25 Kasım 2021 Perşembe

Evladıma Altın Öğütler *

—Babacığım, şimdilik ufukta bir ışık yok ama yine de hazırlıklı olmamda fayda var. İleride bana sorumluluk ve yetki gerektiren bir görev tevdi edilirse, niyetim başarılı olmak ama bazen evdeki hesap çarşıya uymayabilir. İşler tıkırında giderse problem yok. Umduğum gibi gitmezse ne yapmamı önerirsin?

—Senin böyle bir göreve gelmeni ben de isterim. Madem böyle bir niyetin var. İleride görür veya göremem. Şimdiden sana üç kapalı zarf vereyim. Başın sıkıştıkça onları sırayla açarsın. Bil ki bu üç zarfın mucidi ben değilim. Eski sadrazam, yeni sadrazama görevi bırakırken üç zarf bırakmış. Ben de bunu sana uyarlıyorum ki yerinde evladiyelik olasın.

—Merak ettim doğrusu, neymiş onlar?

—Daha dereyi görmeden paça sıvanmaz. Zarf da göreve başlamadan açılmaz ama madem hazırlık yapacaksın. Sana şimdiden bir kıyak geçeyim. Baştan söyleyeyim. Başa gelir gelmez ilk işin, bu zarfları uygulamak olmasın. İlk başlarda her şeyi yerli yerinde yapmak için çaba sarf edeceksin. Öyle kaçak güreşmek, ipe un sermek yok. Ne zamanki başın sıkıştı, rastgele zarfları sırayla açacaksın.

—Tamam baba.

—Baktın ki cicim ayları bitti. İşler ters gidiyor. Maiyetindekiler senden hoşnut olmamaya başladı. Bu durumda yapacağın, ilk zarfı açmak olacaktır. O zarfta göreceksin ki “Yapamayacak olsan bile bol vaatte bulunacaksın”. Nasılsa cebinden mi çıkacak? Onlar o vaatlerle epey oyalanır dururlar. Vaatler yerine gelmeyip homurtular kulağına gelmeye başlayınca enkaz devraldım diyerek “senden öncekileri kötülemeye” başla. Onların ve çevresinin cemaziyülevvelini karıştır. Yani müflis tüccarın eski defterleri karıştırdığı gibi sen de eski sayfaları aç. Bu seni epey bir götürür. Çünkü sevenlerin seni bu konuda yalnız bırakmaz. Senin sözünün yanına birkaç daha ekler. Seleflerine vurdukça vururlar. Sen de arka tarafta işine koyulursun.

—Sonra?

—Kötü gidişat hala devam ediyorsa, bu durumda ikinci zarfı açacaksın. Bu zarfta da “Etrafını kötüle” yazar. “Aslında ben şöyle yapın dedim ama ekibimdeki şu kimseler var ya işte bunlar beceriksiz mi beceriksiz çıktı” de. Bundan sonrasını da ekibindeki beceriksizler düşünsün. Onların kimi içine kapanır kimi çeker gider kimi de bir şey söylemeye çalışsa “makam elinden gidince konuşmaya başladı. Madem öyle daha önce niye konuşmadı” denerek lafları ağızlarına tıkanır.

—Bu aşamayı da geçtim. Sonra?

—Bu aşamanın sonu, zarfa göre senin sonun geldi yani suyun ısındı demektir. Ama öyle pes etmek yok. Zira ben senin yerinde demirbaş olmanı istiyorum. Her ne kadar üçüncü zarfta senden sonra gelecek olan için sen de üç zarf bırak yazıyorsa da ben bunu değiştiriyorum.

—Neymiş o?

—Kötü durumu dış güçlere bağlayacaksın. Bu dış güçler, zinde güçler yok mu? İşte bunlar bizim onmamızı istemiyorlar. Başımıza gelenler hep onların yüzünden diyeceksin.

—İşe yarayacak mı peki?

—Kesin sonuç alırsın. Üstelik senden uzaklaşmaya başlayanlar bile etrafında pervane olur. Çünkü çevrenin, milliyetçi duyguları kabarır. Dış güçlere seni yedirmeyiz deyip kenetlenirler. Bu kapıdan çok ekmek yersin. Sonra demedi deme.

Hâsılı, her üç zarftan da çıkaracağın sonuç, her şeye bir mazeret bulacaksın. Suçu daima başkasına atacaksın. Hiç kendine toz kondurmayacaksın. Tüm bunlara önce çevreni ikna edeceksin sonra da kendin inanmaya başlayacaksın. Kendinin inanması biraz zor olur ama buna da katlanacaksın.

*29/11/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

23 Kasım 2021 Salı

Cebim ve Dolar

24 Kasımda içime umut dolar

Getirse her bir öğrencim bir dolar

Cebimde  bolca olur birlik dolar

Etrafım sevenlerimle dolar

 

Ders anlatırken içime sevinç dolar

Çünkü gözümde hepsi bir dolar

Karşılığında, öğrencim bilgiyle dolar

Notları hep beşle dolar

 

Geleceğe yatırımdır dolar

Teneffüslerde hep konuşurum dolar

Bir de çıktı mı, yüzüm sevinçle dolar

Bozdurunca bereket cebime dolar


21 Kasım 2021 Pazar

İnadın Zaferi *

Televizyonun lüks; bilgisayar, tablet ve cep telefonunun olmadığı küçüklüğümüzde, bizi evde oyalayacak bir meşgalemiz yoktu. Bizim tüm meşgalemiz, mahalle arkadaşları ile vakit geçirmekti. Evden çıkar, akranlarımızla buluşurduk. Gelmeyen arkadaşımızın evine gider, haydi gel diye çağırırdık. Ne yapalım ne edelim üzerine kısa bir görüşme yapardık. Elimizde de doğal oyuncaklardan başka bir seçenek yoktu. Ya çember sürecektik ya kim geçecek diye koşu yarışması yapacaktık ya bilye ya aşşık oynayacaktık ya teker sürecektik ya da plastik (naylon) top oynayacaktık. Çember, bilye, aşşık, teker herkesin vardı. Topa gelince bakkaldan gidip alacaktık. Önce bakkala topun fiyatını sorar, sonra aramızda para toplar, ortaklaşa bir top alırdık.

Topu eline alan sağa sola değdirmeden, özene bezene top sahasına kadar topu götürürdü. Çünkü yere düşen top yuvarlanıp bir dikene, bir çöğüre dokunsa hemen patlardı. Biz de onunla beraber soluğu sahada alırdık.

Saha dedimse 8-10 kişinin kendi arasında çift kale maçı yapabileceği taşlı, topraklı bir yer idi. Diğer yerlere göre biraz daha düz olurdu. Hemen iki tarafa taşları koyar, adımlar, kale yapardık.

Ne eşofmanımız olurdu üzerimizde ne de spor ayakkabısı. Ne giyiyorsak oydu bizim formamız. Ayağımızda da çarık ayakkabı olurdu.

Sıra gelirdi takım kurmaya. Mahalle maçı yapacaksak mahalleden olanlarla takım kurulurdu. Kendi aramızda yaparsak iyi ve zayıf olanları harmanlayarak bir takım oluştururduk. Topu patlatmadan ne kadar oynarsak kardı bizim için. Koşar dururduk saha içinde. Heyecanı başkaydı. Düşer bir yerimizi yaralasak da problem değildi. Yaraya rağmen ayağa kalkardık. Bir de gol atınca dünyalar bizim olurdu. Mahalleler arası yapılan maçlar FB-GS rekabetini aratmazdı.

İster mahalle ister kendi aramızda maç yapalım. Biz oyuna kendimizi kaptırmışken kimsenin gelmesini istemediği köyün belalısı gelirdi sahaya. Tuttururdu ben de oynayacağım diye. Oyunu durdururdu. Eksik yok desek de laf dinlemezdi. Ya direk oyuna girer, topa rastgele vurmaya başlar ya bak beni oynatmazsanız topunuzu keserim der ya topu alır kaçar ya da topa çukura doğru vururdu. Uzağa kadar gitmiş topu alıp gelmek de işin bir başka yönüydü. Elin mahkum bunun dediğini yapmaya. Zira bağırır çağırır, ortalığı velveleye verir, delirme noktasına gelirdi. Sesi de herkesten fazla çıkardı. Dediğini yapmazsan herkesle kavgaya tutuşurdu. Hiçbirini yapamasa, gider birimizin evinin camını taşla kırardı. Dediğini de yapardı. İnatçıydı çünkü. Mutlaka dediği olacaktı. Nuh der, peygamber demezdi.

Maçın içine eden köyün bu mızıkçısını, birini takımdan alarak oyuna alırdık. Bu arkadaş bu inadıyla hep bize galip gelmiş ve zafer elde etmiştir.  Hasılı, biz ona hiç galip gelemedik.

Köyün bu mızıkçısı, oyuna dahil olduktan sonra da oyunun içine etmeye devam ederdi. Hakem de oydu, oynayan da oydu, oyun kurucu da oydu. Şu mevkie geç de diyemezsin. O istediği yerde oynar, istediği kişiyi de sen şuraya geç diye talimatlar verirdi. O gol dediyse gol kabul edilir, penaltı dediyse penaltı olur, faul dediyse faul olur. Hasılı oyunun ve sahanın her şeyden sorumlu ama hiç sorumluluğu olmayan tek hakimi idi. 

Bu kişinin belli başlı özelliği, yukarıda da bahsettiğim gibi mızıkçılığı, oyunbozanlığı ve inatçılığı idi. Hiç geri adım atmamıştır. Onun bu yapısını bilen herkes de içine atıp sesini kesmiş, gerekirse çalıya dolanmıştır. Allah bizi affetsin, ne istediyse verdik. İnat onun zaferi ise, netice bizim için hep mağlubiyet olmuştur.

Küçüklükte gördüğüm bu baş belası geçimsiz kişiyi şimdilerde görüyorum. Çok değişmiş. Uyumlu biri olmuş. Bakıyorum, saygıda da kusur etmiyor. İki lafının biri bizim oğlan. Onu görünce keşke geçmişte geçimsiz ve inatçı olanların hepsi bu yönlerini küçüklükte bıraksalardı diyorum. Çünkü küçüklüğünde yani yedisinde ne ise yetmişinde de aynı olan kişi o kadar çok. Bu tipleri iş, sosyal ve siyasi hayatta o kadar görüyoruz ki sonuç kimsenin hoşuna gitmese de hep bu inatçıların dediği olur. Yani inatları galip gelir. Çünkü dediğim dedik, çaldığım düdük tipinde insanlardır bunlar. Hele bir de ellerinde güç ve imkan varsa, bunlara; bu yaptığın, bu dediğin, bu yapacağın yanlış veya onulmaz yaralar açar diye kim ne diyebilir? Dense de kar etmez. Nasıl ki cahille münazaradan kimse galip gelemezse, bu inatçıların inatlarına da kimse galip gelemez. Hasılı, ülke yanmış, bitmiş, tükenmiş önemli değil bu tip inatçılar için. Ülke zarar etse de fakrı zaruret içine girse de ülke bu tiplerin doğrularının ve inatçılığının mağlubudur. Tek galip vardır. O da bunların inatçılığı. Buna inadın zaferi diyebiliriz. Öyle zannediyorum, dediğimi yaptırdım, herkese diz çöktürdüm diye egoları da tavan yapıyordur bu tiplerin.

*24/11/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.