya insin demiş. Daha önce ara ara sigara içen bu adam arka arkaya sigara yakarak yol boyunca tüttürmeye devam etmiş.

Son sözün bu mu?

Bir iyilik daha yapabilirim. Ara ara ıslak mendil ile koltuk altlarımı silerim. Ötesini de kimse beklemesin benden. 

Hayırsız Evladın Özellikleri

Ailenin, kız çocuklarının ardından gelen, sevgisini fazlasıyla gösterdiği özel evladıdır. Sonsuz krediye sahiptir. 

Ailenin hatta sülalenin yüzlü çocuğudur. Bunun için saçlar süpürge edilir. Var yok bu çocuğun önüne serilir. Bir dediği iki edilmez.

Bu çocuğun yetişmesi için ellerinden gelen arda konmaz.

Çocuk için doğru dürüst kural konmaz. 

Yanlış ve hataları görülmez. Kırdığı yumurtalara sonsuz tolerans gösterilir.  

Çocuk da kendisine olan aşırı sevginin ve verilen kredinin farkındadır. Bu sevgiyi karşılıksız bırakmaz. 

Gününü gün eder. Her türlü maceraya atılır. Ailem bir şey der mi demez. Çünkü o ne yaparsa, en iyisini yapar, her şey ona yakışır. Zira var mı o evlat gibisi. Üstelik anlamadığı yok. Her şeyden de anlar. En azından bildiğini ve anladığını söyler durur.

Para harcamada üstüne yoktur. Nasılsa arkasında dağ gibi ailesi var. 

Harcamada hesap kitap tutmaz ve bilmez. Harcadığından dolayı kimse ona hesap sormaz, parayı nereye harcadın demez. O da mirasyedi evlat gibi parayı har vurur harman savurur.

Başkasına bonkörlük yapmada da üstüne yoktur. Varsa da verir yoksa da. Nasılsa baba parası. Taş atıp da elimi yorulacak.

Cebindeki para suyunu çekmeye başlayınca evde kenarda, köşede ne varsa habersizce iç etmeye başlar.

Aileden para koparmak için yalan söylemeye de başlar. İkna edici yönü olduğu için içine sinmese de aile “Oğlumuz değil mi? Zaten onun için kazanmıyor muyuz? Vardır bir bildiği” diyerek vermeye devam eder.

Evi bitirdikten sonra başta aile yakınları olmak üzere sağa sola borç takar.

Olmadı, kredi çeker.

Kredi kredisi kalmayınca tefeciden alma yoluna gider.

Birinden alarak diğerine borcunu kapatmaya çalışır. Olmadı, bugün yarın diyerek öteler.

Borçların da asgarisini ödemeye çalışır.

Er veya geç bir gün borçları döndüremez noktaya gelir. Hazıra, bol keseden harcayana ve mirasyediye para dayanır mı?

Borçlular oğlanı devre dışı bırakarak evin kapısını çalar.

Aile, oğullarının bıraktığı devasa borcu görünce şok geçirir. Ama iş işten geçmiştir. Bu borç ailenin borcudur. Ödenecek. Zevk ü sefayı oğlan sürse de ceremesini aile bireyleri çekecek. Bu yüzden tüm aile seferber olur, elde avuçta ne varsa satar savar. Borcu kapatmaya çalışır. Ama devasa borç kapatılır mı? Sonunda o varlıklı ve kendi kendine yeten aile kendi kendine yetmediği gibi geri kalan ömrünü de oğlanın borcunu ödemek için adar.

Hülasa, aile bu borcu zorlanarak zamana yayarak ödemeye çalışır. Kendileri sıkıntı çeker ama oğullarından hiç rahatsız değiller. Oğlum, nereye harcadın, ne ara yaptın bu borcu demezler. Çünkü borca rağmen sevgilerinde hiç azalma olmaz. Hatta sevgileri artarak devam eder. Bu sevgisi gören hayırsız evlat, keşke daha fazla borç taksaydım pişmanlığından başka da bir pişmanlık duymaz.