28 Ağustos 2020 Cuma

Sıradaki Görev Gelsin! *

—Efendim! Bu süreçte Sağlık Bakanı olmak ister miydiniz?
—İsterdim elbet!
—Ama efendim, bu süreci yönetmek zor değil mi?
—Zorluk derken
—Mesela her akşam covit 19 sonuçlarını açıklamak bile başlı başına zor bir iş.
—Neresi zor bunun?
—81 ilde yapılan test sayısını, testi pozitif çıkan hasta sayısını, yoğun bakım ve entübe hasta sayısını, iyileşen hasta sayısını ve ölen sayısını kastediyorum.
—Ne var bunda?
—Ne demek ne var bunda? Kolay mı bu istatistikleri toplamak ve açıklamak?
—Tutturduğun rakamlar üzerinde her gün biraz değişiklik yapacaksın.
—Neye göre değişiklik yapacaksın?
—Belli bir yüzdeyi geçmeyecek şekilde rakamlarda bir ileri iki geri ya da iki ileri bir geri yapacaksın.
—Yani?
—Verdiğin bilgileri izleyenler hayretinden şaşırıp kalacak.
—Ama efendim olur mu?
—Niye olmasın? Bal gibi olur hem de...
***
—Diyanet İşleri Başkanlığına ne dersin? Buna da kolay demezsin herhalde?
—DİB başkanlığı en kolayı. Kebap kebap!
—Sana göre de her şey kolay maşallah! Sanırım zor görev yok. Mesela her hafta hutbe konusu belirlemek bile zorun zoru. Bunu kolay mı sanırsın sen?
—Mübarek! Bundan kolay ne var?
—Nasıl?
—Yılda 52 hafta var. Her haftada birden fazla belirli gün ve haftalar var.
—Eee?
—Eeesi, bu günlerden istediğini seçip hazırlatacaksın. İşte sana hutbe.
—Haydi bir yıl böyle yaptın ya ertesi yıl ve sonrası.
—Be kardeşim! Bu belirli gün ve haftalar her yıl tekrarlanır. Sen de önemine binaen tekrar edersin.
—Olur mu öyle şey?
—Niye olmasın kardeş? Böyle olmuyor mu zaten?
—Ama millet sıkılır, dinlemez.
—Dinleyen kim zaten. Zaten dinlenilsin diye okunmuyor ki...Çoğu, sessiz bir şekilde dinler gibi yapıyor. Kazara dinlemeye kalkan çıkarsa biraz homurdanır. Bu da problem değil. Varsın homurdansın. Ateş olsa cürümü kadar yer yakar. Kim dinler onu.
—Bazı cumalarda belirli gün ve haftalar takip edilmiyor ama...
—O zaman da namaz, oruç, hac, zekat, sünnet/hadis, mübarek geceler gibi rutin konulara değinirsin, olur biter.
—Teşekkür ediyorum.
—Ben teşekkür ediyorum. Var mı bana tevdi edeceğin başka görev? Gördüğün gibi hepsine hazırım.

*04/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

27 Ağustos 2020 Perşembe

“Allah taksiratını affetsin!” *

Bir sala duyduğumuzda cenazeyi tanımasak bile “Allah’tan geldik, yine ona döneceğiz” anlamına gelen “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” ayetini dilimizden düşürmeyiz. Bir yakın ve tanıdığımızın cenazesine katıldığımızda veya bir taziyeye gittiğimizde “Allah rahmet eylesin”, “Mekanını cennet eylesin”, “Allah sabırlar versin”, “Başınız sağ olsun” şeklinde taziyelerimizi bildiririz.
Bugünlerde bu duaları daha çok yapıyoruz. Çünkü salgın nedeniyle bugünlerde ebedi aleme daha fazla kişi gönderiyoruz.
Cenaze ve taziyelerde yaptığımız bu dualara ilaveten dilimizden düşürmediğimiz bir dua daha var: “Allah taksiratını affetsin!”
Kusurlar, suçlar anlamına gelen; taksir kelimesinin çoğulu olan taksirat, vefat edenin ardından halkımız tarafından dua niyetine sıkça söylenir. “Allah kusurlarını/hatalarını/günahlarını affetsin” anlamına gelir.
Vefat edenin ardından yapılan ve yazılan duaların en güzeli belki de. Çünkü duada kullanılan taksirat kelimesinde aynı zamanda bir incelik var. Taksir, “Bir işi eksik yapma, kusurda bulunma ve kusur işleme” demektir. Kusur ise eksiklik, noksan, hata, özür gibi anlamlara gelir. İşlenen kusur, kasıt olmadan, istemeyerek yapılan hata demektir. Bildiğiniz gibi hata/kusur ile yanlış arasında fark vardır. Kusur, bilmeden yapılan iken yanlışta kasıt vardır. Halkımız bu duayı yaparken “Yaşarken bilmeden ve farkına varmadan hatalar işlemiş olabilirsin. Allah bunları inşallah affeder” demek istemektedir. İncelik de buradadır. Gerçekten hangi birimiz, hiç suç işlemese bile hata ve kusur işlemeden bu dünyadan çeker gider. Her birimizin sayısız kusurları vardır. Hatta kasten işlediğimiz suçlarımıza göre taksirli suçların lafı bile olmaz.
Konumuz maden kusurlarımız. Çok uzağa gitmeden taksirat kelimesini kullanırken de maalesef çoğumuz, bilmeden ölenin ardından yapılan bu güzel duada kusurlar işlemektedir. Çünkü taksirat kelimesini doğru telaffuz eden bir elin parmaklarını geçmiyor. İşittiğim ve gördüğüm taksirat yazılışı ve söylenişleri şöyle:
"...tahsilatını..."
"...taksilatını..."
"...tahsiratını..." vs.
Sanırım, taksirat kelimesi dile gelse "Ne ya, sizden benim bu çektiğim. Benim adım şu. Lütfen doğru kullanın" der herhalde.
Kelime genellikle yanlış yazılmak ve söylenmekle beraber ne kastedildiği anlaşılmış olsa da en güzeli, kelimeyi doğru kullanmaktır. Çünkü bu şekilde yanlış kullanımlar, bilenler nezdinde kulakları tırmalamakta ve dikkat çekmektedir. Bu vesileyle bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Doğrusu, "Allah taksiratını affetsin" şeklinde olacaktır.

*05/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Kabak Tadı Veren Söz ve Eylemler *

Bir şey yerinde, zamanında ve kıvamında söylendiği takdirde faydalıdır. Bu faydalı olan şeyi olur olmaz tekrarlamak, rutine bindirmek o şeyin değerini düşürür. Bir müddet sonra insanlar tınlamamaya ve önem vermemeye başlarlar. Bir şeyi olduğundan fazla tekrar, aynı zamanda kişiyi bezdirir. Hatta "Tamam, anladık. Geri zekalı değiliz. Yetti artık! Papağan gibi tekrarlayıp durma. Biraz da farklı bir şeyler söyle" dedirtir.

Ne demek istediğimi vereceğim örneklerle izah etmek isterim:

√ Bir anne veya babanın çocuğuna "Ödevin var mı? Ödevlerini yaptın mı? Derslerine çok çalış" sözlerini sıkça tekrarlaması.

√ Salgın dolayısıyla;
Hemen hemen her yerde "Maske takalım, sosyal mesafeye riayet edelim, el temizliğine özen gösterelim" sözlerinin sıkça tekrarlanması.
Her perşembe yatsı namazı vaktinde minarelerden dua okunması ve salavat yapılması, (Marttan beri devam eden bu uygulamaya ben, minare duası diyorum.)

Her gün öğle ve ikindi namazı öncesi minarelerden yapılan "maske, mesafe ve el temizliği" uyarısı…

Bilim Kurulu üyelerinin her birinin her gün bir kanala çıkıp salgınla ilgili içimizi karartan açıklama ve uyarıları.

√ Başka şehir ve muhitleri bilmem ama Meram ilçesinde yere gömülü, ağzı kapaklı çöp konteynerlarının kapaklarının bu süreçte kapalı tutulması. (Çöp atmaya gelen çöpünü atmak için kapağı eliyle açması gerekiyor. Bu demektir ki akşama kadar aynı kapağa kaç kişinin eli değiyor. Halbuki bu dönemde temas olmaması için evlere mesafeli çöp kutularının kapağının açık tutulmasında fayda var.)

√ Kullanılmış maskeleri, ulu orta atmayın uyarılarına rağmen gözle görülür her yerde  atılmış maskelerin göze çarpması.

√ Kalabalık ve kapalı mekanlarda burun dışarıda görünecek şekilde maskenin takılması.

√ Düğün, taziye gibi yerlerde hastalığı başkasına satma veya kapma seanslarının devam etmesi. (Hastalık düğün, nişan, kına, ağız tadı, cenaze ve taziyeden ziyade temastan geçmektedir. Vatandaşımız mesafesini korusa bu tür organizasyonlarda da şifayı kapmayız. Ama biz sarılmadan duramayız ki... Samimiyetiniz batsın sizin! Bereket, bu tür organizasyonlara geç de olsa yasak gelmiş oldu.)

√ Aynı evde yaşamayan bireylerin çarşı, pazar ve cami gibi yerlerde bir tanıdığını gördükleri zaman tokalaşma ve sarılmak eyleminden vazgeçmemesi.

√ Bazıları, güya tokalaşmıyorum, ben bu konuda duyarlıyım dercesine getiriyor dirseğini, dirseğine değdiriyor. Ben buna dirsekleşme diyorum. (Üstüme iyilik sağlık! Bu da bir temas değil mi? Ne anladık biz bu işten. Üstelik bu eylemle sosyal mesafe de çiğneniyor. Duyarlılığınız batsın sizin!)

*29/08/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.