Kucaklayıcı dili bırakalı çok oldu. Herkese kızıp
bağırıyor, ayar veriyor, had bildiriyoruz. Adam alınır, kırılırmış, bu
insanların da onuru varmış diye bir düşüncemiz kalmadı.
Bir iyi yönümüz var, belki de en adil yönümüz bu. Kızıp
bağırma konusunda kimseye ayrım yapmadık. Kim bizden kopup gitmişse, kim bize
küsmüşse, kim bize itaat etmemişse, kim bizi eleştirmişse daha doğrusu kim
suyumuzu bulandırmışsa nasibini aldı. Bu adam döner dolaşır, yarın bize geri
gelir ya da biz onlara muhtaç oluruz diye bir derdimiz hiç olmadı. Niye olsun
ki sevenimiz çok nasılsa. Elimizi sallasak ellisi birden gelir. Bazısı çekip
gitse ne kaybederiz ki? Sonra kimin, ne haddine bizi eleştirmek! Biz her şeyin
en doğrusunu ve en iyisini yaparız. Biz daha önce kimsenin yapmadıklarını
yaptık. Biz olmazsak memleketi bilmem ne götürür, millet açlıktan ölürdü. Kadir
kıymet bilmeyenlerin kafasına vura vura anlatmak lazım yaptıklarımızı. Baktık
anlamıyorlar mı? Gerekirse nankör ilan ederiz. Daha önce bizimle iş tutup çekip
gitmiş mi? Böylelerini de hain ilan ederiz. Sonra bizim yanımızda olmaya milletin
eli mahkum. Sanki bizim başka alternatifimiz mi var? Karşımızdakilerin hepsini
toplasak bir biz etmiyorlar.
Böyle düşündük ve düşündüğümüzü fiiliyata dönüştürdük.
Hasılı sevenlerimizden çok karşımızda, sevmeyen ve nefret eden koca bir blok
oluşturduk. Dün ellerimizle herkesi kucaklayan biz, herkesi yanımızdan
kaçırmaya başladık. Bu gidişle fanatik az sayıda sevenimizin dışında yanımızda
kimse kalmayacak. O sevenlerin de kırıp dökmede üstlerine yok maalesef. Sonuç
ilk çıktığımız ana döneceğiz. Sen, ben, bizim oğlan kalacağız.
Durumumuz bu iken yapacağımız tek şey yeniden kucaklayıcı
bir dil kullanarak yeniden gönül ve kalpleri kazanmak deyip üzerimizdeki ölü
toprağını silkelemek gerekirken kızgın sirke küpüne zarar verir misali yine
kırıp dökmeye devam ediyoruz. Üstelik herkese, her kesime korku dağları
salıyoruz. Hala insanlara tepeden bakmaya devam ediyoruz. İblisin burnunu
sürten kibrin her türlüsünü üzerimizde taşıyoruz.
Eğer aklımızı başımıza almazsak başladığımız noktayı mumla
arayacağız. Çünkü başlangıçta yalnızdık ama bir itibarımız vardı. Bugün gücümüz
var, itibarımız yok. Tekrar başa dönerken itibarı da geride bırakarak
döneceğiz.
Bugün bu durumdan kurtulmak daha da geriye gitmemek
istiyorsak bunun reçetesi kucaklayıcı dildir, herkese zeytin dalı uzatmaktır,
insanları olduğu gibi kabul etmektir, insanlara değer vermektir, dilimizi
düzeltmektir. Biz şu konularda hata ettik, insan onurunu hiçe saydık, herkesten
şüphelendik, herkese suçlu muamelesi yapıp sakıncalı piyade ilan ettik, tevazuun
önüne kibri koyduk, ehliyet ve liyakati rafa kaldırdık, demektir. Böyle
yaparsak erimeyi durdurup yeniden büyümek için elimize bir fırsat daha
geçebilir. Yoksa elimize bir daha fırsat geçmeyecek şekilde durumumuz vahimdir:
Yok oluştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder