1 Şubat 2021 Pazartesi

Dubalar ve Setler *

Şehir içinde bir yoldan arabanızla geçerken veya kaldırımda yürürken kaldırım kenarlarında, kaldırım boyunca vida ile monte edilmiş dubalar dikkatinizi çekmiştir. Aynı mesafede monte edilmiş dubalar o kadar çok ki dikkatinizi çekmemesi zaten mümkün değildir. Belli ki kaldırıma araba park edilmesinin önüne geçmek için yapılıyor bu dubalar. Eğilip bükülmediğine göre sanırım bu dubalar demirden. Öyle zannediyorum, yapılan kaldırım düzenlemesinin yanında kaldırım kenarına monte edilen bu dubaların belediyelere maliyeti de oldukça yüksek olsa gerek. 

Dubaların yanında dikkatimi çeken bir başka husus da hız kesmek, hız düşürmek ve muhtemel kazaların önüne geçmek amacıyla yollara yapılan setlerdir. Bu setlerin bir standardı varsa da gördüğüm setler farklı farklı. Bazısı arabayı hoplatan cinsten yüksek, bazısı ise etkisiz eleman gibi arabayı etkilemiyor. Yüksek yapılan bu setlerin çoğuna, dikkatli girilmediği takdirde bu setler kaza riskine davetiye çıkarmaktadır. Kişi kaza yapmasa da araba aksamının zarar görmemesi mümkün değil.

Bazı yollarda set sayısı az iken bazısında oldukça fazla. Setlerin çokça olduğu yollardan sürekli gelip geçen sürücüler, set işaretini görmese de nerede setlerin olduğunu avucunun içi gibi bilirler. Sete yaklaşırken hızını düşürürler. Bu yollarda esas sıkıntı, yolun acemisi olan şoförleredir. Çünkü set işareti konan çoğu levha, ağaçların dallarından veya başka sebeplerle tam görünmüyor. Bu da aniden setle yüz yüze gelmek demektir. Bir diğer husus, olur olmaz konan nice setler özellikle karlı ve buzlu havalarda sete yaklaşılırken frene basma yüzünden aracın kaymasına sebebiyet vermektedir.

Doğrusunu isterseniz kaldırımlarda yola paralel olarak yol boyunca vidalanan dubalara ve çoğu iç yollara konan setlere sıcak bakmadığımı ifade etmek istiyorum. Hem dubanın hem de setlerin faydasından fazla zararının olduğunu, görüntüyü çirkinleştirdiğini, belediyelere artı yük getirdiğini düşünüyorum. Aynı şekilde sağını solunu seyreden dikkatsiz bir yaya ayağını dubaya takıp düşebilir ve yaralanabilir. Ki kaldırımlardan sadece önünü görenler yürümüyor. Âmâ ve engelliler de kaldırımı kullanıyor. Aynı şekilde hızı düşürmek için yapılan setler de trafiği yavaşlatmakta ve arabalara zarar vermektedir.

Duba ve setlerin görüntü çirkinliğinden, maliyetinden, kazaya davetiye çıkarmasından geçtim. Hem set hem duba bu çağda şehitlerimize yakışmıyor. Neden derseniz? Bildiğiniz gibi yol ve kaldırımların sürücü ve yayaların ne şekilde kullanılacağının kuralları var. Ehliyeti olan bir sürücü hangi yolda kaç hızla gideceğini bilir. Bilmiyorsa da uyarı levhaları vasıtasıyla kaç hızla gitmesi gerektiğini görür. Yine sürücüler, yayalar için olan kaldırıma araç park edemeyeceğini de bilir. Hız sınırına riayet etmediği, kaldırıma araç park ettiği takdirde aracına ceza yazılacağını da bilir. Tüm bu kurallara rağmen yollarda hız sınırına riayet edilmiyor ve kaldırıma araç çıkarılıyorsa bu demektir ki bir kontrolde radara girinceye ve polis gelip kaldırımdaki araca park cezası yazıncaya kadar sürücü için trafik kurallarını çiğnemek mubahtır. O kadar set ve kaldırıma park etmiş araçlar her bir yerde bolca olduğuna göre yeterince denetimlerin olmadığı ve ceza yazılmadığı anlamına gelir. Yine bu setler ve kaldırımlara sabitlenen dubalarla yetkililer sürücülere, “Siz hız sınırına riayet etmiyor, biz de denetleyemiyoruz. Sizi yola getirmenin yolu, yollara set yapar, hızınızı düşürürüz. Aracınızı kaldırıma park etmemenizi engellemek için kaldırımlara dubalar koyarız.” mesajı veriyorlar.  

Hasılı, bu çağda yollara set yapmak, kaldırımlara duba koymak marifet değil. Set ve dubalar acilen kaldırılmalıdır. Trafik kurallarını tavizsiz uygulamak gerekir. Kurallar tavizsiz uygulandığında hiçbir sürücü, kural tanımazlık yapmaz. Kuralların tavizsiz uygulanması için her cadde, sokağa ve kaldırıma görevli koymaya gerek yok. Setlerin konduğu işlek caddelerde ve park yapılan kaldırımlarda pekala mobesa uygulaması devreye sokulabilir. İzlendiğini ve kayıt altına alındığını bilen hiçbir sürücü ne hız sınırını aşar ne de gelir kaldırıma aracını koyar.

*06/02/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

31 Ocak 2021 Pazar

Kur'an ile İmtihanımız *

Bir konunun daha iyi anlaşılması ve akıllarda kalması için hayatın içinde bazen fıkraya, hikaye/kıssaya, mesele ve temsile başvurulur. Anlatımlarda ibret alsınlar diye Kur’an da çoğu zaman kıssalara yer verir. Bu yol ile kıssadan hisse almak murat edilir. Çünkü kıssalar taşı gediğine koyar ve anlatımlarda fazla söze hacet kalmaz. İmamı Gazali de temsili bir hikayeye yer verir. Birlikte okuyalım:

“Bir ağanın bir çiftliği varmış. Çiftlikte de bol sayıda maraba. Ağa ve marabalar, çoluk çocuk beraberce burada yaşıyorlarmış. Ağa, çok iyi bir insanmış. Çiftlikteki herkes, onu çok severmiş.

Bir gün ağa, kâhyayı çağırmış ve demiş ki: Ben bir sefere çıkacağım. Döner miyim, dönmez miyim; dönersem ne zaman dönerim bilmiyorum. Bu çiftliğin işlerinin nasıl yürüyeceğine dair bir talimatname yazdım. Her sabah kahvaltıda, vekilim olarak benim yerime sen oturacaksın ve bu talimatnameyi marabalara okuyacaksın, öylece işlerine başlayacaklar. Dönersem bu çiftliği aynen böyle bulmak istiyorum. 

Gece yarısı ağa, çiftlikten ayrılıp gider. Sabah kahvaltısında kâhya, ağanın yerine oturur ve ağanın sefere çıktığını ve bir talimatname bıraktığını söyler ve başlar talimatnameyi okumaya. Talimatnamede, çiftlikte günlük yapılması gerekenler yazılıymış. 

Günler geçip özlemler arttıkça, ağadan kendilerine hatıra kalan talimatları akşamları da okumaya başlarlar. Dinlerken ağlaşırlar, ağayla aralarında geçen hatıraları yâd ederler, bana şunu demişti, şunu yapmıştı vs...

Sonunda talimatnameyi, çocuklarına ezberletmeye karar verirler. Ve çiftlikte ağanın talimatnamesinin hafızları oluşur. Bir gün biri çıkar ve der ki: Çocuklarımıza ağanın mektubunu güzel okuma yarışması yaptıralım”. Yarışma yaptırılır. 1. 2. 3. gelen çocuklara ödül verilir.

Ağa, yıllar sonra günün birinde dönüp gelir. Fakat çiftlikten eser kalmamıştır. Hiç kimse talimatnameye uymadığı, işleri yapmadığı için çiftlik tarumar olmuştur; fakat talimatname yazılı olduğu, ezberlendiği, yarışma malzemesi yapıldığı ve güzel okuma seansları düzenlendiği için unutulmamıştır.”

Şimdi arkamıza yaslanalım. Bu hikayeyi zihnimizden bir daha geçirelim. Sanırım bu hikaye ile Gazali’nin ne anlatmak istediğini anlamışızdır. Her ne kadar konu anlaşılmış ise de bu konuda birkaç kelam etmek isterim. Malumunuz bu ülkede Kur’an okumayı bilenlerin sayısı, bilmeyenlerden daha fazladır. Çünkü Anadolu insanı, daha ilkokulda iken Kitabımızı okusun diye çocuğunu camiye, Kur’an Kursuna, İHO/İHL’ye; vakıf, dernek ve cemaatlerin açtığı kurslara gönderir. Ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak Kur’an-ı Kerim dersini seçtirir. Çoğu insanımız, hafız yapmak için çocuğunu bir yıl okula göndermez. Kimi liseyi dışarıdan bitirme yolunu seçer. Bu yol ile öğrenci, lise dersleri sınavlarına dışarıdan girerken değişik platformlarda hafızlık yapar. Son yıllarda Kur’an hafızlarının sayılarını artırmak ve hafız olanların hıfzlarını unutmamalarını sağlamak amacıyla hafız İHO ve hafız İHL okulları açılmıştır ve açılmaya devam etmektedir. Ramazan aylarında hafızlar hafızlıklarını sağlama yoluna giderken yüzünden okuyanlar da günlük 20 sayfa okumak suretiyle ramazan bitimi hatim inerler. Hatimle teravih kıldıran camilerimizin sayısı az değil. Biri vefat eder etmez ardından cüz dağıtmak suretiyle hatim okuturuz. Sosyal medyada bir konuyla ilgili ayetlere yer veririz. Çoğu zaman tezimizin doğruluğunu ispatlamak için ayetlere atıf yaparız. Okullarda Kur’an’ı Kerim’i güzel okuma, hafızlık ve ezanı güzel okuma yarışmaları yaparız. Son yıllarda ramazan aylarında TV ekranında Kur’an’ı güzel okuma yarışmaları da düzenliyoruz.

Hasılı, gecemiz gündüzümüz, ömrümüz Kur’an’la geçiyor. Onu (talimatlarını) daima okuyoruz. Nedense tüm bu iyi niyetli uğraşlarımıza rağmen Kur’an’ı hayatımıza tatbik edemedik ve dilimizden düşürmediğimiz Kur’an’ı tıpkı hikayede anlatıldığı gibi tarumar ettik. Maalesef bu durum sadece bize mahsus değil, ta Gazali zamanında da böyle imiş. Demek ki sadece bugün değil, dün de kâl ehli* imişiz vesselam!

*Sadece lâfını eder, konuşur ama yapmaz; teori sağlam gözükür, pratikleri sıfır.

*05/02/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

29 Ocak 2021 Cuma

Yol Arkadaşım

Ben giderim, o gider. Ben dururum, o durur. Bilin bakalım, bu ne?

Bilemediniz. Zira cevap, gölge değil. Resimdeki köpek efendim.

Bu köpek öğle arası yürüyüş yaparken hiç havlamadan sinsice arkama yaklaştı. Hoşt dedim, geri geri kaçar gibi yaptı. Sonra peşim sıra yine geldi. Ben gittim o gitti. Ben durdum o durdu. Tekrar hoşt dedim. (Hayvanseverler kusura bakmasın!) Gerisin geriye dönüp gider gibi yaptı. Sonra peşimden yine geldi.

Baktım zararsız. Sesimi çıkarmaz oldum. Zaten nafile. Yanımdan ayrılacağı yok. Bırakıverdim kendi haline. Kah arkamdan geldi kah benimle aynı hizada yürüdü kah önüme geçti. Bazen de tarlaların içinden dolaştı, tekrar peşime takıldı. Ben kendisini sevmesem de o beni sevdi gayri. Belli ki beni tanımıyor. Tanısa sevmezdi zaten.

Hasılı muhteşem bir ikili olduk ve öğle arasını birlikte geçirdik. Birlikte 6 binden fazla adım attık.

Cuma için abdest almak üzere daireye girince kayboldu. Ya birlikteliğimiz buraya kadar dedi ya da sen camiye gideceksin. Benim namazda gözüm yok. Zira beynamazın birisiyim dedi. Namaz sonrası bir daha görmedim. Acaba köylü, git şunu takip et, ne yapacak bir bak mı dedi. Baktı ki kendi halimde yürüyorum. Zararsız dedi, çekti gitti.

Cuma namazına geldiğimde imam da hayvan haklarından bahsetti. Acaba köpeğe hoşt dediğim için böyle bir hutbe mi seçildi? Benim için manidar oldu.

Bu arada buranın köpeği, yaklaşık bir saat benimle dolaştı. Hiç havlamadı. Sinsice yaklaşsa da sinsiliğini görmedim. Onun sinsiliği de benim sinsiliğe benziyor. Olur olmaz havlayarak da kendini yormadı. Hasılı Aşkan Mahallesinin, bahçede bağlı veya duvar gerisinde salık köpekleri gibi değildi. Aşkan'ın köpeklerini bir görseniz, yoldan geçerken geçme buradan, ne işin var burada dercesine avazı çıktığınca bağırıyor. Hele iki ayağını duvara tırmandırıp ah bir çıkabilsem, ben sana gününü gösteririm dercesine arka arkaya havlamaları, havlama sesini duyan diğer köpeklerin de tempo tutup havlamaya eşlik etmeleri yok mu? Sanki yedik yollarını. Efendileri de bizim köpek görevini iyi yapıyor, baksana her gelenden haberdar ve kimseyi geçirmiyor diye sevinir durur.