18 Şubat 2020 Salı

Dünden Bugüne Pek Bir Şey Değişmemiş

Payitaht Abdülhamit dizisine bakıyorum: Padişahın birlikte çalıştığı, iş verdiği, burnunun dibindeki bir hain, Abdülhamit'in paşalarından ve akrabalarından aldığı destekle Abdülhamit, tren yolunu yapamasın ve memurlarına maaş veremesin diye darphaneyi basıyor. 

Etrafı kuşatılan hainler, darphenedeki nakitleri ateşe veriyor, altınları eritecekleri sırada Abdülhamit operasyon emri veriyor. 

Darhanedeki hainlerin dışarıdaki uzantıları, devlete karşı terör eylemine kalkışan hainleri kurtarmak ve onların deşifre olmasını önlemek amacıyla "Paralarınız yanıyor, maaş alamayacaksınız" propagandası yaparak halkı ve devlet memurlarını darphaneyi yağmalamaya çağırıyorlar. 

Darphaneyi işgal eden hainlerin etrafı çembere alındığı halde kalabalıklar arasından hainler yakalanmadan kurtulur, yani kurtarılır. Elebaşları soluğu Abdülhamit'in yanında alır ve kendisine padişah tarafından yeni bir görev verilir. 

Darphane işgalinde 107 kişi tutuklanır. Tutuklananlar arasında devlet memurları da var. Fakat bunların darphane işgalinde rol oynayıp oynamadığı, suçlu olup olmadığı bilinemez. 

Nümayişçiler, yargılanmadan haklarında karar Abdülhamit tarafından verilir: Devlet memuru olanların devletle ilişiği kesilsin. 

Hasılı suçlular kaçtı, padişahla iş yapmaya devam ediyor ve pek masumlar. Devlet memurlarının ise memurluğuna son veriliyor. 

Diziden  aktardığım bu anekdot, günümüzde olup bitenlere ne kadar benziyor değil mi? Yakalanan 107 kişiden kaçı masum, kaçı suçlu? Hani kopya çekmek günahtı? Hani taklitçilik iyi bir şey değildi?

Siyasi Ayak Ortaya Çıkmaz! ***

—Efendim, terör örgütünün siyasi ayağı tartışmaları yeniden alevlendi. Kimse yoğurdum ekşi demiyor. Ne dersiniz, bu sefer siyasi ayak ortaya çıkar mı?
—Bu bir kayıkçı kavgasıdır. Kayıkçı kavgalarında gerçek ve doğrular ortaya çıkmadığı gibi taraflara da bir zarar gelmez. Boş ver, sen siyasi ayağı! Ben sana bir fıkra anlatayım:
“Şehrin kadısı içki müptelasıdır ama mesleğine halel gelmesin diye halka açık yerde içki içmez. İçmek için şehir dışını mesken edinir.
Yine bir gün içmek için kadı, şehrin dışına çıkar. O kadar içer ki sarığını bir tarafa, cübbesini diğer tarafa atarak sızıp kalır. Oradan geçmekte olan Nasrettin Hoca, cübbeyi sırtına geçirdiği gibi şehrin yolunu tutar ve cübbeyi giymeye devam eder.

Nice sonra ayıkan kadı, cübbesini bulamaz, evinin yolunu tutar. Adamlarına da cübbesini çalanı yakalayıp getirmelerini ister. Sırtında kadının cübbesi ile yakalanan hoca, kadının huzuruna çıkarılır. Yargılama başlar. Kadı hocaya sorar:
—Be adam! Sırtındaki cübbe kimin?
—Efendim! Bu cübbe benim değil.
— Yaşından başından utan! Utanmıyor musun başkasının cübbesini alıp giymekten?
—Şehrin dışında dolaşırken sizin gibi piri fani birisini içkiyi fazla kaçırmış gördüm. Sarığını ve cübbesini sağa sola fırlatarak sızıp kalmış zavallı. Çalınmaması için bu cübbeyi alıp giydim. Şu anda vermek için sahibini arıyorum. Şayet sahibi ortaya çıkar, bu benim derse cübbesini kendisine vereceğim.
Bu cevap karşısında kadı, hafifçe öksürür ve:
—Hoca, hoca! Bu gidişle  bu cübbenin sahibi çıkmayacak. Sen en iyisi bu cübbeyi, bir güzel giymeye devam et, diyerek davayı sonlandırır ve sesini keser.”

Güzelim cübbesini kaybeden kadının içi gider ama bu benim diyemez. Nasıl desin? Cübbe benim dese içki içtiği ortaya çıkacak ve şehirdeki itibarını kaybedecek. Belki de makamından olacak. Şehirdeki itibarını ve makamını kaybedeceğine, cübbesini kaybetmeye razı olur. Hoca da başkasına ait cübbeyi bu şekil zimmetine geçirerek giyinmeye devam eder. Hasılı kadı razı bu durumdan, hoca razı bu durumdan. Adalet yerini bulmamış, adalet yanıltılmış, kime ne? Sonra adalet dediğin nedir senin? Ayrıca adalet ilk defa mı yanıltılıyor?
—Bu fıkradan benim anladığım siyasi ayak falan ortaya çıkmayacak.
—Hele ki şükür, anladıysan…
—Kayıkçı kavgası ne?
—Çok cahil kalmışsın ama anlatayım:
“İstanbul'da Eminönü-Karaköy arası yolcu taşıyan kayıkçılar, yolcu beklerken yolcu kapmak için durup dururken kendi aralarında kavgaya tutuşur; kürekler havaya kalkar, sesler yükselir, bir itiş-kakış başlarmış. Kavga eden kayıkçıların bağırış ve çağırışlarını gören ve duyan halk, kayakçıların etrafında toplanırmış.

Kavgada havaya kalkan kürekler etrafta toplanan halkın başına, gözüne değer; yaralanırlarmış. Nedense havada uçuşan kayıkların hiçbiri kayakçılara değmezmiş. Kayıkçılar bu şekil muradına ererken halkın başının yarıldığı da yanlarına kâr kalırmış.  

İstanbul’da kayakçıların kendilerine zarar vermeden yaptığı bu kavga, tarihimize kayıkçı kavgası olarak geçmiştir. Tarih tekerrürden ibaret derler, dünyada ve Türkiye'de olup bitenler tam bir kayıkçı kavgasıdır. Bu tür kavgalarda kavga eden taraflara bir şey olmuyor. Olan hep halka oluyor. Zaten bu yüzden hep onların anası ağlıyor. 

***22/02/2020 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Ne Yiyip Ne İçtiğimizi Ne Kadar Biliyoruz? *

Tarım ve Orman Bakanlığı 2020 yılına ait ilk tağşiş(bir şeyin içerisine başka bir madde karıştırma) listesini (229 firmaya ait 386 ürün) yayımladı: Buna göre gazlı içecekten bala, çaydan zeytinyağına, çikolatadan ete kadar birçok üründe tağşiş ortaya çıktı. Ürünlerinde hile yapan firmaları Bakanlık, 2012 yılından beri kamuoyuna teşhir ediyor. Bugüne kadar 1443 firmaya ait 3202 parti ürünü deşifre etti. Bakanlığın "Şu firmalar ürünlerinde belirlenen kriterlere uymuyor, şunları yapıyor" listesi yayımlamaya devam ettiğine göre demek ki firmalar Bakanlığın dediğini değil, bildiklerini okumaya devam ediyorlar. 
Bazı firmaların daha önce de ceza almasına rağmen aynı isimle ürünlerini piyasaya sürmeye devam ettiği görüldüğünden Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapan firmalarla etkin mücadele için kanun teklifi vermeye hazırlanıyor. Bu demektir ki şu ana kadar firmalara verilen cezalar caydırıcı değil. Hazırlanan teklife göre hileli gıda satan firmalara idari ve para cezasının yanında hapis cezası da verilebilecek. Aynı suçu iki sene içinde iki defa tekrarlayan işletmeciler, hem faaliyetinden menedilecek hem de demir parmaklıkların arkasına gönderilecek. İsim değişikliği yapanlar da sıkı takibe alınacak. Bakanlık, bu etkin mücadelede vatandaşlardan kendilerine yardımcı olmalarını isteyerek "Usulsüzlük görürseniz şikâyette bulunun" çağrısı yaptı.
Bakanlığın ürünlerine hile katan firmaları teşhir etmesindeki amacının, gıda güvenilirliğini sağlamak, gıdalarda hileyi önlemek, kişilerin sağlığını ve tüketicilerin menfaatini korumak ve sektörde haksız rekabeti engellemek olduğu anlaşılmaktadır.
Bakanlığın hileli ürünleri teşhir etmesinin ardından Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar, “Firmalara yönelik denetimlerin periyodik bir şekilde artarak devam etmesi gerektiğini, sadece marketleri veya tüketiciye satılan yerleri denetlemenin yeterli olmadığını, önemli olanın üretim yerlerinde düzenli denetim yapmak olduğunu, aynı zamanda ifşa etmenin zamanlamasına dikkat edilmesi gerektiğini, piyasadan alınan ürünlerin analiz edilip açıklanmasında ayları bulan bir gecikme söz konusu olduğu için bu süre zarfında tüketici bu şekil hileli ürünleri kullanabildiği” açıklamasında bulundu.
Gıda üzerine yapılan denetimler Tüketici Hakları Başkanının dediği gibi yapılıyorsa vay halimize! Çünkü sağlığımız ve canımız firmaların vicdanına emanet…Bu açıklamaya göre denetimler, üretim yerlerinden ziyade ürünler tereklerde yer aldıktan sonra denetleniyor. Bu demektir ki hileli ürünler tespit edilip açıklanıncaya kadar tüketici bu ürünleri alıp afiyetle yiyor veya içiyor. İyi ki ölmüyor ve iyi ayakta duruyoruz. Çünkü anladığıma göre Bakanlık sahte ve hileli ürünlerin imal edildiği yerleri denetleyip bataklığı kurutacağı yerde sivrisinekle uğraşıyor. Hileli ürünlerin önüne geçemeyen Bakanlık, bu ürünleri kamuoyuyla paylaşmakla mücadeledeki acizliğini göstermiş oluyor. “Başınızın çaresine bakın. Bu sahtekarların hakkından gelemiyorum ben” demektir bunun adı. Firmalara kesilen para cezaları yeterli değilse bu cezalar caydırıcı olacak şekilde Bakanlık bugüne kadar niçin bekledi? Teklif edilen yasaya göre aynı suçu iki yılda iki defa yapan firma, faaliyetinden men edilecek ve hapis cezası alacakmış. Bu ne demektir şimdi? Halbuki halkın sağlığını hiçe sayarak hileli mal üreten bir firma, bu işi bir defa bile yapmış olsa, asla faaliyetine devam edememeli, yaptığına yapacağına pişman olmalı. Sonra vatandaşa “Usulsüzlük görürseniz şikayette bulunun” ne demek? Tüketici ne bilsin bir üründe hilenin yapıldığını? Vatandaş hileyi tespit için evinde laboratuar mı kuracak?
Hasılı hileli ürünleri kamuoyuna duyurmakla bu iş çözümlenmez. Hileli ürünlerle mücadelede Bakanlık adam gibi görevini yapmalı. Gıda teröründe ne eksikse boşluklar acilen kapatılmalı. Gerekli mevzuat caydırıcı olacak şekilde çıkarılmalı, yerinde ve zamanında denetimler yapılmalı. Bu mücadelede kimsenin gözünün yaşına bakmamalı. Ürün, piyasaya sürülmeden önce Bakanlığın incelemesinden geçmeli. Tereklere gelen ürünü tüketici gönül rahatlığıyla alıp tüketebilmeli. Bir devler için bu zor olmamalı. Yeter ki devlet bu konuda samimi olsun.
*19/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.