21 Aralık 2022 Çarşamba

Sözün ve Yazının Bir Anlamı Var mı?

Kutuplaşmanın had safhaya ulaştığı,

Tarafgirliğin arttığı ve akılların hiç olmadığı kadar kiraya verildiği, 

Doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten çoğu  insanın kaçındığı, bunu ifade etmekten korktuğu, sosyal medyada bir konuda görüş bildirmekten kaçındığı, 

İnsanların birbirlerine ve olup bitenlere karşı körler ve sağırlara oynadığı, 

Başkasına yapılan eleştirinin makbul, kendisine ve ait hissettiği camiaya yapılanın tu kaka yapıldığı,

Sözün doğru ve yanlışlığından ziyade sözü kimin söylediğine bakıldığı,

İnsanların hiç olmadığı kadar oluşturulan algılarla yaşadığı, değerlendirmeyi de bunun üzerine yaptığı, mahallelerin kavgasını algılar üzerinden yaptığı, 

İnsanların, yaşanan bütün dertlerden kurtaracak kurtarıcı beklediği,

Ana babası ve kendisinden ziyade başkasının şakşakçılığını yaptığı, ölümüne savunduğu, karşı cepheye karşı orantısız saldırıya geçtiği, 

Fikir ve düşünce bazında seviyeli tartışmanın yapılamadığı, 

Bir fikrin kişiler üzerinden savunulduğu, kişilerin sonuna -ci, -cu eklemek suretiyle ben şucuyum, bucuyum dediği,

Bir olay vuku bulduğunda ne tepki verileceğinin bilinmediği, aidiyet duygusuyla bağlı olduğu kişilerin görüş bildirmesinin beklendiği,

Çoğu insanın kafasını kuma gömüp gerçeklerle yüzleşmediği, üç maymuna oynadığı,

Ne dediğinden ziyade ne demek istediğin üzerine niyet okuyuculuğunun yapıldığı, 

Milli, manevi ve ortak değerlerin ikbal uğruna hoyratça kullanıldığı, 

Hiç olmadığı kadar söz ve eylem çelişkisine imza atıldığı, 

Dine mesafe koyanların niçin bu hale geldiklerinin sebeplerinin üzerine kafa yorulmadığı, sebebin buldukları günah keçisi üzerine yıkıldığı, 

Çoğu insanın hiç olmadığı kadar gerçeklerle yüzleşmek istemediği, 

Hamaset, slogan ve avutmanın hala prim yapmaya devam ettiği,

İnsanların işiyle gücüyle uğraşmayı bırakıp hiç olmadığı kadar siyaset yaptığı, yapılan siyasetin ise tespitten ziyade övgü ve yergi üzerine yapıldığı,

Sosyal medyada trollerin cirit attığı,

Bilerek veya bilmeyerek oluşan/oluşturulan mağduriyet üzerinden birilerinin ekmeye yemeye devam ettiği, birilerinin de bu mağduriyet biraz da bize uğrasa diye sıra beklediği,

Çoğu insanın hiç olmadığı kadar kendisi olamadığı, kendi penceresinden bakamadığı, başkasının penceresinden hayata baktığı...

Bir ortamda gerçekten sözün ve yazının bir anlamı var mı?

20 Aralık 2022 Salı

Hayatın Zorluğu ve Kolaylığı *

Hayat zor olmaya zordur. Çünkü bir mücadeleden ibarettir. En kolayı yeme ve içmedir. Bunun için de çiğneme ve yutma eforu sarf etmek gerekir. 

Hayat bize hiçbir zaman toz pembe hayat sunmaz. Sevinç ve mutluluk kadar üzülme de bu hayatın cilvelerindendir. Allah bir kulunu hep sevindirmez hep de üzmez. Bir konuda işimiz rast gider, seviniriz. Tersi olur, üzülürüz. Tüm bunlar hayatın doğasında vardır. 

İşimizin rast gitmemesi hayatın sonu mudur? Değil elbet. Şayet son olsaydı, dünyada hiçbir canlı kalmazdı. 

Hayat gül gibidir ve her mevsim açmaz. Bir bakmışsın solmuş bir bakmışsın açmıştır. Gül aynı zamanda dikeniyle müsemmadır. Dikenine elini batırmadan gülü koklayabilirsen, hayat denen şey ancak mutluluk ve huzur verir. Elini dikene batırırsan, acıma hisseder, üzülürsün. Bugün üzülen yarın güler, bugün gülen ise yarın üzülebilir. Kısaca hayat sürprizlerle doludur. 

Tüm acısına rağmen yaşanmaya değer bu hayatı kolaylaştıran, mücadele ederken sebepleri işlemek, yapılması gerekenleri yapmaktır. Ardından sonucunun hayırlı olmasını temenni etmek ve beklemeye koyulmaktır. Beklerken de ümit ve racayı elden bırakmamak ve sonucuna katlanmak gerekir. İş bizim istediğimiz gibi gitmişse, zaten sebebini işledik ve sevinmek hakkımızdır. Şayet istediğimiz gibi gitmediyse üzülsek de sonucuna katlanmak gerektiğini zaten biliyoruz. 

Tüm zorluğuna rağmen hayat yaşanmaya değer ve bu hayatı zorlaştırmak da kolaylaştırmak da elimizdedir. Bir beklenti içerisine giren için beklentisi gerçekleşmediği zaman o hayat zordur ve çekilmezdir. Beklenti gerçekleştiği zaman da çok huzur bulacağını sanmıyorum. Özellikle beklentisi, kişi veya kişiler aracılığıyla gerçekleşiyorsa, ömrü boyunca o kişilere minnet borcu olur. Halbuki bunun ilacı, hayattan ve kimseden bir beklenti içerisine girmeden ayakta durmaya çalışmaktır. Gelmek istenilen ve hedeflenilen her yere tırnaklarıyla kazıyarak gelinirse, tadından yenmez. İnsanın içi huzurla dolar. Çünkü kimseye minnet borcu olmaz. Sırtında yumurta küfesi taşımaz. Kimseye de eyvallahı olmaz. İşte bu, hayatı kolaylaştıran en önemli etkendir. Bir konuda yola çıkan, o konuda başına gelebilecek seçeneklerin en olumsuzuna kendini hazırlarsa, sonuç o kimse için vız gelir, tırıs gider. Çünkü olabilecek en kötü sonuca zaten kendini hazırlamıştır.

Sürprizlerle dolu hayatın bizin için neyi hazırladığını bilmiyoruz. Her sürpriz bir imtihandır aynı zamanda. Çünkü bu dünyaya geliş amacımız budur. Önemli olan gücümüz nispetinde bu imtihanların altından kalkabilmektir. Acısıyla ve tatlısıyla bu imtihan dünyasında Rabbimizden istediğimiz, namerde muhtaç etmemesidir. Kendi kendimizle yetinmemizdir. Altından kalkabileceğimiz imtihanlarla sınanmamızdır. Ötesi karın doyurmak değil mi? Ha şurada olmuş ha burada. Ne fark eder...

* 24 Aralık 2022 günü Barbaros Ulu adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

19 Aralık 2022 Pazartesi

Şişede Durduğu Gibi Dursa

İnsana sarhoşluk verdiği ve aklı kullanmasının önüne geçtiği için yasaklanan içki; şişede kalsa, bağımlıları içemese, vitrinlerde bulunan birçok süs eşyası gibi vitrinlerde yerini alsa, bu içkinin kime ne zararı olur? İçilmediği için belki yasak da olmazdı.

Adalet, doğruluk, güvenilirlik, ehliyet ve liyakat dediğimiz din umdeleri, uygulamaya yönelik olmadan bir söylemden ibaret olsaydı, söylemlerini pratiğe dönüştüremeyenlerin elini ne güzel rahatlatırdı. Böyle bir din tadından yenmezdi. Zira sadece konuşup mangalda kül bırakmaz, dini de kimseye vermezdi.

Hz Ömer bir hutbe iradında, "Ben haktan ayrılırsam, ne yaparsınız" sorusuna, cemaatten birinin "Seni şu kılıcımla düzeltirim" demesine Hz Ömer'in, "Adaletten ayrıldığı takdirde kendisini düzeltecek bir cemaate sahip olduğundan dolayı ellerini açarak Allah'a şükrettiği” rivayet olunur. Rivayetin aslı var veya yok. Şayet adlı var ise amirin hatasını düzeltme işi sadece piyeslerde oynansa, seyirciler de bu anekdottan etkilense, çıktıktan sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam etseler, kendilerine dokunmayan yılan bin yaşasın modunda yollarına devam etseler, bedel ödenmeyeceği için hayat ne güzel olurdu.

Eleştiri denen hakkın, sadece kültürümüzde yerinin olduğunu, pratikte bunun yerinin olmadığını bilsek, bunun insanı mükemmelleştirmek için olduğunun sadece bir safsatadan ibaret olduğu bilgisini, okullarda ders olarak vermeyi benimsesek, kimse kimseyi eleştirmese, birbirimizi körler-sağırlar misali ağırlayıp dursak, arada hiç niza çıkar mıydı? Şu üç günlük dünyada gül gibi geçinip gidilirdi. Eleştiri olacaksa da herkes kendi liginde birbirini karşılıklı eleştirse, eleştiri denen ne menem şeyin bir hiyerarşi içerisinde yukarıdan aşağıya doğru olsa, aşağıdan yukarıya olmasa, ast üstüne karşı haddini bilse, üstün her dediğinde bir hikmet aransa, kurum ve kuruluşlar huzurla dolmaz mıydı?

Deneme dediğimiz şey olmasa, insanlar özellikle dürüst olduğunu söyleyenler hiç test edilmese, herkesin dürüstlüğü beden eğitimi derslerinde olduğu gibi 100 puan olsa, insanlar bu notlarıyla övünüp dursa; dürüstlük test edilecekse de bu dürüstlük söylemden ibaret olsa, dünyada dürüst olmayan kimse kalır mıydı? Hepimiz dürüst oğlu dürüst olurduk.

Makam, mevki ve itibarlar, belli soyadlara ya da arkası olanlara verilseydi, soyadı tutmayan ve arkası olmayanlar makam ve mevkie gelmek için çaba gösterirler miydi? Böylece makam ve mevkilerde olanlar makamlarını kaybetme endişesi yaşamazdı. Koltuk garantisi olunca iş verimleri de haliyle artardı...

Gördüğünüz gibi ararsak hayatı güzelleştirecek şeyleri bulabiliyoruz. Yeter ki istemiş olalım ve bize biçilen role razı olalım.