24 Ocak 2023 Salı

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (6)

Dindar, mütedeyyin ve İslamcı kesimlerin bir yaptığı da dini tekellerine almaktır. Başkasının dine dair söylemlerini onlara yakıştıramamaktır. Dine dair bir şey söylenecek veya savunulacaksa, bunu en iyi biz yaparız. Zira diğerleri samimi değil, takiye yapıyor.

Bu anlayışı tehlikeli buluyorum. Kendisini Müslüman dairesinde gören ve Müslüman olarak tanımlayan kişileri bu şekil görmeyi uygun bulmuyorum. Zira elimizde, kişilerin Müslümanlık derecesini ölçecek, ne kadar Müslüman olduklarını bilecek bir kıstasımız yok. Kişi kendisini ne şekilde ifade ediyorsa, onu o şekilde kabul etmek gerekir. Kendimizin yaptığını samimi, başkasının yaptığını gösteriş olarak görmek tek kelimeyle niyet okuyuculuğudur. Birileri, nasıl ki Atatürk’ü tekellerine alarak yanlış yapıyorsa, dini de tekelimize alarak aynı yanlışa düşmeyelim. Herkesin ne kadar Müslüman ve içten olduğunu Allah’a bırakalım.

Müslümanların sermayelerinden bir tanesi de Kur'an ve hadis tartışması yapmaktır. Kimimiz Kur’an yeter diyen gruptayız kimimiz de hadis olmadan Kur’an anlaşılmaz diyoruz. Bazen sünnet ile hadisin karıştırıldığı da olur. Hadislere temkinli yaklaşıp Kur’an ve akıl süzgecinden geçirenleri hadisleri inkar etmiyorum dese dahi onları hadis düşmanı ilan ediyoruz.

Bu konuda kimse kimseyi ikna edememesine rağmen sosyal medyada dahi bu konuyu tartışmaya açıyoruz. Yıllardır devam eden bu tartışmanın sonuçlanacağı yok. Çünkü bunun muhabbetini ve birbirimizi itham etmekten büyük zevk alıyoruz. Büyük kalabalıktan farklı düşünen kişileri linç etmeyi de pek seviyoruz. Kafa karıştıran bu tipler konuşturulmamalı, resmi görevleri varsa ihraç edilmeli diyoruz. Çünkü farklı anlayışa, inanç ve fikir hürriyetinin ifade edilmesine asla tahammülümüz yok.

Siyaset yapma konusuna gelince bu toplumun kahir ekseriyeti siyasetin tam içinde. Gece gündüz siyaset konuşuruz. Bu konuda en fazla dikkat çeken de din görevlisi pozisyonunda olanların alenen siyaset yapması. Din görevlileri, yaptıkları görev itibariyle bir partiye oy verse de tüm partilere eşit mesafede bir görüntü vermeleri gerekir. Çünkü siyaset toplumu bölen ve kutuplaştıran nedenlerden bir tanesidir. Din görevlisinin bir partini lehine veya aleyhine bir eylem içerisine girmesi, bunu sosyal medyada açık etmesi, kendi savunduğu partiye oy vermeyenleri nankörlük ve hainlikle suçlayıcı paylaşımlar yapması hoş bir görüntü değil. Çünkü yaptıkları bu hareketler bir kesimi din görevlilerinden ve camilerden uzaklaştırabilir. O yüzden din görevlilerinin ayrıştırıcı değil, birleştirici bir rol üstlenmesinde fayda vardır.

Hasılı 6 bölümdür sermayelerimiz başlıklı bu yazı dizisine bu sayfayla birlikte son vermek istiyorum. İşlemeye çalıştığım konunun içeriğine sermaye ne kadar uydu bilmiyorum. İstiyorum ki Müslümanlar ibadetlerini yerine getirsin, ama ibadetten ziyade güzel söz ve eylemleriyle ön plana çıksınlar. Birbirleriyle didişmeyi bırakıp İslam’ın uğramadığı ev ve mahallere ulaşmayı kendilerine vazife edinsinler. Bilsinler ki bu toplum namaz, oruç, hac, zekat, başörtüsü, Kur’an-hadis tartışmasından ziyade başka şeyler duymak istiyor. Zamanın ruhuna uygun, çağı okuyan bir perspektifle dinden uzaklaşmaya çalışan gençlere dokunacak projeler geliştirsinler. En azından onları üretmeye, yeni şeyler icat etmeye teşvik etsinler. İnsanımızın buna ihtiyacı var.

23 Ocak 2023 Pazartesi

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (5)

Müslümanlığa dair anladığımız, yaptığımız şeylerden bir kısmı da oruç tutmak, umre ve hacca gitmek, kurban kesmek, zekat vermek ve hatim okumak üzerinde duracağım. Namaz kadar ön plana çıkarılmasa da bu ülkede oruç tutanların sayısı öyle zannediyorum, namaz kılanlardan daha fazladır. Oruç tutmayanlar bile oruçlu gibi durmayı biliyor.

Oruç tutmak namaza göre daha zor olmasına rağmen dini hassasiyeti yüksek olmasa da bu ülke insanı ramazan orucunu önemsiyor. Bu demektir ki üzerinde çok durmak o şeyi çok önemli hale getirmiyor. Namazı da oruç gibi hayatın doğal akışına bırakmak, namaz kılanların sayısını gözle görülecek şekilde artıracağını düşünüyorum.

Umre, hac ve zekat da gücü yeten Müslümanların yerine getirdiği ibadetlerdendir. Zekat, zenginin malında fakirin hakkı olduğu, sosyal dengenin sağlanması için adaletin gereği olan bir ibadettir. Umre ve hacca gelince bir umre ve bir hac anlaşılabilir. Fazlasına sıcak bakmıyorum. Bu konuda yarış yapmamak lazım. Pekala fazla umre ve hacca harcanan para Müslümanların başka ihtiyaçlarında kullanılabilir.

Hasılı; oruç, zekat, umre ve hac kendi doğal akışı içerisinde devam ediyor. Olması gereken de budur. Yerine getirenlerin bu ibadetlerini Allah kabul etsin.

Hatim indirmek, hatim okumak veya bir vefatın ardından cüz cüz paylaşım yapılarak hatim okumaya gelince, kişinin sevap kazanmak ve anlamak niyetiyle Kur’an’ı baştan sona kendisinin okuması istenen bir şeydir. Her Müslümanın bunu yapması gerekir.

Bir vefat veya başka nedenlerde birden fazla kişiye cüz dağıtmak suretiyle hatim indirmeye pek sıcak bakmıyorum. Ben sıcak bakmasam da bu şekil hatim inmek bu ülkenin bir gerçeği. Diyelim ki otuz kişi birer cüz alarak Kur’an-ı baştan sona okudu. Bu bir hatim olur mu? Çünkü bir cüz okumak suretiyle tüm Kur’an okunmuş oldu. Geriye kalan 29 cüzü başkası okudu. Açıkçası bu tür okuyuş bana hatim gibi gelmiyor. Hatim olup olmamasından geçtim, bu Kur’an diriler için ise niçin ölüler için okuyoruz? Bence ne amaçla okursak okuyalım, Kur’an-ı her şeyden önce kendimiz için okumamız lazım. Okurken de ister Arapçasından ister mealinden anlamını düşünerek okumak lazım ki bize vermek istediği mesajı almış olalım. Değilse anlamını bilmeden, ne mesaj verdiğini anlamadan okur dururuz. Bu durumda Kur’an-a dair tüm bildiklerimiz kulaktan dolma bilgilerden ibaret olur.

Kurban kesmeye gelince, diğer mezheplere göre sünnet, Hanefi mezhebine göre vacip olan bu ibadet de Müslümanların yerine getirdiği vecibelerden biridir. Nisap miktarı mala ulaşmadığı halde bu ibadeti yerine getiren insanımızın sayısı da az değil.

Kurbanla ilgili konu açılmışken yurt dışı kurban bağışlarına da kısaca değinmek isterim. Birden fazla kurban kesecek veya kurbanla kim uğraşacak deyip kurbanını vakıf ve derneklere bağışlayan insanımızın sayısı da az değil. Açıklanan kurban miktarlarında öyle zannediyorum, en pahalı fiyat, yurt içi fiyatları. Yurt içi bağışı yapacak bir kişi yurt dışı fiyatını görünce buradaki bir kurban fiyatına yurt dışında iki kurban keserim diyerek ağırlıklı olarak kurbanını yurt dışına bağışlıyor. Tersi olsaydı, Türkiye’de ucuz, dışarıda pahalı olsaydı, yurt dışı bağışlarının çoğu yurt içine dönerdi. Vatandaş ister yurt içinde ister yurt dışına bağışta bulunsun. Kendi tercihidir. Ama bunu yaparken yakından uzağa düşüncesiyle ilk önce yurt içindeki fakirleri gözetmede fayda mülahaza görüyorum.

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (4)

Sadaka vermek, sadaka toplamak ve sadaka almak da bizim vazgeçemediğimiz sermayelerimizdendir. Birilerinin imkanı var veriyor, birileri topluyor, birilerine veriyor. Yardım toplayan vakıf ve derneğin sayısını bilmek mümkün değil. Hepsi de aşağı yukarı aynı misyonu yerine getiriyor. Yani bir sadaka kültürüdür gidiyor. Sadece halkımız değil, devlet de bu sadaka kültürünün başını çekiyor. Değişik kalemler adı altında durmadan talepte bulunan ihtiyaç sahiplerine veriyor.

Burada sadakaya, zekata ve yardıma karşı olduğum anlamı çıkarılmasını. Elbette ihtiyaç sahiplerine devlet, yardım kuruluşları ve halkımız yardım yapacaktır. Yalnız yardım yaparken yardımın mantığını göz ardı ediyoruz. Çünkü yardımdan maksat yardım yapılan kişi ve kişilerin bir süre sonra yardım eder duruma gelmesi yani veren el olması mantığı vardır. Gördüğüm kadarıyla veren daima veriyor ve veren el olmaya devam ediyor. Alanlar da daima alan el olmaya devam ediyor. Alan ellerin bir kısmı ileride başkasına muhtaç olmayacak şekilde bir gelire sahip olsa dahi hep alan el olduğu için veremiyor. Çünkü vermekte zorlanıyor. Hep alanların çoğunun durumu bu maalesef. Vere vere hazıra konmaya alıştırıyoruz. Halbuki bizim kültürümüzde atasözü olarak belleklerimizde yer edinen ve sürekli söylediğimiz, “İnsanlara balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretmek lazım” atasözünü hep göz ardı ediyoruz. Veren el vermeye, alan el de almaya devam ettiğine göre demek ki biz balık yedirmeyi tercih ediyoruz. Bu mantıkta yani bu sadaka kültüründe alan elin daima veren ele karşı boynunun bükük kaldığını ve ona minnet duyduğunu söylesek herhalde yanlış olmaz. Bu da kişinin kişiliğinin tam oturmamasının ve kendi olamamasının en büyük nedenidir.

İzlediğimiz bu sadaka kültüründe de çok başarılı olduğumuz söylenemez. Yapılan onca yardıma rağmen çarşı, pazar, köşe başları ve cami önlerinde dilenen insanları görmek mümkün. Market çıkışlarında, dükkan dükkan esnaf gezip yardım toplayan insanımızın sayısı da az değil. Bir de giderken bir şey soracakmış gibi durdurup dilenci değilim, yanlış anlamayın türünden dilencilerimiz var. Bazı evler vardır ki Fak Fuk Fon, belediye, yardım kuruluşları vb. hepsinden yardım alıyor. Eş ve dostun gözetmesi de var. İçlerinde belki vardır ama büyük bir çoğunluğu hep ala ala almaya alıştığı için ihtiyacı olmasa da almaya devam ediyor. Çünkü bu kapıyı bir gelir kapısı gibi görüyor, bu işi meslek ediniyor. Buna ar damarı çatlamış da diyebiliriz. Biz balık tutmayı öğretmediğimiz müddetçe alan el olma durumu devam edecektir. Bu da yardım yapma usulümüzü gözden geçirmemizi gerektiriyor. Pekala güçten ve takatten düşmüş, bakıma muhtaç, engelliler dışındaki gücü kuvveti yerinde olanlara yardımı bırakıp onlara yapabileceği bir iş bulmak lazım. Yani istihdam edelim diyorum. Onlar da alın terleterek elinin emeğini yesinler. Bu, alan el için daha onurlu bir iş olur.

Yine hep isteyene verdiğimiz için isteyemeyenleri es geçebilme sonucu da ortaya çıkabiliyor.

Sadaka kültürümüz sadece dilenenlere ve ihtiyaç sahiplerine vermekle kalmıyor. En büyük dilenci merkezlerimiz camilerimizdir. Çünkü bu kültürü camilerde de devam ettiriyoruz. Cuma ve bayram namazlarının çoğunda sergi açılır. Bir yerlere yardım toplanır. Cami ve Kur’an kurslarımız da bu yol ile yapılır. Cami ve Kur’an kurslarını kendi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlamada fayda var. Pekala her cami ve Kur’an kursunu yapmadan önce kira gibi gelir getirici gayrimenkullerle donatarak işe başlayabiliriz.