6 Aralık 2021 Pazartesi

Devlet Vatandaşının Ne Kadar Yanında? *

Mutfağa girmeye korkuyorum bugünlerde. Ama elim mahkum. Yemeğimi yedikten sonra o değilden alışveriş listesi var mı diye göz atıyorum. Yoksa, şükür deyip çıkıp gidiyorum. Çünkü her yaptığım alışverişten sonra hazırlanan listenin alışverişini yapmak için aynı markete girdiğimde, alacaklarımın fiyatının değiştiğini görüyorum. Hem de öyle böyle değil, kallavi.

Kış ayının vazgeçilmezi olan tahin ihtiyacımı, en son 27,50’den almıştım. Sonraki gidişimde 32,50, bir sonrakinde 37,50 olmuş. Tahini bitirmeden bir daha gideyim, belki aynı fiyattan alırım dedim. 42,50 lira olmuş kilosu. Artık diğer gidişimde kaç olur? Bunu ne ben kestirebiliyorum ne de satıcı. Fiyat artışına bakınca her defasında 5 lira gelmiş. Nedense buçuktan hiç vazgeçmemişler.

LPG’ye gelen zam ise tahine gelen zamma rahmet okutur cinsten. Zira Ocak 2021’de 3 küsur liradan aldığım LPG, kasım ayı içerisinde 8 lira oldu. Gelen zam oranı ise yüzde 111 dolaylarında. İşin garibi, aynı zaman dilimi içerisinde benzin ve motorine gelen zam oranı ise yüzde 50-60 civarında. Yıllık enflasyonun TÜİK kayıtlarında yüzde 21 açıklandığı bugünlerde, benzin ve dizele gelen yüzde 50-60 bile anormal iken LPG’ye gelen zamlar ise katmerli mi katmerli. Maalesef bunun izahı da mümkün değil. LPG’nin gelmesinde ve tedarikinde bir sıkıntı mı var? Gördüğüm kadarıyla yok. Benzin ve motorin içeriden çıkarılsa eh diyeceğim ama bunların hepsi dışarıdan geliyor. LPG’ye gelen bu astronomik ve izahı mümkün olmayan kazık zammın, zam koyucular nezdinde mutlaka bir izahı olmalı ve açıklarlarsa çok iyi olacak. Herhangi bir açıklama olmadığına göre bu konuda ancak yorum yapabiliriz.

Nedense zam koyucular bir türlü LPG’den ellerini çekmediler. Ne zaman bütçede bir gedik olsa, bir zararı bir yerden telafi edelim dense, ilk akıllarına gelen LPG’li araçlar. Nasılsa araçların kahir ekseriyeti LPG’li. Diğerlerine zam yapılsa litre fiyatı 10 lirayı geçecek. Bu da dikkat ve tepki çekecek. Böyle yapmaktansa LPG’ye dokunalım demiş olmalılar. Aklıma başka bir izah gelmiyor. Maalesef iktidarlar LPG’li araç sahipleri ile şamar oğlanı ile oynar gibi oynayıp duruyorlar. Eskiler hatırlarlar. 2000 öncesi yine zamanın hükümeti, kapanmayan ve kapanması dahi mümkün olmayan bütçe açığını kapatmak için LPG’li araçlara 4 kat motorlu taşıtlar vergisi getirmişti. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti ama yatıranlar, üzerine bir bardak soğuk su içmekle yetindi. Çünkü Anayasa Mahkemesinde kararlar geriye doğru işlemezmiş. Bunu Anayasa Mahkemesi iptal eder deyip yatırmayanlar karlı çıktı. Devlet ise Deli Dumrul mantığıyla hareket ederek Allah bereket versin deyip aldığıyla yetindi.

Kim bu LPG’li araç sahipleri? Bu ülkenin hatırı sayılır zenginlerinden mi? Öyle olsa devlet zengine dokunuyor, fakiri koruyor diyeceğim. Bildiğim kadarıyla LPG’li araç sahiplerinin çoğunluğu, orta ve dar gelirli insanlardan oluşuyor. İnsanımız, dişinden tırnağından biriktirdiğiyle, nasılsa yakıtı hesaplı diye LPG’li bir araç almış ya da aracına LPG taktırmış. Tüm bunları yaptırırken dönüşüm parası vermiş, ruhsatına işletmiş. Her 10 yılda bir tankını değiştirmeyi ve masrafı göze almış. Gel gör ki devletin LPG’ye olan iştahını hesaba katamamış. Bir yıl dolmadan LPG’ye gelen yüzde 111’lik zam, benzinli ve dizel araçlardan daha pahalıya mal olur oldu. Gördüğüm çoğu LPG’li araç sahipleri, LPG almayıp benzin alır oldu. Çünkü şu anda benzinli arabaya binmek daha mantıklı.  Bu durumu gören bazı LPG’li araç sahipleri bir zamanlar cazip gördüğü LPG tankını söktürmeye bile başladı.

Başta LPG’li araç sahipleri olmak üzere bu ülkenin çoğu vatandaşı, devletim zor durumda diye sosyal medyada “#DevletiminYanındayım” hashtagları açtı. Vatandaş devletinin yanında olmaya devletinin yanında da devlet kimin yanında? Halihazırda devlet mi zor durumda yoksa devletin yanında yer alan vatandaş mı? Hasılı, ayıptır bu muamele ve vatandaşın bunu hak ettiğini düşünmüyorum. Zam gelecekse orantılı bir şekilde gelsin. Bedelini de bir kesim değil, herkes çeksin. Alavere, dalavere, Kürt Memet nöbete misali tüm yük LPG’li araç sahiplerine yüklenmesin. Bir de gelen zamlar yüzde 21’i geçtiğine göre Çavuşesku Termometresine benzeyen TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon ne işe yarar? Bunun izahı yapılırsa vatandaş rahatlayacaktır.

*08/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

2 Aralık 2021 Perşembe

Oğlum, Kur'an ve Sünnet Yolunda *

—Evlat, işlerin nasıl?

—Daha iyi olacak baba.

—Kötü o zaman.

—İyi diyelim, iyi olsun.

—İyi olacak dediğine göre mevcut durumunu düzeltmek ve geliştirmek için ne düşünüyorsun?

—Bir karar verdim. Bundan sonra Kur’an ve sünnet çizgisinde hareket edeceğim.

—Tebrik ederim. Yalnız…

—Yalnız derken?

—Biraz geç kalmadın mı? Bu yaşa geldin, bu kadar yıl geçirdin.  Kur’an ve sünnet yeni mi aklına geldi? Hangi dağda kurt öldü?

—Nereden başlarsak kâr değil mi?

—Kâr olmaya kâr da senin ki biraz geçmişi hoyratça kullanıp bir ayağı çukura girince cami-cemaate katılmaya benzemiş. Neyse geçen geçti. Peki, bunu yapabilecek misin?

—Niye yapamayayım baba? Burada önemli olan niyet beyanı değil mi? Niyet halis ise arkası gelir.

—Niyet önemli elbet. Hatta her şeyin başı denebilir. Ama bil ki cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla dolu. Ayrıca niyetinin ne kadar halis olduğu da sözünü eyleme geçirince belli olur.

—Eyleme geçireceğim, bana inan.

—Her ne kadar niyet önemli ise de bu beyanı uygulamaya koymak için plan, program ve bunları yapacak ekibin olması lazım. Var mı böyle bir hazırlığın?

—Yok, ama olacak. Şimdilik söz aşamasındayım.

—Bak evlat, laf ile peynir gemisi yürümez. Bana -cek, -cak edebiyatı yapma. Daha ortada ne plan var ne program ne de ekibin.

—Olacak dedim ya baba.

—Şimdiki çalıştığın ekibinle mi yapacaksın bunu? Öyleyse yandık.

—Ne varmış ekibimde?

—Ekip demeye bin şahit lazım. Sen bunlara ekip mi diyorsun? Etrafın; senin kuyunu kazan, senden nemalanan, seni aşağıya doğru çeken, seni yanıltan, yüzünü ağartmayan, sadık gibi görünen, inisiyatif alamayan, daha önce başkasının artığı olan, emir eri tiplerle dolu. En ufak bir sıkıntında gemiyi ilk terk edecekler bunlar. Ama bunları sen istedin. Özellikle seçtin. Çünkü yaşa padişahım demeleri ve başlarını sallamaları hoşuna gitti. Sana yol gösterecek, senin yükünü alacak, yanlışlarına fren olan kişileri ise şu ya da bu şekilde uzaklaştırdın. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek istemedin. Aslında gerisin geri gitmenin en önemli sebebi de bu. Neyse bu da ayrı bir konu. Yeniden konuya dönelim. Hangi alanda nassa uyacaksın?

—Faiz konusunda.

—Ya diğerleri?

—Diğerleri derken?

—Çünkü nass sadece faizi yasaklamıyor. Başka yasaklar da var. Ayrıca nass sadece yasaklardan ibaret değil.

—Ne gibi?

—Örneği çok. Ama birkaç tane söyleyeyim. Emaneti ehline vereceksin. Ehliyet ve liyakate göre alım yapacaksın. Adil olacaksın. Hata yaptığın zaman bu hatanda ısrarcı olmayacaksın. Hata ve yanlışlarından dolayı Allah beni affetsin demen yeterli değil. Bu hatandan etkilenen mağdurlar varsa onlar için de gerekeni yapacaksın, onların gönüllerini alacaksın. Nazik ve kibar olacaksın. İstişareye önem vereceksin. Burnunun dikine gitmeyeceksin, kibirli olmayacaksın, tevazuu elden bırakmayacaksın gibi. Yani bir konuda nass varsa hepsini yerine getireceksin ki bir anlam ifade etsin. İşine geleni alıp işine gelmeyeni görmezlikten gelmeyeceksin. Bir de nassı emellerine alet etmeyeceksin. Onu elinde kullanabileceğin bir aksesuar olarak kullanmayacaksın. Şayet kullanırsan insanları dinden de soğutursun.

—Faize gelirsek.

—Faizden uzak durmak istemen güzel. Her türlü faizli muameleden kaçınmak lazım zira. Yalnız neden şimdi?

—Şimdi aklıma geldi.

—İyi de daha önce niye aklına gelmedi? Neyse. Peki, başarabilecek misin? Buna hazır mısın? Bunun önünü arkasını düşündün mü?

—Başaracağım elbet. Zira bunun mücadelesini vereceğim.

—Evlat mücadele vereceksin. Zira mücadelesiz olmaz.

—Hazır mısın derken?

—Evlat, o kadar kredi aldın, borç aldın. Bu borçları zamana ve yıllara yaydın. Yani borç paçandan akıyor, ödeme zorluğu çekiyorsun. Şimdi bu borç aldıklarına ben faizini ödemiyorum diyebilecek misin? Haydi dedin, el adama ne der. Tefe koyarlar adamı. Sonra işini yapman için sana sermaye lazım. Bu sermayeyi nereden bulacaksın? Bu enflasyonlu hayatta sana kim faizsiz borç verir? Kardeş kardeşe vermez bu devirde. Kendi kendine yetsen, bir başkasına borç verecek kadar zengin olsan, gelirin giderinden fazla olsa, eh diyeceğim. Şimdi sıfırı tüketince mi buna sarıldın demezler mi adama. Sonra bu niyetini, imkanların daha iyi iken niye yapmadın? Zira bu işi yıllardır yapıyorsun. Yeni başlamadın ya.  Faizin yasak olduğunu yeni mi öğrendin yoksa? Bence niyet önemli ama niyet her şey değil. Üstelik alacağın bu kararın sadece seni bağlamayacak. Aileni ve işinden ekmek yiyen herkesi etkileyecek. Bunun getirisi nedir, götürüsü nedir, sonuçları ne olacak, zamanlaması uygun mu? Tüm bunları maslahat yönünden düşünmende fayda var.

*04/12/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla "Neden Şimdi" başlığıyla yayımlanmıştır. 

Ya Secdeye Bir Kapanırsak… *

İğneden ipliğe her şeyimizin dolara endeksli olduğu ülkemizde, milli paramız TL’nin göz göre göre gözümüzün önünde erimeye devam etmesi, paramızın değerinin düşmesi, alım gücümüzün azalması, her şeye ardı arkasına zamların gelmesi, kimsenin birkaç saat sonrasını görememesi durumu daha ne kadar devam edecek bilinmez. Herkes endişeli bir şekilde döviz kurunu takip edip duruyor. Görünen o ki bu endişeli bekleyiş ve karamsarlık uzun sürecek. Çünkü bugünden yarına tünelin ucu görünmüyor. Hatta daha kötü günlerin bizi beklediği kanaati hakim. Endişeyi artıran da devletin tüm bu olup bitenlere bigane kalması. Açıkçası bu durumu çok da dert etmiyor. Hatta paranın erimesinin özellikle istendiği şeklinde bir düşünce de var. Böyle düşünenler haksız da sayılmazlar. Çünkü piyasanın ateşini söndürecek açıklamalar yapılmıyor, yangına körükle gidiliyor. Devlete yön verenlerin elinde tek sermaye, yangını artıracak körük ve döviz kurundaki dalgalanmadan dolayı zam silahına başvurmak. Akaryakıta zam geldi mi zaten her şeye zam geliyor. Hükümeti yönetenlere kayıtsız şartsız destek veren kişilerin dışında, gidişattan pek memnun olan yok. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete doğru. İnşallah sonumuz hayır olur.

Niyetim felaket tellallığı değil. Zira görünen köy kılavuz istemez. Durumumuz şu fıkraya benziyor: Nasrettin Hoca bir gün yol üzerinde bir hana misafir olmuş. Hana han demeye bin şahit ister. Hanın her tarafı delik deşik, çökmeye ramak kalmış. Hocanın içini bir korku kaplamış ama eli mahkum burada kalmaya. Söz arasında hancıya, “Bu senin tavan da beşik gibi ne gıcırdıyor böyle” der. Hancı, “Ağzını hayır aç Hoca. Beşik gıcırtısı değil bu. Tavan tahtaları Allah’ı zikrediyor” deyince Hoca, “Biliyorum bilmeye de. Ya bu senin tavan böyle zikir çeke çeke cezbeye gelip secdeye bir kapanırsa, bizim halimiz nice olur” diyerek taşı gediğine koyar.  

Fıkradan hareket edersek; uçuyoruz, kaçıyoruz, kurtuluyoruz, kurtuluş mücadelesi veriyoruz denilen bu ekonomi ile hâlihazırda secdeye kapanmasak da düşe kalka yola devam ediyoruz. Düşe kalka devam etmeye razıyız. Zira yere kapanıp komaya girmek de var işin ucunda. Hanın vahametinden, yolcuların kahir ekseriyeti farkında ise de maalesef hancı ya farkında değil ya da farkında değilmiş gibi davranıyor.  Kurtuluş mücadelesi veriyoruz dendiğine göre sanırım bu işin farkındalar. Farkında iseler isterim ki mevcut durumun bir fotoğrafının çekilmesi, bu durumun nasıl giderileceğinin tedavi yollarının bulunması ve acilen tedaviye geçilmesidir.

Anlamadığım, kurtuluş mücadelesi kime karşı veriliyor? Yine dış güçler mi? İşte bundan emin değilim. Ayrıca başımıza gelen her şeyi dış güçlere bağlama kolaycılığını artık terk etmemiz lazım. Yoksa sadede gelemeyiz. Tamam, dışarıda olup bitenler küreselleşen ekonomimizi etkiliyor olabilir ama bence mücadeleyi dıştan ziyade içeride yapmak lazım diye düşünüyorum. Çünkü bu ülkede para var. Daha doğrusu döviz var. Hem de çok miktarda. Hani nerede derseniz, kısaca açıklamaya çalışayım. Bu konuya Fatih Altaylı 24/11/2021 tarihli Habertürk gazetesindeki köşesinde “2001’ Doğru” başlıklı yazısıyla değinmiş. Bugün itibarıyla Türk vatandaşı gerçek kişilerin toplam mevduatının yüzde 58’si dolarda. Oysa 2011 yılında TL’ye güven yüksekken bu oran yüzde 27’ye gerilemişti. Sonra yavaş yavaş arttı. 2013’te yüzde 29’a, 2018’de yüzde 40’a, 2020’de yüzde 51’e ve şimdi de yüzde 58’ye çıktı. Türk halkı ekonomi yönetimine artık güvenmediği için, parasını dolara yatırmış. Bankalarda gerçek kişilere ait toplam 143 milyar 700 milyon dolarlık mevduat var. Şirketlerin ise 91,5 milyar doları bulunuyor bankalarda.”

Verilen bu bilgi ve oranlar doğru ve bu ülkenin bugünkü çektiği sıkıntı yeterli doların olmaması ise görüldüğü gibi bu ülkede ve bu ülke insanında döviz var ve bu kadar dolar bu ülkeyi ekonomik krizden kurtarır. Mücadele yapılacaksa dışarıya karşı değil, içeri ile yapılmalıdır. Ne yapılacak, dolar cinsinden mevduat hesabı açanların dövizlerine el mi konacak? Hayır. Burada yapılacak olan, parasının değerini korumak için TL’den kaçıp parasını dolara yatıranlara karşı güven ortamının sağlanması gerekir. Bunu yapacak olan da bu ülkeye hükümet edenlerdir. Vatandaş kendi paramıza güvense, paramızın pul olmayacağına ikna olsa parasını niye dolarda tutsun.

 *06/12/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.