1 Mart 2022 Salı

Dünya Yaşanmaza Doğru *

Çığ düşmesi, toprak kayması, seller ve su taşkınları, orman yangınları, fırtınalar, salgınlar vs. gösterdi ki bu yüzyıl -doğal- afet yüzyılı olacak. Bu demektir ki yaşanmaz bir dünya bizi bekliyor. Sürekli mal ve can kaybı olacak. Böyle böyle dünyanın sonu gelecek. Dünya öbür yüzyıla sarkarsa, geride kalanları nasıl bir dünyanın beklediğini varın siz düşünün. İki yıldır da küresel bir salgınla boğuşuyoruz. Covid-19 biterse, arkasından başka salgınların da kapıda olduğu dillendiriliyor şimdiden.

Büyük can ve mal kaybına neden olan bu doğal afetlerin müsebbibi kimdir? Doğal afetlerin kendisi mi? Evreni ve her şeyi yerli yerince yaratıp bir düzen içinde bizim kullanımımıza veren Allah, şu insanlara gününü bir göstereyim mi diyor? Suçlu hep bizden bir şeyler alan doğanın kendisi mi? Bize bu doğal afetleri gönderen Allah mı suçlu? Haşa.

Bilelim ki doğal afetler sünnetullah adı verilen Allah'ın değişmez kurallarındandır. Evreni gül kabul edersek, doğal afetler de bu evrenin dikenidir. Evren hep güllük gülistan olacak değil ya. Gülü seven dikenine katlanacak. O zaman doğal afetler doğanın doğasında var. Nasıl ki bir araç kullanıla kullanıla bir müddet sonra rektifiyeye ihtiyaç duyuyorsa, doğanın da bize hayat vermeye devam edebilmesi için bu doğal afetlerle rektifiye olması gerekiyor. Yani doğa kendi kendini yenilemektedir. Hasılı doğal afetlerde suçlu ne doğanın kendisi ne de bu doğal afetleri yaratan Allah'ın kendisidir. Burada suçlu, babadan kalan mirası hoyratça kullanan, kadir-kıymet bilmeyen iki ayaklı biz insan neslidir. Yapıp ettiklerimizden dolayı doğanın doğallığını bozar, akışı tersine çevirmeye kalkar, tedbirler almazsak olacağı budur. Daha ne bekliyorduk ki... Çünkü bizim yaptığımız doğaya savaş açmaktır. Doğaya savaş açarak kim başarılı olmuş ki biz başarılı olacağız. 

Nedir doğaya savaş açmak? Ormanları yakar yıkar ve kesersek; kuraklığa, toprak kaymasına ve heyelana hazır olalım. Orta yerde boş arazi kalmamış gibi dere yataklarına ev yapar, dereleri ıslah ediyoruz derken ifsat edersek, küresel ısınmayla birlikte anormal bir şekilde yağan yağmur, her dere ve tepeden gelir. Önüne kattığını götürür gider, boğar ve bir kenara atıverir. Boğarken de suçlu kim demez. Suçlu-suçsuz onun müşterisidir ve kimseye acımaz. Zira insafı yoktur. Çünkü biz suyun doğal akışını bozarsak o da bizi boğar. Evlerin alt katlarını da su basar. Dünyaca emek verilen ve masraf edilen tahliye boruları ve alt yapı çöker. Yapılan köprüleri bile alır götürür. Fay hattının üzerine yaptığımız meskûn mahalleri de çimento ve demirden kısarak çürük yaparsak, o koca binalar enkaz yığınına döner. İçindekileri de öldürür. Öldüremese de sakat bırakır. Biz de iğne ile kuyu kazar gibi mucize kurtuluşlar bekleriz enkazın başında.

Kıyametin ne zaman kopacağını ve dünyanın ömrünün ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Zira bizde bunun bilgisi yok. Bilen tek varlık Allah Teala’dır. Öyle zannediyorum, kıyametin ne zaman, hangi saatte kopacağını bilen Allah’ın, kıyameti şu gün koparayım diye karar verdiğini düşünmüyorum. Kıyameti biz insanlar koparacağız. Çünkü güzelce yaratıp emrimize verilen dünyayı kullanan biziz. Dünya da yeni aldığımız ve belli bir miadı olan ürün/eşya/mal gibidir. Her ürünün bir ömrü varsa dünyanın da bir ömrü vardır. Eşya temiz kullanılır, zamanında bakım ve onarımlarını yaparsak, nasıl ki kullandığımız eşyanın ömrünü uzatabiliyorsak, dünyayı da sünnetullaha uygun kullanırsak ömrünü uzatabiliriz. 

Hasılı, dünyayı cennete çevirmek de elimizde, cehenneme çevirmek de. Dünyanın ömrünü kısaltmak da elimizde, uzatmak da…

*19/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

Beni Ne Kadar Tanıyorsunuz?*

Beni ne kadar tanıyorsunuz desem, fiziki ve birkaç bildiğiniz yönümü sayabilirsiniz. İçimde ne barındırdığımı biliyor musunuz? Sakın ben senin ciğerini bilirim gibi beylik laflar etmeyin. En iyisi mi gelin size kendimi anlatayım. Böylece nasıl biri olduğumu (pek lazımdı sanki!) öğrenin.

Zayıfken ben;

*Sesi çıkmayan, ses çıkarırsam da alttan alan birisiyim.
*Uyumlu olmayı tercih ederim.
*Herkesle iyi geçinirim.
*Nazik ve kibar olurum.
*Eleştiriye, istişareye ve diyaloga açığım.

*Hoşgörülüyüm.
*Ekip ruhuna önem veririm.
*Birlikte çalıştıklarıma saygıda kusur etmem, onlara değer veririm.
*Dürüst olmaya çalışırım. (En zoru) Olamasam da dürüst geçinirim. (En kolayı)

*Makam ve mevkide gözüm olmaz.

Güçlendiğim veya gücü ele geçirdiğim zaman ben;

*Başkasını eleştirmeyi pek severim. Eleştiri okları bana dönerse eleştirinin en masumuna dahi tahammül etmem.
*Ağzımı bozar, insanları yerin dibine geçiririm.
*Ekip ruhuna önem vermem.
*Cazibe merkezi olmak isterim.
*İstişare etmem, diyaloga açık olmam.

*Herkes durmadan beni övsün, alkışlasın, hep benden konuşulsun isterim.

*Alternatifim olsun istemem. Biri alternatif olmaya kalkarsa adamlarım vasıtasıyla onları yok etmeye çalışırım. Sadece ben kalmalıyım.

*Cenazemin koltuktan kalkmasını ve koltukla birlikte mezara gömülmeyi isterim.

*İyilik yaptıklarım ve kendilerine imkan sunduklarım bana karşı gelsin, görüş serdetsin istemem. Çünkü benim sayemde onlar bir şeyler gördü. Benimle uyumlu olur, dediklerimi yapar, saygıda kusur etmezler ise sunduğum imkanlardan yararlanmaya devam ederler. Çünkü onlar benim yakınım ve adamımdır.

*Ağacın yaprağı düşse ağacın bana kastı var diye düşünürüm. Çevremin de böyle bilmesini isterim.

*Tüm iyilik ve güzellikleri kendimden, kötülükleri ise rakiplerimden bilirim. Bilmekle kalmam. Herkesin de böyle bilmesini isterim. Çünkü ben sütten çıkmış bir ak kaşığım. Bu da böyle biline.

*Varlığım herkes için bir nimet, yokluğum ise külfettir. Çünkü ben Allah vergisi, bulunmaz bir Hint Kumaşıyım. Benden vazgeçmeyi düşünenler, bunu böyle bilsin.

*Bana yapılan her şey hakaret, benim yaptığım ve dediğim her şey ise birer tespittir.

İşin özeti, zayıf iken kendimi iyi biliyorum ama güçlüyken neler yapabileceğimi yazmaya çalışsam da hepsini yazdığımı sanmıyorum. Bunun ortaya çıkması için beni güç ve koltukta iken denemelisiniz. Haydi göreyim sizi.

*19/10/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

28 Şubat 2022 Pazartesi

Siyasetimizi Nasıl Bilirsiniz?

Tecrübem şunu gösterdi ki bu ülkenin siyaseti, birbirinin tıpkısının aynısının benzerinin ta kendisidir. Yok aslında birbirlerinden farkları. Biri tencere ise diğerleri kapaktır. Alın birini ötekine.

Her birinin, yekdiğerinin yaptıklarını kıyasıya eleştirdiği sizi yanıltmasın. Hangisinin eline imkan geçerse o eleştirdiğini yapmada çok mahirdir. Hepsi birbirinden kopya çeker. İyi birer kopyacıdırlar.

Bir şeyi yaparken ağızlarına ve yüzlerine bulaştırırlar. Hiçbir şey yokmuş gibi davranırlar ve algılar üzerine siyaset yaparlar. Birini yaparken diğerini kırarlar. Hep sorun üretiyorlar dense yeridir.

Konuşurken mangalda kül bırakmazlar. Sanırsın ki hepsi birer dürüstlük abidesidir. Dürüstlükleri imkanlar eline geçinceye kadardır.

Birbirlerine hesap soracağız dediklerine bakmayın. Hiçbiri diğerine hesap soramaz. Çünkü hepsi birbirinin eksik yönlerini, yaptıklarını ve zaaflarını iyi bilir. Hepsi bilir ki hesap sorulmaya kalkılırsa her birinin cemaziyelevveli ortaya dökülür. Bu da birbirlerini aşağıya çekmektir ki bu da işlerine gelmez. Çünkü buradan ekmek yiyorlar. Sadece meydanlarda ve ekranlarda birbirlerine yumruk sallarlar. Perdenin gerisinde sarmaş dolaş olurlar. Her yapanın yanına kar kalır yaptığı. Çünkü birbirlerinden beslenirler.

Ardından bu ülkenin kaynaklarını baba mirasını yiyen, bu mirası hoyratça kullanan hayırsız evlat gibi har vurup harman savurmaktır. Durmadan borç almak ve halka kara kışı miras bırakmaktır.

Siyasetimiz, siyasileri ihya ederken bu ihyanın faturası hep halka çıkarılır. Bakmayın birbirlerini eleştirip ayıpladıklarına, halktan ve sureti haktan göründüklerine. 

Ülke yıkılsa da bitse de tüm kaynaklar tüketilse de siyasetimiz asla bedel ödemez. Ödedikleri tek bedel sandıktan çıkmamaktır. Malı götürdükten sonra bu da bedel sayılmaz. 

Yine bir konuda kim kimi ayıplamışsa, ayıpladığı ölmeden önce er geç başına geliyor. Zammı eleştiren zam yapabiliyor. Hayat pahalılığından dem vuran halkı hayat pahalılığına maruz bırakabiliyor. Yani geçmişte neyi eleştirmişse aynısını yapabiliyor. Hayat böyle bir şey demek ki. O zaman büyük lokma yemeli, büyük laf etmemeli ama gel de bunu siyasilerimize anlat. Sonra anlatıp niye kendilerini zora soksunlar ki. Nasılsa kitleler görmüyor, görmek istemiyor ve bu u dönüşlerini bir güzel savunabiliyor.

Siyasetimizin siyasetten anladığı tek şey bol bol övünmek, rakiplerini kötülemek, kendilerini boy aynasında göstermek ve hamaset yapmaktan ibarettir. Söz verip yapamadıkları şeyler için ömürleri gerekçe üretmekle ve başkasını suçlamakla geçer.

Yaptıkları ve yapamadıklarıyla ilgili kendilerini, kendilerinden önce siyaset yapanlarla kıyaslarlar. Hiç başka ülkelerle kıyaslamazlar. Başarısızlıklarını gölgelemek ve kendilerini başarılı göstermek için istatistik ilmini devreye sokarlar. Öyle bir hesap yaparlar ki bu başarılarına inanmaya elin mahkumdur.

Seçimlere seçim ekonomisiyle girerler. Yapabilsin veya yapamasınlar bol bol vaat verirler. Vaatleri ötelemek için ipe un sererler. 

Hasılı, tuzu kurudur hepsinin. Bakmayın birbirleriyle atıştıklarına. Tek dertleri musluğa en yakın olmak ve imkanlardan daha fazla faydalanmaktır. Musluğun yani suyun başına geçenin tek yaptığı, yalancı baharla günü kurtarmak ve göz boyamaktır.