10 Kasım 2021 Çarşamba

Saygı Duruşu

Babacığım, bugün aklıma ne geldi biliyor musun?

—Ne geldi oğlum?

—Hani öleceğiz ya.

—Evet.

—Kimin ne zaman öleceği bilinmez ama olur ya önce vefat edersen ne yapalım?

—Nasıl, ne yapacaksın?

—Tören falan.

—Ne töreni? Ömrünü tamamlayana ne yapılıyorsa onu yapacaksın.

—Biliyorum da bir farklılık yapabilir miyiz?

—Mesela?

—Saygı duruşu gibi.

—Yanlış anlamadıysam cenazeme gelenleri saygı duruşunda bulunmaya mı çağıracaksın?

—Aynen öyle.

—İşin yok mu senin? Sabah sabah aklına bu mu geldi? Sonra daha nefes alıyorum. Görüyorum ki gözlerimi yummamı bekliyorsun. Miras bırakacak olsam da böyle bir beklentiye girsen hiç gam yemeyeceğim.

—Nasılsa öleceğiz hepimiz.

Öyle tabi. Yine de ölümünün ardından bir şeyler yapmak isteriz evladın olarak.

—Git, sabah sabah dalganın zamanı değil. Hele bu soğukta hiç çekemem.

—Hiç olmadığı kadar ciddiyim.

—Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?

Mesela, ölünce kaç dakika saygı duruşunda bulunalım? Bunu merak ettim. 5 dakika yeter mi? 

—Yetmez oğlum, beş dakika neye yeter. Gelenler yorgunluktan yıkılıncaya kadar dursunlar. Sonra cümle alem benim cenazemi konuşsun. Bulduk başa belayı, sen ölmedin, biz öldük desin. Git Allah aşkına şuradan. Sabah sabah dert ettiğin şeye bak. Rüyanda mı gördüm ölümü mü yoksa? Sonra ben öldükten sonra saygı duruşunda bulunsan ne olur, bulunmasan ne olur. Saygı duyacaksan, içinden gelerek sağlığımda saygı duy.

Baba ciddiyim ben.

Ben de ciddiyim evlat. Hem de hiç olmadığı kadar senin ciddi olduğun gibi.

Yani?

Sen cenazeme gel yeter. Başka da bir şey istemem.

Anladım. Peki, her ölüm yıl dönümünde seni analım mı?

Anmayın evlat. Şayet cenazeme gelirseniz benim için üç gününüzü ayırın. Çünkü taziye üç gündür. Ardından işinize gücünüze bakın. Sonra sen sağ, ben selamet. 

—Peki, 40.gününde bir şey yapmamızı ister misin?

Abartma evlat. Bırakıver artık. Her fani gibi öleceğim. Beni mezarımda rahat bırakın. Siz de rahatlayın. Eş dost da rahat etsin. Kabak tadı verdi bu muhabbetin. 

Yani seni anmayalım mı? Yoksa unutulur gidersin.

Varsın unutulup gideyim evlat. Beni unutmayıp da turşumu mu kuracaksınız?

Kızma babam. Evladın olarak yanında olduğumuzu göstermek istiyoruz. Ama görüyorum ki istemiyorsun. Madem hiçbir şey yapmamızı istemiyorsun. Bari, sosyal medyada seni her yıl dönümünde unutulmaz yapalım. 

—Ne olacak böyle yapınca?

—Sevenlerin bana bu alemde başsağlığı dileyecek.

—Tövbe ya Rabbi. Evlat, taziye üç gün dedim. Bu taziye her yıl tekrarlanmaz. Bana bir iyilik yapmak ister misin?

—Tabi, emrindeyim baba.

—Beni rahat bırak. Kapıyı da dışarıdan ört. Bir daha da her aklına eseni benimle paylaşma. Bu dediklerini de ne sen söylemiş ol ne de ben duymuş olayım. Bunu da kimseye söyleme. Gülünç duruma düşersin. Bunu uygulamaya kalksan da kendin de bezersin, başkasını da bezdirirsin.

8 Kasım 2021 Pazartesi

Oyum Kime? *

Siyasilerin söz ve eylem çelişkileri, u dönüşleri, kendi süfli emelleri uğruna kendileri bedel ödemeden ülkeye ve millete ödettikleri bedeller, sonu hep karakış olan sundukları yalancı baharlar, kendi aralarında yaptıkları kayıkçı kavgaları, kullandıkları dil, ülke kaynaklarını mirasyedi evlat gibi hoyratça kullanmaları ve daha nice yaptıkları ve yapamadıkları, ister istemez beni siyasetten soğuttu. Bundan sonra sandığa gider, herhangi bir partiye oy verir miyim bilmiyorum. Ancak şu vaatlerde bulunan bir siyasi parti ve lideri olursa, bilin ki oyum onadır. Biri derse ki iktidarımda;

—Emanet, ehliyet ve liyakat hak getire. En önemli, gözde ve para akan yerlere yapacağım atamalarda, ailemin selameti açısından aile fotoğrafına öncelik vereceğim. Damadım varsa ilk önce damadımı, kızımı, oğlumu, yeğenimi, kalırsa bana oy veren partililerimi önemli makamlara getireceğim. Onlara gül gibi imkanlar sunacağım. Yani tepeden tırnağa kadrolaşacağım. Çünkü seçimle gelmek demek budur.

—Enflasyonla mücadele eder gibi görünmeyeceğim. Piyasayı kendi haline bırakacağım. Vatandaş bugün aldığını yarın aynı fiyattan alamayacak. Tek yapacağım, her ayın üçünde, TÜİK'in açıklayacağı enflasyon rakamlarına müdahale etmek olacaktır. Direnen görevli olursa, bir af talebinde bulunmadan onu görevden alacağım. 

—Ülkede bilgim dışında kuş uçmayacak, yaprak kıpırdamayacak. 

—Her türlü iyi, güzel şeyler şahsımın, kötü şeyler muhalefet ve dış güçlerin eseri olacaktır. 

—Diplomasi, miblomasi gibi bu dilden anlamam. İstediğim devletle ilişkileri iyi tutar, istediğim ile bozuşurum. Kime ne? İster bozuşurum ister dost olurum. Gerekirse bozduğum ilişkileri bir ara düzeltmeye çalışırım.

—Memur, işçi vs. bordro mahkumları ile yapacağım toplu sözleşmelerde “Onları enflasyona ezdirmeyeceğim ya da ezdirmedik” gibi beylik ve boyumdan büyük laflar etmeyeceğim. Onları enflasyona ezdireceğim. Olmayalardı memur. Ben mi zorladım onları memur olun diye. Bu demek değildir ki istedikleri hiçbir şeyi yerine getirmeyeceğim. Yıllardır istedikleri 3600’ü onlara vereceğim. Ama bu, bekledikleri 3600 olmayacak. Hepsi 3600 lira maaş alacak. Beğenmeyen için istifa haklarına saygı duyacağım. Aman nere giden, dur demeyeceğim. Çünkü hiçbiri benim gibi bulunmaz Hint kumaşı değildir. Beğenmeyen ayrılacak. Yerlerine bekleşenlerden atama yapacağım. Devrimde hiç olmadığı kadar istifa ve bir o kadar alım olacaktır. Her aldığımı da bir müddet test edinceye kadar geçici göreve alacağım. İktidarımda kimsenin yeri garanti olmayacak. Başı ayak, ayağı baş yaparım. Çünkü başkasını bilmem ama ben sandıktan çıktım.

—İhaleler için şeffaf olacağım, en uygun teklifi veren alır gibi reel hayatta karşılığı olmayan sözler söylemeyeceğim. İhaleyi istediğim kişi veya firmaya vereceğim. Kime ne, değil mi?

—Vatandaş her şeyi benden duyacak. Bunun için iletişim kanallarını çok iyi kullanacağım. Günüm prime time saatlerinde tüm kanallar benim konuşmamı canlı olarak verecek. Böylece insanımız, şahsıma olan özlemini ekranlardan gidermiş olacak. Kendim hep göz önünde gündeme dair konuşacağım, milletin de gözü mahkum beni dinleyeceği için TV’lerin tartışma programlarına vekil, bakan gibi aktif bir partili göndermeyeceğim. Zira ben yeterim hepsine. İlla TV programlarına partimi savunacak biri çıkacaksa, beslediğim gazetecilerin çıkmasına izin vereceğim. Bir de geçmişte vekil yapıp ıskartaya çıkardıklarıma, “eğer hala vekil olmak istiyorsanız, gidin, beni savunun” diyeceğim. Benimle uğraşan gazeteci ve TV çıkarsa, onlara elimi oynatmayacağım. Çünkü patronları eşek değil ya gereğini yapacaklardır vs. şeklinde söz veren ve oy isteyen yani bilinçaltındakini açıkça söyleyen, gizli ajandası olmayan hangi siyasi olursa oyum onadır.

*14/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Dinden Uzaklaştıran Kim? *

Sayın Ali Erbaş, "İnsanlar bilinçli olarak dinden uzaklaştırılıyor. Tarihte görülmediği kadar sosyal medya ve iletişim kanalları ile gençlerimize, çocuklarımıza sürekli dinsizlik aşılanıyor. Uyarıcılık görevimizi yapmamız lazım" demiş kanaat önderleriyle bir araya geldiği Şanlıurfa'da. Aynı kişi, birkaç yıl öncesinde ülkede deist sayısı artıyor dendiğinde yok öyle bir şey, abartılıyor demişti. Şimdi ne değişti de insanların dinden uzaklaştırıldığından dem vuruyor? Elinde bilimsel bir veri mi var, konjektör gereği mi böyle diyor yoksa bir gözlemi mi var? 

Gelelim tezine. Sayın Başkan’ın "İnsanlar dinden uzaklaştırıldığı" tezine katılmıyorum. Çünkü kim, ne şekilde propaganda yaparsa yapsın, istersen dini öcü göstersin, bir insan dinden soğumaz ve uzaklaşmaz. Böyle bir şey varsa da oranı yüksek değildir.

Şu bir gerçek ki dinden soğuma gerçeği var. İsterdim ki DİB Başkanı, bunun sebeplerini uzmanlarıyla bir güzel irdelesin ve dinden kaçışın çözüm yollarını bulmaya çalışsın. Ama görüyorum ki Beyefendi, "uzaklaştırılıyor" diyerek suçu başkalarına özellikle sosyal medya ve iletişim kanallarında dinsizlik aşılanıyor diyerek soruna bahane buluyor ve gerekçe üretiyor. Merak ediyorum, sosyal medyada ve iletişim kanallarında bu "aşılama" olmasa dinsizlik ya da dine mesafe koyma artmayacak mı? 

Bana göre dinden soğumanın en önemli sebepleri arasında; etkili, yetkili ve sorumlu, dindar, mütedeyyin ve İslamcı, dini anlatan, dinle özdeşleşmiş, dini görev yapan, dini ve dini değerleri hoyratça kullanan ve dini tekeline almış kişilerin; (istisnaları tenzih ediyorum.) 

-güzel örnek olmaması, 

-çağı okuyamaması, 

-insan psikolojisini bilmemesi, 

-kullandıkları din dili, (buyurgan, hakaretamiz, sert, kırıcı, suçlayıcı, kaba vs.) 

-söz ve eylem uyumsuzluğu, (Ele verir telkini, kendi yutar salkımı misali)

-hiç olmadığı kadar siyaset yapması, sanki bir partinin basın sözcüsü gibi davranması, siyasetle aralarına mesafe koymaması...)

-birçok etkili, yetkili ve sorumlu makamlarda bu kişilerin olması ve çoğunluğunun kötü bir imaj vermesi,

-ellerindeki yetki ile mağduriyetler oluşturması,

-çevresinden hiç olmadığı kadar güven problemi yaşaması vs.

Günümüzde dindar, mütedeyyin, İslamcılar ve din görevlileri hiç olmadığı kadar makam ve mevki gibi bir imtihanla sınandı. Zira bu kesim, dünün sınanmamış dürüstleri idi. (Ki sınanmayan herkes dürüsttür bu ülkede.) Bugün kahir ekseriyeti makam ve mevki ile test edildi ve bu dürüstlük sınavını geçememişlerdir. Burada daha önce bir yazımda yazı konusu edindiğim bir araştırma (MAK Danışmanlık AŞ.) sonucuna burada tekrar yer vermek isterim: “Özal zamanında bir araştırma firması şöyle bir soru soruyor: 'Karı-koca olarak acilen bir yere gitmek zorunda kalsanız, çocuklarınızı aşağıdaki meslek gruplarından hangisine öncelikli olarak emanet edersiniz?' Seçeneklerde aşağı yukarı tüm meslek gruplarına yer verilmiş. ‘Din görevlilerine teslim ederiz’ seçeneği, birinci sırada tercih edilmiş. Aynı soruyu hiç değiştirmeden bu sene biz sorduk. İlk on sırada din görevlileri olmadığı gibi din ve dindarlıkla özdeşleşen bir meslek grubu da tercih edilmemiş”. (bknz: https://anadoludabugun.com.tr/yazarlar/barbaros-ulu/din-gorevlileri-itibar-mi-kaybediyor-6718) 

Kanaat önderleriyle yaptığı toplantıda “kendilerini peygamberlerin varisleri” olarak gören DİB Başkanı, mademki böyle bir hassasiyeti gündeme getirdi. İsterdim ki bu araştırma sonucunu bu toplantıda bir güzel masaya yatırsın. Çünkü araştırma din görevlilerini ilgilendiriyor. Orada sormalıydı: 90’lı yıllarda güvenilirlikte ilk sırada olan din görevlileri, 30 yıl sonrasında bugün niçin ilk 10’nda yok? Oradaki hazirundan eteklerindeki taşı dökmelerini isteyebilirdi. Hatta bu konuda bir komisyon kurarak bu konuyu enine boyuna bir güzel inceletebilirdi. Gördüğüm kadarıyla bu araştırma es geçilmiş. Gerçekten bu sonuç orada da gündeme gelmeyecek de nerede gündeme gelecek?

Burada din görevlilerinin itibar kaybetmesine dair verdiğim örnekler için “öyle bir şey yok da. Diyelim ki böyle bir şey var. Para kirli olmasına rağmen insanlar paradan niye nefret etmiyor ve uzaklaşmıyor da dinden uzaklaşıyor” şeklinde bir gerekçe sunanlar olacaktır. Böyleleri kusura bakmasın ama milletin bu tür bayat bahanelere ve kıyasa karnı toktur. Bu tür konuları değerlendirirken insan psikolojisini hesaba katmak lazım. Çünkü bu toplumun kahir ekseriyetinin, parçadan bütüne giderek genelleme gibi bir özelliği var. (Askerde Kayserili bir çavuştan dayak yiyen birinin tüm Kayserililerden nefret etmesi gibi. Fazla örneğe gerek yok bence.)

Hasılı, ister dinden uzaklaşma veya dinden uzaklaştırma var diyelim. Dinden uzaklaşmanın olduğu bir gerçek ama sorunu çözmek için bu uzaklaşma/uzaklaştırmanın sebep ve nedenlerini tespit edip çözüme giden yollar bulmamız lazım. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

*10/11/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.