18 Ocak 2020 Cumartesi

Diyanetin Fetvası ***

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından düşük bütçeli ailelere yönelik olarak başlatılan konut kampanyası için devlet bankasından kredi kullanmanın caiz olup olmadığına dair bir soruya Din İşleri Yüksek Kurulu: "…TOKİ aracılığıyla devreye alınan son uygulama ile devletin, alt veya orta gelirli vatandaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirilmekte olup devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı, faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bu itibarla, devlet TOKİ'nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkanı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir." fetvasını vermiştir. Bu fetvadan "Sosyal Konut Projesi" kapsamında TOKİ'nin orta ve dar gelirli insanlara yönelik yapacağı konutları alabilmek için şartları tutanlara, kamu bankalarının 0,49 faiz oranıyla vereceği kredinin faiz kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Diyanetin bu fetvası ses getirdi. Kimi yerinde ve uygun bir görüş olarak görürken kimi de "Allah ve Resulüne savaş açmak" demek olan faize, kapı araladığı ve faizi meşrulaştırdığı gerekçesiyle Diyaneti topa tutmaya başladı. Burada Din İşleri Yüksek Kurulunun verdiği bu fetvayı değerlendirecek değilim. Zira ne ekonomiden anlarım ne de dinden. Din alanında yarım mürekkep yalamış biriyim. Yine de bu konuda -haddimi bilerek- bir şeyler söylemek istiyorum.

Kamu bankalarının proje kapsamında 0,49’le verdiği kredinin, yıllık faiz oranı 5,88'dir. Devletin resmen açıkladığı enflasyon oranının yüzde 12'ler civarında olduğu göz önünde bulundurulursa -ki vatandaşa yansıyan enflasyon daha yüksektir- bankaların enflasyonun çok çok altında bir faiz oranı yansıttığı görülecektir. Bu oranı da faiz olarak değerlendirmek piyasayı ve faizi bilmemek anlamına gelir. Bunu bilmek için insanın iktisat okuması, dini tedrisat yapması gerekmez. Dört işlemi bilen bunun faiz olmadığını bilecektir. Burada üzerinde durulması gereken, bankalar daha fazla kazanmadan, kredi çekenin kanını emmeden kolay kolay kredi vermez. 0,49'dan verdiği kredi ile kamu bankaları kamu zararına uğrayacaktır. Bu zararı da devlet -her zaman yaptığı gibi- vergi veren diğer vatandaşların üzerine yıkacaktır.

Diyanetin verdiği bu fetvaya göre, başını sokacak bir ev sahibi olmak için isteyen dar gelirli, belirlenen orandan kredi çekme yoluna gider, içine sinmeyen de çekmez. Zira kim ne fetva verirse versin, insanlar kendi kalbinin sesini dinler. Çünkü adı üzerinde fetvadır. Fetva isabetli ise fetva verenler iki, isabetli değilse bir sevap kazanırlar. Kimse oturduğu yerden bu şekil fetva verenleri tu kaka yapmamalı. Çünkü kiraların alıp başını gittiği bu enflasyonlu hayatta, aldığı maaşın yarısını kiraya veren asgari ücretlinin, başka türlü başını sokacağı bir konuta sahip olması mümkün değildir. Bu durumda olup da sosyal konut projesi kapsamında kredi çeken insanlara ne kızar ne de ayıplarım. Burada bir ayıp varsa bu hayat pahalılığında bu insanları insanca yaşayabilecekleri bir maaşla çalıştırmamak ayıptır.


***21/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

16 Ocak 2020 Perşembe

İktidarımda Problemlere Çözüm Önerilerim


*İşsizliği önlemek için;

1.Her ailede bir kişiye iş verilecek. Aileden ister kadın, ister koca, ister oğlu, ister kızı çalışsın.

2. Bir ailede birden fazla kişi çalışıyorsa onun işine son verilecek.

3.Çalışan aile ferdi, diğer aile fertlerinin geçimini üstlenecek.

4. Tüm bu önlemlere rağmen hala işsizliğe çözüm bulunamamış ve bazı ailelere iş verilememiş ise, yaşı ne olursa olsun; beşikten mezara ilim çerçevesinde o kişilere öğrenci statüsü verilecektir. Öğrencilik, iş bulununcaya kadar devam edecektir.

*Konut sıkıntısını gidermek için;

1. Birden fazla evi olanların fazla evlerini, tapuya gösterdikleri bedel üzerinden devlet satın alacaktır. Bu evler evsiz, barksızlara ve kirada oturanlara kira öder gibi devlet tarafından satılacaktır. Yıllık kira artışı, yıllık tüfe ve tefe göre belirlenecektir.

2. Evlenen oğlan evlendikten sonra da babasının yanında/evinde kalmaya devam edecektir. Gelinler, yeniden kaynana ve kaynata ile tanışacaktır. Gelin-kaynana arasında çıkacak sorunlar aile içinde kaynata ve damat tarafından giderilecektir.

3. Evini dar bulduğu veya imkanı olduğu için ev yaptırmaya kalkanlara otur oturduğun yerde denilecektir.

Gördüğünüz gibi çözüm önerilerim kesin sonuç veren türden. Ülkenin diğer sorunları da bu bakış açısıyla çözümlenecektir.

Bu durumda bana kim oy vermez? Aklıma sadece beni çekemeyenler geliyor.

14 Ocak 2020 Salı

Yazık Bu Öğrencilere! ***

Yaşça kendimden büyük esnaflık yapan bir akrabamı ziyaret ettim. Çay içerken laf döndü dolaştı, okullar ve öğrencilere geldi: Cumartesi ve pazar günleri okullar kapalı değil mi? Bildiğim kadarıyla tatil. Buna rağmen sabahın erken saatinde sırtına çantasını alan çocukları yollarda görüyorum. Bu çocuklar nereye gidiyor böyle" dedi. Derin bir nefes aldıktan sonra kendisine, cumartesi ve pazar günleri resmi tatil ama okullar açık. O gördüğün çocuklar ek derse gidiyorlar. Kimi okullarında açılan kurslara, kimi ücretini verip etüt merkezlerine, kimi özel derse gidiyor.  Kimi de hafta içi okul dersleri bittikten sonra akşamleyin etüt ve kurslarda soluğu alıyor.  Neredeyse tüm yıl durum böyle, dedim.

Öyle değil mi gerçekten? MEB'in iş takviminde eğitim ve öğretimin 180 iş gününden az olamaz dediğine bakmayın siz. Resmiyette öyle olsa da neredeyse 365 gün öğretim işiyle uğraşıyor bu öğrenciler. Yaz nedir, kış nedir, on beş tatili nedir, resmi tatil nedir bilmezler. Okullar yaz tatiline girince bu çocuklar, aileleri tarafından ücretli ve ücretsiz kurslara gönderilir. Okul zamanı cumartesi ve pazar günleri hakeza kurslara devam eder bu çocuklar. Yani anlayacağınız bu çocuklar 1 Ocak, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, Ramazan ve Kurban bayram tatilleri dışında aşağı yukarı öğrenmek için bir yerlere gidiyorlar. Bu tabloya göre bu asrın çocukları şu ya da bu şekilde 365 gün öğretimin içindeler. 

Okul, etüt, kurs ve özel dersten sonra bu çocuklar evlerine gelince ne yapıyorlar? Odalarında konu anlatımlı veya soru bankası adı altında farklı yayınevlerine ait boy boy yardımcı kaynaklar var. Birini bitirince çocuk diğerine geçiyor. Çünkü bir dersle ilgili yayımlanmış ne kadar soru varsa çözmesi gerekiyor. Okul, etüt, kurs üçgeninde yorgunluktan bitap düşmüş çocuk, evde yemeğini yedikten sonra çalışma masasına oturmak için biraz ağırdan alsa çocuğunu çok düşünen ve onun başarısı için saçını süpürge eden anne ve babası "Senin dersin yok mu? Ne ağzını ayırıp duruyorsun" dercesine yüz hattı değişiyor. Çözülmüş ve çözülmeyi bekleyen yardımcı kaynakları üst üste koysan içinde bir veya birkaç insanın kalabileceği küçük bir baraka yapılır.

Okulların, etüt ve kurs merkezlerinin, velilerin ve MEB'in tek hedefi var: Her türlü imkânın ayakları altına serildiği bu çocukların LGS ve YGS'de başarılı olması. Çocukların iyiliğini isteyen kişi ve kurumların hepsi gördüğünüz gibi birer iyilik meleği. Kendilerine zamanında bu imkanlar verilseydi, onlar nasıl başarılı olurlardı. Zamanınız olursa hepsinin birbirine benzer hikayelerini bir dinleyin derim.

Hayatları rutine binmiş bir şekilde okul, etüt/kurs, soru çözmekten ibaret bu çocuklara yazık değil mi? Başarı adına bu çocuklara verdiğimiz bir eziyet değil mi? Kaç kişinin vücudu ve beyni kaldırır bu yükü? (Zaten çoğu bu yükü kaldıramıyor. Yarı yolda çalışmayı bırakıveriyor.) Emsallerine fark atsın diye bu yaptığımızın neresi pedagojik? Sahi, bu çocukların yerinde olmayı kaç kişi ister? Her şeyden öte çağın bu çocukları, kendilerinin yerinde olmayı hiç isterler miydi? 

Bence bu çocuklara yazık ediyoruz. Eğitim ve öğretim yolunda emsallerine fark atsın düşüncesiyle bu çocukların çocukluğunu ve gençliğini yok ediyoruz. Bir zaman sonra da benim çocuk akraba nedir bilmiyor deriz. Zamanında ders çalışsın, dersinden geri kalmasın diye herkesten kaçırdığımız bu çocuklar, akrabayı nereden bilsin? Oyunlarından mahrum bırakarak oyun çağından edip güç ve kapasitesinin üzerinde bir yük ile boğmaya çalıştığımız bu çocuklar, çocukluklarını yaşamadıkları için büyümüyorlar bir türlü. Her şeyimizi feda ederek ayakları altına serdiğimiz bu çocuklar bir gün "Ayaklarımın altına süpürge ettiğiniz saçlarınızı, alın başınıza çalın, gözüme görünmeyin ve gölge etmeyin" derlerse hiç şaşırmam. Aslında böyle diyecekler ama diyecek takatleri bile yok.

***18/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.