3 Nisan 2020 Cuma

Bugünlerde Sağlık Çalışanı Olmak ***

Her meslek zordur. En kolay olanı kaldırım mühendisliğidir. Bu işi icra edenlerin de dolaşmaktan ayaklarına karasular iner. Bakmayın, çoğumuz kendi yaptığı işi zor, başkasının işinin kolay olduğunu söylediğine. Sorumluluk istenen her iş zordur.

Meslekler zor olduğu kadar aynı zamanda önemlidir de. Önem sırası da daha fazla ihtiyaç hissettiğimiz anlara göre değişir. Hiç önemsemediğimiz meslek ve işkollarını, yokluklarında ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Hangi meslek ve işkolunda çalışırsak çalışalım, her meslek çalışanı değerlidir aynı zamanda.
Mesleklerin zorluğu, önemli olması ve çalışanlarının değerli olması yanında, bir de mesleklerin gözde olanları vardır. Gözde meslekler, zamanın ruhuna uygun olarak ihtiyaca, özlük haklarına ve çalışma şartlarına göre değişiklik gösterse de ilk sırayı hiçbir meslek grubuna kaptırmayan meslek, hekimlik mesleğidir. Başarılı öğrencilerin çoğunun gönlünde doktor olmak vardır. Çocuk ve öğrenciler arasında “İleride ne olmak istiyorsun” araştırması yapılsa, kahir ekseriyeti “Doktor olmak istiyorum” cevabı verir.

Gelelim günümüze… Dünyayı esir alan, normal yaşantımızı değiştirerek bizi evlerimize hapseden, hayatı durduran koronavirüsten dolayı her akşam hastalığa yakalanan ve bu hastalıktan dolayı ölen insan sayısını duyan çocuklarımız, gözde mesleklerden doktor (ve sağlık çalışanı) olmayı ya da anne ve babalar, çocuklarının doktor (ve sağlık çalışanı) olmasını ister mi hala? Sanırım bu olağanüstü durumu gören ve yaşayanlar bu aşamada kolay kolay sağlıkçı olmak istemezler. Çünkü virüs kaparım endişesiyle herkesin -sağlam insanlar dahil- birbiriyle temas etmekten kaçındığı günümüzde sağlık çalışanları, önlerine gelen hastayla temas etmek zorunda: “Bu hasta koronavirüs hastası, bundan bize virüs bulaşır, o yüzden uzak durayım” gibi bir tercihleri söz konusu değil.

Sağlık Bakanı Sayın Koca, “Muayene veya diğer temaslar dolayısıyla koronavirüs teşhisi konan sağlık çalışanı sayısının 601 kişi olduğunu” söyledi. Bakan’ın 1 Nisanda verdiği bu rakamlar 1 Nisan şakası değil, gerçek maalesef. Bakan ayrıca “DSÖ Avrupa Direktörünün Avrupa'da görülen vakaların yüzde 10'unun sağlık çalışanları olduğunu ifade ettiğini” açıkladı aynı gün. Tıp profesörü Cemil Taşçıoğlu da maalesef kaptığı virüsten dolayı vefat etti.

Anlatmak istediğim, yaşadığımız bu olağanüstü durum gösterdi ki bu devirde doktor veya sağlık çalışanı olmak kefenini giymek demektir. Onlar bu riske rağmen hastayı muayene edip tahlil tetkikini yapacak ve teşhisten sonra tedavisi için uğraşacaklar. Ölmeden ölmek, her gün, her saat, her saniye ölmek demektir. Ölmez sağ çıkarlarsa iş çıkışı ne annelerini görürler ne babalarını ne de çocuklarını. Çünkü aldıkları virüsü yakınlarına kaptırma durumları söz konusu.

Zorluğu, önemi ve değeri, günümüzde daha önemli hale gelen sağlık çalışanlarının, virüs kapma ve ölme riskine rağmen yoğun bir tempoda görevlerine sabırla devam etmesi, bir fedakarlık örneği ve diğerkamlıktır. Yaptıklarının karşılığı ne parayla ödenir ne teşekkür ne de alkışla. Hele de bu zor günde… İyi ki varlar bu fedakârlar ordusu. Allah razı olsun kendilerinden. Allah onları sevdiklerine bağışlasın.

***04/04/2020 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

2 Nisan 2020 Perşembe

Ömrün de Ölümün Hayırlısı *

Ölüm bir gün kapımızı çalacak. Zira biyolojik yasa gereği er veya geç öleceğiz. Çünkü bu dünya geçici ve içinde yaşayan bizler de fani birer varlıklarız. Zamanı gelen gidiyor: Kimimiz ölümcül bir hastalığa yakalanıp ölüyor, kimimiz kalp krizi sonucu vefat ediyor, kimimiz vücut fonksiyonları pes edince ölüyor, kimimiz de bir kaza sonucu veya bir cinayete kurban giderek hayatını kaybediyor. Sebebi ne olursa olsun, ölümün bir gerçek olduğunu bildiğimiz halde bir sala duyduğumuz zaman içimiz cız eder. O anda hayatın anlamsızlığı aklımıza gelir. Bir müddet sonra normal hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz.

Ölümü her zaman düşünür olsak da hayatın içine kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü bu fani hayatı daha çok seviyoruz. O yüzden ölmemek için her yolu deneriz. Bu, bugüne kadar böyle idi. Bugünlerde ölümü daha çok düşünür olduk. Hatta hiç aklımızdan çıkmıyor. Hatta ölmeden önce ölüyoruz dense yeridir. Çünkü görünmez düşman virüs, hayatımızı çepeçevre kuşattı. Zayıf bulduğu vücudu yere yeriyor. O yüzden ne kadar hedefimiz, idealimiz varsa öteledik hepsini ve evlerimize kapattık kendimizi. Postu deldirmemeye ve dünyayı eve sığdırmaya çalışıyoruz.

Biz ölüm korkusuyla kendimizi eve hapsetsek de ölümler oluyor ve hoşlanmasak da vefat haberleri geliyor. Ölenin yakınına eskisi gibi “Ölüm nedeni nedir” diye soramıyoruz. Çünkü hepimizin aklına “Acaba koronavirüsten dolayı mı vefat etti” geliyor. Bundandır ki ölenin yakınları, daha sormadan vefat nedenini açıklamak zorunda kalıyor. Hatta bazı vefat mesajlarında ve sosyal medya paylaşımlarında “kalp krizi” veya “vadesiyle vefat etti” açıklamalarına bile rastlıyoruz.

Koranavirüsten dolayı ölmek ayıp bir şey midir? Asla. Kişi koronavirüsten dolayı da ölebilir. Zira ayıplanacak bir durum değildir. Hepimizin başına gelebilir. Hepimiz bu amansız hastalığa yakalanabilir ve bundan dolayı da ölebilir ve yakınlarımızı kaybedebiliriz. Çünkü bu virüs kişi seçmiyor. Kimi önüne katıyorsa kovalıyor. Doktorları da vuruyor, şöhret bulmuş koltuk sahiplerini de. Bu gerçekliğe rağmen bize ölüm zamanını tercih hakkı verilse öyle zannediyorum hiçbirimiz bugünlerde ölmek istemeyiz. Yine ölüm nedeni seçeneği sunulsa koronavirüsten dolayı ölme tercihini seçmeyiz. Gerçekten zor bir durum. Belki de bundandır ki cenaze yakınları, ölenin ölüm nedenini açıklamak durumunda kalıyorlar. Çünkü bu hastalığın bulaşıcı özelliği var. Pekala ölenin yakınları da bu virüsü kapmış olabilir. Defin esnasında bu virüsün merasime katılanlara bulaştırılma riski de maalesef yüksektir.

Hasılı biz istesek de istemesek de hoşumuza gitse de gitmese de ölüm şu ya da başka nedenlerle kapımızı çalacak. Ama bu ölüm nasıl olsun? Hepimizin istediği, vadesi gelmiş bir ölüm. (Aslında her ölüm vadesi gelmiş bir ölümdür.) Belki de bu yüzden birbirimize dua ederken “Allah hayırlı ömür ve hayırlı ölümler nasip etsin” şeklinde dua ederiz. Bu duayı daha çok yapmanın şimdi tam zamanı. Temennim, bu zaman diliminde sebebi ne olursa olsun bir ölümün gerçekleşmemesi. Eğer ölüm hak vaki olacaksa da herkese hayırlı ömürler gibi hayırlı ölümler nasip etsin Mevla’m!

*03/04/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

1 Nisan 2020 Çarşamba

Dert Ortağım

Bir görüşme nedeniyle evimden en son 16 Mart günü çıkmıştım. (Sanki sordunuz da) O günden bu yana ne çarşı bilirim ne pazar. Ne arayanım var ne de soranım. Ne kimseyi ziyaret ettim ne de evime ziyaretçi geldi. Ekmek biterse fırına, çok zaruri bir ihtiyacım ortaya çıkmışsa, market ayrımı yapmadan en yakın markete gidip geldim.

Eve kapanmamın ilk haftasında gittiğim market de son gidişim oldu. Oğlan ihtiyacımı alıp geliyor, istediklerimi mutfağa koyuyor, bizimle görüşmeden evinin yolunu tutuyor. Hasılı evlendirip baş göz ettiğim çocuklarımı dahi göremiyorum. Evde hapisim anlayacağınız. Tıpkı evde kal uyarısıyla evine kapanan çoğunuz gibi.

Evde otururken şimdi evde hapis cezası almanın tam zamanı diyorum bazen. Nasılsa ben de evdeyim, herkes de evinde. Hazır eve kapanmışken bu vesileyle cezamı çekmiş olurdum. Daha neler aklıma geliyor neler! En normali de verdiğim bu örnek.

Anlayacağınız dertliyim. En büyük dert ortağım, yol arkadaşım ve sırdaşım, günde en az üç kez, içinde çay demlediğim çaydanlıktır. Pek çay içmeyen çocuğum da çaykolik oldu. Dolduruyorum çaydanlığın içini suyla. Koyuyorum ocağın üstüne çaydanlığı. Yakıyorum altını. İşe gidecekmişim, acele işim varmış gibi açıyorum ocağın alevini. Fokur fokur kaynatıyorum suyu. Demliyorum çayımı.

Çayımı biraz dinlenmeye bırakıyorum. İyice demlendikten sonra oturuyorum çaydanlığın yanına. Doldurup doldurup içiyorum. İçtikçe efkarım dağılıyor. Ta ki çaydanlıktaki çay bitinceye kadar. Ne çaydanlığım yaktın, kaynattın, pişirdin beni diyor ne içtiğim çay; yeter artık, bırak içmeyi diyor ne de midem, of! İçim dışım çay oldu diyor. Bugünlerde damarlarımı kesseniz kan yerine, çay akar anlayacağınız.

Görünen o ki evde zorunlu ikamet devam ettiği müddetçe çaydanlık, çay ve ben birbirinden ayrılmaz muhteşem üçlü olmaya devam edecek. En iyi dost zira çay bu aşamada. Umarım bu mecburi olağanüstü hal çok uzun sürmez, ülke selamete çıkar, ben de sağ salim dışarı çıkarım, herkes gibi.