14 Mart 2023 Salı

Tüm Paylaşımları Siyaset Olanlara

Siyaset ülke yönetimi demektir. Bu görevi birileri yapması lazım. Siyasete ilgi duyuyorsanız ve de kendinize güveniyorsanız, sosyal medyada siyaset yaparak kendinizi heba etmeyin. Bu tür amatör siyaseti bırakın. Kolları sıvayarak aktif siyasete girin. Profesyonel siyaset yapın. Hem bu şekil siyasetin bir getirisi var, şöhreti var, geleceğinizi kurtarırsınız.

Sosyal medyada akşam sabah yaptığınız siyasetin size zerre bir katkısı olmaz. Çünkü kendiniz ve sizin gibi bu rolü üstlenen kişiler dışında bu tür paylaşımların bir karşılığı yoktur. Bu işi karşılık için değil, davanıza hizmet etmek amacıyla Allah rızası için yapıyorsanız, size tavsiyem, Allah rızası için sosyal medyada siyaset yapmayın. Çünkü bu milletin hepsi iyi bir siyasetçidir. Sizin bu yaptığınız, tereciye tere satmaktır. Sosyal medya siyasetiyle kimseyi ikna edemezsiniz, kimseyi tuttuğu partisinden vazgeçiremezsiniz. Kısaca beyhude bir çaba sizin yaptığınız. 

Yok, ben bu yolla inandığım ve desteklediğim partiye hizmet etmek istiyorum diyorsanız, partinizi kendi mahsulünüz bilgiler yazarak savununuz. Sahte hesapların hazırlayıp servis ettiği paylaşımlardan uzak durunuz. 

Partinizi çok seviyorsanız, onun iktidarda kalmasını veya iktidara gelmesini istiyorsanız, vatandaşlık görevi gereği sandığa gidiniz ve beğendiğiniz partiye evet mührünü basınız. Bunu yeterli görmezseniz, tavsiye etmesem de çevrenizde sizi sevip sayan, nazarlarında hatırınız olan kişilerden partinize destek isteyebilirsiniz. Böyle yaparak partinize en büyük desteği vermiş olursunuz.

Ne olur, sosyal medyada siyaset yapmayın. Çünkü bizde siyaset birleştirmez, ayrıştırır. Endişem odur ki dostlarınızla yapacağınız siyaset sizi dostlarınızdan, dostlarınızı sizden uzaklaştırır. Lütfen kısır çekişmelerden uzak durun.

Siyaseti dert ediniyorsanız, ülke yönetimine katkı sunmak istiyorsanız, siyaset aynı zamanda bir tespit, eleştiri, öneri ve yol gösterme sanatıdır. Kabiliyet ve eforunuzu bu yönde kullanın.

Başkası sizinle aynı siyasi görüşte değil diye onları düşman bilmeyin, hain ve nankör görmeyin, bidon kafalı, cahil, satılmış demeyin. Başkasına kızacağınıza, onları niye ikna edemedik diye kendinizde eksik arayın.

Sosyal medyada akşam sabah siyaset yaptığınız, siyasi aktörleri övüp yermeye ayırdığınız vaktin onda birini işimize, aşınıza, memleketin dertlerine ayırsaydınız, inanın, bu memlekete ve kendinize en büyük iyiliği yapmış olursunuz.

Unutmayın ki övgü ve yergi siyaseti, göğe çıkarma ve yere batırma bakış açınızın bu ülkeye bu ülke siyasetine zerre katkısı olmaz.

Siyasette aktif rol oynayan hiçbir parti ve lider kurtarıcı değildir. Sizin talepleriniz, yol göstermeniz, tespit ve tenkitleriniz siyasilere yol gösterici olacaktır. Vatandaşın yani sizin ufkunuz ülkemizde izlenen siyasetin önündedir. Siyasetin arkasına takılmak yerine siyaset sizin peşinize takılsın. Siyaset sizin talep ve önerilerinizle şekillensin.

Sürekli övdüğünüz kişiler hatalarını göremezler. Sürekli yerdiğiniz kişiler hep eleştiriliyorum diyerek sağlıklı hareket edemezler. Bırakın fahri siyaseti. Bu işi bu işe soyunanlar yapsın.

Hep övüyorsanız, taktığınız gözlüğü değiştirin. Sürekli eleştiriler yapıyorsanız, yine gözlüğü değiştirin.

Savunduğunuz parti doğru yolda doğru hamleler yapıyorsa, bu millet yanlışta isabet etmez. Kısaca sosyal medyada parti trollüğünü bırakın. İşinize yoğunlaşın.

13 Mart 2023 Pazartesi

Abdülhamit ve Erdoğan

Bu yazı sosyal medyada başlıksız okuduğum bir paylaşım. Yazının sadece başlığı baba ait. Yorumsuz ve görüş belirtmeden aynen aktarıyorum:

“Eğer Sayın Erdoğan başkanlık sistemini daha güven veren, tek adamlığa izin vermeyen bir şekle dönüştürse idi, bugün CHP kazansa ne olur diye kimse tedirgin olmazdı.

Erdoğan, Abdülhamit'i öve öve aynı yoldan gitti, aynı şey gelecek başına. (Hiç temenni etmiyorum. RY)

Her sözünde; milletim ne derse o olur diyor ya.

İşte onu fiiliyata dökecekti, lafta kalmayacaktı.

Milleti kandırmayacaktı.

Erdoğan ne yapacaktı?

Siyasi partiler kanununu değiştirecekti.

Partilerdeki lider diktatörlüğüne son verecekti. 

Fırsat ve imkân vardı, yapmadı.

Cumhurbaşkanlığı yetkilerini denetleyecek, kararlara ortak olacak, halkın oyu ile bağımsız seçilerek gelen üyelerden oluşan bir millet konseyi kuracaktı. 

İmkanı vardı, fırsat vardı, yapmadı.

Seçim kanununu değiştirecekti. 

Milletvekili adaylarını parti liderlerinin belirlemesine son verecekti. 

İmkan vardı, fırsat vardı, yapmadı.

Şimdi çıkmış; bana muhtaçsınız, ben gidersem devleti yağmalarlar diyor.

Abdülhamit de aynı kafada idi. 

Gitti. 

Devlet yağmalandı. 

Ama hiç tedbir almadı. Yetki paylaşmadı.

Hanedanını ve saltanatı koruma derdine düştü. Milleti önemsemedi. 

İki yol iki köprü yaparak iki ray döşeyerek halkı ikna edeceğini, kandıracağını sandı. 

Olmadı, hesabı tutmadı.

Erdoğan aynı şeyleri Yeşilçam filmi gibi tekrar etti.

Tarihten hiç ders almadı.

Şimdi gidecek belki gerçekten sonrası tufan.

İçimizde bir korku bir endişe var.

Hırs, makam düşkünlüğü, dünya tamahı, güç gösterisi onunla beraber mezara gidecek. 

Tıpkı Abdülhamit gibi. 

Eziyetini bu millet çekecek.

Biri daha gelecek belki 5 veya 10 yıl sonra o da aynı çıkacak.

Çünkü o biziz.

Bizden çıkacak.”

                          Yakup Kanat

Sahibine Göre İşleyen Sistemler

Bir seçim yapılır, sıra diğer seçime gelir. Halk mevcudu beğenirse devam der, beğenmezse değiştirir, bir başkasını dener.

Demokrasinin gereği olarak seçimler yapılsa da bu ülkede her seçim ölüm kalım savaşı gibi hep gerilimli geçer.

Gerilimi yüksek seçimlerin olmasının temelinde, oturmuş bir devlet sistemimizin olmaması, sistem ve işleyişin iktidara gelen kişi ya da kişilere göre şekillenmiş olmasıdır. Yani yönetimimiz tüm yönleriyle işleyen bir sistem değil, kişilere bağlı bir sistemdir. Sistem, yönetime gelene yön göstereceği yerde, yönetime gelen sisteme yön vermektedir. Bu yönüyle siyaset, hayatın her alanına müdahale edebilmektedir. Birileri mağdur edilirken birileri ihya edilebilmektedir. Bundandır ki milletçe siyaset yapıyor, seçim sonuçlarına odaklanıyoruz. Çünkü başa gelecek kişi tüm sorunlarımızı çözecek bir kurtarıcı mesabesinde görülür. Savunduğumuz kişi veya parti iktidara gelmeli ki bizi tüm dertlerden kurtarsın, mevcut kazanımlarımız varsa devam ettirsin ya da mağduriyetlerimizi gidersin. Bir başkası gelirse, tüm kazanımlar gider ve mağdur oluruz. Bu düşünceyle seçimlere gideriz. Seçimlere katılım da bu yüzden yüksektir.

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla oturmuş, tıkırında işleyen bir devlet yönetim sistemimiz olsaydı, seçimlere katılım bu derece yüksek olmazdı, seçimden seçime beş yıl siyaset konuşulmazdı, seçimler yüksek gerilimli geçmezdi, seçimden sonra tepeden tırnağa bürokrasi kıyımı ve yerlerine yenisi getirilmezdi. 

Tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir devlet mekanizmasının olması demek, iktidara gelen kimsenin hiç dahili olmayacak anlamına gelmez. Elbette at sahibine göre kişner misali yönetimde bir takım değişiklikler olacaktır ama bu değişiklik devlet yönetimini daha iyi ve daha sağlıklı götürme üzerine olur. Siyaset, oturmuş devlet sistemine müdahale etmez ve kişiselleştirme yapılmaz. Kin ve intikam duygusuyla hareket edilmez. Devlet ele geçirilmeye çalışılmaz. Devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla uyum ve eşgüdüm içerisinde çalışılır. Sistemin aksayan yönlerini gidermeye yönelik çalışma yapılır. Bu çalışmanın da sınırları bellidir. Siyasetçi ne kadar rolünün olduğunu bilir, sınırını da bilir, haddini de.

Siyasi iktidar devleti tüm kurul ve kurallarıyla yönetirken, vatandaş veya çalışanlar, oy versin veya vermesin, hükümetinin icraatından endişe ve korku duymaz. El çektirilirim zehabına kapılmaz. Rutin işine devam eder. Büyük bir beklenti içine de girmez. Çünkü işleyen sistemde yaşayanlar sandığın her şey olmadığını çok iyi bilir. Herhangi bir mağduriyet durumunda yargı görevini yapar. Muhalefet etkindir, denetim görevini yerine getirir. Bir devlet kültürü vardır. 

Bu sistemde hata yapanlar korunup kollanmaz. En ufak bir iddia ve ihmalde istifa eder. Vatandaş duyarlıdır. Vatandaş siyasetçiden değil, siyasetçi vatandaştan çekinir. Denetim sistemi güçlüdür. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Tüm kurum ve kuruluşlar iktidarın değil, devletin kurumudur. Hiçbir devlet kurumu iktidarların kalesi veya arka bahçesi değildir.

Kişilere endeksli işleyen sistemlerde ise ahbap çavuş ilişkisiyle yürür işler. Alımlarda torpil had safhadadır. İktidara destek verenler öncelikli olarak atanır. Ne kadar hata ve suç yapılırsa yapılsın, istifa asla düşünülmez. Suçlular korunur. Denetimler formaliteyi yerine getirmek için yapılır ve iktidarın gözetimindedir. Korunup kollananların yaptıkları yanlarına kar kalır. Kısaca bir devlet kültürü yoktur. 

Hasılı, Eğer ülkede kusursuz işleyen bir sistem varsa, iktidara kimin ya da hangi zihniyetin gelmesinin pek önemi yoktur. 

Tüm bu açıklamalardan, Türkiye’de kusursuz işleyen bir sistemin mi olduğu ya da kişilere göre işleyen bir sistemin mi olduğu öyle zannediyorum daha iyi anlaşılır.