2 Şubat 2020 Pazar

MEB'de İşler Nasıl Yürüyor? ***


—15 tatilini bitirdiniz.
—14'te kaldı, 15'i bulamadık. Zira tatil, hafta sonu tatilleriyle birlikte toplam 14 gündür.
—Adına niye 15 tatili demişler o zaman?
—Bilmiyorum. Bu ismi koyana sormalı.
—Bir gün eksik olsa da yeterince dinlenmiş olmalısınız.
—Biz dinlendik de, MEB çok yoruldu.
—Nasıl? Ne yaptı?
—Öyle hummalı çalıştı ki okulları ikinci döneme hazır etti. Durmadan öğretmen ataması ve nakil yaptı. Bazısı ikinci döneme yeni okullarında göreve başlayacak, bazısı da peyderpey.
—İlk yarı bitiminden sonra yarı dönemde ne ataması bu?
—Alan değişikliğine dayalı atama, norm fazlası olan öğretmenleri atama, engelli öğretmen ataması, özür grubu atamaları, sözleşmeli öğretmen alımı vs.
—Bu dediğin atamalar ihtiyaca binaen atamalar olmalı. Bunları niçin yaz döneminde veya ilk dönemin başında planlamıyor MEB?
—Orası öyle. Zira olması gereken bu. Ama MEB’de bizim gibi. Kervanı yolda dizer.
—Ama tam bir plansızlık bu. Eğitim ve öğretim dediğin tam bir plan işi değil mi? Böyle planlama mı olur?
—Ben sana olanı söylüyorum. Gerisini sen düşün, bu işte ne kadar plan ve program olduğunu.
***
—Üstat! Okulun ilk açıldığı gün çocuğumun, okula gitmesiyle gelmesi bir oldu. Ne iş bu?
—Senin çocuk, ikili öğretim mi yapıyor?
—Evet.
—İkinci dönemin ilk iş gününde MEB’in belirlediği takvime göre okullar öğretmenler kurulu toplantısı yapar. Bu toplantıya tüm öğretmen ve yöneticiler katılır. Okullar, bu toplantıda ikinci dönemin planlamasını yapar. İkili öğretim yapan okullar bu yüzden ilk iş günü kıvrak eğitim yaparlar.
—Hoppala! İki hafta boyunca öğrencinin tatil olduğu zaman aralığında bu toplantıyı yapmayıp okulların açıldığı ilk gün yapmayı aklım almıyor. Okulun açıldığı ilk gün mü koca bir dönem planlanacak?  Güldürme beni!
—Dedim ya kervan yolda dizilir diye. MEB’in planı bu…
—Şuna MEB’in plansızlığı paçasından akıyor desene. Bir de bu kıvrak eğitim ne? Çocuklar dersi hızlı mı işliyorlar?
—Hayır efendim! Kıvrak ile kastedilen, çocuğunuz bir günde kaç ders saati ders işliyorsa o güne mahsus derslerin yarısını işler.
***
—Azizim! I.Dönem çocuğumun dersine giren bazı öğretmenler değişmiş. Bazı dersleri de boş geçiyormuş. Bu da neyin nesi?
—Çocuğunuzun dersine giren öğretmen norm fazlasından, özür atamasından, alan değişikliğinden dolayı gitmiş olabilir. Giden öğretmenin yerine gelen bir başka öğretmene ders vermiş olmalılar. Değişiklik bundandır. Boş geçen dersi varsa demek ki giden öğretmenin yerine öğretmen gelmemiş demektir bu.
—Peki bu boş geçen ders nasıl doldurulacak?
—İlçe milli eğitim müdürlükleri boş geçen bu derslerin öğretmen ihtiyacını karşılamak için ücretli öğretmen planlaması yapar. Çocuğunuzun dersi biraz boş geçtikten sonra yerine bir ücretli öğretmen gelir.
***
—Hepsinden geçtim. Çocuğumun her hafta ders programı değişiyor.
—Normaldir bu. Okul yöneticilerinin işi ne? Ataması ve nakli yapılan öğretmenlerin hepsi aynı gün göreve başlamıyor. Öğretmen gittikçe veya yeni öğretmen geldikçe okullar yeniden ders programı hazırlar. Sık değişiklik bundandır.
—Sonra?
—Böyle böyle ikinci dönemi de bitirmiş olacağız.
—Anlamıyorum. Milli eğitim hep böyle midir?
—Ne sandın ya…

***04/02/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.







Bayrak Hassasiyetimiz *

Sosyal medyaya bir göz attığımda paylaşımcıların çoğunun profilinde, Türk bayrağı paylaşımını görünce acaba şehitlerimiz mi var yine, demeden kendimi alamadım. Haberlere bakınca tepkinin, “Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda konuşma yapmak üzere kürsüye çıkan Yunanistan'ın bağımsız milletvekilinin cebinden çıkardığı Türk bayrağını yırtmasına” olduğunu anlamakta gecikmedim.

Yunanlı vekilin haddini aşan bu eylemi üzerine Yunan Parlamentosu bir kınama yayımlamış. AP, vekil hakkında soruşturma açmış. Üzerine de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bir soruşturma başlatmış. Dışişleri Bakanımız ilgili vekile eyleminden dolayı tepkisini dile getirmiş. Gördüğüm kadarıyla bağımsız bir vekilin ırkçılık ve Türkiye düşmanlığını açık ettiği bireysel eylemine, başta kendi ülkesi olmak üzere destek veren yok. 

Provokasyon kokan bu eylemi yapan bir kişi de olsa elbette tepki gösterilmelidir. Elbette bayrağımız bizim için önemlidir. Gerekli hassasiyeti gösteririz ve tepki vermeliyiz. Ama sosyal medyadaki paylaşımlardan, bu tepkiyi abarttığımızı düşünüyorum. Bayrağımız üzerinden bize hezeyan göstererek kinini kusan, arkasında kimsenin olmadığı bu bağımsız vekili Yalova kaymakamı gibi görüp yolumuza devam etmeliydik. Hassasiyetimize duygularımızı karıştırmamalıydık. Daha soğukkanlı davranmalıydık Ötesi ve aşırısı provokasyona gelmek ya da buna açık kapı bırakmak olur. Kendini ve haddini bilmez bir vekil, başta sosyal medya olmak üzere bayrağımız üzerinden bizi teyakkuza geçirmiş oldu.
Bu vekile gösterdiğimiz aşırı tepki ile birileri, sosyal medya üzerinden bizi test etmiş oldu ve çabuk dolduruşa gelebileceğimizi göstermiş olduk.

Bayrağımıza yapılan bu davranışa gösterdiğimiz tepki sadece bu vekilin yaptığıyla sınırlı değil. 2005 yılında Mersin’de düzenlenen Nevruz kutlamalarında bir kendini bilmezin bayrağımızı indirmesi büyük bir infiale sebep olmuştu. Bayrağı indirenin kimliği de bu infiali arttırdı. Türkiye’nin her bir yerinde yürüyüş ve eylemler yapıldı. O zamanlar küçük bir ilçede görev yapıyordum. İlçe Milli Eğitim Müdürünün başkanlığında toplandık. İlçe olarak nasıl tepki verebilirdik? Bunun üzerine bir toplantı idi. İlçe müdürü: “Arkadaşlar! Kaymakam Beyin haberi var. Ama onun haberi yokmuş gibi davranacağız. Sizler öğrenci ve öğretmenlerinizi organize edin. Ellerine birer bayrak verin. Cuma günü saat 14.00’de ilçe meydanında toplanıp yürüyüş yapacağız. Bu konudaki görüşlerinizi alayım” dedi. Toplantıya katılan yöneticilerin hemen hemen hepsi “Çok iyi olur hocam. Bayrağımıza yapılan bu saygısızlığa gereken tepkimizi en üst perdeden göstermeliyiz” dedi. Ben ise “Bayrağımızı indirmeye kalkan kişiye polis müdahale etmiş ve ilgili provokatörü derdest ederek hakkında adli işlem yapılmasını sağlamıştır. Bir kişinin yaptığı hezeyan üzerinden öğrencilere varıncaya kadar tüm Türkiye ayağa kalkarsa, birilerinin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Mesela ilçemizi düşünelim: Bayrağı indirenin kişi bir PKK’lı. Bizim çoğumuz PKK ile Kürtleri özdeşleştirmekte. Halbuki aynı değil. Bu eylemi tasvip etmeyen nice Kürt bilirim. İlçemizde ikamet eden Kürt vatandaşlarımız var ve öğrencilerimiz kimin Kürt olup olmadığını biliyor. Yürüyüş esnasında Kürtlerin oturduğu evlerin önünden geçerken öğrencilerimizin o evlere taş atmayacağına dair bir garantimiz var mı? Böyle bir durumda heyecana gelmiş bu kalabalığa biz engel olabilecek miyiz? Belki de bayrağımızı indirenlerin istediği bu” dedim. Konuşmam üzerine yapılması düşünülen yürüyüşten vazgeçildi. Toplantı bitimi MEM müdürü “Hocam, niye böyle konuştun? Seni yanlış anlayacaklar” dedi. Görüşümü söyledim. Bu görüşümden dolayı kimse benim bayrak sevgimi yargılayamaz” dedim.

Sonuç olarak başta bayrak olmak üzere milli ve dini değerlerimize yapılan saygısızlıklara tepki verelim ama yerli yerinde ve abartmadan yapalım diyorum.

*03/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



31 Ocak 2020 Cuma

Yaşlı Dul Erkeklerin İmtihanı *

Eşi bir yıl önce vefat eden bir hemşerimle karşılaştım. Selam ve hal-hatırdan sonra yalnız mısın? Yeni bir evlilik yaptın mı diye sordum. Önce “ne yapacağım bu yaştan sonra” dedi. Yaşın kaç soruma “1940'lıyım. 80 yaşındayım” dedi. Maşallah hala dirisin. Eşi vefat ettikten sonra çoğu erkek durmuyor. Yalnız başına olmuyor deyip mutlaka evlenme yoluna gidiyor. Gerçi bu devirde evlenmek de zor. Kocası vefat eden kadınların çoğu evliliği tercih etmiyor. Az sayıda evliliği tercih eden varsa da genelde erkeğin parası için evleniyor. Niyet bu olunca yeniden evlenmeyi seçen çoğu yaşlı erkeğin yüzü pek gülmüyor. Tabi, herkes böyle değil, dedim. 

Derin bir iç çektikten sonra “Bir ara evlenmeyi düşündüm. Bir tanıdığım, ‘bir kadın var. Meram'dan, üzerine yapacağın bir ev, 10 bilezik istiyor,’ dedi. “Bana böyle gelecekse kalsın dedim.”  Bir ev ve 10 bilezik isteyen kaç yaşında imiş dedim. “76 yaşındaymış” dedi. “Şimdi soranlara evlenmeyi düşünmüyorum diyorum” dedi. “Benden evlenme karşılığında daha evlenmeden bunları isteyen benimle evlenmeye değil, malımın üzerine konmak istiyor. Nasılsa birkaç yıla kadar ölürüm diye düşünüyor. Böylesine mal bırakacağıma malımı çocuklarıma bırakırım daha iyi,” dedi. Sonra başka konulara girdikten sonra vedalaşıp ayrıldık.

Çevrenizde, belli bir yaştan sonra karısı vefat edip bir başına kalan ve olmuyor böyle deyip çareyi yeniden evlenmekte bulan yaşlı dul erkek sayısı az değildir. İllaki evlenmem lazım diyen birçok erkek; günlerce, aylarca hatta yıllarca kendisini kabullenecek kocası ölmüş bir kadın adayı arıyor. Çoğu bulamıyor. Çünkü kadınlar evliliğe yanaşmıyor. Çoğunun sosyal güvencesi var ya da kocasından kalan maaşı var. Hiçbir şey yoksa bile devlet dul ya da yaşlılık parası veriyor. Bu durumda kadın niye başını bağlasın? Az sayıda evlenmeyi itiyat haline getirmiş dul kadın varsa da çoğunun niyeti, erkeği maddi olarak soyup soğana çevirmek. Bu duruma düşen erkek sayısı az değil.

Başı bozulmuş ve yeniden evlilik düşünen erkeklerin bu zaafını bilen kadınlar, kendini ağırdan satıyor, evlenmeden önce kendilerini ve geleceklerini garantiye alıyor. Haliyle çoğunun tercihi de parası olan yaşlı erkekler oluyor. İlk evlenirken istenmeyen mal, mülk ve ev isteniyor. Merak ediyorum, bugün ilk defa evlenen kaç genç kız, müstakbel eşine ev isterim, araba isterim diye tutturuyor. Sanırım sayı çok olunca yapılamayan pazarlık, karaborsaya düşünce veya stoklarla sınırlı olunca değeri artıyor.

Allah kimsenin huzurunu bozmasın. Zaafından dolayı insanımızı fırsatçıların eline düşürmesin.

*12/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.