28 Şubat 2022 Pazartesi

Mizahın Hayatımızdaki Yeri *

Mizahi bir yönüm var. Yeter ki havamda olayım. Yerini, zamanını ve ortamını bulursam, mizah yapmaktan kaçınmam. Bunu beni tanıyanlar da belirtir. Aynı üslubun izleri zaman zaman yazılarımın bazısında da görülür. Mizah ve mizah türlerine dair bu üslubum çoğunluk tarafından tasvip edilse de mizahtan anlamayan bazıları; dalga geçtiğim, alaya aldığım ve küçümsediğim yönünde eleştiri getirmektedir.

Şunu baştan söyleyeyim. Hiçbir insanı küçümseme, hor görme, ayıplama, onları hafife alma gibi bir niyetim hiç olmadı. Bu benim ne hakkım ne de haddim. Zaten Hücürat Süresi 11.ayette Allah, Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.” buyurmaktadır. Kur’an’ın yasakladığı bir fiille insanları alaya almam söz konusu olamaz.

Bu açıklamayı yapıyorum. Çünkü bazıları mizah ile alayı karıştırmaktadır. Mizah ile alay ne demekmiş önce buna bir bakalım. Mizah, “Hayatın güldürücü yönünü ortaya çıkaran bir sanat türüdür. İnsanı gülmeye sevk eden resim, karikatür, konuşma ve yazı sanatıdır. Mizah eserleri sadece şaka, güldürme maksadıyla söylenip, yazılıp, çizilmediği gibi belli fikirleri ifade etmek için de ortaya konulabilir.” (Vikipedi) Mizahla karıştırılan alay ise, “Söz, ses tonu, davranış vb. ile biriyle ya da bir şeyle hafifseyerek ve küçümseyerek eğlenme” anlamına gelir.

Görüldüğü gibi mizahla alaya alma arasında ince bir çizgi vardır. Biri güldürürken düşündürüyor, diğeri ise muhatabını rencide ediyor. Mizah, genel tarafından özellikle mizahtaki nükteyi anlayanlar tarafından takdir edilirken istihza ise tasvip edilmese de hayatın bir gerçeğidir. Mizah dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da olacaktır, tıpkı -tasvip etmesek de- alay ve istihzanın da olmaya devam edeceği gibi. Çünkü mizah tek başına hayatın kendisi değilse de hayatın bir parçasıdır. Mizah güldürürken ince bir dokunuştur, olaydaki ayrıntıyı görebilmektir, olaya farklı pencereden bakabilmektir. İnsanların onurunu zedelemeden gülümsetmeyi amaçlar.

Mizah sadece mutlu ve huzurlu olduğumuz zamanlarda eğlenmek için yapılmaz. Üzüntülü zamanlarda da yapılır. Nasıl ki dua sadece derdimiz olduğu zaman yapılmıyor, her zaman yapılıyorsa, mizah da her zaman yapılır. Yeter ki zamanında, kıvamında ve ortamında ölçülü bir şekilde yapılsın.

Unutmayalım ki hayata hep ciddi bakanlar için bu hayat çekilmezdir. Bu tipler hayatın bir parçası olan bu mizahtan yoksundurlar. Asla haz almazlar. Çünkü mizahtan anlamazlar. Mizahtan anladıkları alaya alma, küçük düşürme ve istihzadır. Mizah ile dalgayı karıştıranlar mizahı nasıl anlasınlar? Biri güldürürken diğeri kişiyi küçümser. Belki de düz kontak olmalarındandır. Bu ikisi arasındaki inceliği anlayamayanlar, anlayamadıklarından dolayı kendilerini sorgulamaları gerekirken ayıplama yoluna gidiyorlar. Burada bir hakkı teslim edelim. Bu tipler aşırı alıngandırlar. Bunda da kimse ellerine su dökemez. Yalnız bilelim ki hayat hep ciddiyetten ibaret değildir. Hep ciddi olmak hayatı çekilmez kılar.

Kur'an'da Allah her şeyi hakikat olarak açıklamaz, mecaza da yer verir. Peygamberimizin hayatında da mizaha yer vardır. Hasılı, yerinde, zamanında ve kıvamında uygulandığı takdirde mizaha hayatın her alanında yer vardır. Yeter ki ölçü kaçırılmasın.

*09/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

25 Şubat 2022 Cuma

Kürsüde Kalma İnadı

Nasrettin Hoca, vaaz için kürsüye çıkar. Cemaat hınca hınç dolu. Hocanın oğlu da gelmiş babasını dinlemeye.

Cemaat bekler hoca konuşacak diye. Hoca da bekler. Bu bekleyiş epey sürer. Hoca bir türlü konuşmaya başlamaz. Arada bir cemaati müslimin dese de arkası gelmez. Zaman kazanmak için camdan gördüğü develer geçiyor, dediyse de cemaat hocanın sadede gelmesini bekler.

Sonunda hoca, ne konuşacağımı unuttum diyerek ağzındaki baklayı çıkarır. Hoca suskun, cemaat zaten suskun.

Hoca birkaç defa daha konuyu unuttuğunu, aklına bir şey gelmediğini söyleyince, oğlu babasına isyan eder. Baba! Hiçbir şey aklına gelmiyor da kürsüden inmek de mi hiç aklına gelmiyor der.

Oğlunun bile isyanlara oynadığını gören hoca, kürsü macerasına devam etmez, inadı bırakır ve bir tevazu örneği göstererek kürsüden iner. Çünkü dursa, kendini daha fazla rezil edip postu deldirecek.

Hocanın zamanında yaşasaydım, boşalan kürsüyü hemen doldurur. Hiçbir şey yapamazsam bile dışarıdan geçen develerin fazilet ve özelliklerinden bahsederdim. Rezil olsam da yerimden kalkmaz. Takıldığım yerde cemaat bana, ben cemaate bakar, birbirimizi seyreder dururduk. Çünkü acizlikten seyrin zevki bir başkadır.

Cemaat, hayretle ne yapacak diye beni izlerken ben de daha fazla kürsüde kaldım mutluluğunu yaşamaya devam ederdim. Nasılsa cemaatten de itiraz gelmez. Çünkü camide hırgür olmaz ve dünya kelamı konuşulmaz. Cemaat saç baş yolarken ben muradıma böylece ermiş olurdum.

Şu Tiplere Ne Dersiniz? *

İnsanoğlu beşerdir ve şaşar. Hata ve yanlışlar yapar; kanar, kandırır. Artı yönlerinin yanında zaafları vardır. Acemilik çeker, sonra tecrübelenir. Çocukça düşündüğü gibi kanının deli olduğu zamanlar da olur ama zamanla olgunlaşır. Bir konuda, bir zaman bir fikri savunurken bir zaman sonra fikrini değiştirebilir veya vazgeçebilir. Hatta önceki fikriyle çelişkiye de düşebilir. İşi rast gittiği gibi ters gittiği de olur. Hep sevinmez, üzülür de. Başkasını kınar, kınadığı başına gelir. Tercih ve seçimlerinde isabet ettiği gibi bazen de isabet edemez. Yapıp yapmadıklarından dolayı zaman zaman pişmanlık da duyar. Tüm bunlar ve daha fazlası, her insanın hayatında şu ya da bu şekilde olmuştur, olmaya devam edecektir.

Hayatın doğal akışı içerisinde hayatın bir cilvesi olarak her insanı bir şekilde yoklayan bu gerçeklere rağmen bazı insanlardan şunları duyabiliyoruz:

"Ben hayatımda hiç hata yapmadım". (Onu sen gel benim külahıma anlat.)

"Bugüne kadar pişmanlık duyacağım bir geçmişim yoktur". (Ne mükemmel insan(!))

"Dün ne idiysem, bugün de aynıyım. Yarın da aynı olmaya devam edeceğim". (Mübarek! Tam bir kereste. Kereste eğilir, bu eğilmez.)

"Benim fikrim ve görüşlerim hiç değişmedi. Çizgimde bir milim sapma yok. Geçmişte ne idiysem bugün de oyum”. (Vah zavallı! Böyle kafaya hangi fikir girebilir. Demek ki hiç eksiği yok.)

"Bugün geçmişime dönsem, yine aynı yaptıklarımı yaparım". (Farklı bir şey yapıp niye kendini zorlasın.)

"Hayatımda çelişkiye düştüğüm yoktur". (Yavaş at da civcivler de yesin.)

Böyle diyen insanlar gerçekten sorunsuz bir hayat ve dikeni olmayan bir gül bahçesinde mi yaşıyorlar yoksa derdi olup da paylaşmayı zül mü addediyorlar? Ki bu tiplere geçmişe dair soru soran da yok. Niçin böyle bir şeyler söylemeye kendilerini mecbur hissediyorlar? Yoksa mükemmelliklerine halel gelir diye bir endişeleri mi var? Eğer böyle bir şey yoksa ya hayatı tanımıyorlar ya dünü unutup günübirlik yaşıyorlar ya da böyle olmasını temenni ediyor ve böyle görünmek istiyorlar. Sebep her ne ise bana garip geliyor böyle cevaplar. Çünkü insan olup da hayatının değişik evrelerinde yaptıklarından veya yapamadıklarından dolayı pişmanlık duymasın.

Bazıları burnundan kıl aldırmacasına geçmişine dair hiç hatasının ve çelişkisinin olmadığını ifade etse de insanın hayatında gelgitleri vardır. Bu da her insanın başına gelebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Çünkü hiçbir insan mükemmel değildir. Kişiyi mükemmelliğe doğru götüren geçmiş hatalarından ders çıkararak tecrübe edinmesidir.

Sözlerimi uzatmadan, 180 derecelik dönüşle bir çelişki yaşayanlara dair bir şeyler söylemek istiyorum. İnsanın hata ve yanlış yaptığının farkına vardıktan sonra hatasından vazgeçmesi bir erdemdir. Bu erdemi daha erdemli kılan da kişinin “Ben geçmişte bu konuda şöyle düşünüyordum. Bu düşüncemin yanlış olduğunu gördüm. Bundan vazgeçiyorum. Bundan sonra şöyle bir çizgi izleyeceğim” şeklinde söylemesidir. Böyle diyene kim ne diyebilir ki. Yanlışını görüp vazgeçti denir. Burada esas ayıbı yapan geçmiş çelişkisini söylemeden yeni fikri eskiden beri savunduğunu söyleyen kimse yapmaktadır.

*16/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.