1 Aralık 2021 Çarşamba

Engel Tanımayan Bir Engelli *

10 ay önce tanıdım kendisini. Zira aynı ortamı soluyoruz. 20 yıldır aynı kurumda çalışıyormuş. Çocuklarının okulu için şimdilerde 75 km.lik mesafeye gidiş geliş yapıyor olsa da çoğu kimse gibi gidiş geliş yapmamış. Uzun yıllar ilçede ikamet etmiş. Bundan olsa gerek, büyük-küçük herkesi tanıyor, herkes de onu. Herkesle oturup kalkmış, dostluklar kurmuş; büyükle büyük, küçükle küçük olmuş, herkesle diyalogu olan, çabuk iletişim kurabilen, şen-şakrak ve sosyal biri. Benim memleketimi ve insanını benden iyi biliyor.


Oturmasını da biliyor, kalkmasını da.


İnsanlar kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır misali, giyim ve kuşamına önem veriyor. Bugün de böyle giyineyim demiyor.


Kimin düğünü var, kimin cenazesi var, bilir. İyi günde, kötü günde ilçe insanının yanında. Düğünlerin davetlisi, cenazelerin gediklisi.


Bir konuşmamızda burada epey çalışmışsın, tayin iste git, maddi yönden rahat edersin, yol da yormaz dedimse de tayini düşünmüyor. Çünkü ilçe insanını çok sevmiş. Kalp kalbe karşı sözü gereği ilçe de ona yüreğini açmış.


Yemeyi-içmeyi, yedirmeyi-içirmeyi seven, gönül almayı bilen, değer verene değer veren, sohbeti, muhabbeti ve dinlemeyi seven, bir adım atana birkaç adımla karşılık veren biri. İş bitiriciliğine derman yetmez. Bir bakmışsın bir yemek organizasyonu yapmış, herkesi yemek masasında buluşturuveriyor. Birinin çocuğu veya torunu olmuş. Çam sakızı, çoban armağanı deyip ortaklaşa hediyeye öncülük ediyor.


İzinli olmadığı zaman odamı yoklar, halimi hatırımı sorar ve gelirken de eli boş gelmez. İkramı ben yapacağım yerde o yapar. Bir tepside iki kahve ile birlikte gelir. Kahvelerimizi yudumlarken muhabbetimizi yaparız. Bir gün, Dalyan Bey, kahveyi hep senden içiyoruz. Getirdiğin kahve ne ise bir de ben alıp geleyim dedim. “Şimdi kırıldım, hiç duymamış olayım. Olur mu öyle şey. Ben ikramdan kaçınmam. Ben Miralay Hasan’ın torunuyum. Dedemden kalma bu bana dedi. Deden ne dedi dedim? İlk göreve başladığında, dedesi ona şöyle demiş:

Bak oğlum, devletini koru

Hiçbir şeyine tenezzül etme

Kendinden feragat et

Devletten feragat etme.

Yemeden içmeden korkma

Benim malım, yemeyle içmeyle bitmez

Sen ye, g…. büyüsün

El yesin, namın büyüsün.


Hayata, her şeye, herkese olumlu bakan, pozitif enerji veren, umut olan ve umut dağıtan Dalyan Bey, engel tanımayan bir engelli. Bu engelin doğuştan mı, sonradan mı diye hiç sormadım. O da anlatmadı. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla kendisini yazı konusu edinmek isteyince, kendisini yakinen tanıyan birine sordum. Küçük yaşta hastalandığında yapılan bir iğne dolayısıyla sağ ayağı sakat kalmış, ameliyat olmuş ama ayağına protez takılmaktan kurtulamamış, ikinci ameliyatı da olmamış. Hasılı protez kendinden bir parça olmuş. Bundan dolayı ne ah dediğini duydum ne karamsarlığına şahit oldum ne dert yandığını ne de kendisini bu hale getirenlere kızdığını. Durumu kabullenmiş. Kimseye yük olmadan, gücü nispetinde işini yapmaya devam ediyor. Başta kendisi olmak üzere tüm engellilerimize Allah huzur, sağlık ve uzun ömürler versin.


*03/12/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır. 

Azimli’yi Farklı Okumak (2) *

Mehmet Azimli’nin dört halife üzerine yazdığı farklı okumak şeklindeki kitapları epey bir ses getirdi. Bir kesim tarafından da kıyasıya eleştirildi. Hala da eleştirilmeye, kendisine vebalı gibi davranılmaya devam ediliyor. Eleştirilmesini anlarım. Yazıp çiziyorsan ve konuşuyorsan, tasvip kadar eleştiri de olur. Zira hamama giren terler ama vebalı gibi bir muameleye tabi tutulmasını hiç anlamıyorum. Aynı şekilde eleştiriyi aşıp hakaretler yapılmasını ise hiç tasvip etmem. Bu yazımı da kendisine yapılan bir hakaret dolayısıyla ele aldım. Zira hem hakaret hem hakaretin sonucu üzücü mü üzücü. Ülkemin ve geldiğimiz noktayı sizlerin takdirine sunuyorum:

Azimli’nin seri halinde yazdığı eserlerden bir tanesi de 2016 yılında çıkan “Hasan & Muaviye” isimli eseridir. Twitter ve İnstagram hesabı olan C.M. isimli biri, bu eseri bahane ederek youtube kanalı üzerinden, Sayın Azimli’ye ağza alınmayacak küfür ve hakaretleri yağdırmış. Kendisine yaptığı küfürler yetmediği gibi muhterem anasını da karıştırmış. (Burada o küfürlere ve ilgili kişinin ismine yer vermeyeceğim. Zira kem söz sahibine aittir. İsim ve küfürlerine yer vererek sayfamı kirletmek istemiyorum. Cevap verebilecek çap ve kapasitesi olmayan biri de ancak küfürle kendini ifade etmeye çalışır. Aslında kendini anlatır. Maalesef birikimiyle ön plana çıkamayanlar şöhret olma adına bu yola başvurabilirler.)  

Yapılan küfürler vahim olmaya vahim. İşin daha vahimi ise kendisine yapılan hakaretleri haber alan Azimli, küfürbazın sosyal medya adreslerini tespit edip tüm suç delillerini ortaya koyarak avukatı aracılığıyla savcılığa suç duyurusunda bulunur. Başsavcılık ne yapmış olabilir? Bir tahmin edin bakalım. Herhalde davayı kabul edip ilgili kişi hakkında iddianame hazırlamıştır dersiniz. Normal şartlarda savcılıktan bu beklenir. Zira adalet bunu gerektirir. Bakalım, savcılık ne demiş: “Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile yapılan yazışmalarda Twitter ve Youtube kullanıcısının tespit edilemediğinin bildirildiği, Yargıtay 15.Ceza Dairesinin 2019/4623 Esas, 2019/6805 Karar numaralı ilamında ‘...sosyal paylaşım ağlarını yöneten şirket merkezinin Amerika Birleşik Devletlerinde bulunması nedeniyle adı geçen ülke adli makamları ile yazışma yapılması gerektiği, ancak benzer soruşturmalar için yapılan yazışmalarda ABD'deki yasal düzenlemelerin şüphelinin tespitine yönelik işlemlerin yapılmasına uygun olmadığı, bu husustaki taleplerin olumsuz karşılandığı bilgisine yer verildiği, e-iletilerin gönderilmesinde kullanılan ve yurt dışında bulunan serverlerden söz konusu ülkelerdeki "Kişisel Verilerin Korunması Yasaları" nedeniyle gönderen kişilerin kimliklerinin belirlenmesine yarayacak bilgiler almanın mümkün bulunmadığı, soruşturmanın devamı halinde yeni delillere ulaşmanın teknik ve hukuki açıdan mümkün bulunmadığı, yeni delil elde edilmesi durumda soruşturmanın yeniden ele alınmasının her zaman olanaklı bulunduğu...’ şeklinde karar verildiği, somut olayımızda da Twitter ve Youtube adresinin… üzerinden yayın yaptığının belirlendiği, belirtilen ülkenin yerel mevzuatı gereğince anılan sitenin kullanıcı bilgilerini vermekten kaçındığı, bu nedenle de müştekinin iddiasına konu olayda kullanılan hesabın kullanıcısının belirlenemediği anlaşıldığından, meçhul şüpheli hakkında kamu adına KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA” şeklinde karar veriyor. Yani takipsizlik veriyor.

Takipsizlik kararında başsavcılık, Yargıtay 15.Ceza Dairesinin 2019 tarihli gerekçesine yer verirken 1 Ekim 2020’de yürürlüğe giren kamuoyunda “Sosyal Medya Yasası” diye bilinen yasayı, Yargıtay'ın 08.06.2021 tarihli kararını ve yine Yargıtay'ın 27/05/2021 tarihli içtihadını es geçiyor.

Sizi fazla detaya boğmayayım ama 2020 ve 2021 tarihli yasa, karar ve içtihatlar varken savcının 2019 tarihli gerekçeye atıf yapıp takipsizlik vermesi, başlı başına bir garabet. Yeni mevzuat varken eski ile işlem yapan bir memur olsa başına gelmedik kalmaz ve tefe konur.

Şimdi gelelim karara. Küfürbazın sayfasına girdim. Hala aktif ve küfürler yağdırdığı videosu bile hala sosyal medyada duruyor. Savcılık da böyle karar verdiğine göre benim bu karardan anladığım, “Kardeşim, küfürlerine devam et. Zira ben sana bir şey yapmam, Azimli ile gazan mübarek olsun” şeklindedir. Yani birileri sosyal medyadan birilerine küfredecek, bizim adalet dağıtan mahkemeler de hakkında şikayet ve suç duyurusu olmasına rağmen seyredecek. Yazık, adaletimizin geldiği noktaya. Bu vatandaşın, özellikle mağdurların bunu hak ettiğini düşünmüyorum.

Bu durum yani mahkemenin bu muamelesi herkese mi böyle? Sanmıyorum. Çünkü bazen sosyal medya üzerinden özellikle siyasi kişiliği olanlara birileri hakaret ettiği zaman polis birkaç saat içinde böylelerini yakalayıp savcılığa sevk ediyor. Merak ediyorum, güçlülere yapılan hakaret ve küfürlere, ABD merkezli bu sosyal medyalar yardımcı oluyor ama nedense gücü, kuvveti olmayanlara mevzuatımız müsait değil” deniyor. Yesinler sizin adalet anlayışınızı. Tuz koktuktan sonra bu vatandaş ne yapacak gerçekten. Bu durumda Azimli de küfürbaz gibi küfür ederek onun seviyesine mi düşsün.

Bir cümleyle de küfürbaza değineyim. Sosyal medya üzerinden sürelerin tefsirini yaptığına göre demek ki bu küfürbaz; dindar, mütedeyyin ve dini tahsil yapmış biri. Yani dört dörtlük bir Müslüman ve tebliğ yapıyor. Merak ediyorum, küfürle tebliğe İslam’ın neresinde cevaz veriliyor?

*25/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Kasım 2021 Salı

Azimli’yi Farklı Okumak (1) *

İlk, orta ve lise ve üniversite tahsilini Konya’da yapmış, Konya doğumlu Mehmet Azimli, halen Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta. “…Farklı okumak” şeklinde biten eserleriyle tanınan Azimli, emsallerine göre farklı bir bilim insanı. Bu farklılığı dolayısıyla seveni olduğu kadar sevmeyip nefret edeni de çok. Bu yönüyle bazılarının eline geçse onu bir kaşık suda boğacak. Bu farklılığı yönünden kendisini ele almak istiyorum. Kendisini ne kadar doğru anlatabilirim, emin değilim. Zira birçoğunuz gibi uzaktan tanıyorum. Niyetim onu ne övmek ne de yermek. Zaten böyle bir şeye de ihtiyacı yok.

Azimli, bildiğimiz İslam tarihini farklı okuyor. Birçok doğru bildiğimiz ya da meşhur olmuş olayları değişik kaynaklardan derinlemesine irdeliyor. Benim bu konuda vardığım sonuç budur. Farklı düşünen varsa eleştirilere açığım, yeter ki önüme kaynak koysunlar, değerlendiririm diyebilen biridir.

Gördüğüm kadarıyla siyer ve tarih okumalarında bir arkeolog edasıyla hareket ediyor. Tarihi, görmek istediği ya da birilerinin görmek istediği yönüyle okumuyor yani fotoşop yapmıyor. Bugüne ışık tutacak şekilde tarihin, tarihi olayların ve kişilerin tarihi süreç içerisinde fotoğrafını çekerek günümüze taşıyor. Fotoğrafı ortaya koyarken de falan şöyle davranmış, şu gerekçeyle bunu yapmış, sonucu bu olmuştur, doğru yapmış ya da yanlış yapabilmiş diyebilendir. Tarihi şahsiyetleri değerlendirirken övgü ve yergiye yer vermiyor, durum tespiti yapıyor, hakaret etmiyor. Kimseyi korumaya, ötekileştirmeye ve kutuplaştırmaya çalışmıyor. Hata yapan kişiye hata yapmıştır. Zira onlar da bir insandır diyor. Tarihi farklı okuyarak sanırım, geçmişten ibret alınsın istiyor. Zaten tarihin amacı da bu değil mi? Fotoşop yapılarak tarih anlatmak ve aktarmak, sorunları halının altına süpürmek demektir. Bunun da bize faydası olmaz ve günümüze ışık tutmaz. Aynı hataları yapar dururuz. Tarih olduğu gibi anlatılacak ki geçmişte yapılan hatalar bugün yapılmasın.

Bazıları onu, hadis inkarcısı olarak lanse etse de hadis inkarcısı değil bildiğim kadarıyla. Tarihi kronoloji ve olgulara uymayan rivayetler varsa, şu sebeplerle bunların üretilmiş olduğunu düşünüyorum açıklamasına yer verir.

İslam tarihini ortaokulda iken okumaya başlayan, lise birinci sınıfta Asım Köksal’ın İslam tarihi ansiklopedisini bitiren, otuzun üzerinde kitap yazan, hala yazmaya devam eden, çıkardığı her kitabı ses getiren, çok sayıda kitabın editörlüğünü yaparak Türkçemize kazandırmaya çalışan Azimli, kim çağırırsa konuşmaya giden, alanıyla ilgili derinlemesine bir birikime sahip olan entelektüel bir bilim adamıdır.

Azimli’ye mesafeli duranlar veya ona düşmanca tavır içerisine girenler, fikirlerini çürütmekten ziyade belden aşağıya vurmaya çalışıyorlar. Düşmanlıkları, ezberleri bozmaya çalışmasından, hamaset ve aşırı korumacılığa yer vermemesinden olsa gerek. İşin garibi, ona tavır alanların kahir ekseriyeti dindar, mütedeyyin ve İslamcı olanlardır. Nedense bir türlü kabullenmek, söylediklerini kabul etmek ve duymak istemiyorlar. Şu var ki herkes onun dediklerini kabul etmek, benimsemek zorunda değil. Eleştirebilirler de. Öyle değil, doğrusu böyledir de denebilir. Ki denmelidir de. Hatta yazdığı eserlere reddiye de yazılabilir. Bilimsel bir eleştiri getirildiğinde öyle zannediyorum, Azimli, kendi vardığı sonucun yanlış olduğunu kabul edecek, hata yapmışım diyebilecek bir erdemliliğe sahiptir.

Zaman zaman eski videolarını dijital ortamda dinlediğim, seri halinde sosyal medyada soru cevap şeklinde konuşmalar yapan Azimli’yi bugünlerde ekranlarda pek görmüyorum. Kendi mi çıkmak istemiyor yoksa çıkarılmak mı istenmiyor, bilmiyorum. Bir ara beş dakikayı geçmeyen video paylaşımları vardı. O videolarını da görmüyorum. Sanırım kaldırmış ya da kaldırtılmış olmalı. Videoları kendi rızasıyla kaldıracak olsa niye yayımlamış olsun. Öyle zannediyorum, kendisine baskı yapılıyor olmalı. Bu baskı nereden ya da kimden gelebilir diye düşünüyorum. Cemaatler olabilir. Çünkü arkasında dayandığı bir cemaati yok. Siyasi baskı yapılabilir. Üniversitesi konuşmayacaksın diyebilir. YÖK de kendisine yasak getirebilir. İhtimalleri yazdım ama herhalde YÖK değildir. Zira buna yok artık derim. Çünkü YÖK, bilim adamlarının fikirlerini özgürce anlatmasına izin veren bir kurum diye düşünüyorum. Belki de bunların hiçbiri değil, kendi isteğiyle biraz geri planda kalmak istemiş olabilir.

Günümüzde yazıp çizdiklerinden ve konuştuklarından dolayı kendisine baskı varsa, Azimli ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranıyor diyebilirim. Çünkü Dicle Üniversitesinde çalışırken fikirlerinden dolayı FETÖ kendisine baskı uygulamış, kendi dersini okutmasına izin vermemiş, dersini bir başkasına vermiş, kendisine de alanı dışında başka dersler verilmiş biridir. Hak ettiği profesörlüğünü vermedikleri ve uyguladıkları baskıdan dolayı Hitit Üniversitesine geçmek istediyse de geçişine izin vermediklerini ancak istifa ederek Hitit Üniversitesine başladığını bir konuşmasında dinlemiştim.  Dün FETÖ baskılarına maruz kalan Azimli, FETÖ etkisinin olmadığı bugünlerde eğer kendi camiasından birilerinin baskısına maruz kalıyorsa, geldiğimiz noktayı düşünmemizde fayda var. Ümit ediyorum ki kendisine bir baskı söz konusu değildir. Sebep her ne ise Azimli konuşmalı, yazıp çizmeli. Birikimlerini paylaşabilmeli. İsteyen dinler, isteyen dinlemez. İsteyen görüşlerine katılır isteyen katılmaz. Herkes usul dairesinde birbirine hakaret etmeden birbirine tahammül etmeyi bilmeli. Aykırı ve farklı görüşlere de kendimiz gibi düşünenlere gösterdiğimiz tolerans gösterilmelidir. Allah’ın İblis’e verdiği özgürlüğü farklı düşünen ve aykırı konuşan Azimli’den esirgemeyelim derim. Hoşgörü dininin müntesiplerine de bu yakışır. (Azimli hakkında değinmek istediğim bir husus daha var. Sayfamı epey aştım. Bunu da diğer yazımda ele almak isterim.)


*24/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.