5 Mayıs 2019 Pazar

Doğu Toplumlarında Eleştiri Kültürü

Bana Doğu toplumu içerisinde mi yoksa Batı toplumu içerisinde mi yer almak istersin dense Batıda yaşayan bir Doğulu olmayı tercih ederim. Neden derseniz? Doğu toplumu olmak zor gerçekten.
*Eleştiri kültürü gelişmemiştir. 
*Eleştiriye açık değildir. Kazara biri eleştirmeye kalkınca başımızdan kaynar sular dökülmüş gibi hissederiz kendimizi. Bakmayın siz ben eleştiriye açığım dediğimize.
*Eleştiriye cevap verme gibi bir lüksümüz yoktur.  Eleştirisinden ziyade eleştirenin niyetini okuruz. Üzerinde algılar oluşturarak saldırıya geçeriz. Düşman ilan eder, en hafifinden dışlarız.  Gücümüz yeterse işinden aşından eder, ekmeğini keseriz.
*Hoşnutsuzluk dile getirilemez. Çünkü yapılması gereken yapılmıştır. Olana veya dayatılana razı olacaksın. Herkesin bildiğini alenen dile getirmeyeceksin. Kol kırılıp yen içerisinde kalacak. Sağır sultanın duyduğunu "Kral çıplak" demeyeceksin. Dersen hain, nankör olursun. Kapalı kapılar arkasında söylenenler alenen söylenmez. Çünkü ne olur ne olmaz. Kazara biri çıkıp "Kral çıplak" dese yalnız kalır. Söylediğine söyleyeceğine pişman olur.
*İyi gitmeyen bir şey varsa kapalı kapılar ardında eleştirilir, hoşnutsuzluk dile getirilir. Ortama çıkınca herkes halinden ve ortamdan memnunmuş gibi bir görüntü sergiler.
*Her şeyi göze alıp içeriden biri eleştiri yapmaya kalkınca hain, eleştiri camianın dışından gelirse o kimse düşman ilan edilir.
*Eleştir yapmaya kalkan kişi fanatik taraftarların önüne atılır. Boğdurulur.
*Ülkenin veya camianın başına olumsuz bir şey gelirse bizden kaynaklanan bir hata var mı diye yüzleşilmez. Dış saldırı var denir. İhale dışarıya kesilir.
*Düşmansız veya rakipsiz yaşanmaz. Mutlaka bir düşman veya rakibimiz olur. Yoksa icat ederiz. Sevenlerimizi düşman veya rakiplere karşı doldururuz. Kendi yaptığımızdan ziyade rakipleri kötüler veya eleştiririz.
*Eleştiren, eleştirel yaklaşanlar veya yapıcı eleştiri yapanlar layık olsalar bile herhangi bir makam veya mevkiye getirilmez. İstenen muti ve uyumlu tiplerdir.
*Yeni ve farklı düşüncelere açık değildir.  Eski köye yeni âdet getirilmez. Klasik ve yerleşik düzen dışına çıkılmaz. Yenilik ve gelenek çarpışması olursa gelenek daima baskın çıkar. Farklı görüş ve fikri savunanlar bir kaşık suda boğulur. Halkta karşılığı varsa konuşması engellenmeye çalışılır. En hafifinden sapık ilan edilir, ötekileştirilir.
*Rakibimizin veya başka söz söyleyenlerin sözünde doğruluk payı olabileceği düşünülmez. Tek doğru kendi savunduğumuz fikirdir. Başkasının görüşünün doğru olduğunu kabullenmek savunduğumuz fikir veya görüşten taviz vermek anlamına gelir. Kimse bizim görüşümüzü çürütemez.
*Fikir ve düşünce, halkın ve aydınların içerisinde kendiliğinden oluşmaz. Yukarıdan dayatılır. Yukarı bizim için en uygun olan görüşü bulur ve ilan eder. Bize düşen, dayatılan görüşün taraftarı olmaktır.
*Hiçbir şey suhuletle tartışılmaz. Yangına körükle gidilir. Çünkü fikirlerin tartışılmasından hakikatın ortaya çıkması istenmez.
*Eleştiri kültürü olmayınca gelişme olmaz., kayma değer üretilmez. Mevcut halimizden daha da geriye giderek yaşamaya devam ederiz.
*Bizi hayata bağlayan ve belki de yaşama sebebimiz Necip Fazıl'ın dediği gibi düşmanımızın hızıdır:
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..

İşte Şimdi Yandın Ramazan!

56 yaşındayım. İhtiyar sınıfına girmiş olsam da çok ihtiyarladığımı kabul etmeyen birisiyim. Kendimi orta sınıfın biraz ilerisi kabul ediyorum. Cuma günü başıma gelenden sonra ihtiyarladığımı kabul etmeye başladım. Nedenini öğrenince siz de hak vereceksiniz.

Cuma günü pazar ihtiyacını karşılayıp ardından cuma namazına gideyim planı yaptım. Abdestimi aldım. Pazara giderken bir düşüncedir aldı beni. Acaba ayaklarımı yıkadım mı diye. Düşün, taşın bir türlü ayaklarımı yıkadığımı aklıma getiremedim. Eskiden olsa aklıma böyle bir şüphe gelse düşünür düşünür, ayaklarımı lavaboya kaldırdığımı ve yıkadığımı çıkarırdım. Baktım olmayacak, işin ucunda abdestsiz namaz kılmak da var. Pazar dönüşü tekrar abdest aldım. 

Abdest aldıktan sonra kendi kendime işte şimdi yandın Ramazan dedim. Artık ihtiyarlık sınıfına girmiş, ihtiyarlığın özelliklerini üzerimde taşımaya başlamışım. Unutuyorum artık anlayacağınız. Daha düne gelinceye kadar ihtiyarladığımı kabullenmekte zorlansam da durum bu. Gerçekler acı maalesef... Belki de bu, daha iyi günlerim. Beterin beteri var. Bir gün yataktan uyandığımda yanımdaki eşime "Sen de kimsin" deme durumum da ortaya çıkabilir, kıldığım namazı bir daha kılabilirim.

Şöyle geriye dönüp bir bakıyorum. Hey gidi günler diyorum. Hafızasına çok güvenen; duyduğunu ve gördüğünü unutmayan, etrafın iyi hafızan var demesiyle havalara giren Ramazan şimdi iki defa abdest alıyor. Herhangi bir meselede "Siz bunu yanlış hatırlıyorsunuz, aradan yıllar geçti, unutmuş olabilirsiniz" diyen biri olduğunda rica ederim. Değil o dediğini unutmayı; ben, 1974 yılında 4.sınıf öğrencisi iken ablama dünürcü gelen eniştemin ağabeyinin dişi sızladığından dolayı suyu ne şekilde içtiğini bile hatırlıyorum derdim. (Suyu normal su bardağı ile değil de abdest ıbrığının ülüğünü ağzının içine alarak içmişti.) Ya şimdi? Az önce aldığım abdestin üzerine bir abdest daha alıyorum. Hey gidi Ramazan! Sen ki ortaokul ve lise arkadaşlarının dört rakamlı sınıf numaralarını hala biliyorum diye övünüyorsun. Şimdi düştüğün duruma bak! (Bir ara sınıf arkadaşlarımdan biri ile çarşıda oturup çay içtik. Kuru yemiş alacakmış. Kalkıp bir dükkana girdik. Yapacağı alışverişi yaptı. Ardından ödeme için kredi kartını uzattı. Arkadaşım kartı verdikten sonra dükkândaki ürünlere göz gezdirmeye başladı. Dükkan sahibi "Şifrenizi girer misiniz" dedi. Bizimkinin kulağı biraz ağır duyduğu için duymadı. Dedim bunun şifresi okul numarası olabilir. Onun yerine şifresini ben girdim. Şifre okul numarasıymış.) 

Hali pürmelalim bu. Sanırım niçin yandığım anlaşılmıştır.

Ramazan ve İnfak ***

06/05/2019 Pazartesi itibariyle on bir ayın sultanı ramazan ayına girmiş ve ilk orucumuzu tutmuş olduk. Yazıma başlarken “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş” olan ramazan ayının hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Ramazanın feyzinden yararlanmak hepimize nasip olur inşallah. Bu ayda oluşacak hoşgörü ikliminin tüm yıla yayılmasını canı gönülden arzu ediyorum. İçinde riyanın olmadığı belki de tek ibadet olan -tutacağımız- oruçların kabul olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Ramazan bizim için sadece oruç tutmaktan ibaret değil elbet. Aynı zamanda Kur’an ayıdır. Mukabelesi, teravih namazı, itikaf, sadakayı fıtır, fidye gibi ibadet çeşitlerini bünyesinde barındırmaktadır. Bunun yanında ramazan hayır ve hasenatın bol olduğu, yardımlaşmanın zirveye çıktığı aydır. Tuttuğumuz oruçla bu ay, nefsimizi terbiye ederken yaptığımız yardımlarla da paramızı temizlemekte ve bereketini artırmaktayız. Normal şartlarda ramazana özgü sadakayı fıtırın dışında dinen zengin sayılan insanımızın çoğu zekatlarını da bu ay ihtiyaç sahiplerine vermektedir. Belki de bundan hareketle Diyanet İşleri Başkanlığı 2019 Ramazan ayı teması olarak “Ramazan ve İnfak” başlığını belirlemiş. İsabetli bir konu. Öncelikle DİB’i tebrik ediyorum. Çünkü her ne kadar ramazan denince aklımıza oruç tutmak gelse de infak, ramazan orucundan ayrılmayan bir ibadettir.

Diyanet, 2019 Ramazan temasını belirlerken halkımızın daha çok kullandığı “Ramazan ve Zekat” yerine “Ramazan ve İnfak”  başlığını seçmesi bana daha anlamlı geldi. Çünkü nisap miktarı mal veya paraya ulaşan, dinen zengin sayılan kişilerin malından veya parasından kırkta bir oranında vermekle yükümlü oldukları zekat ibadetini de kapsayan bir ibadettir infak. Ne demek infak? “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir.” (İslam Ansiklopedisi-Mustafa Çağrıcı) Özellikle ekonomik bir darboğazdan geçtiğimiz bu günlerde ihtiyaç sahiplerinin daha fazla görüp gözetilmesi gerekiyor. Ben Diyanet’in zekat yerine infakı seçmesinden “İçinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntı dolayısıyla bu yıl daha fazla fakir-fukarayı görüp gözetin, her yıl verdiğinizden daha fazlasını verin” şeklinde bir mesaj çıkarıyorum.

Zekat, sadaka, infak, yardım kolisi vs adına ne dersek diyelim, yardım yaparken -hepimizin bildiği- dikkat edeceğimiz hususları aşağıda tekrarlamak istiyorum:
1) İnfak gösterişten uzak, yalnız Allah rızası için yapılmalıdır. 
2) İnfakta bulunan kişi onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır. 
3) Yapılan yardım en iyi ve en kaliteli mallardan seçilmelidir. 
4) İnfakın yerine ulaşması için gerçek ihtiyaç sahipleri tespit edilmelidir. Zekâtın öncelikle kendilerine zekât verilebilecek akrabaya ödenmesi, daha sonra diğer yakınlara, komşulara ve çevreye verilmesi uygun görülmüştür. Zekât dağıtımında malın bulunduğu/kazanıldığı yerdeki fakirlere öncelik tanınır. (İslam Ansiklopedisi)

Allah yapacağımız infakları kabul etsin. Ramazanımız mübarek olsun!

***07/05/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.