24 Ocak 2020 Cuma

Terör Örgütünün Siyasi Ayağı *


Terör örgütünün siyasi ayağı var mı, yok mu bilmiyorum. Ama bu konu siyasi parti mensupları tarafından rakiplerini köşeye sıkıştırmak için zaman zaman ısıtılıp ısıtılıp önümüze konur. Ben bu yazımda siyasi ayak üzerinde durmayacağım. Meramımı anlatmak için aşağıda iki hikayeye yer vereceğim. Niyetim bu kıssalardan hisse alınsın.

“Çin’de açlık ve susuzluktan bitkin düşmüş bir ihtiyar, dayanamayıp bir armut çalar. Yakalanıp imparatorun karşısına çıkarılır. Hırsız, ‘Çok aç olduğum için dayanamayıp çaldım ve yedim. Beni affederseniz, size paha biçilmez bir armağanım olacak’ der ve avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır. ‘Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içinde altın meyve veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz,’ der. İmparator, ‘Ek o zaman. Şayet altın meyve verdiğini görünce seni affederim’ deyince suçlu, ‘Efendim! Bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım. Bu tohumu sadece ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.’ cevabına imparator, irkilir ve suratını asar. ‘Bunu başbakan eksin’ emrini verir. Başbakan da tohumu ekmekten kaçınır, bin bir bahane ile ‘şu eksin’ deyip tohumu hazinedar başına uzatır, hazinedar başı da başka gerekçelerle yardımcısına, yardımcısı diğer devlet erkanına uzatır. Ama her biri tohumu ekmekten kaçınırlar. Bütün bu olup bitenleri izleyen imparator, ‘Hadi bakalım, bu hırsıza tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." diyerek cebinden çıkardığı altını suçluya uzatır. Yanındakilerden de birer altın vermelerini emir verir ve hırsıza dönerek ‘Çek git buradan be adam! Bugünlük bu ders hepimize yeter,’ der.”
***
“İsa mabede girince, Yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler. Aralarında dediler: ‘Eğer onu kurtarırsa, bu Musa’nın kanununa aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde İsa’ya varıp dediler: ‘Muallim! Bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recmedilmesini emretmişti. Buna sen ne dersin?’
Bunun üzerine İsa eğilip parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken İsa, doğrulup parmağıyla aynayı gösterdi ve dedi: ‘Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.’ Yeniden eğilip aynayı çizdi.
Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı.
İsa yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince ‘Kadın! Seni ayıplayanlar nerede?’ dedi.
Kadın ağlayarak ‘Rab! Gittiler. Eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve diridir ki bir daha günah işlemeyeceğim.’ dedi.
O zaman İsa: ‘Allah’ı tespih ederim. Huzurla yoluna git ve bir daha günah işleme. Çünkü Allah beni, seni mahkûm etmek için göndermedi.” (Barnabas, 201)

Bence imparator ve üst düzey adamları masum olmasalar da dürüst imişler. En azından günü kurtarmak için tohumu ekmeye ve adamı suçlamaya kalkmamışlar. İkinci hikayede kadını zina ile suçlayan Yazıcılar ve Ferisiler de çok dürüstlermiş. Çünkü İsa peygamber, en masumunuz taşı atsın deyince hepsi başını öne eğip taşı atmadan çekip gitmişler.

Gerek terör örgütü konusunda gerek diğer alanlarda olsun, kendisini çok masum görüp diğerlerini karalamaya ve sıkıştırmaya çalışanlar! Bir samimiyet sınavına var mısınız? Alın elinize tohumu veya taşı. Hanginiz masumsa meyvenizi görmek için ister tohumu ekin, ister taşı atın. Aranızdaki anlaşmazlıklar ve ithamlar böylece nihayete ersin. Bu işleri yaparken bu konuda sizden tek istenen, dürüst davranmanızdır.

*01/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




23 Ocak 2020 Perşembe

Yine Poşet mi Demeyin!

01 Ocak 2019 tarihinden itibaren alışveriş poşetlerinin beherini 25 kuruş gibi bir ücretten alır olduk. Amaç poşet satışını azaltmak suretiyle doğanın kirlenmesinin önüne geçmek. Çünkü doğaya atılan bir poşet, çevreyi kirlettiği gibi yok olması da uzun yılları aldığından, poşetin toprakla temasından dolayı toprağa vereceği zarar da poşetin ücretle satılmasında rol oynamıştır.

Poşetler mademki başta sağlığımız olmak üzere çevre ve doğaya zarar veriyor. Yapılması gereken poşetlerin parayla satılmasından ziyade, poşet ve plastik kapların tamamen hayatımızdan çıkarılması idi. Ama görüyorum ki naylon ve plastikler hemen hemen her türlü gıdada ambalaj görevi görüyor. Demek ki naylon ve plastikin ya alternatifi yok ya da kaldırılmasına gücümüz yok.

Poşetlerin para ile satılmasından geçtim. Zira alıştık. Ayrıca her şeyin bedeli varsın poşet bedeli kadar olsun. Burada üzerinde durmak istediğim, aldığımız eşyayı taşımak için içine koyduğumuz poşetler ya doldururken ya da taşımak için elimize aldığımızda ya yırtılıyor ya da sapı kopuyor. Anlaşılan, ücretli olmasından itibaren poşetlerin sağlamlığı da kalmamış. Elinde taşıdığın poşetin; ne zaman, nerede yırtılacağı ve kopacağı an meselesi. Şansına kalmış. Poşete, olduğundan fazla ürün koyduğum sanılmasın. Yok öyle bir şey. İçine birkaç hafif ürün koyduğum poşetler de dayanıksız. Öyle zannediyorum, poşet imalatçıları poşetlerin sağlamlılığını da düşürmüş olmalı. Dokunur dokunmaz elimizde dağılan poşetler doğaya atılsa da doğada yok olması uzun sürmez.

İslam Ahkamının Her Çağa Hitap Etmesi (2)


Geçmişte fıkıh alimlerinin meselelere çözüm üretmek ve sorunu çözmek için başvurdukları asli ve feri deliller, bugün bize yol gösteren bir yol haritası niteliğindedir. Bu yoldan gittiğimiz takdirde İslam, her çağın sorunlarına çözüm üretebilecek bir canlılığa sahip olacaktır. Böyle değil de "İslam adına geçmişte her şey söylenmiş" deyip zamanında bir ihtiyacı gidermiş ve sorunu çözmüş olan geçmiş fetvalara bel bağlamak, yeniye dair bir şey söylememek, çağın yeni sorunlarına yen bir soluk getirmemek, İslam her çağa hitap eder prensibine aykırıdır. Çünkü geçmişten günümüze insanlığı ilgilendiren sorunlar, bugünkü sorunlara benzese de sorun aynı değildir. Şartlar, ihtiyaçlar değişmiştir. Şartlar ve ihtiyaçlar değişince yeni fetvalara ihtiyaç olur. Bu da Kur'an, asıl olmak üzere diğer asli ve feri delillerden yararlanmak ve hüküm çıkarmakla mümkün olur. Bunun için geçmiş müktesebatı bir kenara atmadan ayetlerin illetini ortaya koymamız ve ayetin indiği dönemde toplumun yapısı nedir, buna bakmamız gerekir. Çünkü Kur’an Cahiliye Dönemini yaşayan bir toplumu her yönüyle düzeltmek, onlara doğru yolu göstermek ve onların sorunlarına derman olmak için olaylara ve sorunlara binaen peyderpey inzal olmuştur. Günümüzde yeni bir sorun ile karşılaştığımız zaman din bu konuda ne der deyip Fıkıh kitaplarını karıştırmak yerine; sözüne, yaşantısına ve ilmine güvenilen ve içtihat edebilme yeteneğine sahip her alanla ilgili uzman kişilerden müteşekkil bir fetva heyeti, Müslümanların karşılaştığı problemleri ve yaşadığı ikileme dair her konuda taze görüş serdetmelidir. Bu heyet sadece sorun çözmekle kalmayıp çıkması muhtemel sorunlara da kafa yormalıdır. Fetva verirken geçmiş müktesebattan da yararlanmalıdır. Geçmişte hangi soruna hangi delil ile nasıl bir fetva verilmiş, günümüzde bu konuya aynı şekilde bakabilir miyiz demelidir.

Bu konuda bir örnek verelim: Eksiklikleriyle beraber hepimizi bağlayan ülkemizin bir hukuk sistemi var. TCK’da adam öldürenin cezası belli olmasına ve bu suçu işleyen kişilere verilmiş sayısız cezalar olmasına rağmen, adam öldüren herkes tekrar mahkemeye çıkarılır ve yargılanır. Hiçbir hakim, geçmişte bu suç hakkında verilmiş emsal karar var. Aynısını verelim, yeniden yargılamaya gerek yok demez. Karar vermeden önce suçun TCK’daki cezasına, önceki verilmiş emsal kararlara, Yargıtay’ın içtihatlarına bakar, tarafların savunmasını ve savcının iddiasını dinler ama her dava için yeni bir karar verir. İslam hukuku da böyle olmalı demek istiyorum.

Aşağıda örneğini vereceğim bazı konularda müçtehitlerimiz ne der?
1.Bugünkü bankaların verdiği faiz ile cahiliye ribası denen faiz aynı mıdır?
2.Paramızın sürekli para kaybettiği günümüzde, dinimizin Allah’a borç verme (karz-ı hasen) saydığı, darda kalana borç vermeyi teşvik ettiği borç vermelerde nasıl bir yol izlenmelidir? Çünkü uzun vadeli borçlanmalarda borç verenin TL cinsinden verdiği paranın değeri düşmektedir.
3.Bugün hiçbir yaptırımı olmayan halk arasında imam nikahı veya dini nikah adı verilen nikahın dindeki yeri nedir? Kayıt küreğe bağlanmadan yapılan bu nikah akdi onulmaz yaralar açmaktadır.
4.Boşanmalarda erkeğin eşine üç defa boş ol demesi boşanma için yeterli midir? Bu tür boşanma, kayıt küreğe bağlanamaz mı? Bir evlilik nasıl yapıldı ise o şekilde bitirilir denemez mi? Zira evlenirken isteği sorulan kadına, boşama esnasında istiyor musun diye niçin sorulmaz? Sorulduğu takdirde dinen bir sakınca olur mu?
5.Medeni hukukun miras paylaşımı kadın ve erkeğe eşit miktarda iken İslam’daki kadına bir, erkeğe iki paylaşımı nasıl anlaşılmalıdır? Bu konuda vereselerin sorumluluğu esas alınamaz mı?
6.Kadının şahitliği konusunda yeni yorum getirilemez mi?
7.Seferilik konusunda bugün hala 90 km.yi mi esas alacağız?
8.Mahremi olmadan kadının 90 km.yi aşan bir mesafeye yolculuk yapması konusunda ne düşünüyoruz? gibi