19 Mayıs 2023 Cuma

Faiz ve Riba (2)

Tasvip etmediğim, bugüne kadar yatırıp çekmediğim kredi hakkında ikinci kesimin görüşüne sıcak baktığıma, öyle zannediyorum, bu düpedüz faizdir diyenlerimiz çıkacaktır. Bu arkadaşların bir hassasiyet gösterip bugünkü banka faizlerine karşı çıkmasını anlıyorum. Bunlara asli ihtiyaç olan ev, araba türünden bir malı, elinde birikmiş parası yoksa ya da ailesi destek vermezse bugün kaç kişi ev bark sahibi olabilir? Buna da kimse ev bark sahibi olacak değil, kirada otursun şeklinde bir yol gösteriyorlar. Haydi borç veren desen, borç vermeye de yanaşmıyorlar. Sonra kaç kişi bir ev parasını borç verir günümüzde? Kişi kirada oturmaya kalksa, bugünkü enflasyonlu hayatta ev kiraları asgari ücretlinin maaşını solladı geçti. Yani maaşıyla normal bir evde oturamaz. Bugün düşük kiraya oturanın kira artış zamanı geldiğinde, ev sahibinden kaç lira zam duyacağını kestirmek mümkün değil. Devletin kiralar yüzde 25 artış şartını, devletin kendi kurumları uygulamıyor ki ev sahipleri uygulasın.

Mesele sadece ev sahibi olmak için kredi gerekmiyor. Düşünün ki kişide müteşebbis bir ruh var. İşyeri açacak ama sermayesi yok. Bu kişiye kaç kişi uzun vade borç verir. Bu kişi ya kredi çekip işini kuracak ya da bir başkasının yanında düşük bir maaşa çalışacak. Bu durumda sıcak bakmadığımız krediden başka yol kalmıyor.

Burada bu ekonomik sistemi biz kurmadık. İslam’ın ekonomi sisteminde faiz yok, enflasyon yok denebilir. İslami bir sistem olsa da enflasyon olmayacak diye bir durum olamaz. Çünkü kendi kendine yeten bir ülke veya cari fazlası veren bir ülke olacaksın ki enflasyon diye bir derdin olmayacak. Kısaca İslami bir ekonomik sistemde de enflasyon olur. Bunu şimdilik bir tarafa bırakalım. İşyeri açacak ve işini kuracak bir kişi, sermayeyi nereden bulacak? Bugün adına faizsiz sistem dedikleri finans kurumlarının verdiği borç para krediden ve faizden ne derece uzak. Bunu herkes bilir ki bugünkü finans kurumları kelime oyunuyla bankaların yaptığı faiz işlemini yerine getiriyor.

Kim ne derse desin, bugünün Müslümanların faiz konusunda ikilem yaşıyor. Ki bu sorun sadece günümüzde değil, Osmanlı zamanında da sorun olmuş. Para vakıfları aracılığıyla belli bir yüzde faizin cevazına fetva verilmiştir.

Amacım, bugünkü banka kredilerini meşru göstermek değil ise de banka faizinden uzak duran Müslümanların, ekonomi hayatında varlık gösteremedikleri de bir gerçek. Zengin, kendi kendine yeten, işinde başka insanlara iş veren işletmelerimiz olsa, fena mı olur? Kaç kişi ekmek yiyebilir buradan.

Bir diğer örnek vermek istiyorum. Diyelim ki birinden bu enflasyonlu dönemde 10 bin lira borç istedim. Adam karzı hasen dedi, bana borç verdi. Ben bu parayı üç yıl sonra denkleştirebildim. Üç yıl sonra alacaklıya aynı parayı vermem, borcu ödediğim anlamına gelir mi? Para meblağ olarak aynı olsa da paranın üç yıl önceki alım gücüyle, üç yıl sonraki alım gücünün aynısı olmadığını hepimiz biliriz. Para en azından yüzde otuz, yüzde kırk değer kaybetmiştir. Borcunu ödediğim kişi bir daha ihtiyacım olduğunda bana borç verir mi? Çünkü borç verenin de borç alanın da zarar görmemesi lazım. Bu durumda adama ya enflasyon oranı kadar para vereceğim. Yani paranın değerini vereceğim. Enflasyon farkının alınabileceği caiz dense de buna caiz değil diyenler de var. Bu durumda bana borç verecek kişi ya altın ya da döviz cinsinden borç vermesi lazım. Sık sık devalüasyonun olduğu günümüzde kaç kişi bu yolla borç altına girmek ister?

Hasılı, duyarlı Müslümanların günümüz faiz ikileminden kurtarılması gerekir. Bunun için de günümüz banka kredilerinin cahiliye dönemindeki tefeci faizi olmadığı izah edilmelidir.

Günümüz bankalarının faiz oranlarını aracı kurum ya da komisyoncu gibi görmek lazım. Bankalar bir taraftan vadeli mevduat toplayıp onlara faiz verecek. Topladığı bu parayı bir başkasına daha yüksek oranla faiz olarak verecek. Bankalar bunu yapmak zorunda. Başka türlü ayakta duramaz. Banka bu işi yaparken onlarca kişiye istihdam sağlıyor. Burada bankalar çok kazanıyor denebilir. Unutmayalım ki hiçbir işletme karsız ve kazanmadan bir yer açmaz.

Faiz ve Riba (1)

Faiz yiyenler, kıyamet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, “Alış-veriş de tıpkı faiz gibidir” demeleridir. Halbuki Allah, alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır. (Bakara Süresi, 275)

Allah, malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte eksilte sonunda mahveder. Buna karşılık malı eksilttiği sanılan zekât ve sadakaları bereketlendirir. Allah, nankörlükte ve günahta ısrarlı olanların hiçbirini sevmez. (Bakara Süresi, 276)

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Eğer Allah’a gerçekten inanıyorsanız, faizden doğan, ancak henüz tahsil etmediğiniz kazançları almaktan vazgeçin. (Bakara Süresi, 278)

Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, artık Allah ve Resul’üne karşı savaş açtığınızı, onların da size savaş açtığını bilin. Eğer tövbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Bakara Süresi, 279)

Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Ali İmran Süresi, 130)

Bir de kendilerine yasaklandığı halde faiz almaları ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden. İçlerinden kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık. (Ali İmran, 161)

Yukarıda verdiğim ayetler Kur’an’da geçen riba ile ilgili ayetler: “Faiz yiyenlerin ‘kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacakları’, ‘faizin bereket getirmediği, aksine malı eksilteceği’, ‘faizden doğan fakat tahsil edilmeyenlerden vazgeçilmesi gerektiği’, ‘Vazgeçmeyenlerin Allah ve peygamberine savaş açmış olduğu’, ‘Tövbe edenlerin anaparaları kendilerinin olduğu’, ‘Kat kat faiz yemeyenlerin kurtuluşa ereceği’, ‘Faiz almaları ve insanların haksız malını yemeleri sebebiyle can yakıcı azabın hazırlandığı’ ifade ediliyor.

Adına nema ya da riba denen günümüzde hepsine birden faiz adı verilen faiz insanlığın baş belası.

Burada üzerinde duracağım husus, her fazlalık ya da hepsine birden faiz adı verilen faiz Kur’an’da yasaklanan faiz midir? Geçmişten beri bu konuda iki tür tartışma yapılıyor. Bir kesim -ki bu kesim çoğunluktadır- bir kuruş da olsa her fazlalık faizdir ve yasaktır. İkinci görüşte olan kesim ise Kur’an’da yasaklanan faizin riba olduğunu, bunun da tefeci faizi olduğunu, günümüzde bankaların verdiği mevduat faizinin riba olmadığını, almanın ya da vermenin Kur’an’ın kastettiği faiz olmadığını söylüyor.

İkinci kesimin günümüz faizinin faiz olmadığı yönündeki görüşü, çoğunluk tarafından tasvip edilmese de bankadan mevduata para yatırmaya, kredi çekmeye sıcak bakmasam da bana makul geliyor ve üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Çünkü günümüz bankacılık kredi faizi kat kat değil. Bir diğer husus, banka ile kişi arasında yüzde kaç faiz ve kaç yılda ödeneceği, aylık kaç liraya tekabül ettiği anlaşması yapılıyor. Bu anlaşmaya göre banka faizi artsa da azalsa da anlaşma geçerliliğini koruyor. Banka ver paramın hepsini demiyor. Belli bir süre taksit ödenmediği takdirde, banka belirli şartlarda haciz işlemi başlatabiliyor. Halbuki Kur’an’ın yasakladığı riba da ise oran yok, süre yok. Borç veren tefeci, çıkar paramı ya da vade geldiği takdirde ödenmediği takdirde borcu kat kat yükseltebiliyor. Borçlunun elinde avucunda ne varsa, zorla el koyabiliyor. Yani borç verenin lehine, borç alanın aleyhine olan orantısız bir alavere söz konusu. Kur’an’ın teşbihlerle şiddetli bir şekilde yasak ettiği faiz de bu olsa gerek.

Diderot Etkisi ve Eşyanın Kölesi

“Denis Diderot (1703 – 1784), ünlü bir Fransız yazar ve filozoftur. Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişilerinden birisi olarak kabul edilir. Fransız Devrimi'ni hazırlayan düşünsel gelişmelerde katkısı vardır. Yeni felsefi ve bilimsel düşünceleri ve bilgileri Avrupa’ya yaymak amacıyla Jean Le Rond D’alembert ile birlikte yazdığı Ansiklopedi en çok bilinen eseridir.

Diderot, büyük borç altına girmiş ve paraya ihtiyacı en üst düzeye çıkmışken 1765 yılında Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, sanat ve bilimin koruyucusu olarak, Diderot’nun kütüphanesini satın aldı ve hemen sonra o kütüphaneyi yine Diderot’ya bıraktı. Böylece Diderot’nun eline önemli bir miktar para geçmiş oldu. Catherine bununla da yetinmeyip 25 yıllık maaşını peşin vererek Diderot’yu kütüphanecisi olarak işe başlattı.   

Diderot, eline geçen bu büyük parayla öteden beri almayı düşünüp de alamadığı kırmızı pahalı bir sabahlık aldı. Sabahlık o kadar görkemliydi ki Diderot evdeki eşyaların ona uymadığını fark etti ve başladı eşyalarını sabahlığına uygun olacak yenileriyle değiştirmeye. Her değiştirmede diğerleriyle uygunsuzluk daha da arttı ve ötekileri de yenilemeye başladı. Sonunda kendisini, evdeki bütün eşyaları yenileriyle değiştirmiş ve yeniden borçlu duruma düşmüş olarak buldu.

Diderot, bütün bunlardan sonra “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” başlıklı bir yazı yazdı ve içine düştüğü tüketim çılgınlığını şu cümlesiyle ifade ediyor: Eski sabahlığımın efendisi iken yeni sabahlığımın kölesi oldum.” (Mahfi Eğilmez).

1700 ve 1800 yıllarda yaşanan ve kişiyi borç batağına sürükleyen bu alışveriş çılgınlığı günümüzde hız kesmeden devam ediyor.

Diderot Etkisi adı verilen bu alışveriş çılgınlığını okuyan nicemiz böyle de olmaz, iyi ki ben böyle değilim dese de aslında çoğumuz alışverişte Diderot’u aratmayız. Belki Diderot kadar ödeyemeyecek kadar borçlanmasak da ihtiyaç veya değil, alışverişe devam ediyoruz. Giyim kuşam üzerine yaptığımız alışverişi saymıyorum. Mutfak alışverişinden bahsetmiyorum. Evdeki bir eşyayı değiştirince tümden değiştirme gibi bir lüksümüz var. Yeter ki bir mobilya değiştirelim. Ardından renk uyumu olacak diye perde, halı vb. alışverişler takip ediyor. Nasılsa kredi kartına taksit olduktan sonra bayılırız ev eşyamızı değiştirmeye. Ömrün çoğunu bu şekil ileriye doğru borçlanarak geçiriyoruz.

Tam her şeyi yeniledim. Borçları kapattım derken aldıklarımız demode olunca sil baştan ev eşyasını yenileme yeniden başlıyor.

Sizin böyle bir tüketim çılgınlığınız olmasa da evinize gelen eş dost, bu buraya olmamış demek suretiyle sizi alışverişe mecbur bırakıyor. Güya iyilik yapmış oluyorlar.

Bir diğer alışveriş çılgınlığımız da indirim ve kampanya dönemlerinde kendisini gösterir. Yazlık ve kışlık sezon indirimleri ihtiyacımız olmadığı halde bir bakmışsınız, kendinizi alışveriş mağazalarında bulabiliyorsunuz.

Tüm bu olup biteni Diderot, “Eski sabahlığımın efendisi iken yeni sabahlığımın kölesi oldum” şeklinde özetliyor. Kabul etsek de etmesek de her birimiz daha mutlu olacağız daha konforlu yaşayacağız diyerekten eşyanın kölesi olup çıkıveriyoruz. Reklamlar ve çevre bizi maalesef köle olmaya teşvik ediyor. Keşke alışveriş yaparak mutlu olabilsek, eh mutluluk için değer diyeceğim. Maalesef hepimiz biliyoruz ki eşya mutluluk getirmiyor.