23 Ocak 2023 Pazartesi

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (3)

Bu bölümde de imam hatip okulları, ilahiyat, cami, Kur’an Kursu ve hafızlık sermayelerimiz üzerinde durmak istiyorum. İmam hatip okullarından başlayalım. Bu okullar nasıl ki diğer okul türleri bu ülkenin ihtiyaç duyduğu bir gerçeği ise bu okullar da öyle. İhtiyacı karşılayacak kadar olmalı ve bu okul türünde okumak isteyenlere bu seçenek verilmeli. Sanırım buraya kadar dediklerime kimsenin itirazı olamaz. Ama şu var ki sevenlerinin bu okul türüne verdiği zararı bugüne kadar kimse yapmamıştır. Ne demek istediğimi biraz açmak istiyorum.

Dün birilerinin yok etmek için uğraştığı ama yok edemediği bu okul türünü yeniden diriltmek için olur olmaz, ihtiyaç var veya yok demeden her yere bu okulları açmak, bu okullara yapılan en büyük kötülüktür. Maalesef aşırı sevgi aşırı nefretle aynı amaca hizmet eder. Dün birileri bu okullara vurduğu darbe ile topluma korku saldı. Katsayı ucubesiyle bu okulları boşalttı. Bugün ise dünün öcünü almak için her yere bu okulları açıyoruz. Açılmasında ne sorun var diyebilirsiniz. Bu okulların sayısını çoğaltmak tek kelimeyle kaliteyi yok eder. Bugün de bu durumu yaşıyoruz. Bu okul türünden birkaç okul dışında maalesef bu kalitenin yakalandığını söyleyemeyiz.

Kaliteyi yükseltmek ve başarıyı getirmek için bu okulları proje okul kapsamına alıyoruz, bünyesinde fen ve sosyal bilimler bölümü açıyoruz. Buraların öğretmen ve idarecisini seçerek alıyoruz. Nedense kalite yakalanmıyor. Aslında kaliteyi yok eden, her yere bu okul türünü açan yanlış stratejimizdir. Çok az sayıdaki okul dışında çoğu okulda öğrenci azalması söz konusu. Merak ediyorum, bu okulları mantar biter gibi açanlar bu okul türüne iyilik mi yaptı yoksa istemeyerek kötülük mü yaptılar? Görünen, 28 Şubatçıların yapamadığı kötülüğü sevenlerinin yaptığı yönündedir. Çünkü çoğu okulun kalitesi yerlerde sürünüyor. Merak ediyorum, bu okul türüne isteyerek veya istemeyerek bu kötülüğü yapanlar bu yola çıkarken kalitesi bir türlü düşmeyen Robert Koleji ve Galatasaray Lisesini hiç mi örnek almadılar? İsteseler her ile bu okulu açacak imkanları yok muydu bunların? Ama tek okul ile kaliteden ödün vermiyorlar. Aklıma, bu okul türüne bu kötülüğü yapanların niyetini sorgulamak geliyor. Acaba dün Köy Enstitülerini arka bahçesi haline getirerek onları oy deposu gören zihniyet gibi mi bunlar da bu okulları oy deposu olarak görüyorlar? Bu konu da çok su götürür.

İmam hatip okullarına paralel olarak adı ister ilahiyat ister İslami ilimler olsun bu fakültelerin sayısını çoğaltmada da maalesef aynı mantık yatıyor. Açalım, varsın kalite hak götürsün. Oy deposudur oy deposu zira.

Cami ve Kur’an kursları sayımız da maalesef imam hatip okullarını andırıyor. Camilerde doğru dürüst cemaat yok. Birbirine yürüyüş mesafesinde olan mesafelere hemen cami konduruyoruz. Aynı şekilde Kur’an kursu yapım inşaatları da hız kesmeden devam ediyor. Çoğunun da öğrencisi yok. Buna rağmen kurs yapımını anlamak zor. İhtiyaç değilken yüksek maliyet gerektiren bunları yapmanın israftan başka bir şey olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı? Gören de Müslümanların fazla geliri var da harcayacak yer arıyor sanır.

Cami ve kurs yapımına hayırseverlerin katkısıyla harcanan paralar niçin başarılı ve ihtiyaç sahibi öğrencilere burs verme şeklinde düşünülmez.  Üstelik sağdan soldan yardım toplamak suretiyle yapılan camilerin çoğu, ısınma ve aydınlatma giderini karşılamaktan aciz. Fazla yakıt parası gelmesin diye çoğu camiler vakit namazlarını camilerin bölünmüş küçük mekanlarında kılıyor. İşin özü tıpkı imam hatip okullarında olduğu gibi cami ve Kur’an kursu inşaatlarıyla da yüzleşmemiz lazım.

Aynı şekilde proje hafızlık okulları da abartılıyor. Her ilçeye hafızlık okulu yapanların herkesi hafız yapma muradı ne olabilir? Merak ediyorum, bu ülkenin tek ihtiyacı hafızlık okulları mı? Dine hizmet sadece cami, Kur’an Kursu açmak ve hafızlık yaptırmak mıdır? Bu ülkenin başka iş bölümlerine ihtiyacı yok mu? Hafızlığı bu kadar ön planda tutup önem verenler sahabenin kaçı hafızdı hiç düşündüler mi? İşin özü imam hatip okullarını, ilahiyatları, Kur’an kurslarını ve hafızlık müessesesini normal akışına bırakmak gerek. Yokluğunun ve fazlasının zarar olduğunu düşünmek ve olması gerektiği kadar plan yapmak lazım. Aynı şekilde cami yapım işlerini de mutlaka bir plan dahilinde düzenlemek gerek.

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (2)

Başörtüsü de namaz gibi kırmızıçizgimizdir. Zira bu örtü Allah’ın emridir. Başörtüsü hayatın her alanında olmalı. Bunu da çok konuşuruz. Başkasını, başörtüsünü savunup savunmamasına göre yargılarız. Bizden başka biri başörtüsünü savunsa bir dert, karşı gelse bir dert. Savunsa samimi değil, eline fırsat geçse, başları açar deriz. Karşı çıksa, bak kafirliğini gösterdi deriz.

Hasılı, dinin kadınlar üzerindeki bir sembolü olan başörtüsü de bizim bir sermayemizdir. Birileri bu özgürlüğe karşı çıkmalı, biz de çok gündemde tutmalıyız ki bu sermayenin bize bir getirisi olsun. Nedense, çok önem verdiğimiz namaz ibadetinde namaz kılanların oranı her geçen gün azalıyorsa, üzerinde çok durduğumuz başörtüsü de her geçen gün önemini yitirmeye başladı. Küçük yaşta başını örttüğümüz nice kızımız az biraz büyüyünce başını açmanın yoluna gidiyor. Başını örten nicelerinin giyimi, hal ve hareketleri dikkat çekiyor.

Hasılı, başörtüsü dün sorundu, bugün serbest olmasına rağmen yine sorun. Belki de esas üzerinde duracağımız budur. Maalesef namaz konusunda da olduğu gibi başörtüsü konusunda da çocuk psikolojisini göz ardı ettiğimizi düşünüyorum. Çünkü küçük yaşta sorumluluğunun farkına varmadan örttüğümüz başörtüsünü çocuklarımız daha sonra yük gibi görmeye başlıyor. Tıpkı namazda olduğu gibi dini ibadetler ve giyimde sevdirme ve zamanlama önemlidir. Belki de tüm bu gerisin geriye gitmede bu konularda usul ve metot hatası yapıyoruz.

Hasılı önemine dair ne kadar üzerinde dursak da namaz ve başörtüsü konusunda çok başarılı olduğumuz söylenemez. Bunda belki de çok üzerinde durmamızın etkisi de olabilir. Çünkü bir şeyin üzerinde çok durmak bazen onun önemini yok edebiliyor ve cılkını çıkarıyor. Bu tip şeyleri dilimize çok pelesenk etmemek lazım.

Namaz ve başörtüsünün önem kazanması ve başkasına teşvik olması isteniyorsa, örneklik çok daha etkili olur. Pekala namaz kılanlar ve başörtüsü takanlar hayatın her alanında güzel örnek olarak işe başlayabilirler. İnanın, üzerinde durmadan daha etkilidir bu yöntem. Düşünün ki halkımızda; “Namaz kılan biri yalan söylemez, sahtekarlık yapmaz, dolandırmaz. Ben namaz kılanın her şeyine kefilim” anlayışı hakim olsa, aynı kanaatleri başını örtenler için de söylense, bu güzel örneklere kim ne diyebilir. Müslümanlık böyle yayılmadı mı? Araplar, peygamberin bir şeyin üzerinde çok durmasından dolayı mı İslam’a girdi? Belki de tek etkili yöntem peygamberin ahlaki örnekliği ve Mekkelilere güven vermesidir. İşe buradan başlamak lazım. Allah’ın seven, dinini seven namazı ve başörtüsünü hayatın doğal akışına bıraksın. Siyasi malzeme yapmasın. Bu dine iyilik yapmak ve başkası bu dinin mensuplarına gıpta etsin isteniyorsa, tepki çeken davranış ve söylemlerini terk etsin ve güzel örnek olsun.

Tüm bu örneklik üzerine söylediklerime dair bazıları, biz güzel örnek değil miyiz? Başkaları neler yapıyor neler şeklinde bir tepkisini dile getirebilir. İçimizde güzel örnekler var. Onları bu örnekliklerinden dolayı tebrik etmek gerek. Ama çoğunluğun iyi örnek olmadığını söyleyebilirim. Ayrıca kendi hal ve hareketlerimizi başkasıyla kıyaslama hastalığını da bırakmak lazım. Unutmayalım ki biz başkası değiliz. Biz başkasından değil, kendimizden sorumluyuz.

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (1)

60 yıllık hayatım dindar ve mütedeyyin insanların içerisinde onlardan biri olarak geçti. Hala da öyleyim. Oturup kalktığım, hemhal olduğum kişiler bunlar. Kabul ederlerse ben onlardanım. Onlar da benden. Çünkü aynı kaynaktan besleniyoruz. Yetişme tarzımız, okuduğumuz okullar aynı. 

İçinde bulunduğum kesimi tenzih ederek dışarıdan bizi gözlemleyen biri; kimsiniz, necisiniz, iştigal ettiğiniz alanlar hangileridir, kendi aranızda ne konuşursunuz, dünyaya dair bir söyleyeceğiniz var mı, insanlığın kurtuluşuna dair neler yapıyorsunuz, tüm bu yaptıklarınızdan memnun musunuz, bu konuda vicdanınız rahat mı, tüm bunlara dair ne söylersiniz, kısaca haydi yaşadığın Müslümanlığı bir anlat dese, ne cevap veririm üzerine kafa yoracağım. Vereceğim cevaplar kendimi bağlar, başkasını, özellikle içinde bulunduğum camiada görevini bihakkın yerine getirenlere bir sözüm olamaz. Kendi üzerimden kendimi de içine katarak gözlemlerimi aktaracağım. Yani kendi Müslümanlığımı ve gözlemlediğim Müslümanlığı yazacağım. 

Sermayelerim şunlar:

Namaz, başörtüsü, imam hatip okulları, ilahiyat, Kur'an kursu, cami, hafızlık, sadaka vermek, sadaka toplamak ve sadaka almak, oruç tutmak, imkanım yetiyorsa ve kotaya takılmamışsam hacca gitmek, nisap miktarına ulaşabiliyorsam zekat vermek, kurban kesmek, hatim okumak vs.dir. Ayrıca Müslümanlığı tekelime almak, yani kimse bizden iyi Müslüman olamaz anlayışına sahip olmak. Bu konuda biz söz sahibiyiz. Kur'an ve hadis tartışması yapmak, bu konuda ikiye ayrılan kutuplaşmada yer almak. Kur'an Müslümanlığını bulunduğum kutba göre ya göklere çıkarmak ya da yerin dibine batırmak. Hadislere bakışım da hakeza. Kısaca dinin muhabbetini yapmak bizimkisi. Bir de hiç olmadığı kadar alenen siyaset yapmak. Kendimiz gibi aynı siyasi düşünceye sahip olmayanlara hain ve nankör gözüyle bakmak. Ehliyet ve liyakatte bizden olanlara yer vermek. Dinimize, okuduğumuz okula ve tuttuğumuz partiye söz söyleyenlere yüksek perdeden ağzımızı bozarak onların ağzının payını vermek vs. Kısaca tüm sermayem ve müktesebatım bunlar.

Konu çok uzun. Verdiğim her bir örneğe birer cümleyle açıklama getirsem, bilirim ki sayfam el vermez. Yine de kısa kısa değinmek isterim. Tüm bunlara değinirken kimsenin niyetini sorgulamayacağım. Gözlemlerimi ve görüntüyü aktaracağım. Yani Müslümanlar dışarıdan nasıl görünüyor sorusuna cevap bulmaya çalışacağım.

Namaz bizim vazgeçilmezimiz. Üzerinde o kadar dururuz ki gören de bunların dinlerine dair söyleyecekleri tek şey namaz. Başka da sermayeleri yok der. Çocuk, öğrenci her kim ise tüm kampanya ve projelerimizi namaz üzerine yaparız. Namaz derken de sabah namazını seçeriz. Başka da namaz akla gelmez. Hediyelerimiz de sabah namazı üzerinedir. Bunu yaparken de çocuk psikolojisini gözden kaçırdığımızı pek göz önüne getirmeyiz. Hasılı evde namaz, okulda namaz, camide namaz, hayatın her alanında namaz. İnsanları değerlendirme kıstasımız bile namaz. Bunu yaparken de dilimizden düşürmediğimiz Hz Ömer’in insan değerlendirme kıstası olan komşuluk, ticaret ve yolculuğu göz ardı ederiz. Hasılı varımız, yoğumuz namaz. Sohbetlerin ana konusu da budur. Nedense bunca üzerinde durulmasına rağmen namaz kılanların oranı her geçen gün azalmaktadır. Ayrıca amacı insanı kötülüklerden arındırma olan kıldığımız namazın bizi ne kadar kötülüklerden arındırdığı da üzerinde düşünmeye değer.