12 Kasım 2021 Cuma

İnsan Geldiği Yeri Unutmamalı (1) *

2000 öncesi Adıyaman’da çalışırken düşüncelerime uygun küçük bir sendikaya üye oldum. Birkaç yıl sonra Adana’ya tayinim çıktı. Adana’da göreve başladım. Sendika üyeliğim de sona erdi. Çünkü o zamanlar il dışına tayin olunca sendika üyeliği de biter, yeni göreve başladığın yerde yeniden üye olman gerekiyordu.

Yeni yerimde niyetim ne eski sendikama ne de yeni bir sendikaya üye olmaktı. Kendi halimde hür general olacaktım. Zira hangisi olursa olsun sendika adına yaptıkları sarı sendikacılıktan başka bir şey değildi. Sendika dediğin, personelin özlük haklarını iyileştirme adına çalışma yapması ve bunun mücadelesini vermesi gerektiğine inanırım. İsterim ki kendilerine özgü profesyonel sendikacılık yapsınlar. Gördüğüm kadarıyla ön plana çıkmış her bir sendika, bir siyasi parti ile dirsek temasında. Partisi iktidara gelirse nasılsa dirsek teması halinde oldukları sendika da yetkili sendika oluyor.

Ben bu düşünceler içerisinde görevimi yaparken o günün yetkili ve ikinci büyük sendikası zaman zaman işyerime uğrar, bizi ziyaret eder. Topladıkları personele kendilerini anlatmaya çalışırlar. Gözleri de herhangi bir sendikaya bağlı olmayanlarda olurdu. Genel konuşmadan sonra benimle de özel ilgilenirlerdi. Düşünmüyorum diyerek teşekkür edip yanlarından ayrıldım hep. Bu arada eski sendikamın temsilcisi ile işyerimde olmasa da bir başka ortamda tanışma imkanım oldu. Telefonlarımızı aldık. Sonra birkaç defa daha bir araya geldik. Bir defasında “Müstakil temsilci olabilmemiz için il barajını aşmamız gerekiyor. Halihazırda 40 üyeye ihtiyacımız var” dedi. Ben de üye olmayı düşünmüyordum ama madem bu durumdasınız, yazın beni üye dedim. Böylece eski sendikama 2002 Şubatında yeniden üye oldum. Başta mutemet olmak üzere kurum çalışanlarından “Bu sendikanın ismini ilk defa duyuyoruz. Nereden buldun?” diyenler oldu. Çünkü benim için eski ve bildiğim bir sendika olsa da kurumumda kimse tarafından tanınmıyordu. 2005 yılında ayrıldığım zaman dahil benden başka üyesi de olmadı.

2002 yılında Adana’da müstakil temsilcilik açamayan sendikam, ne zaman 40 üyeyi buldu bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla hükümet değişikliği ile birlikte sendikanın üyelerinde artış oldu. Üye artışı olunca seçim de kaçınılmaz oldu. Haliyle temsilci olmak için rakip de çıktı.

Oy vermeye gideyim mi gitmeyeyim mi derken oy kullanmam için telefonla aradılar. Bindim dolmuşa, seçimin yapıldığı yere gittim. Baktım yüzler eğri ve gergin bir bekleyiş var. Ne oldu dedim. İçeride tartışma olmuş. Birbirlerine hakarete varan sözler söylemişler. Bu durumu öğrenince bu sendikanın fazilette yarışmasını beklerken siz daha şimdiden birbirinize girmiş, başka şeylerin mücadelesini vermeye ve ikbal kavgasına başlamışsınız. Kusura bakmayın, oy kullanmayacağım deyip geldiğim gibi geri döndüm.

Bu nahoş olayı aklımın bir köşesine yazmış olsam da 2002’de girdiğim sendika ile üyelik bağım -sonradan birçok yanlışlara imza atsa da- 2020 Eylülüne kadar devam etti. 2002’de hür general olma düşüncemi geç de olsa hayatıma geçirdim. Şimdi herhangi bir sendika ile ne organik ne de inorganik bağım var. 2022-2023 yıllarında üye sayısı yönünden yüzde bir üyeye sahip sendika üyelerinin hesaplarına, sendika ikramiyesi adı altında her üç ayda bir 400 lira yatacak olmasına rağmen herhangi bir sendikaya girme düşüncem yok. Aidat kesintisinden sonra elde kalacak para benim için önemli olsa da sendikaların düşüncelerimi tam temsil etmemesi, etse de savrulması, değişmesi, bana yabancılaşması veya benim onlara yabancılaşmam, söylemleri, geldiği yeri unutmaları, siyasetle aralarına mesafe koyamamaları vb. durumlar beni üyelikten soğuttu. (Bu konuya devam edelim.)

*19/11/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

11 Kasım 2021 Perşembe

Değişmez İki Yasa *

Kur’an-ı Kerim’in her ayetinin bizlere vermek istediği mesajları vardır. Bu yüzden her bir ayet bizler için önemlidir. Özellikle toplumsal yasalar benim dikkatimi daha bir çeker. Burada bizim için bir formül olan birbiriyle bağlantılı iki ayete yer vereceğim:

İlki, “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” (Rad 11)

Diğeri, “Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah'ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten, bilen olmasındandır.” (Enfal 53)

Her iki ayet de sünnetullah dediğimiz Allah’ın değişmez toplumsal yasalarındandır. Bu yasaları yerine getirenin veya getirmeyenin inancı burada önemli değildir. Kim yasaların gereklerini yerine getirirse değişim ve nimet kaçınılmazdır.

İlk ayete gelirsek; bir toplum, bir devlet veya kişiler mevcut durumlarından memnun değil iseler öncelikle mevcut durumlarından vazgeçecek. İyi, düzgün ve güzel olmak için ne yapılması gerekiyorsa ona çaba gösterecek. Vazgeçmezlerse, mevcut kötü hal üzere hayatiyetlerine devam ederler. Yerlerinde saydıkları için gerisin geri de giderler. Yani tüm iş ve işlemler kuralına göre yapılacak ki semere alınabilsin. Bunu yapmadan oturdukları yerden diledikleri kadar veryansın etsinler. Allah hiçbirinin ve hiç kimsenin durumunu değiştirmez. Fark etti iseniz burada topyekun bir düzelme yani mevcut durumdan vazgeçme söz konusu. Herkes taşın altına elini koyacak. Burada az sayıda kişilerin çabası yeterli olmaz. Kurtarıcıya da yer yoktur. Yani herkes düzelmek isteyecek, bunun için çaba gösterecek. Allah da bu istek ve çabanın gereğini yerine getirecek. Bu da nimet olarak döner toplumlara.

İkinci ayette ise değişimin sonunda gelen nimetlerin devamına işaret edilmektedir. Söz ve fiilleriyle değişime imza atan toplumlar, kendilerine bahşedilen nimetlerin ellerinden alınmasını istemiyorlarsa, gidişatlarını değiştirmeyecekler ve üzerine koymaya devam edecekler. Allah bunlara nimetlerini verdikçe verir. Yeter bunlara verdiğim bu kadar nimet demez. Kur’an Yolu Tefsirinde bu ayet için şu açıklamaya yer verilir: “…Allah verdiği bir nimeti durup dururken, nimete mazhar olan kulda bir değişiklik meydana gelmeden geri almaz, zıddı ile değiştirmez. Önce insanlar, Allah’ın hoşnut olmadığı bir şekilde değişirler, öz değerlerine yabancılaşırlar, ellerindeki nimetin şükrünü yerine getirmez, onu gerektiği yerde, gerektiği gibi kullanmazlar, şımarırlar, nimetlerin Allah’ın lütfu ile ilişkisini unutur, kerameti kendilerine mal ederler; güç, servet, ilim, iktidar gibi ilâhî nimetleri zulüm için kullanırlar... İşte böyle değişen ve bozulan insanların elinden nimet, onu veren Allah tarafından alınır ve yerine zıddı (felâket, mahrumiyet, sıkıntı) verilir.”

Demek ki ikinci ayette bahsedilen yani kişi ve toplumlara verilen nimetin geri alınmasında;

-İnsanların hoşa gitmeyecek şekilde değişmesi,

-Değerlerine yabancılaşması,

-Verilen nimetin ne için verildiğinin unutulması,

-Nimetin gerektiği yerde, gerektiği gibi değil de zulüm yolunda kullanılması,

-Şımarıklık gösterilmesi,

-Nimetin kendilerine mal edilmesi vs.

Bu iki ayet Allah’ın değişmez yasası olduğuna göre toplumsal olayları bu ayetler çerçevesinde ele almak lazım. Bu ayetleri sadece toplumsal olaylarda değil, siyasi olaylarda da göz önünde bulundurmak gerek. Bu durumu bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki bir siyasi parti, kendini güzel anlatmış ve yapacaklarına da halkı ikna etmişse halk o partiyi iktidara getirir. O parti iyi çalışır, ülkeye hizmet ederse halk o siyasi partiye tekrar tekrar iktidar nimetini bahşeder. Eğer o iktidar, sorunları çözmeye yanaşmadığı gibi her şeyi ağzına yüzüne bulaştırmaya başlar, yozlaşır, halkı okuyamaz noktaya gelir ise halk yavaş yavaş desteğini çeker ve bir bakarsınız ki bir seçimde o partiye yol verir. Türkiye’nin geçmiş iktidarları hep böyle geldi, böyle gitti. Eğer birileri, iktidar nimetine devam etmek istiyorsa ne yapması gerektiğini bu ayete bakarak karar vermeli. Böyle yapmayıp desteğini çekmeye başlayan halka kızmak, onları nankör gibi görmek ucuz siyasettir ve intihardır. Bunun da siyasette yeri yoktur.

*26/11/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Doğu Toplumlarının Özellikleri *

Geri kalmış, gelişmekte olan, iki ayağı üzerinde duramayan, kendi kendine yetmeyen, küresel ve bölgesel çapta güç olma hayali kuran ama bir türlü güç olamayan millet, ulus ve toplulukların genel karakteristik özellikleri:

·    Çok önemli bir millet olduklarına kendilerini inandırmışlardır. Daima geçmişle övünürler. Övme ve yerme tutkunudurlar. Gelmiş ve geçmiş kişilerle yaşarlar. Onlarla yatar, onlarla kalkarlar. Övgüleri aşk, yergileri nefret mesabesindedir. Övdüklerini ölümüne severler, sevmediklerinden de ölümüne nefret ederler. Övdükleri bir nevi mehdi, yerdikleri ise deccaldır. Ülkelerinde iyi bir şey olmuşsa sevdiklerinin eseridir. Onlar olmasaydı, bugün böyle olunmazdı anlayışı hâkimdir. Ülkelerinde bir kötülük, geri kalmışlık olmuşsa bunun müsebbibi de yerdikleri kişilerdir. Övdüklerini durmadan ve her yıl dönümünde anarlar, referanslarını onlardan alırlar. Kendileri durmadan övdüğü gibi başkalarının da övmelerini beklerler. Yerdikleri ise yılanın başıdır. Onlar hiç iyilik yapmamış, onlarla ve onları savunanlarla mücadele etmek gerekir.

·    Soğukkanlılık, basiret, feraset vs. hak getire. Yangına körükle gidilir. Duygular aklın ve mantığın önüne geçer. Slogan ve hamaset onların şah damarlarıdır. Bunlarla yaşarlar, bunlarla ölürler. Ayakları bir türlü yere basmaz.

·   Kutuplaşma had safhadadır. Her kutbun da kendilerini kurtaracak idolleri vardır. Bir daha gelmeyecek bu idoller onlara Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuftur ve bunlar aşılamaz. Yani bunlar bir numara ise ardından kim gelirse gelsin ancak ikinci sıraya yerleşir. Asla boynuz kulağı geçmez.

·     Bol konuşma ve gevezelik hâkimdir. Konuşmaya gelince varlar ama icraatta yoklar. İcraatı hep başkasından beklerler.

·    Cari açıkları had safhadadır. Kendi kendilerine yetmez. Üretici değil, tüketicidirler. Başkaları üretecek, yeni icatlara imza atacak. Bunlar da bastırıp parayı o üretilenleri kullanacak. Hep borçla yaşarlar. Bu marifetleriyle gelecek nesilleri borç batağının içine sokarlar.

·        Kendilerinden başka kimseyi de beğenmezler. Değilse çatlar ölürler.

·       Her biri iyi bir niyet okuyucusudur. Senin ne dediğin değil, onların ne anladığıdır önemli olan. Ön yargı kendilerinden ayrılmaz bir parçadır. Seni, kafalarında oluşturdukları şablonla değerlendirirler.

·   Mazeret, gerekçe ve bahane üretmede üstlerine yoktur. Gerçeklerle yüzleşmezler, algılarla yaşarlar. Kendileriyle asla yüzleşmezler. Geri kalmışlıklarının müsebbibi hep başkasıdır. Özellikle dış güçlerdir. Başkaları bunlara hep düşmandır. Kendilerinden başka dostları yoktur. Bizim bizden başka dostumuz yok diyenler de kendi kendileri ile geçinemezler.

·   Demokratlıkları, fikir ve vicdan özgürlüğüne hayranlıkları gücü ellerine geçirinceye kadardır. Her birinin gönlünde ve mayasında şiddet vardır.

·         Ağızlarından adalet, ehliyet, liyakat gibi kavramları düşürmezler ama her biri öyle kadrolaşır ki şeytan bile parmak ısırır.

·         Kurum kültürü, ekip ruhu yoktur. Kurumlar kişiye endekslidir. Kişiyle doğar, kişiyle büyür, kişiyle ölür.

·         Hiçbir şeyleri şeffaf değildir. Şeffaf görünümlü kılıfına uydurma yolu izlenir vs.

*27/11/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.