Tasvip
etmediğim, bugüne kadar yatırıp çekmediğim kredi hakkında ikinci kesimin görüşüne
sıcak baktığıma, öyle zannediyorum, bu düpedüz faizdir diyenlerimiz çıkacaktır.
Bu arkadaşların bir hassasiyet gösterip bugünkü banka faizlerine karşı çıkmasını
anlıyorum. Bunlara asli ihtiyaç olan ev, araba türünden bir malı, elinde birikmiş
parası yoksa ya da ailesi destek vermezse bugün kaç kişi ev bark sahibi olabilir?
Buna da kimse ev bark sahibi olacak değil, kirada otursun şeklinde bir yol gösteriyorlar.
Haydi borç veren desen, borç vermeye de yanaşmıyorlar. Sonra kaç kişi bir ev parasını
borç verir günümüzde? Kişi kirada oturmaya kalksa, bugünkü enflasyonlu hayatta ev
kiraları asgari ücretlinin maaşını solladı geçti. Yani maaşıyla normal bir evde
oturamaz. Bugün düşük kiraya oturanın kira artış zamanı geldiğinde, ev sahibinden
kaç lira zam duyacağını kestirmek mümkün değil. Devletin kiralar yüzde 25 artış
şartını, devletin kendi kurumları uygulamıyor ki ev sahipleri uygulasın.
Mesele
sadece ev sahibi olmak için kredi gerekmiyor. Düşünün ki kişide müteşebbis bir ruh
var. İşyeri açacak ama sermayesi yok. Bu kişiye kaç kişi uzun vade borç verir. Bu
kişi ya kredi çekip işini kuracak ya da bir başkasının yanında düşük bir maaşa çalışacak.
Bu durumda sıcak bakmadığımız krediden başka yol kalmıyor.
Burada
bu ekonomik sistemi biz kurmadık. İslam’ın ekonomi sisteminde faiz yok, enflasyon
yok denebilir. İslami bir sistem olsa da enflasyon olmayacak diye bir durum olamaz.
Çünkü kendi kendine yeten bir ülke veya cari fazlası veren bir ülke olacaksın ki
enflasyon diye bir derdin olmayacak. Kısaca İslami bir ekonomik sistemde de enflasyon
olur. Bunu şimdilik bir tarafa bırakalım. İşyeri açacak ve işini kuracak bir kişi,
sermayeyi nereden bulacak? Bugün adına faizsiz sistem dedikleri finans kurumlarının
verdiği borç para krediden ve faizden ne derece uzak. Bunu herkes bilir ki bugünkü
finans kurumları kelime oyunuyla bankaların yaptığı faiz işlemini yerine getiriyor.
Kim
ne derse desin, bugünün Müslümanların faiz konusunda ikilem yaşıyor. Ki bu
sorun sadece günümüzde değil, Osmanlı zamanında da sorun olmuş. Para vakıfları aracılığıyla
belli bir yüzde faizin cevazına fetva verilmiştir.
Amacım,
bugünkü banka kredilerini meşru göstermek değil ise de banka faizinden uzak duran
Müslümanların, ekonomi hayatında varlık gösteremedikleri de bir gerçek. Zengin,
kendi kendine yeten, işinde başka insanlara iş veren işletmelerimiz olsa, fena mı
olur? Kaç kişi ekmek yiyebilir buradan.
Bir
diğer örnek vermek istiyorum. Diyelim ki birinden bu enflasyonlu dönemde 10 bin
lira borç istedim. Adam karzı hasen dedi, bana borç verdi. Ben bu parayı üç yıl
sonra denkleştirebildim. Üç yıl sonra alacaklıya aynı parayı vermem, borcu ödediğim
anlamına gelir mi? Para meblağ olarak aynı olsa da paranın üç yıl önceki alım gücüyle,
üç yıl sonraki alım gücünün aynısı olmadığını hepimiz biliriz. Para en azından yüzde
otuz, yüzde kırk değer kaybetmiştir. Borcunu ödediğim kişi bir daha ihtiyacım olduğunda
bana borç verir mi? Çünkü borç verenin de borç alanın da zarar görmemesi lazım.
Bu durumda adama ya enflasyon oranı kadar para vereceğim. Yani paranın değerini
vereceğim. Enflasyon farkının alınabileceği caiz dense de buna caiz değil diyenler
de var. Bu durumda bana borç verecek kişi ya altın ya da döviz cinsinden borç vermesi
lazım. Sık sık devalüasyonun olduğu günümüzde kaç kişi bu yolla borç altına girmek
ister?
Hasılı,
duyarlı Müslümanların günümüz faiz ikileminden kurtarılması gerekir. Bunun için
de günümüz banka kredilerinin cahiliye dönemindeki tefeci faizi olmadığı izah edilmelidir.
Günümüz bankalarının faiz oranlarını aracı kurum ya da komisyoncu gibi görmek lazım. Bankalar bir taraftan vadeli mevduat toplayıp onlara faiz verecek. Topladığı bu parayı bir başkasına daha yüksek oranla faiz olarak verecek. Bankalar bunu yapmak zorunda. Başka türlü ayakta duramaz. Banka bu işi yaparken onlarca kişiye istihdam sağlıyor. Burada bankalar çok kazanıyor denebilir. Unutmayalım ki hiçbir işletme karsız ve kazanmadan bir yer açmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder