3 Ekim 2019 Perşembe

Bekaret Satışı ***

Maddi sıkıntı yaşayan bazı kişilerin zaman zaman böbreğini satılığa çıkardığı haberlerini okuruz ve bu kişinin durumuna üzülmekle beraber bu satışı toplum olarak pek hoş karşılamayız. Çünkü her ne olursa olsun vücut ve organlar satılmaz ancak bağışlanır. Bu yüzden öldükten sonra organların bağışı özendirilir. 

Son yıllarda bir satış türü daha ortaya çıktı. Böyle giderse yaygınlaşacağa da benziyor. Nedir o derseniz? Bekaretini satılığa çıkaranlar tek-tük haber konusu ediliyor. Hatta satıştan öte ihaleyle en fazla parayı verenin oluyormuş bekaret. Öyle az para dönmüyor bu işlerde. Gazetelerin yazdığına göre milyonlar dönüyor bu sektörde. Bekaretini satanlarda böbrek satışı gibi bir ihtiyaçtan kaynaklanan bir satış söz konusu değil. Bekaretini satılığa çıkaranlar ev, araba alıp daha lüks yaşamayı hayat felsefesi kabul edenler arasından çıkıyor. Bir gecelik üç beş dakikalık bir zevk için bekareti satın alanlar ise genellikle siyasetçi ve iş adamı olan zenginler arasından çıkıyor. Bekaretini satanlar bekaretlerini satmakla kalmıyor, aynı zamanda "bekaretimi sattığımdan ailemin haberi var" veya "beni buna ailem teşvik etti" açıklaması yapanlar da var. Haberin içeriğinde boy boy çekilmiş teşhir amaçlı fotoğraflara da yer veriliyor.

Bekaretini veya vücudunu satışa çıkarıp daha sonra bir marifetmiş gibi yazılı ve görsel medyada boy gösteren bu bekaret satıcılarının haberleri gözümüze ilişince bu kadar da olmaz deyip nutkumuz tutuluyor, insanın küçük dilini yutası geliyor. Satan bu haltı işledi, bir de iyi bir şeymiş gibi bunu servis ediyor. Haydi diyelim ki bekaretini bir servete satanların gözü paraya doymaz, kazandıkları haydan gelir, huya gider, daha lüks yaşamak için kendisini tekrar satması gerekiyor. İlki kadar olmasa da vücudu yine para eder, güzelliği varken bunu paraya tahvil edecek. Merak ettiğim yazılı ve görsel basın bu iğrençliği haber diye niçin verir? Niçin onların emellerine alet olur? Haydi haber sıkıntısı çekiyorlar veya bu şekil çıplak pozlar daha fazla tıklanıp okunuyor, mecburen sayfalarında yer veriyorlar diyelim. Orta yerde büyük para ve servetlerin döndüğü bu tip haberlere genç kızlar ve üç-beş dakikalık bir zevk için servetini harcayabilecek zenginler, "Demek ki bu işler yapılıyor; alan razı, veren razı. Biz niçin yapmayalım" demeyecekler mi? Halihazırda dünyadan örneklerini ülkemiz insanına duyuran basınımız, aile kavramına biraz önem veriyorsa bu tip haberleri vermekten kaçınmalıdır. Çünkü bu tip haberler bu iğrençliğin yaygınlaşmasına sebebiyet verir. Basınımız unutmasın ki bir şeyi yapanla, yaygınlaşmasına sebep olan arasında bir fark yoktur. 

Fıtratın gereği kadının erkeğe, erkeğin kadına ilgi duyması doğaldır. Bu arzuların, bir aile kurularak giderilmesi emredilen ve tercih edilendir. Nitekim bu istekler çoğunlukla nikah çerçevesinde yürümektedir. Tarih boyunca adına zina denen ve toplumdan gizli yapılan yasak ilişkiler olmamış mıdır? Olmuştur. Vücudunu satarak para kazananlar olmuş mudur? Olmuştur, hala da devam etmektedir. Toplumların kanayan bir yarası olan nesli bozan ve aile kutsiyetini hiçe sayan bu fuhuş, hep gizliden gizliye yürümüştür. Çünkü toplum bu tip ilişkilere sıcak bakmaz ve ayıplar. Aile yapısının köküne dinamit koyan bu gizli ilişki türü de tasvip edilmez ama işi bekaret satma ve satın alma noktasına götürüp bunu basın aracılığıyla dünyaya duyurmanın hiçbir makul izahı ve ahlaki yönü yoktur. Evet "namus iki bacak arasından ibaret değildir" ama bekareti satmanın ve bunu dünyaya duyurmanın neresinde ahlak ve namus vardır? Bence bu değerlerden önce bu tiplerin insanlığı sorgulanmalıdır. Merak ettiğim feministler bu satışa ne diyor?

Toplumları bozmanın yolu, aile kavramını yok etmekten geçer. En kötüsü de suçların alenileşmesidir. Suçların, namussuzluk ve iffetsizliğin önüne geçemiyorsak, bari bu iğrençliklere haber diye yer vermeyelim. Çünkü bu, iffetsizliğin alenileşmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunur.

***08/10/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Akar Yanınız Aşağıda mı Mübarekler! *


Bir akşam 8.30 sularında arabama yakıt aldıktan sonra evime doğru giderken yolun iki tarafına park edilmiş araçların olduğu bir markete girmek istedim. Yolun sağı, solu park edilmiş araçlarla dolu. Gözüme, arabamı rahatça park edebileceğim bir yer ilişti. Bir tek burası boş. Niçin buraya araç konmadı acaba diye düşündüm. Dükkan önü olduğu için konmamış olabilir. (Sanki diğer yerler dükkan önü değil) Belki de benim için boş bırakıldı, kim bilir? (Bu kadar düşünceli bizim insanımız) Aman neyse ne! Markette fazla oyalanmayacağım. Zaten alacağım birkaç kalem. Üstelik bu boşluk da tam bana göre. Hiç manevra yapmadan park edebileceğim aracı. Park edip hızlıca markete yöneldim.
Markette 10-15 dakika kadar oyalandım. Çıkıp arabamın yanına geldim. Bagajı açmaya davrandığımda arabam, başta bagajın üstü ve tavanı olmak üzere camlara varıncaya kadar lekelenmişti. Bu kadar kısa bir zaman zarfında arabanın üzerine bu düşenler ne olabilir? Olsa olsa ağacın yaprakları düşmüş olmalı dedim. Biraz daha eğildim. Yaprak değildi. Ağaca tünemiş kuşlar pislemişti. Bir, üç, beş yere birden değil; neredeyse arabamın her bir yerine kuşlar made in bird deyip imzalarını atmışlardı. Anlaşılan akşama kadar yemişler, içmişler, tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için aralarında anlaşmışçasına dişinizi sıkın, nasılsa akşama bir çaylak gelir, ona bir hoş geldin partisi düzenler; geldiğine geleceğine pişman ederiz demiş olmalılar.
Mübareklerin akar yanı aşağıda mı ne! Mermi gibi aynı anda salmışlar. Hepsi de nokta atış. Talimliler belli ki... Merak ettiğim, akşam erken saatte tüneyen bu kuşlar, ağaçta o kadar çok muydu? Her biri, bir defa mı imzasını attı yoksa mermi atar gibi arka arkaya mı saldılar? Umarım, sermayelerinin tamamını benim arabama harcamamışlar, az sonra gelecek bir araca da biraz ayırmışlardır ve bir ayrım yapmaksızın kardeş payı yaparlar. Şayet tüm eforlarını benim arabama sarf etmişlerse üzülürüm doğrusu. O zaman biz insanlardan bir farkları kalmaz. Çünkü ben kuşları ayrım yapmaz diye bilirim. Ne de olsa insan değiller.
5-6 parçadan oluşan tek kalemlik eşyayı bagaja koyar koymaz soluğu evde aldım. Elime bezi alarak kuşların imzasını kurutmadan sıcağı sıcağına sildim. Silerken de az homurdanmadım: Akşam akşam derdime neydi de markete gitmişim? Başka park edecek yer yok muydu da ağacın altını araya araya bulmuşum gibi. Ben sildikçe beyaz arabam sarardı. Allah hayırlarını versin. Çok beklemiş olmalılar benim gelmemi.
Her hayırda bir şer, her şerde de bir hayır olabilir. Acaba bu şerden bir hayır çıkarabilir miyim diye düşündüm. Kuşun başa konması ya da kuşun üzerine pislemesine, başına talih kuşu kondu denir. Kuş ha başıma s.çmış ha arabama! Ne fark eder? Üstelik hepsi birden arabama etmiş dedim. Batıl inanç ama bir an için acaba bahtım mı açılıyor diye düşünmeden edemedim.
Kuşların toplu eyleminin ardından kaç gün geçti bahtımın açıldığı falan yok. Ben yine aynı yerinde sayan birisiyim.
Siz siz olun, ne gündüz ne de akşam vakti, sakın ola ki aracınızı bir ağacın altına koymayın. Gidin güneşin altına koyun. Aracınız varsın yansın. Bunun sakalı yok diye büyük sözü dinlemez, aracınızı bir ağacın altına koyarsanız görürsünüz gününüzü. Demedi demeyin…

* 21/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.





1 Ekim 2019 Salı

Enerji Tasarrufu Tedbirlerim ***

01 Temmuz'dan itibaren elektriğe gelen zamdan sonra 01 Ekim'den geçerli olmak üzere gelen ikinci zam, beni ister istemez enerjide tasarruf yapmaya sevk edecek görünüyor. Benim tasarrufum bana. Başkasını bağlamaz. Olur ya! Yok mu bu işi ucuza getirmenin yolu diyen olursa diye, uygulamayı düşündüğüm enerji tasarrufumu takdirlerinize sunuyorum:

*Akşamları televizyonu açıp haber, tartışma programı, dizi vs izlemeyeceğim.

*Kolay kolay masaüstü bilgisayarını kullanmayacağım.

*Telefonumun şarj ihtiyacını, çalıştığım kurumun prizlerinden ya da eş-dostun evinde otururken gidereceğim. Efendim telefonumu bir şarja koyabilir miyim, diyeceğim. "Efendim, bizim şarj cihazımız sizin telefona uymaz denirse cebimden ya da çantamdan şarj cihazımı çıkarıp bende var, efendim! Şunu takın, diyeceğim.

*Lüzumsuz ve gereksiz lambaları söndüreceğim. Tasarruf ampullerinden öte voltajı en düşük ampullerle odaların lambalarını değiştireceğim.

*Akşam ışıklar yokmuş gibi davranıp tüm işlerimi gündüz güneş ışığı varken halledeceğim.

*Buzdolabı hariç prizlerde takılı ne kadar fiş varsa çıkaracağım.

*Akşam, yatsı ve sabah namazlarını kılmak veya başka ihtiyaçlarımı gidermek için sokak lambalarından -şayet yanıyorsa- azami derece istifa edeceğim.

*Erken yatıp erken kalkacağım. Gece kuşu gibi evde dolaşıp durmayacağım. Gece lavabo ve wc ihtiyacım baş gösterirse ışığı yakmamak için hava aydınlanıncaya kadar kendimi yatağın içinde sıkacağım. Gerekirse kıvranacağım.

*Zorunlu hallerde kullanmak üzere evde bir gaz lambası bulunduracağım. Yeni bir gaz lambası almamak için eskiden kalma gaz lambası varsa annemden isteyeceğim.

*Aydınlanmak için ışık yakmam gerekiyorsa evde sadece bir odanın ışığı yanacak. Aile efradından isteyen istediği odaya geçip ışık yakamayacak. Herkes tek odada oturacak.

*Başka odadan bir eşya alınacaksa ışık yakılmayacak. El feneri kullanılacak. El feneri yoksa cep telefonunun ışığından veya fenerinden yararlanılacak.

*Fırına ihtiyaç duyan her türlü pasta, kek vb hamur işi ikinci bir emre kadar yapılmayacak. Tost vb. yiyecekler için tost makinesi çalıştırılmayacak. Gerekirse ekmek tavada ısıtılacak.

*Kirli çamaşır birikmeden çamaşır makinesi çalıştırılmayacak. Zorunlu hallerde çamaşır elde yıkanacak. Bu iş kesinlikte gündüz vakti yapılacak.

*Yıkanan çamaşır, ütü istiyorsa ütü kullanılmayacak. Çamaşır daha önceki ütü yerlerinden katlanılarak minderin altına konacak. Bundan sonra kıyafet alırken ütü istemeyen kıyafetlerin alınmasına öncelik verilecektir.

*Akşam misafir kabul edilmeyecek. Her türlü misafir kabulleri gündüz vakti yapılacaktır. Zorunlu hallerde akşam misafir kabul edilecekse; misafirden, eve geldiğinde zile basmaması istenecek. Misafir içeri alınırken, uğurlanırken veya ikram esnasında ışık yakılacak. Oturma esnasında ışık söndürülüp karanlıkta oturulacak veya gaz lambası yakılacak. Oturma esnasında iki odanın ışığı yanmasın diye haremlik selamlık uygulanmayacak. Kadın-erkek, çoluk-çocuk aynı odaya oturacaktır.

*Bulaşık makinesi zorunlu haller dışında çalıştırılmayacak. Bunun yerine ellerimiz çalışacak. Eşim yıkayacak, ben de durulayacağım.

Daha neler neler... Uyguladığım bu tasarruf tedbirleri sonucunda, üretilen elektrik elinde kalan elektrik dağıtım şirketleri, evime kadar gelip Allah aşkına vazgeç bu sevdadan. Al elektriği kaçtan istiyorsan, senin dediğin olsun diyecek. Bekleyip göreceğiz. Bakalım er mi yaman, bey mi yaman?

***05/10/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.