26 Ocak 2023 Perşembe

Bahtsız Bedevi (1)

—Efendim, bazı insanlar zaman zaman benim hiç şansım yok. Nerede olumsuz bir durum ortaya çıkarsa hep beni bulur şeklinde dert yanar durur. Ne kadar da moral vermeye çalışsak da yok yok, bahtım kapalı derler ve onları ikna edemiyoruz. Ne önerirsin bu konuda?

—Beni söyle. 

—Ne alaka?

—Alakası, beterin beterini görünce “Ben daha iyiymişim” der ve durumuna şükreder.

—Sende ne var ki?

—Dinle o zaman.

—Dinliyorum.

—Bir yemekte kıl veya taş çıkacaksa bana çıkar. Bugüne kadar beni hiç es geçmedi. Üniversitede okurken son parama yemek yiyeyim dedim. Baktım herkes tuz atıyor. Hiç alışkanlığım olmadığı halde bir tuz da ben atayım dedim. Sen misin bunu yapan. Tuzun kapağı açıkmış. Yemeğin üzerine bir eğdim. Tuzluğun içinde ne kadar tuz varsa yemeğimin üzerine döküldü. Yemeğin tuzlu yemek olmasına üzülürken içine düştüğüm bu duruma etrafındakilerin gülmesi beni daha da üzdü. Ne bilsinler son yemek param olduğunu. Hasılı yemek yönünden de hiç şansım yok.

—Hepsi bu kadar mı? 

—Para yönden zaten bahtım kapalı. Bu yüzden yatırım yapmak isteyenler beni iyi takip etsin. Yapacakları tek şey, ben neye yatırım yapıyorsam, elindeki ve avucundakini satıp o alandan çıkmaktır. Yani ben altına yönelmişsem, altından çıkacaksın, borsaya girmişsem, borsadan çıkacaksın. Döviz hakeza. Bu verdiğim örneklere kulak veren ihya olur. Zira karşınızda 60 yıllık tecrübe var. Bu tecrübenin benimle gitmesini istemiyorum. 

—Bu verdiğin örnekleri biraz açar mısın? 

—Efendim, birilerinin teşvik ve dayatmasıyla, bir başkasının üzerinden 2000 öncesi birinden borç alarak Tüpraş’tan üç hisse aldım. Arkadaşların anlattığına göre çok yükselecekmiş. Otuz küsur liradan aldığımız bu hisseler bugünden yarına bozdurulmayacak, yatırım amaçlı olacak. Bu kazanç çocuklarımıza kalacak. Yani yok kabul edeceğiz. Caiz mi demiştim. Fetvayı da bulmuşlar. Bizim hisseler yükselmediği gibi 9 liraya kadar indi.

Çay ocaklarında borsacılar belli oluyordu. Ne zaman yükselecek diye bekleyip duruyorlar. Onlara, kardeş, bugüne kadar para yönden iyi değilim. Maalesef borsada benim de hissem var. Ben burada durduğum müddetçe bu borsa yükselmez dedim. O zaman çık dediler. Çıkmam dedim. (Devam edecek)

Üç Aylar, Şivlilik ve Ramazan

Recep ayına girildi mi bilin ki üç aylara girilmiş demektir. Bu ayın ilk perşembesi Regaip kandili olarak kutlanır.

Büyüklerden kimi bugünü oruçlu geçirirken çocuklar da bir bayram havası içerisinde üç beş arkadaşıyla birlikte tanıdığı ve tanımadığı evlerin ziline basarak hem kandil kutlarlar hem de şivlilik toplarlar. Şivlilik ismine ve bu adete, Konya merkez dışındaki bölgeler yabancı. Zira bu şivlilik adeti Konya'ya özgü ve bir bayram havası içinde sadece Konya’da kutlanıyor. Çocuk bayramı dense yeridir.

İşte bir şivlilik günü. Sabah erkenden ellerinde poşetlerle birlikte çocuklarımız zillere basmaya başladı. Gruplar halinde gelen çocuklar zile bir defa basıyorlar. Bir müddet bekledikten sonra kapı açılmazsa, ikinci defa çalmıyorlar. Dikkatimi çekti çocukların bu hassasiyeti. Ev sahibi yok ya da müsait olmayabilir hassasiyeti mi yoksa burayı bekleyerek zaman kaybetmeyelim, başka zile basarak rızkımızın peşine düşelim mi diyorlar? Hangisi ise bu görgülerinden dolayı küçükleri tebrik etmek lazım. Şivliliği bir tabağın içinde buyurun diye uzatınca birden fazla alalım da demiyorlar. Takdir ettim çocukların bu yönünü de.

Şivlilik toplarken çocukların mutluluğu yüzlerinden okunuyor. Belki de tek üzüntüleri bu senenin şivliliği 15 tatile denk gelince okulu kıramadılar bugün.

Şivlilik Konya'ya özgü olsa da içimizde yaşayan Suriyeli çocuklar da bu adetten nasiplerine pay çıkarmışlar. Aynı bizim çocuklar gibi olmuşlar. Bizimkilerden gördüklerini benimsemişler. Onlar da grup oluşturarak ev ev dolaşıyorlar. Başka illere transfer edemediğimiz bu şivliliği, yarın bu Suriyeliler memleketlerine dönerlerse, bakarsınız, Suriye' de bu adeti devam ettirirler. Bu da ilçelerinde bile olmayan Konya'nın bu adeti, sınırlarımızı dışına çıkmış demektir. 

Çocuklar bu şekil evleri şenlendirirken üç aylar ne zaman? Geliyor, şurada ne kaldı diyen büyükler de WhatsApp aracılığıyla Regaip mesajları göndermeye başladı. Zaten nicedir hazırlık yapıyorlardı buna. Daha recep girer girmez, “Allah’ım, bize recep ve şabanı mübarek kıl, ramazana da ulaştır” mesajlarını göndermişlerdi. Ne diyeyim, Allah bildiği gibi yapsın sizi.

Sayılı gün dediğin nedir ki. Bu kadar iştah ve arzu ile çağırdıları ramazan ufukta göründü zira. Bu hevesi gören ramazan da beni istiyorlar deyip bize doğru adımlarını sıklaştırdı. Zira iki ay sonrası ramazan. Hiç demiyorlar ki bizim dört gözle beklediğimiz ramazanı, adı Ramazan olan, bu ramazanı nasıl tutacak diye. Hiçbiri bu oruç bu Ramazan’ın nefsine ağır gelir demedi.

Gördüğüm kadarıyla biz ona, o bize kavuşmak için koşarak geliyor. Yalnız gördüğüm kadarıyla güneş her yıl yaptığı gibi gösteririm size. Sizi samimiyet sınavına tabi tutacağım dercesine gün ışığını uzatmaya başladı. Geceden alıyor, sabaha veriyor, akşama da ekleme yapıyor. Yani oruç tutacağımız vakitleri uzatıyor. Ben de sanırdım ki dünya güneşin etrafında dönüyor ve kendi halinde işini görüyor. Bu garip nasıl tutacak bu uzun günlerde demiyor. Alacağı olsun, ne diyeyim.

Burada serzenişim büyüklere. Derdinize ne? Ne diye çağırıp durdunuz bu mübareği. Bırakın kendi haline. Zira o ne zaman geleceğini bilir. Geldiği zaman da gereğini yaparız. Neymiş o kaç ay öncesinden hazırlanma böyle? Gören de daha fazla oruç tutacak sanır bu büyükleri. Lütfen küçüklerden örnek alın. Onlar evleri şenlendirip şivliliklerini topladılar, evlerine geçip topladıklarını tasnif ediyorlar. Bayram yapıyorlar bayram. Sıkıntı, meşakkatin hepsi yarım gün. Anlayın artık.  Bizim bayram ise bir ay oruç tutmanın ardından gelecek.

Adalet mi bu? Hani yaşlılık çocukluk gibi derdiniz bir de. Çocukların tekne orucundan biz yaşlılar da faydalanamaz mıyız? Neredesin Diyanet! Haydi ver bir fetva. Bul bir yolunu. Yaşlılar da tıpkı çocuklar gibi şivlilik toplayabilir ve oruçlarını tekne orucu olarak tutabilirler, de.

Bayıldığım Ürün Türü

Marketlerde zaman zaman indirimli kampanyalar olur. İhtiyacım yoksa pek oralı olmam.

Zaman zaman alışveriş için girdiğim marketteyim. Ceviz indirimli imiş. Birkaç gün önce 79,95'e aldığım cevize yeni fiyat verip önce 89,95'e çıkarmışlar. Üzerine çarpı işareti koyup 59'95'e indirmişler. Kaç haftadır aynı markete girip çıkıyorum. Girip çıkarken gözüme çarpıyor. Hala indirimli fiyat duruyor. Stoklarında epey de olmalı ki kaldırıvermediler bir türlü. Sanki bana "Senin  79,95'e aldığın ceviz" dercesine gözümün içine sokuyorlar. Meram ettiğim, halen 59,95'e satmaya devam ettikleri bu cevizi, üzerine çarpı koydukları 89'95'den hiç satmışlar mıdır? Bu fiyattan alan olduysa, onlar adına üzülürüm. Zira onların üzüntüsü benden beterdir. Ama sattıklarını sanmıyorum. Bana sattıkları fiyatın karı ile indirime devam ediyorlar hala.
*
Tulumba tatlısı indirimde imiş bu sefer. Şu 95 küsuratları atayım en iyisi. 49 lira imiş. Siz bunu küsuratıyla elli bilin. Girdim çıktım, amca tulumba indirimde dediler. İhtiyaç yok dedim. Almadım. 
Yine aynı marketteyim. Ağzımız tatlansın, şu indirimli tulumbadan alayım dedim. Kızım ver oradan şu kaba biraz. İndirim devam ediyor değil mi dedim. Yok amca, dün sona dedi. Şimdi kaç lira oldu dedim. Eski fiyatı 60 idi. Yeniden oraya çıktı. Kalsın mı dedi. Hayır, tart. Zira benim indirimle işim olmaz. Bir fiyat ne zaman indirimden çıkarsa, ben o zaman alırım dedim. 
Kızımız tarttı. Barkodu yapıştırdı. Bir baktı ki barkotta hala indirimli fiyat yazıyormuş. Tekrar tartıp yeni barkot aldı. Yine aynıydı. Kızım, var bunda da bir hayır. Demek ki indirim bana da nasip olacakmış dedim. Olmaz amca, bizim cebimizden çıkar dedi. Gidip bir üst sorumlusuna sordu. İndirim yokmuş. Burayı güncellememişler ama kasa güncel. Kasada bu yazılan miktardan yüksek çıkacak dedi. Ben de şans mı vardı sanki. Ödemeyi yapıp çıktım. 
*
Yine aynı marketteyim. Zira evime yakın olması sebebiyle bu markete aboneyim. Bu sefer indirimli ürün olarak karışık çerez satıyorlar. Çerez de çerez hani. Karıştıran iyi karıştırmış. Bol leblebili karışık değil yani. İri iri cevizler, badem ve fındık içi dolu. İçim kaldı desem yeridir. Ama almadım. Çerez neyime idi benim. Sonra indirim dedikleri 139 lira uygun muydu sanki. Alacağımı alıp çıktım. 
Birkaç gün ne zaman uğradıysam, indirimli çerez duruyordu. Yine içim gitti. Kendi kendime al şuradan biraz, miden bayram etsin dedim ama dinletemedim cebime. 
Birkaç gün sonra eve misafir gelecekmiş. Karışık çerez al dedi içişleri bakanı. 
Akşama doğru markete uğradım. Benim indirimli çerez nerede dedim. İndirim bitti dendi. Yeni fiyat kaç oldu dedim. 179 olmuş. Bu sefer can evimden vuruldum. Çünkü 40 lira birden koymuşlardı. Diğer alacaklarımdan da vazgeçip kuruyemiş satan bir başka yere girdim. İri iri cevizi, badem ve fındık içi pek görünmese de 139 lira imiş buradaki karışık. Aynı fiyat olsa da iki ürün karşılaştırılamazdı. İçime sinmese de aynı fiyat olması bana züğürt tesellisi oldu. Diğer alacaklarımı almak için de tekrar indirime bindirim yapan markete geldim. Alacaklarımı alıp evin yolunu tuttum. 
Aldığım çerezi akşam misafire koyduk. Mübarek, fiyatından habersiz Abbas'ın kör gazı gibi yedi bitirdi tabağı. Sanki çerez yiyor diyeceğim ama zaten yediği çerezdi. Afiyet bal olsun. Sayesinde midem çerez gördü.
Bir hafta sonra bizim markete tekrar girdim. Bir baktım, kapının önüne aynı çerezi indirim diye tekrar servis etmişler. 179'un üzerine çarpı atılmış. Büyükçe 159 yazmışlar. Orta matematiğimle bir hesap yaptım. 139'dan 179'a, o fiyattan da 159'a indirmişlerdi. Bayılırım böyle indirimlere. Evet 139'a göre zarardaydım ama 179'a göre kardaydım. Misafir de gelmeyecekti bugünlerde. Ne yapmalıyım derken bu dünyada zaten ben de misafirim dedim. İçeriye geçip kuruyemiş reyonuna vardım. Tart kızım şuradan bir kilo dedim. Kızımız 800 gram olmuş, yeterli mi dedi. Hayır kızım 1 kiloya denkle dedim. Matematiğim orta seviyedeydi. Bir kilo alırsam, indirimden 20 lira kazanacaktım. 800 gramdan ne kadar indirim aldığımı tespit için kim uğraşacaktı, öyle değil mi? 
Şimdi akşam akşam kilo riski olsa da yiyorum bu bayıldığım indirimli üründen.