21 Ocak 2020 Salı

FETÖ Sınavında Biz (2) ***

*TSK'da subay olmak isteyenlerin sülalesini didik didik inceleyen, okuduğu okul ve gittiği dershaneleri araştıran zamanın TSK'sı suçludur. "İrticayla mücadele ediyorum, laikliğin ve Atatürkçülüğün bekçisiyim, ülkenin esas sahibiyim. Orduya mürteciler, laiklik ve Atatürk düşmanları giremez" düşüncesiyle, esas görevi ülkeyi dışa karşı korumak olduğu halde vatandaşın değerleriyle mücadele etmeyi birinci tehdit gören dönemin askeri erkânı, orduyu FETÖ militanlarıyla doldurmuştur. Ordu, başörtüsü ve sakal ile uğraşırken burnunun ucuna kadar sokulan esas düşmanı görmemiş ya da görememiştir. Düşman, TSK'nın içinde yuvarlanırken asker, cumhurbaşkanı seçimine müdahil olmuş, e-muhtıra yayımlamış, 28 Şubat Post modern darbesini yapmış; Ay Işığı, Sarıkız gibi darbe planlarıyla uğraşmıştır. YAŞ kararlarıyla orduda tespit ettikleri ne kadar mürteci varsa askeriye ile ilişiğini kesmiştir. Disiplinsizlik adı altında ordu ile ilişiği kesilenler içinde bir tane FETÖ'cü subay yok dense yanlış olmaz. Bu dönemde görev yapan hükümet, askeri vesayeti yok etmek için denize düşen yılana sarılır misali bu yapı ile işbirliği yapmak zorunda kalmıştır. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla ordudan ilişiği kesilen kurmayların yerine, alttan gelen FETÖ’cüler bir güzel yerleşmiş veya yerleştirilmiştir.

*İrtica ile topyekûn mücadele adı altında ağırlı olarak dindar ve mütedeyyin insanların çocuklarının okuduğu İHL’lerin kapısına kilit vurmayı hedefleyen ve ucube katsayı kuralını getiren ÖSYM, bu okullardan kaçan çocukları FETÖ’nün kucağına itmiştir ve suçludur. Üniversite hedefi olan başarılı çocuklar, bu yapının ya evlerine ya dershanelerine ya da okullarına sığınmıştır.

*Basın ve medya sektörü, yapıyla iyi geçinme yolunu seçerek gerçekleri yazmamış ve söylememiştir. Doğruyu söyleyenlerin sözleri cılız kalmıştır.

*17-25’e kadar muhalefetin; devlette Fethullahçı yapılanma var, sözlerine inanmayan AK Parti, 17-25’den sonra yapı ile mücadele yolunu seçerken “Bizim yapamadığımızı bunlar yapıyor” diyerek yapıya CHP ve laik kesimin birçoğu sahip çıktı. Yapının servis ettiği tapeleri CHP, Meclis grubunda canlı yayınla tüm Türkiye’ye dinleterek yapıya meşruiyet kazandırmaya çalıştı. FETÖ’ye destek verme konusunda CHP de AK Parti kadar suçludur.

*”Dini düşüncesinin geneline katılmıyorum ama namaz kılıyorlar, sigaraya karşılar ve eğitim işini iyi yapıyorlar” diyerek çocuklarını yapının okul/dershane ve evlerine teslim eden dindar ve mütedeyyin anne ve babaların kahir ekseriyeti suçludur. Yapının derviş görünümüne aldanmışlardır. Bu süreçte abi ve abla aramayan insanımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi dense yeridir.

*Himmet adı altında toplanan paralarla örgütün finans ihtiyacını karşıladığı gibi devasa bir güç olmasına imkân sağlayan ticaret ve iş dünyası suçludur.

*Örgütün tüm il ve ilçelerde yaptığı okullara arsa tahsisi yaparak kamu arazilerini örgüte peşkeş çeken yerel yönetim ve üst yöneticiler suçludur.

*Örgütün evlerinde kalarak, okul ve dershanelerine giderek yaptıklarından dolayı örgütü sorgulamayan ve aklını kiraya veren çocuk ve gençler suçludur. (Belki de bu sürecin en masumları)

*17/25 Aralık 2013 ve 15 Temmuz 2016 tarihine kadar örgütü tanıyamayan, istihbarat edinemeyen ve halkını doğru bilgilendirmeyen devletin her türlü imkanından yararlanan ülke yönetenleri suçludur.

*Örgüt, ayağına basıncaya kadar örgütün yaptıklarından memnun bir görüntü sergileyen, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek sesini çıkarmayan her kim varsa suçludur.

Geçmişten günümüze örgüte kimlerin, hangi zihniyetin destek olduğunu kısaca özetlemeye çalıştım. Rahmetli Erbakan vb hariç, iktidar olsun veya olmasın her siyasi parti az veya çok bu yapıya destek olmuştur dense yanlış olmaz. O yüzden eğri oturup doğru konuşalım. FETÖ ile ilgili bir doğruluk sınavı yapılsa, her kesim bir öz eleştiri yapsa, kahir ekseriyetimiz sınıfta kalır. Bence birbirimizi suçlamayı bırakalım, siyasi ikballerimiz uğruna FETÖ’yü malzeme olarak kullanmaktan vazgeçelim. Zaten bu tür suçlamalarla FETÖ’nün siyasi ayağı falan çıkmaz. Çünkü büyük çoğunluk, özellikle siyasilerimiz bu konuda çok masum değildir. Yok, illaki siyasi ayağı denirse “Bu FETÖ, devletin her kademesinde ve özel sektörün her alanında kadrolaşmış, her yere ayağını basmış, nedense siyasete ayak basmayı unutmuş. Bu kadar kusur, kadı kızında da olur” deyip işin içinden sıyrılalım, kanmaya ve kandırılmaya devam edelim ya da bu örgüte taş atacaksak buyurun ilk taşı en temizimiz atsın.

***25/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

FETÖ Sınavında Biz (1) ***

FETÖ konusunda bu örgütün kökünü kurutmak için bir taraftan mücadele ederken diğer taraftan, tarafların birbirini suçlaması devam ediyor. Örgütün tabanında tavizsiz bir mücadele sürerken siyasilerin birbirini karşılıklı suçlamaları havada uçuşuyor. Sonuç havada kalıyor. Çünkü kayıkçı kavgası gibi tartışanlar bir zarar görmüyor. Her birine göre yekdiğeri ya FETÖ'cü ya da onları koruyor.

Ülkemizde 17/25'den bu yana önce Paralel Devlet Yapılanması, sonraları Fethullahçı Terör Örgütü denen örgütün, devletin her kademesinde örgütlendiği herkesin malumu. Devletin kılcal damarlarına girdiği söylenen bu örgütün "Siyasi ayağı yok mu" sorusu hep sorulur. Araştırılsın diye Meclise getirilir. Nasıl bir ayaksa ortaya çıkmaz. Çünkü araştırma isteği reddedilir. Niçin reddedilir? Ya yoktur; Meclisi uğraştırmaya değmez ya da vardır ama gizlenmesi gerekir. Hangisidir bilinmez. Ben FETÖ'nün siyasi ayağı vardır veya yoktur iddiasında bulunacak değilim. Burada şunu söyleyebilirim: FETÖ konusunda kayıkçı kavgası yapanların çok masum olmadığıdır. FETÖ'ye ilk taşı, içimizdeki en masum olanımız atsın dense öyle zannediyorum, FETÖ'ye taş atacak kimseyi bulamayız. FETÖ'cü olduğumuz belli olmasın diye taş atarsak, orasını bilmem. Anlatmak istediğim FETÖ konusunda kahir ekseriyetimiz sınıfta kalmıştır. Çünkü işin başından sonuna kadar isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek FETÖ’ye destek olunmuştur. 

*80 öncesinde fikri, zikri farklı olmasına rağmen örgüt elebaşına, cami kürsülerini teslim ederek tanınmasına ve taraftar kazanmasına zemin hazırlayan Diyanet suçludur.
*"Komünistler geliyor, onlarla mücadele etmek lazım" diyerek insanları komünizm tehlikesine karşı korkutarak insanları kapitalizmin kucağına iten zihniyet suçludur.
*İhtilal yaparak terör örgütünün devlete sızmasına ve örgütün orduya kendi militanlarını yerleştirmesine zemin hazırlayan 80 ihtilalının kudretli konsey üyeleri suçludur.
*Örgütün polis teşkilatında yuvalanmasının önünü açan ve yurtdışında okullar açmasına destek vermek suretiyle örgütün kendisini tanıtmasında büyük bir rol üstlenen Özal hükümetleri suçludur.
*1990-2001 yılları arasında örgütün; basın-medya ve TV sektörüne girdiği, dershane ve özel okullar açıp geliştirdiği, iktisaden geliştiği ve holdingleştiği, siyasilerle ilişkileri sıcak tuttuğu ve her kesimle iletişim halinde olduğu yıllardır. Bu dönemde de örgüt; mülkiye, harbiye, adliye, üniversite ve bürokraside rahatça kadrolaşmaya devam etti. Hatta 99 yıllarına gelindiğinde polis teşkilatında tepeden tırnağa kadrolaşmasını bitirdi. Bu yıllar arasında hiçbir engel ile karşılaşmadan, hatta destek görerek yoluna devam eden örgüt, koalisyon hükümetlerinde hükümetin büyük ortağı olarak görev yapan Çiller, Yılmaz, Ecevit hükümetleri zamanında yoluna doludizgin devam etmiştir. Hatta iltifat görmüş ve korunmuştur. Bu dönemler arasında görev yapan hükümetler suçludur.

*2002 ila 2013 yılları arasında, önceki yıllarda devletin her kademesinde kadrolaşan örgüt elemanlarının, üst yöneticiliklere geldiği/getirildiği yıllardır. Devletin tüm kurumlarında örgütün sözü geçmeye başlamıştır. Bu dönemde ulaştığı güçten dolayı örgüt şımarmış ve kibirlenmiştir. Hükümetten tam destek gören örgüt, bu dönemde yargı ve polis eliyle operasyon üzerine operasyon yapmıştır. Kendilerine dokunanın yandığı yıllardır bu yıllar. Örgütün bu derece şımarmasında ve operasyonel bir güce kavuşmasında dönemin AK Parti hükümetlerinin payı büyüktür ve suçludur. (Bu konuya devam edelim)

***23/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

19 Ocak 2020 Pazar

Fetvalar Din Değildir *

Müslümanlar, bir şeyin dine uygun olup olmadığı konusunu hep merak etmişlerdir. Din adına söz söyleyen birini gördükleri zaman insanlar kafasına takılan veya yaptıklarının dine uygun olup olmadığını sorarlar. Uygundur veya değildir ya da caizdir veya caiz değildir görüşleri dinin o konudaki görüşünü ifade eder. Buna fetva denir. Fetva: "İslam hukuku ile ilgili bir sorunun dini hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan, şeyhülislam veya müftü tarafından verilebilen belge veya görüş" demektir. "Bir şeyi, gereği gibi, iyice anlayıp bilme; kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi; İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü" demek olan Fıkıh ilminin konusudur fetva.

Bir konuda helaldir/haramdır, mekruhtur/müstehaptır, mubahtır, caizdir veya değildir şeklinde verilen fetvalar, Müslümanlar arasında katılıyorum/katılmıyorum şeklinde hep tartışma konusu olagelmiştir. Çünkü bir konuda verilen farklı fetvalar, insanımızın kafasını karıştırmaktadır. "Bu din bir tane değil mi? Niçin birbirine zıt fetvalar veriliyor? Dün caiz değil dediklerine bugün cevaz veriyorlar" denerek hocalar topa tutuluyor. Fetvalar konusunda farklı görüşler var diye fıkıhçıları eleştirelim. Yalnız eleştirilirken şunları göz ardı etmeyelim:
1.Din bir tanedir ve temel kaynakları bellidir. Kur'an ve sahih sünnette belirtilmiştir. Ama ayet ve hadislerden çıkarılan hükümler farklı olabilir. Çünkü yorum, görüş ve kanaattir nihayetinde. Din değişmez iken yorum, görüş ve kanaatler zamanla değişebilir. Çünkü görüşler ve fetvalar din değildir. "Zamanın değişmesiyle hükümler de değişebilir" kaidesi Mecelle'nin amir hükmüdür. Bir şeyin helal veya haram olduğuna dair şartlar değiştikçe ve zaruretler ortaya çıktıkça daha önce belirtilen görüşler de değişecektir. Mesela, zararı tam bilinemediği zamanlarda sigaraya, geçmişte mekruh/mubah denirken şimdilerde haram fetvası verilmeye başlanmıştır. İslam'ın kıyamete kadar geçerli olması, her çağa hitap etmesi, ihtiyaç ve sorunları gidermesi, ancak bu kaidenin gereği yerine getirilince gerçekleşir. Bu, Müslümanların önünü açar, hayatlarına kolaylık sağlar. 
2. Bir konuda verilen fetvalar dinin kesin hükmü değildir. Aynı konuda farklı fetva varsa, fetvaya uyma konusunda kişi muhayyerdir. Kalbine danışır. Kalbine en uygun geleni hayatına tatbik eder.
3.Fetva konusunda üzerinde durulması gereken bir konu da fetvayı ehil insanların vermesidir. Her önüne gelen ve yeterince eğitimini almayan fetva veremez. Cami görevlileri, vaiz, din kültürü öğretmenleri ve salt ilahiyat eğitimi almış olmak veya Arapça bilmek, medrese okumuş olmak fetva vermek için yeterli değildir. Hatta dini bilgisi çok derin olan ve bilgisine güvenenlerin de fetva vermeye yeltenmemesi gerekir. Bu; ister müftü, ister fıkıh alanında uzmanlık yapmış biri veya Diyanet İşleri Başkanı ve Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi olsun. Artık tek kişinin imzasını taşıyan fetva verilmemelidir. Burada dikkat çekmek istediğim konu, herhangi bir konuda fetvaya ihtiyaç duyuluyorsa, bu meseleye dair fetvanın, işin uzmanlarından müteşekkil bir heyet tarafından verilmesidir. Aslında Diyanet'in bünyesinde fetva işlerinden sorumlu 16 kişilik bir heyet var. Fakat üye sayısı daha da artırılmalıdır. Her ilahiyat ve İslami İlimler Fakültesinden fetva heyeti adı altında fıkıhçı, tefsirci ve hadisçi karışımı bir komisyon oluşturulabilir. Komisyon sadece ilahiyatçı akademisyenlerden ibaret olmamalı. Ele alınacak konu ile ilgili sahasında uzmanlaşmış kişiler de komisyonda yer almalı. Ticaret, ekonomi, bankacılık vs alanlarında söz sahibi kişiler, işin künhünü daha iyi bilir. Ya komisyonda bunlar da olmalı veya konu görüşülmeden önce komisyon üyeleri kendilerinden brifing almalı ya da hazırladıkları teknik raporu incelemeliler. Din, insanın her anını ilgilendiriyorsa verilecek fetvalar da alanında uzman kişilerden yardım almakta fayda var. Tüm bilgi, belge, zaruret durumu ortaya konduktan sonra mesele Kur'an ve sünnet çerçevesinde ele alınmalı. Ortaya çıkacak fetva; efradını mani, ağyarını cami olmalı. Dini görüş ortaya koyarken komisyon, ana kaynaklardan Kur'an'ı anayasa, sünneti seniyyeyi kanun, verdikleri fetvayı da yönetmelik veya genelge gibi görmelidir.

Fetva, oy birliğiyle veya oy çokluğuyla geçmeli ve komisyon başkanı tarafından kamuoyuna açıklanmalı. Açıklamanın altına da "Komisyonumuzun görüşü bu şekildedir. Doğrusunu Allah bilir. Yeni gelişmeler oldukça ve şartlar değiştikçe fetva yeniden değerlendirilecektir" denmelidir. Hatta komisyon, geçmişten günümüze verilen fetvaları, konularına göre numaralandırarak yeniden incelemeli. Güncelliğini kaybetmiş ve ihtiyaç gidermekten aciz fetvalar için "İlleti değiştiği için günümüzde amel edilemez" demelidir. Güncelliğini koruyan ve ihtiyacı çözmeye devam eden fetvalara birer numara vererek "Fetva Arşivi" adı altında tüm fetvaların dijital ortama aktarılmasını sağlamalıdır. Bu arşivde, birlik veya çoğunluk sağlanamayan birbirinden farklı fetvalara da yer verilmelidir. Ayrıca hala karar verilmemiş, görüşülecek konular için de "Komisyonumuz bu konuyu falan tarihte yapılacak toplantıda ele alacaktır" şeklinde ilgilisini bilgilendirmelidir. Her yeni sorun ortaya çıktığında yeni bir fetva için toplanmalıdır. Fetvaya bu şekil bakılması ve yaklaşılması, ortaya çıkan her konuda, önceki görüşün tekrar gözden geçirilmesi, İslam hukukunun geçerliliğini, canlılığını ve sorunlara çözüm ürettiğini ortaya koyacaktır. İstediğim yaşayan bir hukuktur. 

*22/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.