17 Şubat 2020 Pazartesi

Hubris Sendromu (5)

(İletişimin Önemi ve Hubrisi Önleme Etkisi)
“Yönetim sürecinde, kendini koruyabilen sistemler, yöneticilerin hataya düşme olasılıklarını azaltır. Doğası gereği liderler, zaten değişim oluşturan kimselerdir. O yüzden, liderlerin hubris sürecinde, kendini deyim yerindeyse, dizginleyebilecek sistemleri; kendi yoluna, yönüne doğru değiştirmeleri bazen kaçınılmaz olur.

Hubrisi engelleyebilmek, liderin içindeki “şey” (virüs, hulk, yaratık) ortaya çıkıp bünyeyi ele geçirmeden önce ve o süreçte yapılması gerekenleri yapmaktır. Hubris, liderin bünyesinde söz sahibi olduğunda, öfke gibi, kontrol edilmesi oldukça zor, hatta imkansız bir güce dönüşecektir.

Hubris hastalığına yakalanmış bireylerde görülen en belirgin özellikler; kendini aşırı beğenme, yalnızca kendi fikirlerini değerli kabul etme, başkalarının fikirlerine karşı iletişimi kapatma, yalan söyleme ve kendi yalanına inanma (mitomani), başarıları dolayısıyla gücü kendinden bilme ve gücün baş döndürücü etkisinden kurtulamama gibi olumsuz davranışlardır. Kişiliğin büyük oranda ailede şekillendiği düşünüldüğünde, aile içerisindeki iletişim, bireydeki birçok davranışın temelini oluşturmanın yanında, gelecekteki yerini de belirlemesi açısından önemlidir.

Aile içerisindeki pozitif ve etkili iletişim, bireyin kişiliğinin sağlam temellere oturtulmasını sağlayacaktır. İletişim sanatını ailede öğrenen birey, yaşam süresi boyunca etkili iletişim kuracaktır. Bu döngü, olumlu etkileşimle bireyi sürekli olumlu gelişim sürecinin içerisinde tutacaktır. Güçlü kişiliğe sahip birey, yaşam sürecinde iyi ilişkiler geliştirerek iletişim becerisini güçlendirecek; iletişim kurmayı ailede öğrenen birey, iyi ilişkiler kuracak ve bu döngü birbirini destekleyen olumlu dokunuşlarla devam edecektir.

Yetişkinlik dönemine ait bazı kavramların açıklanması, davranışlar, birbirleriyle etkileşimi, değişen koşullara uyum sağlama ve kişiliği uyarlama gibi hayatın ilerleyen yıllarına, bireyin kendi öğrenimine bırakılmış konulara karşı hazır ve yetkin olabilmek de aile içi iletişimle zemini hazırlanması gereken konulardır.

Yönetme fırsatı eline geçtiğinde ve olağanüstü bir güce sahip olduğunda bile, otorite kurabilme adına sertliğe hakkı olmadığı, asla kimsenin kalbini kırmaması gerektiği, kötü davranışların hak gaspı ve zulüm olduğu, telafisinin çok zor olduğu, tevazuun dünyadan el çekmek demek olmadığı, hırslı ve başarılı kimselerin de alçakgönüllü olabileceği ve yükselirken gücü hazmedebilme becerisini de geliştirmesi gerektiği, başarısının her türlüsünün “mubah” olmadığı, başarı kaybederken bedel olarak sağlık, huzur kaybedilmesinin zorunlu olmadığı, bilakis bunlar feda edilerek kazanılan başarının değer taşımayacağı ve her ne ortamda ve pozisyonda olursa olsun, etkileşim alanı içerisindeki herkesle sürekli etkin, pozitif iletişimde olması gerektiği; ancak ailede kazanılabilecek, öğretilebilecek şeylerdir.

Sürekli başarı nedeniyle oluşacak aşırı güç olgusunu kaldırabilecek güçlü bir kişilik inşasında ve hayatın ilerleyen yıllarında iletişimi olumlu kullanabilecek bir iletişim becerisinin oluşumunda aile içi iletişim çok önemlidir. İletişim becerisi yüksek olan ve güçten ziyade iletişimin öneminin bilincinde olan liderler; işbirliği yapmayı, paylaşmayı, konsensüs aramayı daha iyi yapacak, yönettiği topluluğun mutluluğundan da kendisi mutluluk elde edecektir ve böylelikle zirvelerde kendi başlarına yalnız kalmanın olumsuz ve hubrise adım adım götüren kaçınılmaz etkenlerinden korunmuş olacaktır.”

Allah insanımızı hubris sendromuna yakalanmaktan korusun. Bu hastalığa yakalananlar varsa en yakın zamanda kurtulsun.

Not: Yazının tamamını bir bütünlük içerisinde okumak isteyenler için adresi veriyorum: https://dergipark.org.tr/tr/pub/egitimvetoplum/issue/32109/355935

Hubris Sendromu (4)

(İletişimin Önemi ve Hubrisi Önleme Etkisi)
Güç zehirlenmesi yaşayan, aşırı kibre kendini kaptıran kişiler, genelde diktatör eğilimli liderlerdir. Ama hubris sendromuna yakalanma ihtimali yüksek kişiler, sadece diktatör eğilimli liderler değildir; demokratik seçimlerde sürekli başarı yakalamış parti başkanları da hubrise yakalanma eğilimi taşır. Hubrise götüren etkenlere maruz kalma konusunda, liderin çevresindeki insanlar büyük önem taşır. Bu süreçte lideri eleştirebilen, doğruları söyleyebilen kişiler var ise, başka bir deyişle lider böylesi yapıcı iletişimi çevresine kapatmamış ise, liderin hatalarını görebilme ve kendini dizginleme; dolayısıyla hubrise yakalanmama fırsatı var demektir.

O halde hubris sendromunda iletişimin önemi büyüktür ve bu iki açıdan incelenebilir: Kişilik oluşumunda ve ilerleyen yıllarda gelişiminde etkili olan aile içi iletişim ve güç artışıyla birlikte hubrise götüren süreçteki iletişim.

İletişim becerilerindeki yetersizlikler; psikolojik yıldırma atmosferinin doğup gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Sosyal hayatı devam ettirmek için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksunluk, kişileri saldırganlığa eğilimli hale getirmektedir.

Bu kişilerin öncelikle önyargılı, kötü niyetli ve sürekli güçlü olmanın peşinde oldukları gözlenmektedir. Bu ruh hali nedeni ile başkalarını baskı altına alma, itaat ve disiplin isteme, korkutma, sürekli kuralları hatırlatma, yeni kurallar getirerek koşulları zorlaştırma davranışlarını göstermeleri söz konusu olmaktadır (Kok,2006: 437).

Hubrise giden sureci kontrol altına alabilmenin en önemli yolu, yöneticiler ve çalışanlar arasında ve çalışanların kendi aralarındaki çift yönlü iletişim sürecini işler hale getirmektir. Bu sürecin en önemli nedeni iletişim kanallarındaki aksaklık olduğu göz önüne alındığında, iletişim akışını iyileştirmek, psikolojik yıldırma surecinin önüne geçmede atılması gereken bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Psikolojik yıldırmayı azaltmak için, hiyerarşik yapıdaki katılığın ve iletişim kanallarındaki zayıflığın önüne geçilmelidir (Eğinli, Bitirim, 2010:45).

Yönetim sürecinde lider, iletişime kapalı ise, hatalarını söyleyebilecek kişilerin eleştirilerinden kendini mahkum bırakacak yalnızlığa, kendi eliyle kendisini itmiş ise, hubrisin kıskacından kendini kurtarması ve sağlıklı bir kişiliğe dönüş yapabilmesi oldukça zor olacaktır.

Hubris Sendromu (3)

(Narsizm, Güç ve Hubrise Neden Olan Etkenler)

İnsanların davranışlarındaki bazı değişmeler, hayatlarındaki değişmeler ekseninde değişiklik gösterir. Özellikle güç ve iktidar, bazı davranışların keskin şekilde değişimine neden olur. Bu değişim, güç ekseninde kişiliğin gelişmemesi olabileceği gibi yönetim alanındaki diğer unsurlar da olabilir.

Davidson, Connor ve Swartz tarafından, 1776 yılından itibaren görev yapmış 37 ABD Başkanı üzerinde yapılan araştırmada, başkanların ruhsal hastalık biyografileri incelenmiştir. Depresyon (% 24), anksiyete (% 8), bipolar bozukluk (% 8), alkol bağımlılığı (% 18) gibi bulgular elde edilmiş ve başkanların az ya da çok, psikiyatrik rahatsızlık oranlarının % 49 olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu rahatsızlıkların birçoğu, belki tamamına yakını da görev süresinde kazanılmış rahatsızlıklardır (Davidson, Connor, Swartz, 2006:147). Acaba kişide mevcut bulunan bazı rahatsızlıklar, yönetimde ortaya mı çıkar; yönetim süreci bireye rahatsızlık mı kazandırır?

Hubris sendromunda şu 3 kişisel bozukluk mevcuttur; narsistik, anti-sosyal ve histriyonik (davranışsal, aşırı duygusal vs) bozukluklar (Russell, 2011, 144). Narsistik, anti sosyal ve histriyonik kişilik bozuklukları içermekle birlikte, 14 belirleyici davranışından 7’si, narsistik kişilik bozukluğu kriteridir. İnsan egosu, güç artışı yaşanılan her anda, narsizme doğru kayma eğilimi gösterir ve bünyede yer almaya başlayan narsizm; rütbe, güç, hakimiyet, politikalar, kriz ve savaşların lidere ekstra etkileri sonucunda kibre karşı savunma mekanizmasını etkisiz hale getirebilir (Danubina, 2011: 136).

Narsizm, kişinin kendisini beğenmişliği, kendisini sevmesi, hatta aşık olması durumudur. Narsizm karizma ve kişisel güç kullanımı ile ilişkili olup egemenlik, büyüklük, kibir, kendini haklı görme ve zevklerinin peşinde koşmayı içerir (Padilla, Hogan ve Kaiser, 2007:181). Fakat sağlıklı narsizm iyidir; narsist yöneticiler, örgütsel politika konusunda iyidir, üstlerini etkileyebilir, güçlü ilişkiler kurabilir, otoriter kararlar alabilirler (Rijsenbilt & Commandeur, 2013; 413). Sorun “doz”dur; narsistik eğilimler arttıkça, suda kendini görüp aşık olan Narkissos gibi, kendinden başkasını önemsememeye başlayınca, problemler ortaya çıkmaya başlar; “benliğe duyulan ilgi ve verilen önemin, psikiyatrik tedavi gerektirecek şekilde yoğunlaşması, bir kişilik bozukluğu olarak patolojik narsisizmi ortaya çıkarır” (Timuroğlu, İşcan, 2008:240). Narsistler kendi özgüvenlerini yükseltmek ve egolarını tatmin etmek için, diğer insanlara karşı acımasız ve umursamaz davranışlarda bulunmayı kendilerine hak görür (Tutar, 2004: 46). Korkuyu esas alan liderlikte, liderin bir numaralı kişi oluşu, konsensüs arayışının giderek azalması, diğer kişilerin kendi doğrularını söyleme konusundaki çekingenlikleri, cesur olamamaları söz konusudur. (http://www.msnbc.msn.com/id/38206989/ns/business-us_business/t/tensigns-
you-work-fear-based-workplace/).

Narsistler saldırgandır, eleştiriye tahammül edemezler. Başkalarından sadece kendi mükemmeliyetlerini duymak isterler. Narsistlerin empati kurmak gibi bir düşünceleri yoktur, bu yüzden sürekli başarı elde edemezler. Günümüzün ihtiyacı olan yönetim sistemi; katılımcı, özgür, esnek, baskıcı olmayan, yenilikçi ve sürekli gelişmeyi organizasyondaki tüm bireylere aşılayabilecek olandır. Bu da narsist liderlerle mümkün değildir.