31 Aralık 2019 Salı

2020'ye Girerken 2019 *

Dikeni fazla olan bir yıl idi 2019. Durmadan bize dikenini batırdı durdu. Gidişi, beni 2020’de de görün! Size daha gününüzü göstereceğim der gibiydi. 2019’un akılda kalanları:

*Yılın altı ayından fazlasını yerel seçimlerle geçirdik. Yaptık, iptal ettik, sonra yeniledik.

*2012 yılında kadını korusun, kadına şiddeti önlesin ve kadın cinayetleri son bulsun niyetiyle çıkarılan 6284 Sayılı Kanun, kadına şiddet ve kadın cinayetleri konusunda zirveye çıktı. Kanun bu şekil yürürlükte kalmaya devam ederse 2020 yılında da kendi rekorunu egale edeceğe benziyor.

*2018 yılında ülkemiz sınırları içerisinde, Suud Konsolosluğunda işlenen Kaşıkçı cinayetinin faillerine nihayet Suud yargısı ceza yağdırdı: Beş idam ve diğer üç kişiye de toplamda 24 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, suikast timinin başındaki Suud el Kahtani’yi anasından doğmuş gibi suçsuz buldu. Öyle ya! Adamın suçu yoksa koskoca Suud şeriat mahkemesi ceza verecek değildi ya. Sonra bu adalet anlayışı dünya adalet anlayışıyla uyumlu. Zira gerçek suçlulara ceza vermek bu dünyanın adalet anlayışına terstir.

*Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan Mursi, mahkeme salonunda yargılanırken yere yıkılarak öldü. Dünyanın sesi çıkmadı. Niye çıkarsın ki... Koskoca dünya, mahkemede yargılanan suçlu birini savunacak değildi ya…

*2019 Aralık ayı boyunca yapılan toplantılarla, asgari ücretin 2.324 lira olarak tespit edildiğini açıklayan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Selçuk, 2021 asgari ücretinin belirlenmesinde  “İşçi ve işverenin anlaştığı rakamlar üzerinden konuşulacağı” müjdesini vererek gönüllere su serpti ve taraflara moral verdi. Merakımız, taraflar bu sene hangi rakamlar üzerinden konuşup anlaştılar?

*2019 yılı Türkiye ABD ilişkileri, 2018 yılında olduğu gibi tansiyonu yüksek bir yıl oldu, tüm sene boyunca çeşitli konularda görüş ayrılıkları yaşandı ve yaptırımlar söz konusu oldu.  ABD, söz de “Ermeni soykırımını” kabul etti. Tüm bunlar Trump-Erdoğan dostluğuna rağmen oldu. İyi ki bu ikili dost! Düşünün ki bir de dost olmasalardı halimiz nice olurdu… Aklıma bile getirmek istemiyorum.

*Kendi ülkesinde azli istenen suçları işlediği Temsilciler Meclisinde kabul edilen Trump, Golan Tepelerini İsrail’e babasının malı gibi resmen verdi.

*Alışveriş poşetlerini 25 kuruş karşılığında satın alır olduk. Bir yıl boyunca kasada satılan poşetler ile manav reyonundaki ücretsiz poşetlerin ve tereklerdeki naylon ambalajlı gıda ürünlerinin, çevreye verdiği zararı yaşayarak öğrendik: Kasada satılanlar zararlı, diğerleri ise faydalı.

*Siyanürle ölümler hayatımıza girdi. Peşi peşine birkaç siyanür vakasından sonra -bereket- arkası kesildi.

*Hayat pahalılığını vatandaş iliklerine kadar yaşadı.

*Suriye’ye “Barış Pınarı Harekatı düzenlendi. Akıbeti, Türkiye’nin tam istediği gibi olmasa da Türkiye, dünyaya kararlılığını gösterdi.

 *Yeni askerlik sistemine geçildi, askerlik süresi kısaldı, bedelli askerlik hayatımıza sürekli olarak girdi.

*Geleceğe nefes olsun diye 14 milyona yakın fidan dikildi.

*2022 yılında seri üretim yapacağı açıklanan Türkiye’nin elektrikli ve yerli otomobili tanıtıldı. Halkın çoğunluğundan tam puan aldı.

*Çılgın proje olarak bilinen Kanal İstanbul tartışması 2020’ye sarkarak devam edeceğe benziyor.

*Bekleye bekleye koruk olacağız derken Konya’ya az da olsa kar yağdı ama öğrenciler sevinemedi. Zira kar yağışının ardından bir tatil çıkmadı.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu gibi 2019’da yaşadıklarımız da 2020’de yaşayacaklarımızın habercisi gibi. Ümit ediyorum ki altından kalkamayacağımız bir yıl olmaz 2020. Nice mutlu ve huzurlu yıllara…

*01/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Aralık 2019 Pazartesi

O Kadar Adaklar Boşa mı Gitti Şimdi? ***

“Batman merkeze bağlı Çayüstü köyünde yaşayan halk, sahabi Abuzer Gaffari’ye (doğrusu Ebuzer el-Gıfari olmalı) ait olduğuna inandıkları türbeye giderek adaklar adarlar, kurbanlar keserler, ibadet yaparlar, defler eşliğinde şenlikler yaparlar ve dualar ederler. Baharın başlangıcı ile birlikte türbeye yapılan ziyaretler, civar köylerden gelen insanların da katılımıyla iyice artar. Bu gelenek yaklaşık yüzyıldır bu şekilde devam eder.

Ne zamanki türbenin bulunduğu Serkevir vadisinin de yapılacak olan Ilısu Baraj projesi çerçevesinde sular altında kalacağı ortaya çıkınca, köylüler türbenin yerinin değiştirilmesini yetkililerden talep ederler. Öyle ya gözleri gibi koruyacaklar türbelerini. Bu talebi İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü de uygun görür. Ekiplerin, türbe içinde iki gün boyunca yaptıkları kazılarda herhangi bir kalıntıya rastlanılmadığı ortaya çıkar. Bu durumu öğrenen köylüler nasıl olur diyerek donup kalırlar ve bu durumu kabullenmek istemezler. İçlerinden bazıları, mezar başka yerdedir diyerek kazıya devam ettirmeyi bile isterler. Ama nafile! Köylüler inanmak istemese de türbe diye yapılan binanın içinde herhangi bir mezar kalıntısına rastlanmaz.

Ağustos 2019’da da benzer bir durum Muğla ili Marmaris ilçesi Turgut mahallesinde de vuku bulmuştu. Burada da halk 40 yıl boyunca büyük bir İslam alimi diye adaklar adadıkları, dualar ettikleri, adına Çağbaba Türbesi dedikleri mezarın Roma döneminde yaşayan bir dövüşçüye (Diagoras) ait olduğu ortaya çıkmıştı.  

Gel de üzülme bu duruma! Şayet türbe diye bilinen burada, sahabi Ebuzer el-Gıfari’ye veya İslam alimine ait bir mezar yoksa, yöre halkının yıllar yılı adadıkları adaklar, kestikleri kurbanlar, ettikleri dualar ve yaptıkları ibadetler boşa mı gitti şimdi? Bence bu aşamada halk, bunca yaptıkları ibadetlerinin kabul edilip edilmediğini Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruluna bir heyet göndererek öğrense iyi olacak.

Sahi ne olacak halkın bu türbelerle imtihanı! Bel bağladıkları ne kadar türbeleri varsa ellerinin altından bir bir kayıp gidiyor. Türbe diye bildikleri yerlerin içi ya boş çıkıyor ya da türbe, inandıkları zata ait çıkmıyor. Biz türbeleri böyle harcarsak bu halk nerede ibadet edecek, adak kurbanını nerede kesecek? İçindeki boşluğu nasıl giderecek?

İçinizden, Diyanet bir şeyler yapmalı dediğinizi duyar gibiyim. Diyanet ne yapsın bu konuda? Din görevlileri aracılığıyla hutbe ve vaazlarında ölülerden medet beklenmeyeceğini, onlara adaklar adanamayacağını vurgularken türbelerin içine de müftülükleri vasıtasıyla, ziyaretçilerin gözünün içine sokarcasına “Adak adanmaz, kurban kesilmez, mum yakılmaz vs” yazılı uyarılar yazdırıyor. Diyanet veya din görevlileri ne derse desin, kitaplarda din ne şekilde anlatılırsa anlatılsın, türbelerde adak adanmaz, kurban kesilmez, onlardan medet beklenmez densin; halkımız, imam bildiğini okur misali kendi inandığı dini icra ve ifa etmeye devam ediyor.

Bunca uyarılara rağmen halkımızın ekserisi kendi bildiği dini yaşamaya devam edecekse bu durumda yapılması gereken, Rıdvan Biatinin yapıldığı yerdeki ağacı kutsal görüp ibadet yapmaya gidenleri, bu inançlarından vazgeçirmek için Hz Ömer’in eline baltayı alıp kestiği gibi türbelerle halk arasındaki bağı koparmak gerekiyor. Bugün nerede, içinde türbe olan bir cami varsa orayı ya cami yapmalı ya da türbe. Cami içindeki türbeleri ya başka bir yere taşımalı ya da türbenin cami özelliği kaldırılmalı. Vatandaş camiye gidince sadece ibadetiyle ilgilenmeli. Ayrıca camide metfun kişi için dua etmeye yönelmemeli. Ne sakıncası var demeyin. Camilerin içine defnedilerek bazılarına gösterilen ihtimam, halkımızı türbelere yöneltiyor. Çünkü “Bu adam, caminin içinde yatıyor ise bunun kabristanda yatan normal mevtalara göre bir ayrıcalığı var” diye düşünüyor olmalı.

***02/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

29 Aralık 2019 Pazar

Milli Piyango ve Kanal İstanbul ***

"Çılgın proje" diye sunulan Kanal İstanbul yapılır mı, yapılmaz mı bilmiyorum. Açıkçası Türkiye'nin, maliyeti yüksek bu projeye ihtiyacı var mı, bunun artısı ve eksisi ne olur, onu da bilmiyorum. Uzmanlarınca bu meselenin taraf gütmeden enine boyuna konuşulup tartışılması yerinde olur. Şayet yapılacaksa "Yap-İşlet-Devret" modeli ile yapılacağı söyleniyor. Maliyeti için de 75 milyar gibi bir rakamdan söz ediliyor.

75 milyar az bir rakam değil. Zira bu para bugünden yarına bu para kolay bulunmaz. Şayet bu "Çılgın proje" ye ihtiyaç var ve yapılacak ise bunun "Yap-İşlet-Devret" modeli ile yapılmasını istemiyorum. Çünkü birileri yapacak, işletecek, sonra devlete devredecek. Ölme eşeğim ölme! Devlet bu projeyi kendisi yapabilir. Ayrıca "Yap-İşlet-Devret" modeline de ihtiyacı yok. Bunun için bütçeden bir kuruş harcamasına da gerek yok. Kaynak nerede derseniz? Anlatayım efendim! Malumunuz bugünlerde televizyonlarımız, haberlerinin ilk başında milli piyango biletiyle yatıyor, milli piyango ile kalkıyor. Dağıtılacak paranın kaç balya olduğunu anlatıyor. Milli piyango bileti almak için bayilerin önünde sıraya girenlere mikrofonu uzatıyor: "Tam bilet size çıkarsa ne yapacaksınız" diye soruyor. Mikrofonlara konuşanın ekserisi "Yardım edeceğim" deyip parayı dağıtacağı yerleri bir bir sıralıyor. Milletimizdeki bu yardımseverlik duygusunu görünce biz kaç Kanal İstanbul yaparız dedim. 

Biliyorsunuz Kanal İstanbul projesi 75 milyara mal olacakmış. Hazır, Piyango İdaresi de 2020 yılbaşı çekilişinde 80 milyon dağıtacakmış. Milyonlarca kişinin tam, yarım, çeyrek bilet alarak ya çıkarsa dediği piyango çekilişinde, bir ya da birkaç kişi sevinecek. Sevinir mi sevinmez mi bilmiyorum ama bu para kime çıkarsa onu çıldırtır, bunu biliyorum. Çekilişle bir veya birkaç kişinin sevinmesi mi yoksa ülkenin sevinmesi mi dersek, herhalde tercihimiz ülkenin sevinmesi olur. Demem odur ki piyango çekilişi yapmadan piyango bileti için yatırılan paraları Kanal İstanbul yapımına yatıralım. Zaten kime mikrofon uzatılsa kendisine çıktığı takdirde "İhtiyaç sahiplerine vereceğim, başkasına yardım edeceğim" dediğine göre, yılbaşı çekilişindeki parayı "Çılgın projemiz" Kanal İstanbul'a yatırmaktan daha iyi hayır mı olur? Buna kimsenin itirazı olmaz. Böylece yardım edeceğim diyenler de test edilmiş, samimiyet sınavından geçirilmiş olur. Yeter ki devlet buna öncülük yapsın. Halkımız buna varım der. Hatta bu kampanyaya, bugüne kadar milli piyango bileti almayan ve piyangoya sıcak bakmayan diğer insanlarımız da katılır.

2020 yılbaşı çekilişinde, dağıtılması planlanan 80 milyon ile Kanal İstanbul'un yapımına bir başlanır. Bu proje bitinceye kadar vatandaşın aldığı piyango biletleri projeye aktarılır. Böylece bütçeden bir kuruş para harcamadan "Çılgın projemiz" yapılmış olur. Kanal İstanbul yapıldıktan sonra piyango bileti alanlar, aldıkları para kadar Kanal İstanbul projesinin ortağı olur ve kârından pay sahibi olurlar. 

Nasıl buldunuz bulduğum kaynağı? Çılgınlık bu demeyin, olmaz hiç demeyin. Milli piyango kime çıkarsa bugüne kadar örneklerinde gördüğümüz gibi çılgınca bir hayat yaşıyorlar, kendilerini kaybediyorlar. Haydan gelen bu parayı huya harcıyorlar. Bir kişi, böyle çılgınca yaşayıp çıldıracaksa varsın bu para "Çılgın proje"ye gitsin. Bu arada 2019 piyango biletinin talihlisi ortaya çıkmadı. Bu para bütçeye aktarılacak. Hazır bu parayı da bu "Çılgın proje'ye aktaralım. Haydi oldu olacak bu projeye isimlerini de verelim: Milli Piyango Kanal İstanbul.

***31/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.