13 Mayıs 2019 Pazartesi

Güneş ve Ay ***

Güneş ve Ay, Allah'ın ayetlerindendir. (Fussilet 37) Her biri kendi yörüngesinde yüzüp gitmektedir. (Yasin 40) Yine Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir. (Rahman 5) Bizler zamanla ilgili hesap işlerimizi de Güneş ve Aya göre yapmaktayız. Ramazanın başlangıç ve bitişini ve dini bayramlara kavuşmayı yeni aya(hilal) göre yaparız. Bir oruç terimleri olan sahur, imsak ve iftarı güneşe göre yapmaktayız.

Hasılı Güneş ve Ay, Allah'ın kendilerine verdiği görevi bıkmadan usanmadan yerine getirmeye devam ediyor. Kıyamet kopana kadar da bu görevlerini ifa edecekler. O zaman sorun ne diyebilirsiniz. Aslında sorun yok. Sorun benim gibi sorun arayanlarda. Hele bir de şimdiki gibi gündüzü uzun ramazanlarda oruç tutuyorsanız güneşin batışını hem merak hem de dert edinirsiniz. Mübarek, ne zaman ramazan ayı gelse iki taraflı bizi kıskaca alır. Alır başını gider. Ne imsak ilk başladığımız anda durur ne de iftar yerinde sayar. Rahmet ayı ramazanda imsak, biraz tolerans tanıyıp güneşin doğuşuna doğru yaklaşacağı yerde gecenin karanlığına doğru kaçıyor, iftar da gündüzü kısaltacağı yerde gün batımını uzatıyor. Yani güneş, imsak ve iftar makasını daraltacağı yerde gör gününü dercesine makası iyice açıyor.

Ne diyorsun sen? Ne dediğinin farkında mısınız dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Ben oruç oruç ne yaptığımı biliyor muyum? Kızacak birisini arıyordum. Kime çatsam onlar da bana çatıyor. Göreviyle ilgili ve görevi dışında tartışmalara katılmayan bir Güneş'i buldum. Nasılsa ben hakkında yazıp çizerken bana kızıp bağırmıyor, kendinde misin demiyor. Böyle olunca kendimi tatmin etmeye çalışıyorum. Güneş'e olan bu serzenişim ne zaman ramazan gelse depreşiyor. Ne zamana kadar devam eder derseniz günler kısalır, geceler uzar, imsak güneşin doğuşuna doğru koşar, gün batımı da ikindiye doğru geriler, akşam birden olursa işte o zaman güneşe olan rezervimi kaldırırım.

Ben böyle diyorum fakat Güneş dile gelerek bana "Sen bana kızsan, gönül koysan da ben bana verilen görev ne ise onu yapıyorum, tercih hakkım yok. Sen en iyisi mi benimle uğraşmayı bırak, şu mübarek günleri iyi değerlendirmeye bak. Bugünler bir daha kolay kolay gelmez. Sen adam gibi oruç tutmak mı istiyorsun? O halde memurların pazartesi sendromu gibi haftanın ilk iş gününe giderken ölümüne işe gittikleri gibi oruç tutmayı bırak. Kendini oruca verirken aynı zamanda işine yoğunlaş. Sendeki bu psikoloji yok olmadığı müddetçe kışın oruç tutarken bile orucu dert edinirsin. Anladığım kadarıyla sen boşsun. Boş adamın kulağını şeytan doldurur. Sonra oruç tutuyorsan bu afra ve tafra neyin nesi? Bana mı oruç tutuyorsun, sevabın bana mı sanki" dedi. Valla haklı! Ne diyeceğimi şaşırdım. En iyisi gönül rahatlığıyla oruç tutmak. Allah kabul etsin!

***30/05/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



Kucaklayıcı Dil Olmazsa Olmazımız Olmalı


Kucaklayıcı dili bırakalı çok oldu. Herkese kızıp bağırıyor, ayar veriyor, had bildiriyoruz. Adam alınır, kırılırmış, bu insanların da onuru varmış diye bir düşüncemiz kalmadı. 

Bir iyi yönümüz var, belki de en adil yönümüz bu. Kızıp bağırma konusunda kimseye ayrım yapmadık. Kim bizden kopup gitmişse, kim bize küsmüşse, kim bize itaat etmemişse, kim bizi eleştirmişse daha doğrusu kim suyumuzu bulandırmışsa nasibini aldı. Bu adam döner dolaşır, yarın bize geri gelir ya da biz onlara muhtaç oluruz diye bir derdimiz hiç olmadı. Niye olsun ki sevenimiz çok nasılsa. Elimizi sallasak ellisi birden gelir. Bazısı çekip gitse ne kaybederiz ki? Sonra kimin, ne haddine bizi eleştirmek! Biz her şeyin en doğrusunu ve en iyisini yaparız. Biz daha önce kimsenin yapmadıklarını yaptık. Biz olmazsak memleketi bilmem ne götürür, millet açlıktan ölürdü. Kadir kıymet bilmeyenlerin kafasına vura vura anlatmak lazım yaptıklarımızı. Baktık anlamıyorlar mı? Gerekirse nankör ilan ederiz. Daha önce bizimle iş tutup çekip gitmiş mi? Böylelerini de hain ilan ederiz. Sonra bizim yanımızda olmaya milletin eli mahkum. Sanki bizim başka alternatifimiz mi var? Karşımızdakilerin hepsini toplasak bir biz etmiyorlar. 

Böyle düşündük ve düşündüğümüzü fiiliyata dönüştürdük. Hasılı sevenlerimizden çok karşımızda, sevmeyen ve nefret eden koca bir blok oluşturduk. Dün ellerimizle herkesi kucaklayan biz, herkesi yanımızdan kaçırmaya başladık. Bu gidişle fanatik az sayıda sevenimizin dışında yanımızda kimse kalmayacak. O sevenlerin de kırıp dökmede üstlerine yok maalesef. Sonuç ilk çıktığımız ana döneceğiz. Sen, ben, bizim oğlan kalacağız.

Durumumuz bu iken yapacağımız tek şey yeniden kucaklayıcı bir dil kullanarak yeniden gönül ve kalpleri kazanmak deyip üzerimizdeki ölü toprağını silkelemek gerekirken kızgın sirke küpüne zarar verir misali yine kırıp dökmeye devam ediyoruz. Üstelik herkese, her kesime korku dağları salıyoruz. Hala insanlara tepeden bakmaya devam ediyoruz. İblisin burnunu sürten kibrin her türlüsünü üzerimizde taşıyoruz.

Eğer aklımızı başımıza almazsak başladığımız noktayı mumla arayacağız. Çünkü başlangıçta yalnızdık ama bir itibarımız vardı. Bugün gücümüz var, itibarımız yok. Tekrar başa dönerken itibarı da geride bırakarak döneceğiz. 

Bugün bu durumdan kurtulmak daha da geriye gitmemek istiyorsak bunun reçetesi kucaklayıcı dildir, herkese zeytin dalı uzatmaktır, insanları olduğu gibi kabul etmektir, insanlara değer vermektir, dilimizi düzeltmektir. Biz şu konularda hata ettik, insan onurunu hiçe saydık, herkesten şüphelendik, herkese suçlu muamelesi yapıp sakıncalı piyade ilan ettik, tevazuun önüne kibri koyduk, ehliyet ve liyakati rafa kaldırdık, demektir. Böyle yaparsak erimeyi durdurup yeniden büyümek için elimize bir fırsat daha geçebilir. Yoksa elimize bir daha fırsat geçmeyecek şekilde durumumuz vahimdir: Yok oluştur.


12 Mayıs 2019 Pazar

Onlar Şimdi Asker!

Bundan 28 yıl önce aynı batında dünyaya geldiler. Aynı ev ve aynı ortamları soludular. Beraber oynayıp koştular. Dağın yamacından beraber yuvarlandılar. Birer hafta ara ile düşerek biri sağ, diğeri sol kaşını yaraladı. Yine bir hafta ara ile hastalanıp hastanede tedavi gördüler. Aynı günde sünnet oldular.

6 yaşına geldiklerinde okullu oldular. Anasınıf, ilkokul ve ortaokulu aynı okul, aynı sınıfta okudular. 

Lise ve üniversitede yolları ayrıldı. Ayrı liseleri okudular. Farklı üniversitenin aynı bölümlerini bitirdiler.

Göreve başlayıp aynı işi yapıyorlar. Düğün paralarını biriktirdiler. (Babalarına verecek değiller ya...)

Mürüvvetlerini görme zamanı gelince "Düğünümüz ayrı olsun" dedi biri. Öbürü tamam dedi. 40 gün arayla düğünleri yapıldı. 

Bu düğünü ayrı zamanda yapma âdeti de nereden çıktı? Halbuki ne de alışmıştık her şeylerini anca beraber kanca beraber yapmaya. Toptan olunca hem tatlı telaşe bir çırpıda halledilebiliyor hem de daha hesaplı oluyordu. Hesap ve maliyeti hele toptan olmayı yabana atmayın.  Küçüklüklerinde ağabeyleriyle birlikte  sünnetlerini yaptırmış, üçünün sünnetini tek yemek vermek suretiyle tek masraf ve tek telaşta halletmiştik. Hatta sünnetçi, sünneti eski parayla 2,5 milyona yaptığını söylemişti. Kendisine toptan olunca kaça yaparsın dediğimde 2 milyondan yaparım demişti. Böylece üçünü bir arada sünnet yaptırarak aynı zamanda 1,5 milyon tasarruf edebilmiştik. Hasılı babanın hesap ve kitap yaparak  iki düğünü bir arada yaparız hayali böylece suya düştü. Halbuki düğün pilâvından tasarruf etme idi babanın tüm düşüncesi. Neyse olan oldu artık. Senin hesap tutmamış demeyin. Evet tutmadı ama olan bana değil kendilerine oldu. Benim param cebimde kaldı. Pamuk ellerini ceplerine atarak düğün yemeklerinin parasını da kendileri verdiler. 

Farklı günde düğün yapma, birinin babaya açtığı ilk isyan bayrağıydı. Öbürü üniversite yıllarında kullanmıştı bu hakkını. Gençlik böyle bir şey olsa gerek. Ne ana dinler ne  de baba. Hele bir de işin içerisinde gönül olunca ferman dinler mi?

Hâlâ isyanları devam ediyor mu derseniz... Nerede? Evlilik sonrası daha bir uysal oldular. 

Şimdi ne mi yapıyorlar? Ayrı düğün yapmak suretiyle ayrılan yolları tekrar kesişti. Ne de olsa göbekleri beraber kesildi. Bu gece askere gidiyorlar. Onlar şimdi asker. Yine anca beraber kanca beraber askere gidiyorlar. Aynı gün gidip aynı gün gelecekler inşallah! 

Hayırlı tezkereler! Güle güle gidip güle güle gelin inşallah!