5 Ocak 2020 Pazar

Zam Zamanına Dair *

Akaryakıt fiyatları, dövizin dalgalanmasına göre yeniden ayarlanır. İner veya çıkar. Zira otomatiğe bağlanmıştır. Doğalgaz fiyatları akaryakıt gibi otomatiğe bağlı olmasa da doların seyrine göre üç aydan üç aya fiyatı gözden geçirilir. Elektrik de hakeza doğalgaz gibi. Su ise belediyeler tarafından aylık otomatiğe bağlanmış durumda. Dövizin yukarıya doğru seyrine göre birçok ürünün fiyatı değişir. Ulaşım ve nakliye de bu değişimden nasibini alır.

Sebze ve meyve fiyatları arz talep, ürünün az ekilmesi, ekili arazilerin doğal afetlerden etkilenmesi, havaların kurak gitmesi ve soğuk vurmasına göre haftalık ve sezonluk değişir. 

Enflasyonun çift haneli rakamlarda seyrettiği yıllarda ithal ve ihraç ürünlerinde daha sık fiyat ayarlaması yapılır. Çünkü girdiler değişince ürünler de tüketiciye mecburen zam olarak yansır. 

Benim burada değinmek istediğim çok zam yapılıyor, zam oranları yüksek, ekonomi iyi yönetiliyor-yönetilmiyor konusu değil. Bu, ayrı bir yazı konusudur. Zamların sicim gibi geldiği ocak ayına dikkat çekmek istiyorum. 01 Ocaktan geçerli zamlar, birkaç üründen ibaret olsa eh, tamam diyeceğim. Ama neredeyse her ürüne ocakta zam yapılıyor, vergiler yükseltiliyor. Burada 2020 bütçesini hazırlayıp Meclisten geçiren hükümet, gelir ve giderler için ocak ayında düzenlemeye gitmek zorunda, işçi ve memura vereceği maaş zammını, yaptığı bu zamlardan çıkaracak denebilir. Ben de derim ki zamlar ve vergiler için niçin ocak beklenir? Başka bir ay seçilemez mi? Çünkü insanımızın maddi olarak en zorlandığı aylar ve mevsimler sonbahar, özellikle de kış aylarıdır. Bu aylarda ilave olarak ısınma giderleri devreye girer, vatandaş katmerli ödeme yapar. Elektrik faturaları daha kabarık gelir. Okuyan çocuğu varsa okul ve servis masrafları devreye girer. Sezon kış olunca birçok esnafın cirosu düşer. Kimi çalıştığı işten çıkarılır. 

Anlatmak istediğim, vatandaş için kış zor geçer. Devlet, yapacağı zamlar için vatandaşın elinin rahatladığı dönemleri seçecek bir düzenleme yapmalıdır. Mesela mart-nisan ayları zam ve zamlar için uygundur. Çünkü bu aydan itibaren vatandaşın yüzü biraz güler: Kiminin durgun işleri açılır, kimi iş bulur. Sebze ve meyve fiyatları havaların ısınmasıyla birlikte düşüşe geçer, doğalgaz sarfiyatı düşer.  Kışın soğuklarda çocuğunu servise veren servis dışında başka seçenekleri devreye sokar.

Hülasa  zam yapılacaksa bu zamları 1 Ocaktan değil, 1 Mart veya Nisandan geçerli olacak şekilde yapalım. Bütçeyi hükümet ona göre ayarlasın. 1 Nisandan itibaren geçerli olacak bu zamlar, ocak zamlarına göre daha çabuk hazmedilir. Vatandaş gelen zammı, önce 1 Nisan şakası sanır, güler, ardından gerçeği kabullenir.

Yanlış yönetimimizden veya dış kaynaklı dalgalanmalardan dolayı koyacağımız zam veya vergiler vatandaşı canından bezdirmemeli, onları öldürmemeli. Merak etmeyin, vatandaş kaşıkla verileni kepçeyle vermeye alışkın. Yeter ki kazanla almaya kalkmayalım. Vatandaş yaşayacak ki devletini beslesin.

*11/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Camiye Gidip Niye Namaz Kılıyoruz ki? ***


Zaman zaman okullarda kavga eden öğrenciler olur. Bu tür kavgalar hep bahçe ve koridorda oynayan diğer öğrenciler tarafından ayrılır. Kavganın içeriğine pek girmek istemesem de neyi paylaşamadınız diye tarafları dinlediğimde, husumetin okul dışında başladığını ama kavgayı okulda yaptıklarını öğrenirim. Kavganın içeriğine gelince, genelde incir çekirdeğini doldurmayan türden kavgalar olur. Onlara “Kavgada yumruğu ilk önce kim attı” derim. Zira bana göre meseleyi konuşarak değil de kaba kuvvetle çözmek ilkel bir yöntem ve kavgada ilk yumruğu sallayan suçludur. İkinci olarak “Dışarıda başlayan bu atışmayı kavgaya dönüştürerek niçin okula taşıdıklarını” sorar, arkasından “Madem sizin için kavga kaçınılmaz, çözümü kavgada buldunuz. Niçin kimsenin olmadığı bir yere gidip kavganızı yapmıyorsunuz? Orada sizi aralayan, size karışan olmaz. Böylece kozunuzu bir güzel paylaşmış olursunuz. Birbirinizi öldürseniz tüh bile demem, pisipisine gittiler derim. Cenazeniz de orta yerde kalmaz. Ben cenazenizi seve seve kıldırırım. Ama siz, kimsenin olmadığı yeri değil de okulu seçiyorsanız, katıksız korkaksınız. Çünkü okulda kalabalık içerisinde kavga etmek mertlik değil. Nasılsa kavgaya tutuştuğunuzda birileri koşarak gelir ve sizi aralar diye düşünüyorsunuz” derim ve ardından barıştırırım.

Karapınar ilçemizde, aralarında daha önce husumet olan yaşları 54-26 olan baba-oğul ile diğer tarafta yaşları 55-48 olan iki kardeşin, cuma namazının farzını kıldıktan sonra camide birbirlerini darp etmesi, kameralara yansıdı. Bu olay yerel ve ulusal gazetelerde video görüntüleriyle birlikte yayımlandı. Bu haberi okuyup görüntüleri inceleyince nedense liselerde öğrencilerin okul bahçe ve koridorlarında yaptıkları kavgalar aklıma geldi. Her ikisi de kavga yeri olarak kalabalık meskun mahalleri seçiyorlar. Aralarındaki tek fark, liseli gençler adı üzerinde delikanlı. Yani kanları deli, heyheyleri üzerinde. İşin nereye varacağını pek kestiremezler. Cami içinde kavgaya tutuşanlar ise aklı başında, yaşça çok olgun, evli-barklı kişiler. Camideki bu kavgayı görünce kavgaları hiç tasvip etmesem de öğrenci kavgaları bana daha masum geldi. Camide kavgayı yapan ortaokul ve lise talebeleri olsa yine onlar çocuk diyeceğim. Ama Allah’ın evinde kavgaya tutuşanlar maalesef koca koca adamlar. Neyi paylaşamadılar, dertleri ne bilmiyorum. Öğrenmek de istemiyorum. Çünkü itidal ve sükunetin hakim olması gereken bir yerde husumetin camiye taşınmasının makul bir izahı olamaz.

Bereket, Allah Teala, “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığınızda koşarak Allah’ı zikretmeye koşun” buyuruyor. Bir de “kavganızı camide de yapabilirsiniz” deseydi herhalde camide silahlar konuşur ve kan gövdeyi götürürdü. Kıldığımız namaz “Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.”ayetinde buyrulduğu gibi bizi kötülüklerden koruyacaktı. Bırakalım kötülükten alıkoymayı; burası Allah’ın evi, burada kavga olmaz demeyip Allah’tan korkmadan, kullarından utanmadan kavgamızı camiye taşıyoruz. Biz büyükler de küçüklerin vücutça büyümüş şekli olduğumuza göre demek ki yok onlardan bir farkımız. Boşu boşuna çocuklara kızmayalım. Onlar kavga için kalabalık yerleri seçiyorlar, biz de. Korku demek ki bizi kalabalık yerlere çeken… Camide herkesin içinde kavgamızı yapacağız ki birileri bizi aralasın. Bu arada bir iki vurur ve yumruk sallarsak kâr, mantığını güdüyoruz. Madem korkuyoruz, o zaman niçin kavgaya tutuşuyoruz?

Bence kıldığımız namazları bir sorgulamamız lazım. Eğer bir namaz, bizi kötülüklerden, hayasızlıktan ve kavgadan uzak tutmuyorsa kıldığımız bu namazlarda bir sorun var demektir. “Yazıklar olsun, o kıldığımız namazlara…”

***08/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

4 Ocak 2020 Cumartesi

Alın Size Bir Havuz Problemi! *

2020'nin ilk günü, ekmek almak için yolumun üzerindeki bir fırına girdim. İstediğim ekmek için uzattığım paranın üstünü beklerken, fırıncı "Bu sabahtan itibaren ekmek fiyatları 1,20 kuruş oldu" deyip üste para istedi. Öyle mi deyip paramın eksik kısmını tamamladım. Yılbaşı demek bizde iğneden ipliğe her şeye zam gelmesi demekti. Aslında ekmeğe de zammın gelebileceğini hesaba katmam gerekirdi. Neyse gelen zammın da bir ehemmiyeti yokmuş. 1,10 kuruş iken 1,20 kuruş olmuş.

Misafir gelecek diye aldığım ekmek, arttığı için dört gün boyunca yolum fırına düşmedi. İlk gün zamlı aldığım ekmek birkaç gün gitti. Cumartesi günü ekmek almak için kendi fırınıma gittim. Gözüm, tereklerin üzerine fırıncı tarafından “200 gram ekmek: 1,20 kuruş” yazılmış yazı ilişti. Yeni fiyata alıştığım için 1,20 kuruş dikkatimi çekmedi. Yazılan gramaja takıldım ve fırıncıya, daha önce kaç gramdı dedim. “250 gram idi. Şimdi 200 grama indi” dedi. Ardından “Bu gramaj daha iyi oldu. Çünkü 250 gram ekmek tam pişmiyordu. Bu, daha iyi pişer” dedi. İyi o zaman dedim, ayrıldım.

Koltuğumun altında sıcak ekmekle evimin yolunu tutarken, ekmeğe sadece 10 kuruş zam geldi düşüncemin yanlış olduğunu anladım. 250 gram olan ekmeğin, gramajının 200 grama düşürülmüş olmasıyla birlikte, bu durumda ekmeğe ne kadar zam gelmiş düşüncesi aldı beni. Çünkü ekmeğin gramajıyla oynanmış, üstüne bir de fiyat ayarlaması yapılmış. Bu ayarlamada hem örtülü hem de aleni bir durum var. Düşün düşün, içinden çıkamadım tabi. Zira oldum olası Matematik ile aram yok. Aram yok derken Matematikten hiç anlamam değil. Ama ekmeğe gelen zam oranı hiç anlamadığım ve çözmek için çaba sarf etmeye yeltenmediğim havuz problemine benziyordu. İsterseniz havuz problemi derken çeşitleri çok olsa da bir tane örnek vererek içinden çıkamadığımız havuz problemlerini bir hatırlayalım:
“Boş bir havuzun tamamını tek başına A musluğu 12 saatte, B musluğu 18 saatte doldurmaktadır. Havuzun tabanında bulunan C musluğu dolu havuzu 9 saatte boşaltmaktadır. Buna göre, bu üç musluk birlikte açıldığında boş havuz kaç saatte dolar?”
A)    18                   B) 24               C) 28               D) 32              E) 36

Dua edin, bu havuz problemini www.matematikkolay.net sitesinden aldım. Kolayı bu ise zoru nasıl, varın ötesini siz düşünün. Çocuklarımızın bu havuz problemlerinden ne çektiğini de bir empati yapın, yavrum! Nasıl yapamadın?” demeyin. Neyse siz havuz problemiyle uğraşa durun, ben yeniden havuz problemine benzeyen ekmek zammına geleyim ve size sorayım: 2019 yılında 250 gramı 1,10 kuruşa satılan bir ekmek, 2020’den itibaren 200 gramı 1,20 kuruştan satılmaya başlandığına göre ekmeğe gelen zam oranı nedir ve ekmeğe ne kadar zam gelmiş oldu?

Sizi bilmem ama ben bu hesabın içinden çıkamadım ve merak ya, sosyal medyaya yazarak matematikçilerden yardım istedim. Gelen cevap, yüzde 36,36 oldu. “Hesap doğru mu yanlış mı bilmem. Zira benim aklım ermez. Yanlış ise cevabını sizden bekliyorum.

Her şeye zammın geldiği düşünülürse girdi fiyatlarından etkilenen ekmeğe de zammın gelmesi normal. Hatta gelen bu zam, diğer ürünlere gelen zam oranına göre makul da olabilir. Simit bile 2 liraya çıkmışsa, ekmeğin bu fiyata çıkması normal görülebilir. Burada normal olmayan, ekmeğe bir taraftan zam yapılırken diğer taraftan gramajının düşürülmesidir. Yani gramajı indirilirken fiyatı da yükseltilmiş. Ekmeğin gramı düşürülmüşse zam niye yapıldı? Zam yapılmışsa ekmeğin gramajı niçin düşürüldü? Garip olan bu. Bu arada 36,36’lık bir zam oranı biraz tuzlu olmuş. Allah bu günlerimizi aratmasın.

Not: Yazıyı yazdıktan sonra aldığım bilgiye göre Belediyenin müdahale etmesiyle 200 gram ekmeğin 1,10 kuruştan satılmaya devam edeceği bilgisini aldım. Bekleyip göreceğiz.

*06/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.